• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 7 °C

Havalimanı Teröründe Cevap Bekleyen Sorular

Havalimanı Teröründe Cevap Bekleyen Sorular
İstanbul havaalanındaki son saldırının kendine has özellikleri var. Patlayıcılarla beraber kısa menzilli otomatik silahların kullanıldığı polis ve istihbarat raporlarında yerini aldı.

Bunların nereden ve nasıl temin edildiği ve nihai olarak havaalanı güvenliğine rağmen nasıl içeri sokulduğu üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gerekiyor.

İstanbul Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinin girişinde önceki akşam yerel saatle 22.00 sularında art arda patlamaların meydana gelmesi son derece yaygın toplumsal bir ‘deja vu’nun Türkiye kamuoyunun gündeminden kısa sürede düşmeyeceğine dair derin kaygıları tetikledi.

Son yapılan resmi açıklamalara bakıldığında meydana gelen saldırıda en az 41 kişinin hayatını kaybettiği ve 200’den fazla da yaralının olduğu kesinleşmiş durumda. Başbakan Binali Yıldırım, saldırıya dair ilk bulguların IŞİD’i işaret ettiğini ve incelemenin sürdüğünü açıkladı.

Baştan ifade etmek gerekir ki, son derece korunaklı olması ile bilinen havaalanlarına yaklaşmak, buralarda terör faaliyetleri gerçekleştirmek terör grupları için oldukça zordur. Yüksek güvenlikle korunan, Türkiye’nin dış dünyaya açılan en önemli hatlarından biri olan, iletişim ve haberleşme gibi hususlarda da önemli bir merkez hüviyeti taşıyan Atatürk Havalimanı’nda böylesine elim bir saldırının gerçekleşebilmiş olması bir dizi soruyu da akla getiriyor.

TERÖRE KARŞI STRATEJİ DEĞİŞİKLİĞİ ŞART

Şüphesiz bu terör saldırısı Türkiye’deki güvenlik ve istihbarat açığının ne kadar büyük olduğu sorunsalı ile tekrar muhatap olmamızı zorunlu kılmakta. Yapılan bu saldırının, Güneydoğu’nun kırsal bir parçasında vuku bulmuş terör saldırısından çok daha farklı bir şekilde, Türkiye’nin en korunaklı olduğuna inanılan havaalanında yapılması toplumsal algı açısından son derece çaresiz bir noktaya işaret ediyor. Özellikle son bir yıldır Ankara ve İstanbul gibi metropollerde de bu tarz elim terör saldırılarının meydana gelmesi, güvenlik ve istihbarat hususunda kökten bir zihniyet ve strateji değişikliğine gidilmesi gerektiğini de ortaya koymakta.

6 Haziran 2015’ten bugüne terör bilançosu göz önüne alındığında, kırsal bölgelerden şehir merkezlerine, devlet kurumlarından alışveriş merkezlerine ve en korunaklı havaalanlarına kadar, Türkiye’de faaliyet gösteren terör gruplarının hedef belirleyip terör faaliyetleri düzenleyebildikleri gerçeği ile karşılaşmaktayız. Benzer örneklere baktığımızda da İstanbul Havalimanı’ndaki bu saldırının kendine has özelliklerinin olduğunu görmekteyiz. Örneğin 22 Mart 2016’da Brüksel Zaventem Havalimanı’nda gerçekleşen terör saldırısında, havaalanının girişinde güvenlik tedbirleri olmadığı için (Schengen bölgesinde olan birçok ülkedeki havaalanlarında güvenlik pasaport localarından sonra başlar) teröristler havaalanının üçüncü katı olan dış hatlar terminaline kadar çıkıp saldırıyı gerçekleştirmişlerdi. Fakat İstanbul Havalimanı’nda gerçekleştirilen terör saldırısı bu bağlamda çok farklı şekilde kategorize edilmeyi hak ediyor.

Söz konusu bu terör hadisesinin işleniş biçimi ve hangi araçlarla vuku bulduğu ise başka bir sorun alanı ile mücadele etmemiz gerektiğini tüm taraflara dikte etmekte. Patlayıcılarla beraber kısa menzilli otomatik silahların kullanıldığı polis ve istihbarat raporlarında da yerini aldı. Bu silahların nereden ve nasıl temin edildiği, nasıl muhafaza edildiği ve nihai olarak havaalanı güvenliğine rağmen nasıl içeri sokulduğu üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken hususlar arasında.

Aynı şekilde, birden fazla araç ile dış hatlar terminali girişine kadar gelen teröristlerin, hangi yollarla polis ya da istihbarat takibine takılmadıkları son derece şaibeli bir durum olarak uzmanlarca değerlendiriliyor.

Esasen, terör uzmanlarında ve kamuoyunda asıl şaşkınlık uyandıran nokta, tüm iç ve dış politik gelişmelere ve ismi geçen terör örgütlerini takip etme noktasında son yıllarda biriktirilen tecrübelere rağmen böylesine büyük terör olaylarının hayati merkezlerde nasıl yapıldığı ile alakalı. Bu çıkmazı açıklamak anlamında zikredilen birçok sebeple beraber, özellikle 2013 yılından bu güne siyasi sebeplerle yerlerinden edilen tecrübeli terörle mücadele birimlerinin boşluğunu son derece derinden hissettiğimiz ve boşluğu dolduramadığımız belirtilmesi gereken diğer kritik bir husus.

EYLEMİ KİM YAPTI?

Saldırıyı hangi grup ya da grupların yapmış olduğu da kamuoyunda çok sesli bir şekilde devam eden tartışmalar arasında. Şüphesiz bu tartışmalar devam ederken, gerek iç politik ahval ve gerekse de bölgesel gelişmeleri kritik veriler kabul ederek analizlerimize eklememiz gerek.

İlk gelen değerlendirmeler incelendiğinde iki ihtimali öne çıkarmak mümkün. Birinci ihtimal PKK’nın mobilize ettiği TAK terör örgütünün böyle bir saldırıyı gerçekleştirdiği senaryoyu işaret ediyor. TAK’ın eylem yapma biçimi ve hedefleri göz önüne alındığında, seçilen hedeflerin daha çok askeri noktalar olduğu görülmekte. Bu hedefler, Türk toplumuna verilecek mesajlar için kullanışlı olmak durumunda. Fakat bu vahim saldırının Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinde gerçekleşmesi, bu terör faaliyetinin Türk toplumundan çok uluslararası topluma yönelik bir eylem olduğunu gösteriyor. Bu durum, eylemin TAK tarafından yapılma olasılığını minimize eden bir faktör.

İkinci olarak, uzun süre yurtiçi ve sınır aşan faaliyetlerine göz yumulan IŞİD ve El Nusra gibi birtakım cihatçı örgütlerin bu saldırıyı gerçekleştirmiş olabileceğine dair. IŞİD merkezli bir analiz yaptığımızda, son dönemde örgütün özellikle Suriye’deki bazı kritik merkezleri kaybetmesi ve aynı süreçte Türkiye’nin İsrail ile yakınlaşması gibi etmenler, IŞİD’in böylesi bir eylemi gerçekleştirme ihtimaline işaret ediyor. Esasen lojistik açıdan bakıldığında böylesi bir saldırıyı yapmaya en müsait grubun El Nusra terör örgütü olduğu göze çarpıyor. El Nusra’nın böyle bir eylemi İstanbul’da koordine etmesi çok daha kolay. IŞİD’den farklı olarak El Nusra’nın son derece problemsiz bir şekilde Türkiye’den militan toplama faaliyetlerini devam ettirdiği kamuoyunca bilinen fakat konuşulmayan bir gerçek. Fakat El Nusra üzerinden yapılacak tüm yorumların sadece Türk iç politik gelişmeleri ile değil, aksine bölgesel gelişmelerle açıklanması ve izah edilmesi gerektiği ortadadır. İlintili olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’den özür dileyerek Türk-Rus ilişkilerini tamir etme çabası, şüphesiz Rusya için Suriye’de tehdit sayılan El Nusra’nın hoşnut olmadığı bir durum değil. Bu açıdan Türkiye’nin El Nusra cephesinden gelebilecek saldırılara hedef olabileceği terör uzmanları tarafından zaten son günlerde konuşulan bir ihtimaldi.

BERK ULUÇ / YARINA BAKIŞ

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim