• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 7 °C

Feyzioğlu: “Sözün Bittiği Yerdeyiz… Ben Bir Abimi Kaybettim”

Feyzioğlu: “Sözün Bittiği Yerdeyiz… Ben Bir Abimi Kaybettim”
8 Mart 2015 Pazar günü tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren değerli hukukçu – yazar Avukat Teoman Ergül son yolculuğuna uğurlandı.

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği (1983-1992), Manisa Barosu Başkanlığı (1996-2000), Türkiye Barolar Birliği Başkan Danışmanlığı ve TBB Dergisi Editörlüğü (2003-2014) görevlerinde bulunan Av. Teoman Ergül için 19 yıl boyunca görev yaptığı Türkiye Barolar Birliği’nde tören düzenlendi.

Törene; Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Yönetim, Disiplin ve Denetleme Kurulu üyeleri, Anayasa Mahkemesi önceki başkanı Yekta Güngör Özden, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, TBB önceki başkanlarından Av. Önder Sav ve Av. Atila Sav, İstanbul Barosu önceki başkanlarından Av. Turgut Kazan, ailesi ve yakınlarının yanı sıra çok sayıda meslektaşı katıldı.

Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreteri Av. Güneş Gürseler’in açış konuşmasını yaptığı törende; TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Av. Recep Adıgüzel, Manisa Barosu avukatlarından Av. Serhan Özbek, Manisa Barosu Başkan Vekili Av. Serhan Çelik ve Ergül Ailesi adına Yrd. Doç. Dr. Ozan Ergül birer konuşma yaptılar.

Ergül’ün geleceğe ışık tutacak eserler bırakarak kendilerine örnek olduğunu söyleyen Gürseler’in ardından kürsüye gelen TBB Başkanı Feyzioğlu, sözlerine “Türkiye Barolar Birliği en önemli yapı taşlarından birini kaybetti. Hepimizin başı sağ olsun” diyerek başladı. Feyzioğlu konuşmasında şunları söyledi:

“Ben bir abimi kaybettim. Onu her gördüğümde ‘tamam güvendeyiz’ dediğim bir abimi kaybettim. Çok şanlıyım ki son iki yılda onunla çok daha yakın çalışma imkânına sahip olduk. Sözün bittiği yerdeyiz. Buradan torunlarına seslenmek istiyorum: Ergül, size paradan puldan çok daha önemli bir miras bıraktı. Öyle bir dedeye sahipsiniz ki, o dede, farkına bile varmadan size öğrettikleri ile en beklemediğiniz anda önünüzü açacak. İşte Ergül’ün mirası budur.”

Ergül Ailesi adına söz alan Yrd. Doç. Dr. Ozan Ergül ise törende babası Teoman Ergül’ün ardından yazdığı şu satırları dile getirdi:

“Babamın hayatında Barolar Birliği çok önemli bir yere sahiptir. Dile kolay, 8 yıl seçilmiş bir Yönetim Kurulu üyesi olarak, 11 yıl da atanmış bir kişi olarak doğrudan 19 yıl Barolar Birliği’ne hizmet etmiş bir kişiden söz ediyoruz. Bu nedenle öncelikle değerli hocam TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun şahsında bu töreni düzenleyen Türkiye Barolar Birliği’ne, ailem adına şükranlarımızı sunuyorum. Ardından, buraya gelen sizlere de teşekkürlerimizi iletiyorum.

Vefat etmiş bir kişinin ardından konuşmak şüphesiz zor. Takdir edersiniz ki, bir evladın babasının ardından konuşma yapması daha da zor. Bununla birlikte, yaşamında çok şey üretmiş ve olumlu karakter özellikleri fazla bir insan için böyle bir konuşma yapmak, bir ölçüde de olsa kolaylaşıyor. Üstelik bunu yaparken samimiyet çizgisinden ayrılmaya da ihtiyaç doğmuyor. Babam Teoman Ergül işte böyle bir insandı: Çok şey üretmiş, sevilen ve saygı duyulan bir birey olmayı başarmıştı. Buradaki varlığınız da, sanırım büyük ölçüde bu söylediklerimi doğruluyor.

Teoman Ergül çalışkan bir insandı. İyi bir hukukçuydu. Savcı olarak meslek hayatına başlamış, daha sonra serbest avukat olarak hukuk alanında hizmet vermişti. Fakülte yıllarındaki başarasını hep sürdürdü ve iyi bir hukukçu olarak anılmayı hep hak etti. Ne de olsa, Ankara Hukuk’un efsane 1959 mezunlarından biriydi. İki tane Yargıtay Birinci Başkanı, onlarca Daire Başkanı, önde gelen pek çok avukat ve profesör çıkarmış bu sınıfın bir üyesi olarak, hukuk alanında saygın bir yer edindi. Barolar Birliği Yönetim Kurulu üyesi iken, babamı Ceza Kanunu Tasarısı Komisyonuna katılmak üzere sık sık ağabeyim Oben Sabri Ergül ile birlikte Ankara’ya yolcu ettiğimizi hatırlarım. Bir ara Ankara’ya o kadar çok gidip gelmişti ki, bir yıl içinde birkaç çanta eskitmişti. Hukukla ilgili onlarca yazı ve makalenin yanı sıra, bazı ortak imzalı kitaplara ciddi katkısı olmuştu. Hastalığının ilk evrelerinde yayımlanan “Avukatın Savunma Stratejisi” isimli son çalışmasını burada anmak isterim.

Ancak, hukuk dışında ve hatta hukuktan daha üst düzeyde bir tutkusu daha vardı babamın: Tarih. Ona adını da veren teyzesinin kocası ünlü edebiyatçı Murat Uraz’dan etkilendiğini, tarih sevgisi ve tarih alanında yazma isteğini ondan almış olabileceğini söylerdi. Eniştesi yanında, düşün ve edebiyat dergilerinde yazıları çıkan ve şair olan babası Niyazi Ergül’den etkilenmiş olması da muhtemeldir. Küçük yaşta ara vermeden günlerce kitap okumaktan burnu kanayan küçük Teoman’a doktor bir süre kitap okumayı yasaklamıştı. O yıllarda favorisinin Pardayanlar olduğunu söylerdi. Öğretmen olan annesinin manavdan meyve alması için verdiği parayla sahafa gidip dergi koleksiyonu alan bir çocuktu Teoman. Tarihe olan merakı da o yıllarda yeşermeye başlamıştı ve ömrü boyunca artarak devam etti. Hastalığının oldukça ilerlediği bir evrede benden almamı istediği son kitap, Fabio Grassi’nin “Türk İtalyan İlişkilerinde Az Bilinenler” kitabı idi. Bu kitabı, kendisine 69. Yunus Nadi Ödülünü kazandıran “Vahideddin – Mustafa Kemal Ekseninde Milli Mücadele” kitabının yeni baskısında yararlanabileceği bilgiler olup olmadığını görmek için istediğini söylemişti. Artık bu kitabın gözden geçirilmesi de gerçekleştiremeyeceği projeler arasında kaldı. Ne yazık ki, bir süredir üzerinde çalıştığı ve Demokrat Parti Dönemini resmettiği son romanını da bitiremedi. Yarım kalan işlerini elimden gelirse ben bitirmeye çalışacağım.

Tarihe olan tutkusu çok yoğundu ve edebiyata olan merakıyla tarih tutkusunu bağdaştırarak tarihi romanlar yazmaya başladı. Henüz Ankara’ya göçmediği, “yurt tuttum” dediği Salihli’de yaşadığı dönemde bir Amerikalı yazarın tarihi yanlışlarla dolu Safiye Sultan romanını okumayı bitirdikten sonra, bana “Oğlum, ben bundan daha iyisini yazarım” dedi. Babamın çalışkanlığını biliyordum, 1991 yılında Yunus Nadi Ödüllerinde övgüye değer bulunan Kurtuluş Savaşında Manisa kitabını evimizin salonunda yıllarca elektrikli daktilosu ile yazdığına şahit olmuştum, ama itiraf edeyim, “daha iyi bir tarihi romanı ben yazarım” ifadesi bana biraz iddialı gelmişti. Ama o oturdu ve 63 yaşındayken ilk romanı olan Nurbanu’yu yazdı. Son derece titiz bir kaynak taramasıyla yazılan bu kitap türünün belki de geniş bir kaynakçaya yer veren ilk örneğiydi. Uzun süre en çok satanlar listesinde kalmayı başardı.

Onun romanlarında tarihi gerçeklere aykırı bir şey bulmanız pek mümkün değildir. Diğer taraftan, eserleri sadece bir roman olarak da görülmemeli, içinde tarih merakı olmayanlar, açık söylemek gerekirse, onun romanlarından uzak durmalıdır. Çünkü romanlarında ciddi bir tarih bilgisi de aktarmayı sever. Gelin görün ki, ödüllü kitabı Milli Mücadele’de yine okurları şaşırtmış, bu kez de roman tadında bir tarih yazımını tercih etmiştir.

Osmanlı Tarihi üzerine geniş bir bilgiye sahip olmasının yanında, Cumhuriyet değerlerine inanmış tüm aydınlar gibi, öteden beri Milli Mücadele dönemini de önemsemiştir. Bu nedenle, “İşgal” ve “Bekleyiş ve Zafer” romanlarını yazmıştır. Bu kitaplarında Milli Mücadele’deki halk unsurunu göstermeye çalışmıştır. Çünkü, ona göre resmi tarih, Mustafa Kemal’i kutsallaştırmaya çalışarak aslında onu yalnızlaştırmış ve böylece ona en büyük zararı vermiştir. “Vahideddin – Mustafa Kemal Ekseninde Milli Mücadele” isimli son tarih kitabı da bu anlayışla kaleme alınmıştır.

Antik dönem tarihi ise onun hep ilgi alanındadır. “Altının Laneti” romanında da bunun izlerini görürsünüz. Mitoloji onu hep büyülemiştir. Mitolojide Manisa da bunu gözleyebilirsiniz. Tarihten o kadar keyifle bahsederdi ki, adeta anlattığı dönemi yaşadığını hissederdiniz.

Onun bir tutkusu da Manisa idi. Romanlarında ve tarih çalışmalarında Manisa önemli bir yere sahip olmuştur. O kadar ki, bugün onun eserlerine atıf yapmaksızın Manisa’nın antik tarihini, Osmanlı Dönemini ve Milli Mücadele sürecini aktarmak neredeyse olanaksızdır. Erzurumlu olduğu için onu milletvekili yapmayan Manisalılar, bu göçmendeki cevheri görüp ondan böyle yararlanmayı uygun görmüş olmalılar.

Hukuk dışındaki faaliyetlerinin ona bir maliyeti de olmuştur: profesyonel tarihçilerin dahi eserlerinden dolayı tarihçi zannettiği, romanları nedeniyle yazar olarak anılmaya başlanan Teoman Ergül’ün hukukçuluğu arka plana geçmeye başlamıştır. Son dönemde ülkenin hukuk sisteminin ve anlayışının içine düştüğü hazin durumu gerekçe göstererek, bundan şikayetçi olmadığını benimle paylaşmıştır.

Teoman Ergül iyi bir baba, iyi bir eşti. Aile içinde son derece demokrattı. Ancak, tüm üretken insanlar gibi kendisine vakit ayırmak konusunda fazla hassastı. Bu nedenle eserlerinin önsözlerinde zaman zaman yaptığı gibi, annem Kamuran Nedret Ergül’ün hakkını teslim etmek gerekir.

Teoman Ergül aynı zamanda iyi bir dosttu. Lise yıllarından bu yana hiç eksilmeyen bir muhabbetle devam ettirdiği dostluklarına yeni kuşakların imrenmemesi elde değil. Ayrıca, çok hoş sohbet ve nüktedan olduğunu da teslim etmek gerekir. Ama bana göre en büyük özelliği, sohbetlerinde her yaştan insanla frekans tutturabilmesiydi.

Babamın bir diğer özelliği ise mütevazılığı idi. Yukarıda özetlemeye çalıştığım işlerden herhangi ikisini yapmayı layıkıyla başaran bir insanın yaşaması muhtemel ego patlamasından onda eser olmamıştır. Bilgiyi üste kendisini alta koyan, gerçek bir araştırmacı dokusuna sahipti. Bilgiyi ve entelektüel birikimi ve bununla bağlantılı başarıları, hiçbir zaman başkalarını ezmek ya da başkalarına üstten bakmak için bir fırsata dönüştürmedi. “Şöhrete kavuştuğum gün hiç dostum kalmadı” diyen yazarın aksine, onun dostlukları niceliksel ve niteliksel olarak arttı. Onun sayesinde başta ailesi olarak biz, pek çok insan, bir roman yazarıyla samimi bir şekilde sohbet etmenin, ödüllü bir yazarla son derece doğal bir iletişim kurabilmenin keyfine vardık.

Gördüğünüz gibi Teoman Ergül anlatmakla bitmez. Ancak konuşmamı bitirmeden önce, madem Barolar Birliği’nin önündeyiz, şunu da söylemek durumundayım. Birlikte çalıştığı ve çok sevdiği, bu nedenle de iki kitabını ayrı ayrı ithaf ettiği iki Başkanı Teoman Evren ve Özdemir Özok’un yanına uğurluyoruz onu. Fakat bu dünyada, kendine has tok sesi ve aksanıyla “Benim iki Teoman ağabeyim var, ne çektim ben bu Teoman ağabeylerimden” diyen sevgili Özdemir Özok Başkanım için biraz kaygılıyım. Çünkü ikinci Teoman ağabeyini de yanına yolluyoruz.”

Türkiye Barolar Birliği’nde düzenlenen törenin ardından Av. Teoman Ergül’ün cenazesi Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim