• BIST 102.091
  • Altın 146,953
  • Dolar 3,5323
  • Euro 4,1978
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 25 °C

"Hem Tayin Hem Açığa Alma İki Tedbirin Birden Uygulanması Nasıl Bir Adalet"

"Hem Tayin Hem Açığa Alma İki Tedbirin Birden Uygulanması Nasıl Bir Adalet"
HSYK'nın Şeker Bayramından bir gün önce Selam dosyasında dinleme kararı verdikleri gerekçesiyle açığa aldığı 49 hakim ve savcı arasında bulunan, hakim Muzaffer İren, adalet.org isimli siteden yazılı bir açıklama yaptı.

Hakim İren, açığa alınan isimlerin siyasilerin ve havuz medyasının hedef gösterdiği isimler olduğunu, açığa alınan bazı isimlerin yaz kararnamesi ile tayin edildikten sonra haklarında açığa alma kararının verildiğini böylelikle bu yargı mensuplarına iki kez tedbir uygulanarak mağdur edildiklerini anlattı.

Hakim İren, 12 Ekim de yapılan HSYK seçimleri öncesi bakanlık destekli Yargıda Birlik Platformu (YBP) üyelerinin HSYK'ya adaylıkları ve seçim sürecinde yaşananları hatırlattı. 49 yargı mensubunun açığa alınması ile başlayan sürecin, iihraç ve hatta tutuklamaya kadar gidebileceğinin altını çizdi.

İşte o açıklama:

"Basın üzerinden yapılan haberlerle önce hakkımızda 63 hakim olarak inceleme başlatıldı. 1,5 yıl sonunda da soruşturma kararı ve hemen ardından açığa alma kararı verildi. Tabii bu konudan kararname kapsamında olmadığımızdan sürpriz şekilde haberdar olduk. Bayram üzeri ailecek Ayvalık'a gidecekken, adli tatile ayrılacakken haberlerde söylendiği gibi ŞOK OLDUK. Gerek anne ve babam, kardeşlerim, sevgili meslektaşlarımız, başta SAYIN Başkan Mustafa Bağarkası olmak üzere, Doğan Bey ve bizi odada ve ailece ziyaret eden, korkusuzca telefonla geçmiş olsun dileklerini paylaşan tüm meslektaşlara teşekkürü borç bilirim.

Adalet.org sitesinde bayram ve yolculuk hazırlığından cevap verme fırsatım olmadı. Zaten ailecek bayrama gitmek, tatile gitmek bile bu stesli dönemde içimizden gelmedi. Çünkü yaşadığımız hiçte normal bir süreç değil... Ailecek psikolojik destek almak zorunda kaldığımızı da itiraf edeyim...

İstanbul Çağlayan Adliyesinde adliyelerin taşınmasıyla birlikte 2011 yılı yaz kararnamesi sonrası yeni kurulan 17. Ağır ceza Mahkemesi'nde  üyeliğim sırasında sadece (tayin edildiğim ilk 3 ay içine olsa gerek) bir kez haftalık nöbet tuttum. Ayrıca sadece 1 yıl terör mahkemelerinde görev yapmam dolayısıyla adi çete dosyalarına, insan ticareti, fuhşa aracılık ve çoğunlukla da örgütlü uyuşturucu ticareti davalarına baktığım bu dönemde mahkememiz; Tatlıses'e yönelik  suikast, Beyaz Tv de öldürmeye teşebbüs dava dosyası dışında, pek meşhur bir davaya bakmadık. Bu şansımızdan dolayı olsa gerek; ayrıca yedek üyemiz olmadığından, terör suçlarıyla ilgili yargılamalar yapan meslektaşlarla ilgili yapılan genellemelere karşı oldum. Ayrıca işin içyüzünü bildiğimden algısal süreçlerden, paralel iftiralarından öte; görevi kötüye kullanma suçlarını oluşturacak iddiaların delilleriyle ortaya konularak hukuk içinde incelenmesi taraftarı oldum. Emniyet ve güvenlik güçlerinin hiç bir zaman (ilçede de dahil) etkisinde kalmaya sıcak bakmadım. Zaten  hukuku zorlayan tasarruflarıyla ilgili her zaman dikkatli olmaya çalıştım. Ayrıca devletin eskiden taraftarı oldukları şimdi eleştirdikleri davalarda da, dinlemelerde de rolleri olduğunu, devletin genel olarak yalan söyleyip, suç işleyip, iktidar gücünü koruma metodu olarak bürokrat ve memurlarına da şantajda bulunduğunu; önce usulsüzlük yapmaya mecbur edip, sonra bunlara bir yere kaydedip, o dosyaları kullandığı elemanlarının önüne koyduğunu, eleştirileri sürekli yapılmaktadır. Makbul olacak ve mahrum olacakların güçlülerin ittifak tercihlerine göre her zaman değişebildiğini görüyoruz. (mesela başka zaman olsa tırları durduran savcıları, YARGITAY HSYK'SI zamanında ödüllendirilirdi. hükümeti sıkıştırmak için yolsuzlukları çıkaran savcılar el üstünde tutulurdu)

"Koruma, sahte plaka, özel araç talebim olmadı, imtiyaz ve tahsisten yararlanmadım"

Benim gözümde terör suçlarıyla ilgili davalara bakmış olmak, bir meziyetten ziyade aynen müfettişlik, bürokratlık, tetkik hakimliği, sorgu hakimliği  gibi, sadece tecrübe edinmesi gereken, ancak sürekli kalınması sakıncalar doğuran bir alandır. Bu nedenle kürsü hakimliğinde asıl ceza mahkemelerinde çalışmak her zaman tercih sebebim olmuştur. Ayrıca bu mahkemelerde çalıştığım dönemde basına yansıdığı şekilde ne koruma, ne sahte plaka, ne özel araç talebim de; bu yönde bir imtiyaz ve tahsisten yararlanmadım. Ben bu nedenle meslektaşlarıma tepeden bakarak, ne eski kurulları, ne de şimdiki kurulun faaliyetlerini savunmam söz konusu değildir.

Meslektaşların, 49 Hakimden çoğunu adli tatile ayırdığı halde, Bayramdan bir gün önce, 15 Temmuz itibariyle bizlerin açığa alınması, bazı meslektaşları hem tayin ederek, hem açığa alarak iki tedbiri birden uygulaması nasıl bir  ADALET?

Bunun için dairede yapılan ivedi işlemler, muhalefet şerhleri beklemeden 2. DAİREYE dosya kapsamlı dosyarın ulaştırılması, bakanlığın aynı gün dosyaları inceleyip onaylaması, 1 kararı olanı görevden alıp , 100-200 kararı olana dokunmamalar, artık sözün bittiği yeri, kafasına göre takılma dönemini çağrıştırıyor. çocukları perişan edilen , tayin edilip hem devlete yolluk masrafı çıkarıp, insanları lojmanından çıkarıp, aileleri parçalayıp, çocuklarından ayrılmaya götüren intikamcı düzen, zarar vermeyi amaçlayan düzen değil de nedir? Ben İstanbuldayım. Lojman hakkım en azından şimdilik var. Adli tatile çıkmak için tayin oldukları yerlere alelacele göreve başlayanlar ise artık tayin edildiği yere taşınmak zorunda BIRAKILACAK. YAZIK!

Chp lideri Kılıçdaroğlu'na sehven davetiye çıkarılması işleminden daha esaslı ne gibi bir işlemimiz vardır. Nöbette verilen kararımız bu kadar süre sonra niçin özellikle karşımıza çıkarılıyor?

Yurtdışı hiç bir geziye gitmemiş ben (POLİSLERLE BİRLİKTE) talep yönünde karar vermişim diye casus  mı oluyorum ? Hangi ülke adına ? Yurt dışı seminer geziler ayarlanan YBP taraftarlarından, her türlü ideolojik görüşteki insandan benim farkım nedir? Ben yurt dışına, 12 Tömerde kurs görmeme rağmen, 10'larca kez dil okulu fırsatlarına başvurmama rağmen, hiç bir 3 günlük seminerlerden bile yararlanamayarak, fırsat bulup devlet imkanlarıyla da kendi imkanlarımla da çıkamadım. 7 yıldır aldığım pasaportumda çizik yok. 3 HSYK sürecinde de HARRANLI OLDUM. Zaten köken olarak Şanlıurfalı olmam beni devlete karşı mı yapar? Bursa'da doğdum. Babam öğretmen olduğundan Diyarbakır da dahil pek çok şehir gezdim, şehirlerarası okudum. Ben devlet tarafından kurumlar sınavını kazanarak, devlet imkanlarıyla yatılı okutuldum. Ankara Adalet Meslek Lisesi'nin 3. Mezunlarındanım. Burslu olarak Hukuk fakültesinde okuduğumdan, mülakat ve yazılı sınavda burslular otomatik alınmaktaydı.  Askerlikten muaf oldum diye mi hainim; yoksa, Şanlıurfalıyım diye mi, yoksa Bursalıyım diye mi, yoksa nöbette verdiğim bir dinleme kararı nedeniyle mi? iyi de Fakülteden ve dönem arkadaşlarım yolsuzluk davasında dinleme kararlarına imza atıp, sonra tutukladıkları kişileri saldıktan sonra itibar gördüler, ünvan aldıklar. Yoksa seçimde YBP'ye tam destek vermemem mi sorun. Yine bakanlığın YBP oluşumunda, seçim sürecinde ve sonrasında bizleri dışlayan fişlemelerini çevreden duyarak İstanbul Adliyesi gibi merkezi bir adliyede açık ayrımcılıkları seçim sürecinden bu güne görmekteyiz. Zaten adalet.org tada paraleli destekleyen, YBP yi eleştiren, yanlış kişilere gül gönderen yazılarım var, muhalifim, asabiyim, arkadaşlarıma babam gibi haksızlık yapılmasına kayıtsız olamam, biatçı, hükümetçi olamam, yargıda tek taraflılığı tarafsızca eleştiriyorum. Bu tabiiki pahalı bir eleştiri.

2010 yılındaki HSYK tarafından İstanbul'a atanmam ve yaptığım görevler, gerekse Sabri Bayındır başta olmak üzere İstanbul'daki Komisyon başkanları tarafından verilen nöbet, ek görevlendirmelere, bayramda yapılan ilk yıllarda sık sık aynı anda bir kaç yerde olmamı gerektiren görevlendirmelere ve yetkilendirmelerde mesleki etik ilkelere aykırı bir eleştirim, itirazım, hatta sağlık mazeretlerim bulunmasına rağmen herhangi bir karşı duruşum olmamıştır. Ancak cübbemi alarak mahkeme mahkeme dolaşmam, İstanbul'da fedakarlıkla gecelere kadar uzayan, trafik sıkıntıları, nöbet aracı, kalın dosyalar ve klasörlerle tüm evrakları yeterince inceleme çabalarımız,  sıkıntılarımız ödüllendirilmek yerine, nerden ne şekilde alındığı meçhul fişleme ve dedikodular üzerinden aleyhimde değerlendirilmektedir.

Bunun dışında gerek İstanbul'daki Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğim, Sulh Ceza Mahkemesi, gerekse Asliye Ceza Mahkemesi hakimliğim, gerekse daha önce görev yaptığım yerlerde Asliye ceza, Sulh Ceza mahkemeleri başta olmak üzere hakimlik işlemlerimle ilgili şu an hakkımda yürüyen bir soruşturma yapılmadığı gibi, 2014 nisan ayında artı 2 puan incelemesinde olumlu terfi yaparak, birinci sınıf olan hakim olarak görev yapıyorum. İlk tercihlerim Bursa ili olmak üzere civar illere tayin talebim sonucu İstanbul'a atanmam dolayısıyla yakın zamanda Bursa'ya tayin düşüncesindeyken; yine 17 Ağır Ceza Mahkemesinde birlikte görev yaptığım hakimlerle birlikte hakkımızda soruşturma başlatıldı. Halbuki bir haftalık nöbet işlemleri sırasında güvenlik birimlerinin bazı taleplerini reddettiğimden kıl hakim olarak zaten özgürlük veya terör mahkemelerinde görevlendirilmeyerek, zaten daha çok tercih ettiğim normal ceza mahkemelerinde görevlendirildim.

Bu nöbetim dolayısıyla şu an içeriğini dahi hatırlamadığım bir karardan ötürü 16 yıla yaklaşan görev sürem; yargılama yaptığım çoğunlukla ceza dosyası olmak üzere davalar töhmet altında. Yani yargılanan ve ceza verdiğim insanlar, yargı teminatına göre hareket eden Kurul'un işlemleri karşısında, gerçekten nöbet sırasında 1-2 dinleme kararı vermem asıl kusursa; benden çok daha fazla dinleme kararı veren meslektaşları suçlayarak kurtulabilirmiyim. Hükümete yakın durmamam veya karşısında olmam üzerinde yapılan değerlendirmelerle, veya basına yansıdığı şekilde istihbari fişlemelerden yargılanıyorsam; bu gün bu tür yapılan fişlemelerle açığa alınmamız yönünde işlem yapanlar, yada yeni terör soruşturmalarında yine güvenlik birimlerinden daha fazla medet uman yargı mensupları da aynı şekilde birileriyle işbirliği içinde olmakla suçlanmaktan kendini nasıl kurtaracak (benzer içekteki dinlemelerle yine bu günkü güvenlik birimleriyle işbirliği içinde hareket etmekten) bunu anlamıyorum.

....................

HSYK seçim sürecinde YBP'nin ortaya çıkışıyla birlikte neler gördük neler...

Yargıda “Yemek krizi” olarak belirtilen adalet.org tada paylaşılan İstanbul Adliyesindeki 600 kişiden 160 tanesinin davet edilmesiyle, 100 tanesinin katılmasıyla, Başsavcı vekilinin açıklamaları unutulmadı, internette de, basında da yer aldı. .... Müsteşar Kenan İpek'in İstanbul sosyal tesislerindeki YBP iftarındaki konuşmasını da, daha takipsizlik kararı verilmemiş henüz oradaki yargı mensuplarının yapmakta olduğu yolsuzluk davaları hakkındaki görüşleri, 28 Şubat sürecindeki TSK dan brifing alan hakim ve savcıları eleştirirken benzer brifingle özel yetkili mahkeme hakimlerine yönelik ithamlar, yolsuzluk davalarını darbe olarak değerlendiren açıklamalara bende katıldığımdan bizzat şahit olmuştum, o haberleri hatırlamak lazım... Yine YBP tarafından diğer HSYK adaylarına yapılan saldırılar, kuşçu eşref yaftalamaları, Adalet.org ve Yarsav'ın ve adaylarının cemaatçi ilan edilmesini unutmadık. Bu dengesiz seçim sürecini, vaadleri, Yarsav ve diğer adaylar açıklamıştı. Seçim süreci vatanseverlikle, vatanhainliğiyle bir tutulmuş, disiplin affı, maaş zammı, hükümetin, tüm devlet kurumlarının, hatta milletvekillerinin, işadamlarının helikopterli desteğini alan, diğer vaad ve devlet imkanlarıyla yapılan seçim sürecinde devletin tek temsilcisi ilan edilen platform kazanmıştı, zaten kazanmamasına imkan yoktu.

Şimdi diğer vaadler yerine getiriliyor.

İkinci perde de, vaatler yerine getirilmeye başlandı. Önceki HSYK'nın hükümetle işbirliği yaparak torba kanunlar ve torba kararnamelerle yargıdaki ayrışmanın ve tasfiyenin temelini atıyordu. 2010 HSYK'sı önce 13 ler olarak yaftalandı, hedef gösterildi, sonra İbrahim Okur'un tasfiyeler sürecinde açıklamaları ile eski HSYK kendi kendini tüketti. HSYK'da, HSYK genel sekreterliğinde yapılan tasfiye ve temizlik, sonra başsavcılıklarda, ağır ceza mahkemesi başkanlıkları ve diğer ünvanlı görevlerde sürmüştü. Devletle ve devlet kurumlarıyla işbirliği bunu gerektiriyordu. Yeni HSYK -YBP zaferi sonrası kış kararnameleriyle Yargıtay Savcılığında, tüm HSYK teşkilatında, ünvanlı görevlerde temizlik hızlandı, ünvanlar paylaşıldı; ünvanlar platform destekleyenlere sunuldu, platforma destek vermeyen, hatta aday olanların hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmadı. Hatta seminerlerle, çeşitli yemeklerle YBP seçim sonrasındaki teşkilatlanmasını başka yerlerde sürdürdü. Sulh Ceza Hakimliklerinde, ihtisas mahkemelerinde, komisyon başkanlıklarında, başsavcılıklarda vs...

Tabii bunun öncesinde 160 yargıtay üyesi olarak anılan 160'ları ekarte etmek için, yeni platforma yakın isimler yargıtay üyeliğine getirildi. Zaten daha önce belli kesimi dışlamak bakımından birinci sınıf olmak dışında Yargıtay üyeliği şartı getirilerek, torba yasayla 20 yıl şartıyla önlem alınmıştı ve pek çok kişinin müktesep hakkı alındığını gördük. Birde 1000 kadar idari yargı mensubunun yanına avukatlıktan geçen 1000 yeni idari hakim, yine aynı sayılarda adli yargı mensubunun (Adalet bakanının kamuoyuna yansıyan tepki çeken konuşmalarındaki şekilde 2000 kadar kişinin yargı kadrolarına getirilme süreci) mesleğe alınarak ve İstanbul gibi büyükşehirlere atanarak; eski yargı kararlarının yeniden incelenmesi, pek davanın da basına yansıyan hedeflere doğru ve torba davalar halinde ilerlemesine yönelik hamleleri gördük, duyduk.

Ayrıca bunla da kalmadı, 14. Nisan itibariyle HSYK düğmeye bastı. Vaaatlerine uygun şekilde Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Savcısı Serdar Coşkun'un HSYK'ya gönderdiği kapsamlı yazı ile, böcek davasıyla başlanan süreçte (hükümetin ve siyasilerin, bürokratların her platformda dile getirdiği iddialar) HSYK'ya taşınmıştı. Savcı Serdar Coşkun (aynı dönemde - Şevket Kazan dönemdeki hakimlik savcılık sınavında mesleğe alındığımız), ikinci görev yerimiz olan Malatya Arguvan'da birlikte çalışma-tanışma fırsatı bulduğum, hatta ilk lojmana girerken anlaşamayarak kuraya girdiğimiz bir meslektaştı.

HSYK'da yayınladığı etik ilkelere rağmen beni şaşırtmayarak, hangi hedefleri, hangi şekilde gerçekleştireceğini siyasilerin ve hükümet üyelerinin açıklamalarıyla paralel şekilde verilen demeçleriyle açıkladı. Hükümette 2010 HSYK'sındaki ağırlıklı güce ve paralele yakın olarak damgalanın bağımsız adayların aldığı oy oranına göre 4500 hakim ve savcı yerine yeni hakim ve savcı alımına ilişkin demeçler verildi. 4500 hakim ve savcının ihracından, 150 hakim ve savcının ihracından bahsedildi. Bunun için öncelikle 63 hakim ve savcının isimleri müfettişin HSYK'ya sunduğu gizli inceleme raporu kapsamında yargıda paralel yapı olarak yayınlandı. 7000 kişinin Vip kişilerin usulsüz dinlemeleri bahane edilerek algı operasyonu başlatıldı. 1,5 yıl süren bu süreçte, 2008 yılından başlayan dinlemeler, istihbari dinlemeler boy boy manşet yapıldı. Gizli olduğundan tarafımızdan bile gizlenen kararlar gazeteleri, internet sitelerini süsledi, ifşa edildi. Sonra ne oldu?

12 Şubat 2015 yılında Yargıda paralel yapının çekirdek kadrosuna temizlik haberleriyle hükümete yakın yayın organları tarafından hedef gösterildik. Adaletgündemi'ne bu haberi taşıyanlarla yazılı tartışmamızda açıkladığım üzere; A haberde ve Sabah internet sitelerinde yayınlanan bu haberlerde isimlerimiz paralel çekirdek kadrosu olarak hedef alınınca, 63 kişiden bahsedilen müfettiş raporuna rağmen, HSYK 3. dairesinin soruşturma açmadığı 9 ismin bulunduğu kişiler A haberin ve Sabah'ın haberinden çıkarılmıştı. Çünkü bu kişilerin isminin yazılması sakıncalı görülmüştü. Bu kişilerin isimlerin yayınlanması sürece zarar verebilirdi. Bunlar Başsavcı vekilliğene getirilmiş veya memur büro, basın bürosu vb önemli bürolarda görevli savcılar, şu anki süreçte önemli yerlerde çalışan hakim ve savcılardı. İşbirliği yapmayanlarda listedeydi. HSYK tıpkı A haberin yaptığı gibi bazı isimleri çok karar vermelerine rağmen soruşturmadı. HSYK 2. dairesi üyesinin muhalefet şerhi ve haberlerle sonradan, çıkarılan kişilerin söz konusu soruşturma dosyasında daha çok dinleme kararları veren kişiler olduğu, bizlerin 1-2 karar veren kişiler olmamıza rağmen başta yapıldığı gibi fişlemeler ve yapılan haberlerle, soruşturmalarla oluşturulan şikayetler, iddialar üzerinde hedef alındığımızı bu şekilde öğrendik. Yani deliller üzerinden değil, belirlenen yargı mensupları üzerinden yürütülen süreçle, yargısız infaza, “çamur at izi kalsın” süreçlerine maruz bırakıldık. Aslında hedefte olan, meşhur davalara bakan isimlere, yolsuzluk ve darbe soruşturmalarına bakan isimlere zarar vermek iken; aynı sepete pek çok yargı mensubu sokuldu. 2008 yılında ve sonrasında meşhur kişiler hakkındaki dinleme kararları üzerinden biz yargılandık, ancak bu kararları veren isimlerin çoğu şu an önemli makamlara getirilmişti, onlar soruşturulmadı, ödüllendirildi. Yani algı başkaydı, gerçekleştirilen başkaydı. Dinleme kararları bahaneydi. Hatta meşhur davalara bakan meslektaşlara, bu davalardan ötürü işlem yapılırsa, o zamanki HSYK üyelerine, Yargıtay üyelerine işlem yapmakta gerektiğinden, süreci daha hızlı götürecek bir sistem bulunmalıydı. Nöbet işlemleri bahane edildi. 2011 yılında yaz kararnamesinde geldikten 2 ay sonra sadece 1 haftalık nöbette verdiğim karar bahane edilerek ben ve benim gibi meslektaşlar torbaya sokuldu. Bu niçin yapıldı? Susturma sürecinde bu davalara bakmayanları da korkutarak; belki yanına çekmek, belki itirafçı yapmak, belki eleştiri yapmalarını engellemek amaçlanmış olabilir. Ancak bu süreç meslektaşımız Defne Bülbül'ün dediği kominist ajan iftirası gibi... Kurul adaylığında bulunduğu için damgalanan Ayşe Neşe Gül'e, Orhan Gödel'e yapılanlar, Yarsav adaylarına yapılanlar gibi... Sayın Tamer Akgökçe'ye yapıldığı gibi...Sayın Mustafa Bağarkası'na, Murat Aslan'a Murat Aydın'a, Musta Sayın Aydın Başar'a yapıldığı gibi...

Bir meslektaş dolandırıcılıktan yargılanan bir sanığın iftirasından HSYK'nın işlemlerinden kurtulabilmek için sosyal demokrat olduğunu söylemek zorunda bırakılıyor.

YBP'nin ve havuz medyasinin paralel paranoyası tıpkı soğuk savas dönemindeki komunist ajan avına benziyor, delilsiz, mesnetsiz, iftira.. Sözleri ne kadar doğru...

Sonuç olarak çamur at izi kalsın süreci, seçim sürecinde başladı. Seçim sonrası destek vermeyenlere ve eski kuruldan yana tarafsız kalanlara, eski kurulla olan ittifaka rağmen zarar verildi. Hakyolcu, ülkücü, alevi hakim ve savcılar içinde YBP taraftarı olanlar üzerinden muhalif meslektaşlar fişlenip, dedikodularla rakip meslektaşlarda fırsattan istifade iftiralarla etkisiz hale getirildi. Hayrettin Türe, Yarsav adayları gibi pek çok kişi susturuldu, cezalandırıldı. Susturma kararnameleriyle, kış ortasında tayinlerle, cüzzamlı muameleleriyle mesleki dayanışma öldürüldü. Gemisini kurtaran kaptandı. Af yasalarıyla farklı ödüllerle ve caydırıcı önlemlerle itiraz imkanı bırakılmadı. İnsanların ailevi acılarıyla alay edilerek eski HSYK bahane edilerek eleştiri yolları kapatılmaya çalışıldı. Meslektaş meslektaşa kırdırıldı. 2015 Nisan sonunda tahliye kararı veren Hakimlerle başlayan TUTUKLAMA süreci, Mit tırlarını durduran, savcı, başsavcı ve vekilleriyle devam etti. Hakim ve savcılar istisnasız, sessiz sedasız TUTUKLANDI. İnsan Hakları Mahkemesi kararları dayanak alınacakken, MGK kararları, Kırmızı kitap artık tutuklama süreçlerinin gerekçesi yapıldı.

Yani polisler bile haklarındaki suçlamaların çokluğuna rağmen istisnasız tutuklanmamıştı. Ancak süreç bizim meslekte daha taraftar, daha yanlı, daha vicdansız davranıyordu. Böylece HSYK seçim süreciyle hayal olan bu vaatler maalesef gerçekleştirildi. Bu günkü süreçte böcek davasındaki tahliyelerin ve beraat kararlarının ardından; Anayasa Mahkemesinin dershane kararı gündemdeyken; seçimde hükümetin oy kaybıyla YBP birlikteliğinde, tedirgin olan süreci yöneten hakim ve savcıların sorun çıkmaması bakımından, Genel Sekreterin tahliye kararı verebilecek kamikaze hakimlere yönelik uyarıları sonrası; 49 hakim ve savcıyı nöbet işlemlerindeki yargı kararları nedeniyle açığa alma kararı gündemi kurtarmış oldu. Böylece Özet yetkili mahkelerle kurtarılan zamanındaki gündemler gibi, şimdi de özel yetkili işlemleriyle pekişen yargı gündemleri üzerinden gündemler, siyasiler ve hükümet lehine değiştirilebilmektedir. İlginç olan HSYK başkan üyeleri tarafından yapılan açıklamaların tam aksine, dinleme kararı vermek bakımından özel olarak Ankara'da istihbarat kurumlarının talebine uygun şekilde hakim atanması, fişleme ve dinlemelerin son hız devam ederken; dinlemelerle mücadele ediliyor görüntüsü verilmesi; yine terör mahkemelerinde çalışanlar bir yandan yaftalanırken; diğer bir kısım eskiden terör mahkemelerinde görev yapmış hakim ve savcıların İstanbul 13, 14, 16, 17. 19, 21 Ağır ceza mahkemelerinin Başkanlıklarına, İstanbul'un çeşitli başsavcı vekilliklerine, cezaevi savcılıklarına, Sulh Ceza Hakimliklerine, anayasal suçlar ve terör suçlarına, basın suçlarına bakan mahkeme ve savcılıklara verilmesidir.  Burada verilen makamlara değil, itirazım yapılan sistematik algı yönetiminedir. Yine dramatik olan, 49 hakim ve savcı paralel denilerek bazı kesimlerle ve emniyetteki belli kadrolarla işbirliği yapmakla delillendirilmeden önyargılarla suçlanırken; bu sürecin yine başka grup, klik ve kesimlerle, emniyet ve istihbarat birimleriyle, yeni kadrolaşan ekiplerle, meslektaşlarla birlikte önyargılı olarak yürütülmesidir.

Normalde son torba yasalarla disiplin affı kapsamında olan ve en fazla uyarma, kınama disiplin cezasını gerektirebilecek bir hususun manşetlerle siyasi destekle soruşturma konusu yapılması; hukuk devletinden eser kalmadığının göstergesidir. Belli kliklere mensup; her türlü meslek itibarına yakışmayacak halleri açıkça tespit edilenlerin belli talimatlara uyması şartıyla affedildiği günümüzde bizlere uygulanan ancak GUGUK OLABİLİR.

Ben bu açığa alınan isimlerin bir kısmının belli basın organlarının, siyasiilerin hedef gösterdiği kişiler olmasından, aynı sepete konulmamla hakkımaki soruşturma sürecinin ihraç cezasına kadar hatta: daha güçlü olsun diye tutuklamaya kadar gidebileceği aklıma gelmiyor değil!  Hukukun bu kadar dip yaptığı, herkesin kafasına göre takıldığı dönemde hukuk görünümlü otoriter zihniyetlerden Allah'a sığınıyorum. Ancak gerçekten kimseden, hiç bir güçten Allah'ın izniyle korkum yok.

Ancak şunu biliyorum

Ben herşekilde karakterimin gereğini yapacağım. Birileri gibi belli siyasi partilere eşimi üye yaparak, pazarlık yaparak, torpil arayarak, işadamlarını ve hemşehrileri devreye koyarak yada; belli  farklı memuriyet taktikleriyle, kendimi yargı mensubundan çok memur gibi görerek haksızlığa ve hukuksuzluğa boyun eğmeyeceğim. Bunu beni tanıyanlar iyi bilir. Bu doğrultuda kimin yanında olduysam; aynı şekilde haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı olacakların bir şekilde yanımda olacağını, halimi kendi hali, derdimi derdi hissedenlerin çıkacağına, en azından ailemin, anne babamın ve inandığım meslektaşların desteklerini eksik etmeyeceklerini düşünüyor; ilgilenen saygıdeğer meslektaşlara teşekkürü borç biliyorum. Sürçü lisan ettimse, duygusal durumuma ve gevezeliğime bağlayın...

SEVGİLER, SAYGILAR"

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim