• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -4 °C

Hakimlerle Avukatlar Arasındaki Kan Uyuşmazlığı…

Hakimlerle Avukatlar Arasındaki Kan Uyuşmazlığı…
"Yıllar önce, kısa dönem er olarak askere gittiğimde, dış posta olarak görev yapıyordum. Bana verilen görev, resmi kurumlara evrak götürüp getirme işiydi..."

Av. Ahmet Erkan / Hukuki Tavsiyeler

Teslim edilen bir evrakı imzalatmak için savcının kapısını çalıp içeri girdiğimde, içeride 30’lu yaşlarında, genç iki savcının bulunduğunu gördüm. Selam verip geliş nedenimi anlatmaya başlamıştım ki içlerinden biri, yaşımın, normal bir askere göre daha büyük olduğunu farkedip “Kısa dönem misin?” diye sordu. “Evet” diye cevaplayınca, bu kez “Ne mezunusun?” dedi. Gösterdikleri tepkiye bakılırsa, “Hukuk” dememi beklemiyorlardı. “Sormasak söylemeyeceksin” diyerek tebessümle beni buyur ettiler.  Her ikisinin de sevindiğini anlamak hiç de zor değildi. “Mezuniyet neresi? diye sordular, “Marmara” dedim. İçlerinden biri Marmara, diğeri Ankara Hukuk mezunuydu. İkramda bulunmak istediler. “Komutanlardan biri gelir, mesai saatinde beni çay kahve içerken görmesinler” dedim. “Derdettiğin şeye bak” deyip kahve söylediler. Başladık okuldan, hocalardan, meslekten sohbete…

Sohbet esnasında kapı çaldı. Açıldığında, komutanlardan birinin kapıda selam verdiğini gördüm. Beni içeride kahve içerken görünce şaşırmıştı. Odada bir an için ilginç bir hiyerarşi tablosu oluşmuştu. Komutanı onore etmek için ayağa kalktım ve baş selamı verdim. Komutan eliyle “otur, otur” dercesine işaret yaptı. Kapıyı geri çekip dışarıda beklemeye hazırlanıyordu ki komutanın bekletilme sebebi olmamak için “Şimdi bana takmasın kafayı” diyerek savcıdan komutanı içeri almasını rica ettim. Komutan görüşmesini yaptı, çıktı… Durumu neyse ki kazasız belasız atlatmıştım.

Hakim- savcıların, avukatlara karşı oldukça mesafeli tutumlarını bildiğimden, beni misafir gibi ağırlamalarına açıkçası şaşırmıştım. Sormama fırsat kalmadan, içlerinden biri, “Burası küçük şehir. Yanlış anlaşılabiliriz, beklenti içine girebilirler düşüncesiyle halkla samimi olma şansımız yok. Görüşüp sohbet edebildiğimiz sadece bir kaç hakim ve savcı var. O yüzden bir hukukçu meslektaş görünce seviniyoruz ister istemez” dediler.

Bölgede görev yapan bir avukat olmuş olsa idim, muhtemelen aynı samimiyetle karşılanmayacaktım. Askerlik nedeniyle, geçici olarak orada bulunuyor olmama, o dönem aktif olarak avukatlık yapmıyor olmam da eklenince, kimse bu durumu yanlış anlayamaz, farklı yöne çekemezdi ne de olsa…

Hakim- Savcıların, avukatlarla dosthane ilişkiler kurması, gerçekten de, toplumda, yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilmektedir.

73 yaşında, başarılı bir ticari hayatı olan, hayat tecrübesi oldukça yüksek bir müvekkilim, yıllar önce, Ağır Cezalık davalara bakan ve bu alanda oldukça tanınan bir avukatın, hafta sonları devamlı surette hakim ve savcılarla arkadaşlık kurup görüştüğünü, onları evine davet ettiğini, “Adam öldüreni beraat ettiririm” gibi etrafta söylemlerde bulunduğunu,

Avukatın oğlunun, bir kavgaya karışıp silahla birini vurup öldüğünü, ardından babası tarafından yurt dışına kaçırıldığını ve halen yurt dışında olduğunu,

Bu olayın yaşanmasında, hakim savcılarla samimi ilişkiler kuran, çocukta, söylemleri ile, suç işlese de “nasıl olsa babam bir yolunu bulur beni kurtarır” hissi uyandıran avukat babanın da büyük sorumluluğu olduğunu anlatır…

Aynı sıralarda okuyup, aynı fakülteden mezun olan avukatlar ile hakim – savcıların, birbirlerine mesafeli duruşları, dışarıdan bakıldığında, hakim- savcılarla avukatlar arasında kan uyuşmazlığı olduğunu düşündürmektedir.

Elbette ki, hakim- savcı ve avukatlar arasında belirli bir samimiyet çizgisinin bulunması, bizce de gereklidir. Tarafı olduğunuz bir dosyada, dosyaya sunacağınız dilekçenize havale almak için hakimin odasına girdiğinizde, içeride karşı taraf vekili ile dosyaya bakan hakimin koyu bir sohbet içinde olduğunu görürseniz, doğal olarak bundan rahatsız olur, hakimin, tarafsız karar verebileceği yönünde kafanızda ciddi soru işaretleri oluşur.

Kaldı ki, hakimlerin de, nihayetinde insan olduğu, etki altında kalabileceği, farkında olmadan da olsa yanlı karar verebileceği de bir gerçektir.

Ancak uygulamada, üzülerek gözlemlemekteyiz ki, hepsi olmamakla birlikte, bir kısım hakimler, araya mesafe koymak adına, avukatları terslemekte, avukatların da yargının olmazsa olmaz unsurlarından biri olduğunu unutup, avukatlara gerekli saygıyı göstermemektedirler.

Genç bir avukatın, duruşma salonunda yerini aldıktan sonra, sırf yüzünde tebessüm var diye, hakim tarafından azarlandığına, “Ne sırıtıyorsun, komik bir şey varsa söyle biz de gülelim. Mahkemeye saygılı olmayı öğrenin önce” diyerek avukatı fırçaladığına, avukatın, hakimin bu tepkisine doğal olarak bozulup “Gülmüyorum Hakime Hanım, benim mizacım böyle, mahkemeye saygısızlık aklımın ucundan geçmez” demesine dahi aldırmayıp, avukatı saygısızlıkla itham etmeye devam ettiğine üzülerek bizzat şahit oldum.

Değerli savcımız Mehmet Selim Kiraz’ın terörist bir eylem sonucu vefatının ardından,  bir kısım hakimlerin, kapılarına “Avukat ve vatandaş giremez” yazarak, tüm avukatları ve vatandaşları potansiyel terörist gözüyle gördüğüne de üzülerek gördük.

Duruşma salonuna, avukatların oturması için konulan sandalyeleri mübaşire kaldırtıp,  avukatların duruşmada ayakta durmalarına sebep olan, egoları tavan yapmış, bulundukları konumu taşıyabilecek yetide ve karakterde olmadığı açıkça belli olan hakimler de malesef yok değil.

Kimi hukukçular, bir kısım hakimlerin,  hakimlik sınavını kazanmış olmakla, diğer hukuk fakültesi mezunlarından daha üst bir mertebeye ulaştıklarını, hakimlik sınavını kazanmanın her baba yiğidin harcı olmadığını düşündüklerini, doktorlar arasında da böylesine belirgin olmamakla birlikte,  tıpta uzmanlık sınavını kazanan ve uzman olan hekimlerin, uzmanlıkları olmayan pratisyen hekimlerle kendilerini aynı görmediklerini, kaba bir ifadeyle küçümsediklerini, kan uyuşmazlığı denen şeyin kaynağının bu olduğunu söylerler.

Kimisi, doktor örneğini kabul etmez ve uzman doktorların, pratisyenlere oranla daha çok kazandığını, oysa hakimlerin, 8-10 bin lira geliri olduğunu, bunun, ortalama bir avukat geliri olduğunu, hakimlerin, iyi kazanan avukatların gelirlerini kıskandıklarını, “Madem ki daha az kazanıyorum, bari mevkiinin verdiği otoriteden faydalanayım” gibi anlamsız bir tavır takındıklarını söylerler. Hatta değeri yüksek bir davada, hükmetmek zorunda oldukları vekalet ücretini, aldıkları maaşla kıyaslayıp moralleri bozulan hakimler olduğundan dahi bahsederler.

Sebebi her ne olursa olsun, kişisel egoları nedeniyle, kendilerini avukatlardan daha üstün gören bir hakimin, yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, karakter sorunu bulunduğunu ve oturduğu koltuğu  haketmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu zihniyette olanlar, bugün hakim koltuğunda oturuyorlar ise de, yarın meslekten ayrıldıklarında, emekli olduklarında, yapacakları ilk işin, gidip baroya kaydolmak ve avukatlık yapmak olacağını düşünmezler.
Avukatlıktan hakimliğe geçenlerde bu ayırımcılığı pek göremezsiniz. Zamanında kendileri de avukatlık yaptıklarından, avukatlıktan hakimliğe geçenler, avukatlara gereken saygıyı gösterirler. Bu sıkıntı, daha çok, 
hukuk fakültesinden mezun olup avukatlık yapmamış hakimlerde daha çok görülmektedir.
Hakimleri eleştirirken, özeleştiri yapmamak da olmaz. Hakimlerin, avukatlara olan mesafeli duruşlarının temel sebeplerinden biri de, mahkemeye, hakime gerekli saygıyı göstermeyen avukatlardır.

Çağlayan adliyesinde görülmekte olan bir duruşmada, davalı vekilinin, kendisine ayrılmış olan koltuğa, kahvehanede koltuğa oturur gibi yayılıp oturduğunu, duruşma esnasında söz verildiğinde hiç istifini bozmadığını, hakimin, “Avukat Bey rica edeceğim mahkemeye daha saygılı olun” şeklinde kibarca uyarmasına rağmen, yine saygısız bir üslupla “Kanunda oturuş şekli ve ayağa kalkma konusunda bir düzenleme yok” diyerek istifini bozmadığını, hakimin bundan oldukça rahatsızlık duyduğunu üzülerek gözlemledim.

Avukatlar, ne kadar hakim-savcı-avukat eşittir dese de, bir kısım hakimlerin “Hadi oradan, ne eşitliği” zihniyetinde olduğu da malesef ortada…

Avukatların da, yargının olmazsa olmaz unsurlarından olduğunun farkında olan,  avukatları önce insan, ardından hukukçu yerine koyup onlara gerekli saygıyı gösteren hakim-savcılara, olması gerektiği gibi davrandıklarından ötürü teşekkür ediyor,  kendilerini ayrıcalıklı sananları da “Allah ıslah etsin” diyoruz…

Kaynak: Hukuki Tavsiyeler
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim