• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -8 °C

"Geri Kabul Anlaşması, Uluslararası Hukukun ve Cenevre Sözleşmesi'nin İhlalidir"

"Geri Kabul Anlaşması, Uluslararası Hukukun ve Cenevre Sözleşmesi'nin İhlalidir"
İzmir Barosu, Yaşar Üniversitesi, 9 Eylül Üniversitesi, Gediz Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi ve İzmir Üniversitesi hukuk fakültelerinin birlikte düzenledikleri “İzmir Uluslararası Göç ve İltica Sempozyumu” başladı.

Türkiye ve Avrupa’dan çok sayıda akademisyenin katılacağı sempozyum 8-9 Nisan 2016 tarihlerinde iki gün boyunca devam edecek.

İzmir Ekonomi Üniversitesi Konferans Salonu’nda devam eden sempozyumun açılış konuşmalarını İzmir Barosu Başkanı Av. Aydın Özcan, İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Ekrem Demirtaş ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu yaptılar.

İzmir Baro Başkanı Av. Aydın Özcan yapmış olduğu konuşmada şunları söyledi:

Saygıdeğer katılımcılar,

Değerli meslektaşlarım ve hocalarım,

Hepinizi içtenlikle selamlarlarken, varlığınızla bizi onurlandırdığınız için teşekkür ediyorum. İzmir Barosu ile birlikte değerli çalışmaları ve uzun uğraşları sonucu bu sempozyumun hayata geçmesini sağlayan Yaşar Üniversitesi, 9 Eylül Üniversitesi, Gediz Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi ve İzmir Üniversitesi’ne içtenlikle teşekkür ediyorum.

Sayın Ekrem Demirtaş ve Sayın Aziz Kocaoğlu, bugün burada bulunduğunuz için sizlere teşekkürlerimi sunmak isterim. Yoğun programınız arasında sempozyumumuza katılarak bizleri onurlandırdınız.

GÖÇ VE İLTİCA ALANINDA ÇALIŞAN AKADEMİSYENLER ARASINDA ULUSLARARASI BİR AĞ OLUŞTURULMALIDIR

Göç ve iltica konusunu her bakımdan ele almak için iki günün yeterli olmayacağının elbette farkındayız. Bununla birlikte bu iki günü, iltica, zorunlu göç ve vatansızlık konularını ele alacak güçlü bir akademik ağın tohumlarının atılması için önemli bir fırsat olarak görüyorum. Türkiye’deki akademik uzmanlığın ve uluslararası ortak çalışmanın gittikçe önem kazandığı göç ve iltica alanındaki birikimlerin paylaşılmasının elzem olduğu bu süreçte son derece değerli ve nadir bir çalışma olan bu sempozyumun bir yayın ile taçlandırılması gerektiğine inanıyorum.

Bu konular Türkiye için yeni değildir. Türkiye tarihi boyunca birçok defa yokluk içinde ülkelerini terk eden insanlara cömertçe kollarını açmıştır. Türkiye göç ve iltica alanında ağır bir yükün altındaki bir ülke olmasına karşılık, akademik alanda bu konuda yapılan çalışmalar olması gerekenin çok altında kalmaktadır. Bu alanda çalışan akademisyenler arasında bir ağ oluşturulması son derece önemlidir. Bugün bu alanda önemli bir adım atıldığına inanıyorum.

KAPİTALİZM BİR YANDAN GÖÇMENLİĞİN KOŞULLARINI HAZIRLAMAKTA, ÖTE YANDAN GÖÇMEN İŞÇİLERİN UCUZ EMEĞİNİ İŞTAHLA SÖMÜRMEKTEDİR.

Savaşlar, işgaller, diktatörlükler, baskıcı yönetimler, açlık ve yoksulluk her yıl milyonlarca insanı göç yollarına savuruyor. Bu göçler kimi zaman yaşanılan ülke içinde, kimi zaman da sınır aşırı göçler şeklinde olmaktadır. Yaşadıkları ülkelerdeki zulümden, savaştan veya açlıktan kaçan, ailelerini, tüm sevdiklerini geride bırakarak başka ülkelere sığınmak zorunda kalan yoksullar için yaşama tutunmak hiç de kolay değildir. Kapitalizm bir yandan göçmenliğin koşullarını hazırlamakta, öte yandan göçmen işçilerin ucuz emeğini iştahla sömürmektedir.

Ancak günümüzde sığınmacı ve göçmenlerin “hiç istenmeyen” insanlar olarak görüldüğünü uygulanan siyasi ve ekonomik politikalardan anlamak hiç de zor değildir.

MİNİK AYLAN KURDİ’NİN SAHİLE VURAN BEDENİ İNSANLIĞIN KENDİSİYLE “KISA BİR SÜRE” YÜZLEŞMESİNE NEDEN OLDU

Çok değil 2 Eylül 2015 tarihinde üç yaşındaki Aylan Kurdi’nin sahile vuran cesedi insanlığın kendisi ile “kısa bir süre” yüzleşmesine neden oldu. Özellikle Suriye’deki iç savaş nedeniyle yaşanan kitlesel göçlerde, ülkemizdeki göç yönetimi ve yasadışı göçle mücadeledeki yetersizlikler, batılı ülkelerin insani olmaktan uzak, dikenli tellerle özdeşleşen politikaları, sınırları kapama yönündeki eğilim, sığınma prosedürü sırasında ve mülteci statüsü verildikten sonra devam eden asgari haklarının ihlallerine ilişkin hukuka aykırılıklar, hoşgörüsüzlük, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, gerilimler, ulusal, etnik gerginlik ve çatışmalar, mültecilerin yaşama ve korunma haklarını ağır bir şekilde ihlal etmektedir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre Türkiye’de kayıtlı Suriyeli mültecilerin sayısı yaklaşık iki milyon yedi yüz bindir. Suriyeli olmayan mültecilerin sayısı ise üç yüz bin civarında olarak belirtilmektedir. Kayıtlı olmayanların sayısı ise kesin olarak bilinmemekle birlikte bir milyona yakın olduğu tahmin edilmektedir. Yani ülkemizde dört milyona yakın mülteci bulunmaktadır.

Ülkemizde yasal kapsamda yaşama, sağlık, eğitim ve barınma haklarına ilişkin düzenlemeler mevcut olmakla birlikte, göç yönetimindeki idari yetersizlikler ve altyapı sorunları nedeniyle sığınmacı ve mülteciler, yasaların sağladığı bu haklara erişememekte, iyi beslenememekte, sosyal izolasyon ortamında yaşamlarını devam ettirmeye zorlanmakta, sağlık ve nitelikli eğitim haklarından mahrum kalarak her türlü riske açık hale gelmektedirler. Mülteci yoksulluğu beraberinde, özellikle çocuk ölümlerini ve işçiliğini, dilencilik, çocuk ve kadın ticaretini ve emek sömürüsünü getirmektedir.

GERİ KABUL ANLAŞMASI GÖÇ SORUNUNA ÇÖZÜM OLMAYACAĞI GİBİ DAHA ORGANİZE VE DAHA BÜYÜK PARALARIN DÖNDÜĞÜ KAÇAKÇILIK FAALİYETLERİNE SEBEP OLACAKTIR

Şimdiye kadar, göçmenlere karşı sınırlarını korumak için, sınırlarına dikenli teller örmek, hendek kazmak gibi çok acımasız yöntemlere başvuran dünya ülkelerinin göçmenleri engelleme politikalarının başarısız olması neticesinde hukuki bir kılıf arayışı sonucu imzalanan“Geri Kabul Anlaşması”yla, Avrupa ülkeleri hiç ellerini kirletmeden, hiç bu meseleye karışmadan Türkiye ve Yunanistan arasında bu işi halletmeye çalışmaktadır. 4 Nisan 2016 tarihinden itibaren Avrupa ülkeleri ile Euro üzerinden yapılan sıkı pazarlıklar sonucu yüzlerce, binlerce mülteci Yunanistan’dan Türkiye’ye, insanlık dışı bir muameleyle geri gönderilmeye başlandı. Mültecilerin yasal yollarla diğer ülkelere iltica edememeleri, büyük zahmetlerle, ölümcül tehlikelerle aştıkları bu yollardan geri gönderilmeleri bu akını durduramayacağı gibi daha organize ve daha büyük paraların döndüğü kaçakçılık faaliyetlerine sebep olacaktır.

Geri Kabul Anlaşması çerçevesinde; Avrupa Birliği’nin mültecileri Türkiye’ye yollaması, Türkiye’nin bu kişileri tekrar geldikleri ülkelere göndermesi uluslararası hukukun ve Cenevre Sözleşmesi’nin ihlali anlamına da gelmektedir. Bir insanlık dramı haline gelen, seyirci kalınan, mültecilerin yaşadıkları sorunları tespit edebilmek ve çözüm önerilerini geliştirebilmek amacıyla uzun uğraşlar sonucu düzenlenen bu sempozyuma emek veren siz değerli katılımcılara, hocalarımıza ve bizleri sabırla dinleyecek olan misafirlerimize sonsuz teşekkür ederim.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim