• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -4 °C

"Hiç Seçim Yapılmamış Gibi AKP Türkiye'yi Yönetmeye Devam Ediyor"

"Hiç Seçim Yapılmamış Gibi AKP Türkiye'yi Yönetmeye Devam Ediyor"
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Parlamento'daki çoğunluğunu yitirmesiyle sonuçlanan genel seçimlerin üstünden iki ay geçti ama aynı parti Türkiye'yi yönetmeye devam ediyor.

Hukukçu Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, bugün Türkiye siyasetinde yaşanan durumu yazdığı bir makale ile yorumladı;

"AKP hükümeti üstelik öyle iddiasız bir şekilde (Amerikalıların deyimiyle: “topal ördek”/lame duck gibi) de yönetmiyor ülkeyi, aksine bayağı icraat yapıyor: Ülkeyi bir savaşın eşiğine getirmiş durumda, Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyor, partizan kadrolaşmada hız kesmiyor. Dahası, bu süreyi uzatmak için manipülasyonlara başvurmaktan da çekinmiyor.

Hiç seçim yapılmamış gibi...

Bu durumun toplumda hoşnutsuzluğu yaygınlaştırmasına ve yine AKP iktidarının kendisinin yaratmış olduğu kutuplaşmışlık halini daha da pekiştirmesine  şaşmamalı. Pek çok insan “madem sonuçlarına göre hareket edilmeyecekti, o zaman niye seçim yaptık?” psikolojisine girmiş durumda.  Kısaca, Türkiye hem arkasında seçilmiş bir çoğunluğun bulunmadığı, hem de anayasal ve hukukî temelden yoksun bir şekilde yetki kullanan bir iktidarla karşı karşıya. Kısaca, karşımızda duran, siyaset teorisinin diliyle söylersek, “otorite”si olmayan (en iyi ihtimalle, çok zayıf olan) bir “iktidar”dır.

Malûm, siyaset bilimi açısından iktidar ile otorite aynı şey değildir. İktidar, başkalarının kararlarını belirleyebilme, kişilere normal olarak yapmak istemediği şeyleri yaptırabilme gücü demektir. Siyasî iktidar, bunu bütün bir ülke ve toplum için yapabilen iktidardır. Siyasî iktidar, kamusal meselelere ilişkin bağlayıcı kararları alma ve gerektiğinde bunları zorla uygulama gücüne sahip olan iktidar demektir. Bu anlamda, iktidar olgusal bir durumdur, çıplak bir gerçeği –muktedir olma durumunu- ifade eder.

Ama her iktidar bir “otorite” değildir. Otoritenin “meşruluğa bürünmüş iktidar” olduğu söylenir; yani, otorite sayılması için iktidarın meşru olması gerekir. Daha da belirginleştirirsek, her şeyden önce, iktidarın “otorite” olduğunun ona tâbi olanlarca gönüllü olarak kabul edilmesi ve kendisine toplum tarafından mutabık kalınmış bir usulle otorite verilmiş olması gerekir. Anthony Birch'ün anlatımıyla, siyasî otorite “siyasî iktidarla meşruluğun birleşimi şeklinde tanımlanır; (bu birleşimde) iktidar şeyleri gerçekleştirebilme gücüdür, meşruluk ise bu gücü kullanmaya yetki verilmesi durumudur.” Şu halde, kamusal meselelere ilişkin bağlayıcı kararları alma gücüne sahip olması yanında buna hakkı da olması siyasî iktidarı kamusal işlerde bir otorite yapmaktadır.

Otorite kavramının meşruluğu da içerdiği veya iktidar mevkiinde olanların iktidar kullanmaya hakları olduğu söylendiğinde, böylece devletin kişiler üzerinde kaba güç değil, otorite -yani rıza ve onaya dayanan bir iktidar- kullandığı anlatılmak istenmektedir. Başka bir anlatımla, siyasî iktidardan söz ettiğimizde, onun kendi iradesini gerektiğinde zor yoluyla yürütebilmesini anlatmak isteriz; buna karşılık iktidarın otoritesi genellikle onun kişilere meşru olarak emir verebileceğini ima eder. Bu demektir ki, iktidar otoriteden bağımsız olarak da var olabilir. Cebir gücü kullanarak yurttaşlara istediklerini yaptırabilen bir iktidarın bunu yapma hakkına sahip olduğunu yurttaşların onaylamamaları durumunda olduğu gibi. Böyle bir durumda yurttaşların “zoraki” itaatinin iktidarı onaylamaktan başka birçok “sağduyu” nedeni var olabilir.

Sonuç olarak, bugün Türkiye'de iktidarın otoriteden bağımsız olarak da var olduğu bir durum yaşanmaktadır. Nitekim, hâlihazırdaki durum itibarıyla AKP iktidarının “otorite”si yoktur. Çünkü bu iktidar hem sosyolojik hem de anayasal-hukukî meşruluktan yoksundur.  Sosyolojik meşruluktan yoksun olduğu açıktır, çünkü seçmenler ona ülkeyi tek başına yönetme yetkisi vermemişlerdir. Otoritenin bir anlamı bir kimsenin başkaları adına konuşma veya hareket etme hakkına sahip olmasıdır. Bu hükümet anayasal-hukukî meşruluktan da yoksundur, çünkü parlamento çoğunluğunun desteğine sahip bir hükümet kuruluncaya kadar işlere geçici olarak sadece nezaret etmekle yetinmesi gereken bir hükümet (caretaker government) konumunda olduğu halde, tam yetkili bir hükümetmiş gibi icraat yapmaktadır.

Bu arada, bir hükümetin meşruluğunun yegâne kaynağının seçimler olduğu ve seçimle gelen bir iktidarın diktatör olamayacağı şeklindeki iddiaların birer safsatadan ibaret olduğu da bu açıklamalardan sonra anlaşılmış olmalıdır. Dünyamız “seçimli otoriterlik” örnekleriyle doludur."

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim