• BIST 106.926
  • Altın 151,318
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 13 °C

Gazetecilik mi? Casusluk mu?

Gazetecilik mi? Casusluk mu?
1 Ocak 2014 günü Suriye’ye giden ve silah sevkiyatı yaptıkları ileri sürülen üç tır Hatay’da savcılık emri ile jandarma tarafından durdurulmuştur.

Tırlara refakat eden araçtakiler ve tırların içerisinde yer alan bir kişi, Kırıkhan Başsavcısı ve Kırıkhan savcısına kendilerinin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu olduklarını ve tırlardaki malzemelerin “devlet sırrı” niteliğinde olduğunu ifade etmişlerdir. Dönemin Hatay Valisi tarafından imzalanan ve bu kişilerin ifadelerini doğrulayan bir talimat yazısı ile tırların aranmadan yola devam etmelerine izin verilmiştir. Ancak Adana savcısı Özcan Şişman’ın Kırıkhan’a ulaşmasıyla tırlar bu defa polis marifetiyle yeniden durdurulmuştur. Ancak emniyet personeli il emniyet müdürünün talimatı ile geri çekilmiş ve Savcı olay yerinde koruma polisi ile yalnız kalmıştır. Böylelikle söz konusu tırlar yollarına devam ederek, Suriye’ye geçiş yapmışlardır.[1]

Hatay’daki bu olaydan yaklaşık üç hafta sonra 19 Ocak 2014 günü, silah ve mühimmat taşıdıkları şeklinde bir ihbar alınması üzerine, Adana Cumhuriyet savcısı Aziz Takçı tarafından alınan arama kararına istinaden Adana ili Ceyhan ilçesinden geçen otoyol gişelerinde üç tır daha durdurulmuştur. Tırlarda gerçekleştirilen aramalar neticesinde 2 tır içerisinde silah ve mühimmat ele geçirildiği ileri sürülerek, tırlar Seyhan İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürülmüştür.

Bu olayların ardından hükümet bahse konu tırların MİT’e ait olduğunu ve insani yardım malzemesi taşıdığını duyurmuştur.

29 Mayıs 2015 günü genel yayın yönetmenliğini Can Dündar’ın yaptığı Cumhuriyet Gazetesinde “İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar” başlığıyla verilen haberde 19 Ocak 2014 günü ihbar üzerine durdurulan ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’na ait olduğu ileri sürülen tırlardaki havan, top ve tüfek mermisi gibi mühimmatların görüntüleri yayınlanmıştır.

31 Mayıs 2015 günü Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan TRT’de katıldığı canlı yayında MİT’e ait oldukları ileri sürülen bu tırlara yönelik eylemleri bir casusluk faaliyeti olarak niteleyerek “bu casusluk faaliyetinin içine o gazetede girmiştir, haberi yapan bedelini ağır ödeyecek” şeklinde beyanlarda bulunmuştur.[2]

26 Kasım 2015 günü TCK’nın 314/2’inci maddesine göre “teröre yardım ve yataklık”, 328’inci maddesine göre “siyasi ve askeri casusluk amacıyla gizli bilgileri temin etmek” ve 330’uncu maddesine göre “siyasi veya askeri casusluk amacıyla gizli kalması gereken belgeleri açıklamak” ile suçlanan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can DÜNDAR ve Gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem GÜL tutuklanmışlardır.[3]

Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanmaları ne yazık ki uluslar arası arenada ülkemizdeki özgür medyanın maruz kaldığı baskılara sağlam bir delil olarak ileri sürülmüş ve ülkemizin yurtdışındaki imajına olumsuz katkı sağlamıştır.[4]

Oysa tüm dünyada araştırmacı gazetecilik (investigative journalism) olarak nitelendirilen bu ve benzeri çalışmalar aracılığıyla kişi ya da kuruluşlar tarafından yürürlükteki kanun, kural ya da normların ihlal edilmesi ile ortaya çıkan skandallar deşifre edilmekte; hükümetin, şirketlerin ve diğer örgütlerin politikaları ya da fonksiyonlarını yerine getirirken ortaya koydukları iş ve eylemlerin denetimi sağlanmakta ve toplumdaki değişimleri tespit etmeyi amaçlayan sosyal, ekonomik, politik ve kültürel trendlere dikkat çekilmektedir.[5]

Araştırmacı gazetecilik yöntem ve teknikleri ile ele geçirilen hükümet, kuruluş ya da özel kişilere ait bazı gizli bilgi ve belgelerin gazeteler tarafından yayınlanması neticesinde acaba gerçekten bir casusluk suçu işlenmekte midir? Yoksa bu gazetelerin yaptıkları sadece kamu yararı güdülen bir gazetecilik işi midir?

Yazımızda ABD’de yaşanmış bazı benzer olaylar analiz edilerek bu soruların cevapları bulunmaya çalışılacaktır.

İnceleyeceğimiz birinci olay ABD’de “Domuzlar Körfezi Çıkarması” olarak bilinen ve Küba’daki Fidel Castro liderliğindeki ABD karşıtı devrimci yönetimi devirmek amacıyla Amerikan Haberalma Teşkilatı (CIA) tarafından organize edilen başarısız askeri çıkarma ve darbe girişimidir.

1959’da Küba’da ABD tarafından desteklenen Batista diktatörlüğü devrimci Fidel Castro tarafından yıkılmış ve yönetim devrimcilerin eline geçmiştir. Bu yönetim değişikliği ile birlikte ABD’nin Küba’daki politik ve ekonomik çıkarları da tehlikeye girmiştir.

O tarihlerde Amerikan The New York Times Gazetesi’nin dış haber muhabiri olan Tad Szulc araştırmaları neticesinde Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA)’nın Küba’daki Amerikan karşıtı yeni yönetimi devirmek üzere 1300 Kübalı sürgün askeri Florida’da eğitimden geçirmeye başladığına ilişkin bazı bilgilere ulaşmıştır. Ancak bu durumdan haberdar olan ABD hükümet yetkililerinin girişimleri ve ulusal güvenlik gerekçesi ile bu bilgilerin gazetede haber yapılması ilk başta engellenmiştir.

Ancak tüm bu engellemelere rağmen Szulc’un bu bilgileri içeren makalesi 7 Nisan 1961 tarihinde gazetenin birinci sayfasından yayınlanmıştır.[6]

newyork times

Ertesi gün gazetenin 2. Sayfasında aynı konu ile ilgili bir haber daha yapılmıştır. The New York Times’da yayınlanan bu haberlerden yaklaşık on gün sonra 17 Nisan 1961 günü gece yarısı iki ABD çıkarma gemisi ile Küba’nın Domuzlar Körfezi (Bahia de Cochinos)’ne getirilen Kübalı sürgün askerlerin çıkarma girişimi Küba’nın devrimci yeni yönetimine bağlı güçler tarafından geri püskürtülmüş ve Küba’daki bu CIA destekli askeri darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu başarısızlıkla neticelenen darbe girişiminin ardından aralarında CIA ajanlarının da bulunduğu 114 kişi öldürülmüş ve 1100’den fazla kişi yakalanarak, hapse atılmıştır.

Muhabir Szulc başarısızlıkla sonuçlanan baskın ile ilgili hazırlıkların ifşa edilmesi nedeni ile CIA tarafından bir “CIA düşmanı” ve düşman yabancı istihbarat ajanı şüphelisi olarak yaftalanmıştır. Ancak ABD Başkanı John F. Kennedy konuyla ilgili olarak The New York Times Gazetesi Editörü Turner Catledge’a şunu ifade edecektir;[7]

“operasyon hakkında biraz daha fazla haber yapsaydınız bizi muazzam bir hatadan kurtaracaktınız”

İnceleyeceğimiz ikinci olay ise ABD’de 70’li yıllara damgasını vuran ve “Watergate Skandalı” olarak bilinen olaydır. 1972 yılının 17 Haziran günü, ABD’nin başkenti Washington’daki Watergate iş merkezinde bulunan ve o tarihte muhalefette bulunan Demokrat Parti’ye ait bir büroya giren beş hırsız iş hanının bekçisinin uyanıklığı sayesinde polis tarafından yakalanarak, gözaltına alınmıştır. Amerikan Fedaral Soruşturma Bürosu (FBI)’nun gerçekleştirdiği çalışmalar neticesinde bu şahısların Cumhuriyetçi Parti ile ilişkili oldukları ve dinleme cihazı yerleştirmek üzere Demokrat Partinin bürosuna gizlice girdikleri ortaya çıkarılmıştır.

Amerikan Washington Post gazetesinin iki muhabiri Bob Woodward ve Carl Bernstein tarafından gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde skandalın bütün perde arkası deşifre edilmiştir. Olayla ilgili olarak kamuoyuna yansıyan bilgiler toplumda ciddi tepkilere neden olmuş ve bu tepkilerin sonucunda 9 Ağustos 1974’de Başkan Nixon istifa etmek zorunda kalmıştır. Bu araştırmaları esnasında Bob Woodward ve Carl Bernstein isimli muhabirlere Deep Throat (Derin Gırtlak) kod ismini kullanan bir muhbirin yardımcı olduğu ileri sürülmüştür. Hatta Deep Throat (Derin Gırtlak) kod isimli bu muhbir olmasaydı bu muhabirlerin araştırmalarının bu denli başarılı olamayacağı dahi ileri sürülmektedir. 33 yıl sonra 2005 yılında Bob Woodward’ın yazdığı “Gizli Adam” isimli kitapta Deep Throat (Derin Gırtlak) kod isimli muhbirin 1970’li yıllarda FBI’ın Başkan Yardımcısı olan William Mark Felt olduğu kamuoyuna ifşa edilmiştir.

Bob Woodward ve Carl Bernstein’in watergate skandalı ile ilgili yazdıkları Başkanın Tüm Adamları (All the President’s Men) isimli kitap ise ABD’de o yıllarda “bestseller” olmuş ve bilahare 1976 yılında bu kitabın filmi de çekilmiştir.

İnceleyeceğimiz son olay ise 2013 yılında yaşanmıştır. 2013 yılı ABD’de her türlü iletişimin izlenmesi ve takibinden, aynı zamanda ABD’nin bu tür faaliyetlere karşı korunmasından ve kriptolojiden sorumlu olan Ulusal Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA)’nın çalışanlarından birisi olan Edward Snowden’in ifşaatlarına sahne olmuştur. Snowden’in Amerikan “The Guardian” isimli gazeteye gizlilik dereceli 9000 ile 10.000 civarında belge sızdırdığı tahmin edilmektedir. Bu belgeler 5 Haziran 2013 tarihinde adı geçen gazetede yayınlanmaya başlamıştır. 1 Ağustos 2014’e kadar gazetenin bu belgelerin ancak yüzde birini yayınlayabildiği ileri sürülmektedir. Snowden tarafından sızdırılan belgelerin gazetede yayınlanması ile birlikte Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA)’nın son derece gizli tuttuğu “Tempora”, “PRISM” ve “XKeyscore” gibi çok sayıda internet gözetleme programı ile ABD içinde ve Avrupa’da NSA tarafından gerçekleştirilen bazı telefon dinlemeleri deşifre edilmiştir.

ABD federal savcıları Snowden aleyhine hükümet malını çalma ve milli güvenliğe dair bilgilerin yetkisiz bir biçimde ifşa edilerek, casusluk faaliyetinde bulunma suçlamasıyla soruşturma başlatmışlardır. Snowden bunu ABD kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla yaptığını ileri sürmesine rağmen, kendisini soruşturulmaktan kurtaramamış ve ülkesinden kaçarak Rusya’ya sığınmak zorunda kalmıştır. Snowden halen yaşamını bu ülkede sürdürmektedir.

Bununla birlikte 29 Ekim 2015’de Avrupa Parlamentosunda 281’e karşı 285 oyla kabul edilen ve bağlayıcılığı olmayan bir karar ile Snowden aleyhindeki suçlamaların düşürülmesine ve üçüncü taraflarca ülkesine iadesinin engellenmesine karar vermiştir.[8] Bu karar ile Snowden “whistle-blower” yani “yasadışı bir hadiseyi fark edip ilgili kuruluşlara veya kamuoyuna bildiren kişi” ve “insan hakları savunucusu” olarak tanımlanmış ve tasdik edilmiştir.

SONUÇ

Yukarıda özetlenmeye çalışılan ve ABD’de yaşanan bu tarihi olaylarda da görüleceği üzere tüm bu olaylarda sızdırılan bilgi ya da belgeleri yayınlayan araştırmacı gazetecilere yönelik casusluk yaptıklarına dair herhangi bir soruşturma ya da hukuki yaptırım söz konusu olmamıştır ve bu gazetecilere hem gazeteleri hem de ABD toplumu sahip çıkmıştır. Çünkü ABD gibi gelişmiş batılı ülkelerde bu araştırmacı gazetecilerin kamuoyunu aydınlatıp, bilgilendirerek, bir açıdan toplumu yakından ilgilendiren iş ve işlemlerin kanunlara uygunluğunun denetlenmesine katkı sağladıklarına inanılmakta ve böylelikle demokratik bir hukuk devleti açısından son derece önemli bir görev ifa ettikleri kabul edilmektedir.

Bununla birlikte gizlilik dereceli bilgi ve belgeleri araştırmacı gazetecilere sızdıran kamu görevlileri işe kabulleri esnasında imzaladıkları “nondisclosure agreements” (gizlilik sözleşmeleri) ve ulusal güvenliğe ilişkin bir kısım hukuki düzenlemelerin bir gereği olarak yasal takibata uğrayabilmektedirler. Ancak bu gizlilik dereceli bilgi ve belgeleri gazetelerinde haber yapan araştırmacı gazeteciler asla casusluk ile itham edilmemektedirler. Ülkemizde de bazı kişiler tarafından usulsüz ve yasadışı bir biçimde sızdırılmış dahi olsa kamuyu ilgilendiren bilgi ve belgeleri haber yaparak, toplumu bilgilendiren araştırmacı gazetecilerin casuslukla suçlanmalarının önüne geçilmeli ve halen tutuklu bulunan araştırmacı Can Dündar ve Erdem Gül gibi araştırmacı gazeteciler derhal serbest bırakılarak, ülkemizin uluslar arası arenada bozulan imajı ivedilikle onarılmalıdır.

[1] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151127_mit_tirlari_neler_olmustu

[2]http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/288885/Erdogan_dan_canli_yayinda_Can_Dundar_a_tehdit.html#

[3] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151126_can_dunhdar

[4] http://www.theguardian.com/world/2015/nov/27/turkish-journalists-charged-over-claim-that-secret-services-armed-syrian-rebels

[5] http://www.journalismfund.eu/what-investigative-journalism

[6] http://www.nytimes.com/times-insider/2014/12/26/1961-the-c-i-a-readies-a-cuban-invasion-and-the-times-blinks/

[7] http://www.nytimes.com/2001/05/22/world/tad-szulc-74-dies-times-correspondent-who-uncovered-bay-of-pigs-imbroglio.html?pagewanted=all

[8] http://www.europarl.europa.eu/news/en/news-room/content/20151022IPR98818/html/Mass-surveillance-EU-citizens’-rights-still-in-danger-says-Parliament

M. İBRAHİM KAYA

 

İstihbarat Uzmanı

GÜSAM

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim