• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 6 °C

Feyzioğlu 2015'i Değerlendirdi; "Sulh Ceza Hâkimleri İktidarın Sopası Oldu"

Feyzioğlu 2015'i Değerlendirdi; "Sulh Ceza Hâkimleri İktidarın Sopası Oldu"
Türkkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, eçen yıl Türk hukuk sistemi ve yargısının geldiği yerden endişe duyduğu söyledi.

Metin Feyzioğlu, “Maalesef adaletli bir yıl olmadı. Haberin içeriğinde işaret edilen suçları işleyenler baş tacı yapıldı. Sulh Ceza Hakimlikleri iktidarın yeni sopası oldu. Yüzlerce askerimiz ve polisimiz şehit edilirken PKK’yı romantize edenler türedi” dedi.

Sulh Ceza Hâkimleri iktidarın sopası oldu

Yargıya yapılan müdahalelerin, adalete olan güveni iyice azalttığını belirten TBB Başkanı Feyzioğlu, haberlerin içeriğinde işaret edilen suçları işleyenlerin baş tacı yapıldığını söyledi.

Türkkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, 2015 yılını YENİÇAĞ’a değerlendirdi. Önemli açıklamalarda bulunan Feyzioğlu, geçen yıl Türk hukuk sistemi ve yargısının geldiği yerden duyduğu endişeleri dile getirdi. Özellikle sulh ceza mahkemelerinin işleyişine vurgu yaparak önemli uyarılarda bulunan Feyzioğlu, şunları kaydetti:

 “Maalesef geçtiğimiz yıl adaletli bir yıl olmadı. Yargıya müdahaleler adalete olan güveni iyice azalttı. Düşünce ve basın özgürlüklerinde demokratik standartlar açısından çok gerilere düştük. Gazetelere taşlı sopalı saldırılar oldu. Medya kuruluşlarına siyasi iktidarın pek yakını olan kişiler kayyım olarak atandı. Haber yapan gazeteciler hapse atıldı. Haberin içeriğinde işaret edilen suçları işleyenler baş tacı yapıldı. Cumhurbaşkanına hakaret yargılamalarında sadece Cumhuriyet tarihinde değil, sanırım demokratik ülkeler tarihinde rekor kırdık. Tutuklama kurumu siyasi içerikli davalarda iktidarın yönlendirmesiyle ibretlik bir eziyet aracı olarak kullanılmaya devam edildi. Özel görevli mahkemelerin kaldırılmasına sevinirken gördük ki Sulh Ceza Hakimlikleri iktidarın yeni sopası oldular. Maalesef uyardığımız her tehlike, tek tek gerçekleşti. İstanbul işgal edildiğinde işgalcilerden yana tavır alan ” mütareke aydınları “nın kalıntısı olan sözde aydınlar ise her zamanki kıvraklıklarıyla U dönüşleri yaptılar. Bizler Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik büyük kumpası bozmak için mücadele verirken karşımızda saf tutanlar, bir de baktık ki en kararlı kumpas karşıtları oluvermiş.”

PKK romantize edildi

Geçtiğimiz yıl yaşanan terör olaylarını da değerlendiren Feyzioğlu, şöyle dedi: “Yüzlerce askerimiz ve polisimiz vahşi terör örgütü tarafından şehit edildi. Her şehidimizle bizler de kahrolduk. Bu arada PKK’yı romantize edenler türedi; gördük, tanıdık. Elbette ateş düştüğü yeri yakıyor. O aslan gibi canlarını toprağa veren annelerin, babaların, eşlerin, nişanlıların, evlatların, kardeşlerin acılarını ancak anlamaya çalışabiliriz. Suruç’ta ve Ankara Garı’nda büyük katliamlar yaşadık. Her bir ölümle hepimiz vurulduk. Bu ölümler üzerinden ayrışmaları tetikleyenlere sözüm şudur: Millet olmak tasada bir olmayı gerektirir. Ölenlerin siyasi düşünceleri farklı farklı olabilir. Bu, katliamlara karşı tepkisiz kalmamızı asla gerektirmez. Bizi bölmek isteyenlerin bu katliamlarla yapmak istedikleri, önce bizleri kamplara ayırıp, sonra birbirimize sözlerle ateş etmemizi sağlamak.”

Klavye kahramanları

Metin Feyzioğlu şöyle devam etti: “İstanbul’da bir savcımız görevi başında şehit edildi. Milletçe kahrolduk. Bunu haksızlıklara dikkat çekmek için bir ” eylem “ olarak nitelemeye kalkanlar çıktı. Gerçek yüzlerini gördük. Not ettik. İki avukat meslektaşımız görevleri başında iken öldürüldüler. Basın yayın organları yeterli tepkiyi vermedikleri için üzüldük. Diyarbakır Barosu Başkanımız öldürülmeden iki hafta önce Aydınlık Gazetesi’ne ” Hendekler kapatılmalıdır; bu yol, yol değildir; çocuklarımız okula gidemiyor, eğitim alamıyor. Sorunları konuşarak çözmek lazımdır “ dedi. Kimse duymadı. Bir televizyon programında yaptığı açıklamalardan bir cümle cımbızlandı ve klavye kahramanlarının linç girişimine uğradı. Çoğu kişi durup düşünmedi; gerçek sorumlu kimdir diye. Kanlı terör örgütü PKK’ya karşı olduğu halde hayatı bu örgütün insafına bırakılan şiddet karşıtı yurttaşlarımız mı, yoksa üç yıldır devleti bölgeden çekmiş ve sokakları terör örgütüne teslim etmiş olanlar mı? Tahir Elçi hakkında bir Sulh Ceza Hakimi ” yurt içinde bilinmeyen bir yerde saklanmakta olduğu “nu söyleyerek yakalama kararı verdi. O sırada Baro Başkanımız Diyarbakır Başsavcısının odasına 50 metre uzaklıkta oturuyordu. Bu karar da hukuk tarihine bir utanç belgesi olarak geçti. Tahir Elçi birkaç hafta sonra öldürüldü. Son cümlesi, üstelik terör örgütünün kazdığı hendeklerin önünde, teröristlerin silahlarının gölgesinde, ” Burada silah istemiyoruz“ idi. Tahir Elçi’ye sıkılan kurşun aslında Türkiye’ye sıkılmıştı. Birbirine düşmanlaştırılmak istenen yurttaşlarımız arasında köprü olmaya çalışan Tahir Elçi’nin katli, Türkiye’nin bölünmesinden menfaati olanları kuşkusuz mutlu etti. Bu ölüm üzerinden, duygusal olarak bir kez daha bölündük. Adım gibi biliyorum; terör örgütü Tahir Bey’in şiddet karşıtı söylemlerinden, Ergenekon ve Balyoz davalarındaki haksızlıkları dile getirmesinden zerre kadar hazzetmiyordu. Buna rağmen, bu barışçıl insanın cenazesini kendi propagandasına alet etti. Devlet otoritesinin kırıldığı, meydanların terör örgütüne terk edildiği bir ortamı yaşamamış olan bazı klavye kahramanları ise, tam bir akıl tutulması örneği göstererek, sevinç çığlıkları attılar bu acı üzerine. Buradan sormak isterim: Köprüler tek tek havaya uçurulursa birbirimize nasıl kavuşuruz? Ben hayatım boyunca kanlı terör örgütüne karşı durdum. Hiçbir ortamda sözümü esirgemedim. Tahir Bey’in tabutunu ise yüreğim dağlanarak taşıdım. Birileri saldırdı; ” PKK terör örgütü değildir “ cümlesini niçin savunmadım diye. Birileri saldırdı; niçin kardeşimin tabutunu taşıdım diye. Dedim ya, bu güzel ülkede köprü olmak zordur. Haydi, yıkmak yerine daha çok yapalım.”

Hesap verebilen bir adli sistem kurulmalı

Metin Feyzioğlu, “Umut ederim, 2016’da birbirimizi daha çok dinleriz ve anlarız. Siyasi iktidar dayatmayla bir yere varılamayacağını, muhalefet de siyasetin ’İstemezuk’demekle olmadığını anlar” dedi.  Feyzioğlu şöyle devam etti: “Bize düşen ise hem siyasi partiler hem de toplumun birbirinden koparılmaya çalışılan kesimleri arasında köprü olmaya devam etmektir. Anayasa’nın ilk 3 maddesinde yazılı olan Cumhuriyet’in temel niteliklerinde buluşan ve şiddeti reddeden herkese elimizi uzatırız. 2016’da HSYK’nın yeniden yapılandırılmasını konuşmalıyız. Eğitimi, nasıl akılcı ve bilimci hale getiririz onu düşünmeliyiz. Bizi millet yapan bağları nasıl kuvvetlendirebiliriz, buna çaba harcamalıyız. Bir yandan devleti yıkmak isteyenlerle mücadele etmeliyiz; diğer yandan devlet yıkılmasın diye ” Adalet mülkün temelidir “ ilkesi çerçevesinde bağımsız, tarafsız, adil yargılama yapabilen, hesap verebilen bir adli sistem kurmalıyız. Amacımız, 77 milyon vatandaşımızı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla gurur ve güven duyar hale getirmek. Herkesi adalet, hukuk devleti ve demokrasi paydasında kucaklaştırmak olmalı. Ben, bu vesileyle, şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabırlar, Türk Milleti’ne birlik ve beraberlik diliyorum. Dilerim 2016, toplumumuzdaki duygusal kopuşun son bulduğu, terör örgütlerinin vatanımızdan sökülüp gittiği, geleceğe daha bir umutla baktığımız, aydınlık bir yıl olsun.”

MHP doğru hamle yaptı

Geçtiğimiz yıl yapılan iki genel seçimi değerlendiren Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu, şöyle konuştu: “7 Haziran seçimlerinde hiçbir siyasi parti tek başına çoğunluğu sağlayamadı. AKP ile CHP veya MHP koalisyona gidecek gibi görünüyordu. Meclis Başkanlığı seçiminde AKP dışındaki siyasi partilerin stratejiden yoksun yaklaşımları milleti hayal kırıklığına uğrattı ve bu partilerin ülkeyi yönetemeyeceği şeklinde bir algı yarattı. Burada, basında genellikle MHP’nin dayatmasının yanlışlığından söz edildi. Ben çok farklı bakıyorum. MHP yönetiminin Meclis Başkanı adayı, CHP ile ortak belirledikleri cumhurbaşkanı adaylarıydı. Yani MHP kendi açısından doğru bir hamle yapmıştı. CHP yönetimi üçüncü turda kendi adayını çekip Sayın İhsanoğlu’nu desteklediğini ilan etmeliydi. Buna Sayın Baykal’ın da hazır olduğunu sanıyorum. Bazıları diyebilir ki, bu durumda HDP, MHP’nin adayına oy vermezdi. Bu da, o tarihte Türkiyelileştiğini söyleyen HDP’nin sorunu olurdu. Daha önce Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda Cumhurbaşkanlığı seçimini altın tepside hediye eden muhalefet partileri, bu defa da milletin kendilerine açtığı krediyi bir günde harcamayı başardılar. Seçim mevzunu çok önemsiyorum.”

Tek dayanak sandık kaldı

“Türkiye’yi demokratik ülkeler sınıfında tutacak neredeyse tek dayanağımız sandık kaldı” diyen Metin Feyzioğlu, şunları kaydetti: “Şöyle ki, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı bu kadar yıpranmışken, basın özgürlüğü neredeyse askıya alınmışken, sendikalar ve üniversiteler sessizleştirilmişken, kamu görevlilerinin eylem ve işlemlerini hukuka uygun yapmalarını zorlayacak en önemli etken, iktidarın seçimlerde değişebileceğine dair algının korunmasıdır. Başta ana muhalefet partisi olmak üzere muhalefet partileri bütün şartlar müsait olduğu halde iktidar olmamak için direnirlerse; hukukun üstünlüğünü, hukuka uygun eylem ve işlemleriyle sağlaması gereken memurlar, iktidarın hukukunu korumaya başlarlar. Bu arada çok önem verdiğim olumlu gelişmeler de yaşadık. Toplumda giderek daha fazla sayıda insan, temel hak ve özgürlüklerin değerini daha çok kavradı. Bunlar için mücadele etmesi gerektiğini öğrendi. Mücadele için birbirini anlaması ve elini uzatması gerektiğini gördü. Ben bunun dalga dalga yayılacağını düşünüyorum, Türk Milletine güveniyorum.”

Bünyamin Öztürk / YENİÇAĞ

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim