• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 10 °C

Hakim Nuh Hüseyin Köse: 12 Eylül Referandumuna Hayır Diyenler Haklı Çıktı

Hakim Nuh Hüseyin Köse: 12 Eylül Referandumuna Hayır Diyenler Haklı Çıktı
Hakim Nuh Hüseyin Köse, Oda TV'ye yazdı: 12 Eylül 2010 Referandumu, sırf HSYK’nın yapısı değiştirilsin diye yapılmıştı. Tarih, referanduma ‘hayır’ diyenleri haklı çıkartmış görünüyor.

Hakim Nuh Hüseyin KÖSE

Türkiye on gündür, halkına ateş eden ve meclisini bombalayan, ‘alışık olmadığı türde askerlerin!’ yarattığı dehşeti atlatmaya çalışıyor. Bir yandan da yeni darbe dalgalarına karşı çeşitli halk kesimleri sokakta ‘demokrasi nöbetleri’ tutmakta.

Sokakta bunlar olurken, devletin tepesinde de özellikle yargı açısından yapılması planlanan değişiklikler konuşuluyor: Cumhurbaşkanı başkanlığında biraraya gelen HDP dışındaki partilerin genel başkanlarının katıldığı toplantıdan, Anayasa’nın yargı bölümünde dar kapsamlı bir değişiklik yapılması kararı çıktı. Diken sitesinin haberine göre Reuters’a muhalefetle yapılacak olası düzenlemeler konusunda bilgi veren AKP’li bir yetkili, “Gülen Cemaati’yla büyük sorun yaşanan alanlardan HSYK’nın yapılanması gözden geçirilecek. HSYK’daki 22 üyenin 15’inin RTÜK modeliyle Meclis’teki partiler tarafından, yedi üyenin de cumhurbaşkanı tarafından seçimi üzerinde durulabilir” dedi. Önümüzdeki günlerde bizi, yeni bir anayasa değişikliği bekliyor. Bu konuda Yargıçlar Sendikası'nı bağlamayan, kişisel görüşlerimi paylaşmalıyım.

ANAYASA HSYK’NIN OLUŞUMU KONUSUNDA NE DİYOR?

12 Eylül 2010 Referandumu ile kabul edilen mevcut anayasaya göre; 22 üyeli HSYK’da, üyelerin dördünü cumhurbaşkanı, üçünü Yargıtay Genel Kurulu, ikisini Danıştay Genel Kurulu, birini Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu, yedisini adli yargıç ve savcıları kendi arasından , üçünü de idari yargı yargıçları kendi aralarında seçiyor. Adalet Bakanı ve bakanlık müsteşarı ise HSYK’nın doğal üyesi konumunda.

MEVCUT HSYK SEÇİM SİSTEMİNİN HÜKÜMET AÇISINDAN SAKINCASI NE?

Mevcut düzenlemeye göre, HSYK üyelerinin 15’ini yargıç ve savcılar kendi aralarından seçiyorlar. Seçimlerde bir günlük bir yargıç da oy kullanıyor. Yapılan 2010 seçimlerinde, Hükümet ile Cemaat birlikte hareket etti ve Hükümet’in desteklediği isimlerin tamamı seçildiler. Ancak, 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde Hükümet listesi fire verdi. İdari yargıdan 2, yüksek yargıdan ise 3 Cemaat’e yakın isim HSYK üyeliğine seçildi. Bu seçimlerde hepimiz gördük ki, yaklaşık 14 bin kişilik yargı teşkilatı içinde 5 bin civarında yargıç ve savcı Cemaat listesine oy verdiler. Eğer Cemaat, Yarsav-Yargıçlar Sendikası bloğu ya da diğer muhalif yargıçlardan 500 civarında bir oy desteği alsalardı, HSYK’da çoğunluğu ele geçireceklerdi. Yarsav-Sendika bloğu, ‘Ne Hükümet ne Cemaat’ diyerek kendi adayları ile seçime girmeyi tercih etti. Böylece Cemaat, kıl payıyla adaylarını seçtirememiş oldu. İşte bu gibi sakıncaları gören Hükümet, HSYK üyelerinin bir kısmının TBMM tarafından seçilmesi, diğer kısmının ise Cumhurbaşkanı tarafından atanmasını istiyor. Böylece, RTÜK benzeri bir seçimle HSYK üyelerinin seçimi ve üyeler üzerinde kontrolü elinden bırakmak istemiyor.

ULUSLARARASI MEVZUAT NE DİYOR?

Uluslararası yargı kurullarının tavsiyeleri arasında “Yargı kurulu üyelerinin yarıdan fazlasının meslektaşları arasından ve yine meslektaşları tarafından” seçilmesi var. Ancak, Avrupa ülkelerinde yargıç ve savcı adaylarının mesleğe alınma ve bağımsızlık ölçütleri bizim ülkemizdeki gibi değil.

MEVCUT DÜZENLEMENİN SAKINCASI NEDİR?

Bizim ülkemizde, Avrupa ülkelerinin çoğunluğunun aksine yargıç adaylarını Adalet Bakanlığı bürokratları belirliyor. Bu kurullarda görev yapan bürokratlar, Hükümet’in doğrudan emri altındalar. Dolayısıyla liyakat ilkelerine uygun seçim yapamıyorlar. Oysa, HSYK seçimlerinde her yargıç ve savcı oy kullanıyor, yani her biri birer delege. Hiçbir politikacı, kendisine oy vermeyecek kişiyi delege yapmak istemeyecektir. Bu durumda Hükümet, kendisine oy vermeyecek adayı yargıç yapmaktan kaçınıyor. Nitekim, son yıllarda mesleğe alınan yargıçların içinde çok sayıda parti üyesi olanları görüyoruz. Yapılan her yargıç adaylığı sınavında neredeyse bir skandal yaşanıyor. Dolayısıyla mevcut HSYK seçim sistemi, yargıç alımlarında liyakat ilkelerine uyulmasını engeller niteliktedir. Yarsav’ın mülakatların şeffaf şekilde; sesli ve görüntülü kayıt sistemi ile yapılması için Danıştay’da açtığı dava kabul edilmesine rağmen Hükümet, yasa çıkartarak şeffaflığı önledi. Şimdi, kayırmacılıkla aldığı Cemaatçi yargıçlardan kurtulmak için çabalıyor. Ne büyük bir çelişki ki; bir zamanlar cemaat ve tarikat sızmalarını engellemeye çalışan Yarsav’ı da kapatıyor.

Mevcut sistemde Hükümet, sırf kendi adaylarını seçtirebilmek için, istemediği adaylara karşı Hükümet blokları oluşturuyor. Bu nedenle seçmene tıpkı genel siyasette olduğu gibi, rüşvet sayılabilecek tavizler vaad ediyor. Örneğin 2014 seçimlerinde yargıç ve savcı maaşlarını 1155 Tl arttırma vaadinde bulundu. Bunda başarılı da oldu. Seçimde oy karşılığı da olsa rüşvet, yargıç ve savcılık mesleğiyle bağdaşmıyor. Üstelik seçimlerdeki kamplaşma meslektaşları böldüğü gibi, seçim sonunda kazananın yanında yer alan yargıçlar, liyakat esasları gözetilmeden yükseltiliyorlar. Bu durum, hem kalite sorununa hem de çalışma barışının bozulmasına neden oluyor.

Kişisel olarak yargıçların, kendi aralarından yapacakları seçim ile yüksek yargı kurulunu oluşturmalarından yana olsam da, yukarıda anlattığım nedenlerle, Türk Yargısı kendine gelene dek HSYK üyelerinin TBMM tarafından, 1. Sınıf yargıçlar arasından Meclis üye sayısının ¾ ü gibi nitelikli bir çoğunlukla seçilmelerinin yerinde olacağını düşünüyorum. Nitelikli çoğunlukla yapılacak seçimde, siyasallaşmış kişilerin Kurul’a seçilmeleri önleneceği gibi, Kurul, Parlamento çoğunluğunu oluşturan partinin güdümüne girmemiş, böylece yargı bağımsızlığı ilkesi de korunmuş olacaktır. RTÜK modelinin bu anlamda son derece sakıncalı olduğu görülmektedir.

Anayasa’da yapılacak değişikliğe, yargıç ve savcı adaylarının seçiminin de, yetkin psikolog, hukukçu ve dil uzmanlarıyla desteklenmiş HSYK tarafından yapılacağı hükmü konulmalıdır. Yargıç adayları Bakanlık tarafından alındıkça, yargı kendi kendine gelemeyecek, yargıçlar gerçek anlamda bağımsızlıklarını hiçbir zaman sağlayamayacaklardır. Etkili dairelere yalnızca iktidar tarafından desteklenen adayların atanmalarının önlenmesi açısından, HSYK dairelerinin oluşumunda da ¾ oranı ayrı ayrı korunmalıdır. Örneğin, en kritik atama ve yüksek yargıya üye seçme işlemlerini yürüten 1. Daire’ye iktidarın desteklediği adayların yığılmasını önleyecek anayasal önlemler de alınmalıdır.

Askeri yargının kaldırılması için ise, Uludere soruşturmasının askeri yargı tarafından üstünün örtülmesi bile tek başına bir gerekçedir. Askeri yargının günümüzde bir anlamı kalmamıştır. Soruşturmaları emir komuta zinciri içinde yürüten bir yargının bağımsızlığından söz edilemez.

12 Eylül 2010 Referandumu, sırf HSYK’nın yapısı değiştirilsin diye yapılmıştı. Tarih, referanduma ‘hayır’ diyenleri haklı çıkartmış görünüyor. 

 

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim