• BIST 89.113
  • Altın 146,730
  • Dolar 3,6439
  • Euro 3,9308
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C

“Hrant Dink Cinayeti Devlet Organizasyonu İle Adım Adım Örüldü”

“Hrant Dink Cinayeti Devlet Organizasyonu İle Adım Adım Örüldü”
Adana Baro Başkanı Av. Mengücek Gazi Çıtırık, Gazeteci-yazar Hrant Dink'in katledilmesinin 9. yıldönümünde yazılı açıklamada bulundu.

Av. Çıtırık, "19 Ocak 2007'de katledilen Hrant Dink'in eşi Rakel Dink'in de belirttiği üzere, 'devlet taşlarının altını temizlemek zorundadır. 'Aradan 9 yıllık zaman dilimi geçmişse de verilen ilk karar vicdanları tatmin etmemiştir." dedi.

Hrant Dink cinayetinin devlet organizasyonu ile adım adım örüldüğünü söyleyen Av. Çıtırık, "Hrant Dink'in failleri üç-beş tetikçiden ibaret değildir. Bu cinayet tasarlanarak organize edilmiştir. O yüzden de adaletin yerini bulması için cinayette ihmali olan, sorumluluğu bulunan ve failleri kollayan herkesin adalet önünde hesap vermesi gerekiyor. Kamu görevlileri ihmali davranışları ile cinayete suç ortağı olmuşlardır" diye konuştu.

Hrant Dink'in öldürülmesi ile ilgili yürütülen soruşturma ve yargılama sonucunda verilen kararın, toplum vicdanınca tatmin edici bulunmadığını belirten Av. Çıtırık, "Kararı veren mahkeme başkanı da, "cinayetin basite indirgenemeyeceğini, verdikleri karardan rahatsız olmadıklarını ancak kararın tatmin edici olmadığını" beyan etmişti. Bu cinayeti işleyenler ve arkasında ki güçlerin ortaya çıkartılması hükümetin, devletin ve sorumluluk sahibi kamu yetkililerinin görevi olmasına karşın bu davada ne yazık ki etkin bir soruşturma yürütülemedi. Kamu görevlileri, almış oldukları istihbari bilgileri zamanında kullanmış olsalardı, eğer bugün Hrant Dink aramızda olacaktı. Kamu görevlileri ihmali davranışları ile bu cinayete suç ortağı olmuşlardır. Bu dava, etkili soruşturmanın yapılmadığı bir dosya olarak kayıtlara geçmiştir" dedi

Hrant Dink'e sıkılan kurşunların, Türkiye'nin toplumsal barış ve huzuruna, farklı düşüncelerine sıkıldığını aktaran Av. Çıtırık, "Dink'in öldürülmesi, ötelenerek yok sayılan kesimlere, kamuda sıfat taşıyanların yaklaşımlarını net bir şekilde ortaya koyan bir durumdur. Olayın üzerinden 9 yıl gibi uzun bir süre geçmiş olmasına karşın, gerçek adalet tecelli etmemiştir. Ülkemizde farklı kimlik ve farklı düşüncedeki insanlarımıza sabır, tahammül, katlanma ve hoşgörü içinde olunması gerekmektedir. Farklılıklar; yok sayılma ve ötelenme aracı değil, bir zenginlik olarak görülmelidir" dedi

"CİNAYETTE EMNİYET GÖREVLİLERİ YER ALMIŞ"

Av. Çıtırık, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Emniyet ve istihbarat teşkilatı ile bağlantıları bulunan kişilerin olaya isimlerinin karışması, tetikçilerin güvenlik güçleriyle hatıra fotoğrafları çektirmeleri kamu görevlilerinin de olayın içinde yer aldığını ve sorumluluklarının bulunduğunu, derin devlet ilişkilerinin bu cinayette rol oynadığını göstermiştir.

Hrant Dink'in eşi, kardeşleri ve çocukları etkin soruşturmanın yokluğu ve kendilerine soruşturmayla ilgili yeterli bilgilerin verilmemesi nedeniyle, hak ihlali yönünden Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Anayasa Mahkemesi Temmuz 2014'de çok önemli karar vermiştir. Buna göre ; '' Olay kapsamında ihmalleri olduğu ileri sürülen ve kimlikleri tespit edilen İstanbul ve Trabzon'daki kamu görevlilerinin cinayetin üzerinden uzunca bir zaman geçmiş olmasına karşın, halen ifadelerinin bağımsız adli birimlerce alınmadığı, olaydaki rollerinin saptanmadığı, öldürülenin yakınlarının ancak kendi çabaları ile soruşturma sürecinden haberdar olabildikleri ya da katılabildikleri, soruşturmanın makul bir özen ve hızla yapılmadığı anlaşılmış olup, hakkın özüne zarar verecek şekilde yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğunun kabulü gerekir. ‘kararı verilmiştir.

Kamu görevlilerinin bir kısmının ihmali, görevi kötüye kullanması suçlarından bir kısmı da tasarlayarak adam öldürmeye yardım etmek, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçlarından dolayı yürütülen soruşturma sonrasında iddianame düzenlenmiş, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 26 sanıklı Hrant Dink Cinayetine dair yeni davanın, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde ana dava dosyasıyla birleştirilmesine karar vermiştir."

73 ŞAİR'DEN ORTAK ŞİİR

Türkçe'nin 73 şairi, 19 Ocak günü sinsice, korkakça işlenen organize bir suikaste kurban edilen kardeşleri, cesur aydın, iyi gazeteci, mükemmel hayat arkadaşı, baba, dede ve Türkiye'nin iyi kalbi Hrant Dink'in ardından dizelerini buluşturdu.

"Yetimler Ağıdı", kardeşliğin, eşitliğin, özgürlüğün övgüsü; susturulmaya karşı koyan Türkiye'nin, faşist katillerden korkup sinmeyen yurttaşların, tarihiyle yüzleşmekten çekinmeyen berrak zihinlerin kederli ve ama teslimiyetten son kertede uzak sesi, acı ile karılmış gür fısıltısıdır.

yetimler ağıdı

bunu sana nasıl söylerim
hata benim günah benim suç benim

dünyalar içinde dünyalar sevgilim
ateşten çıkardım baktım uzunca kendimdi
bir de başımın üstünde yok bir ülke; kendimdi
dilim yola düştü pupa yelken pınarlarım yas içinde, hey hey
yüzümde kan kalmadı kuraklık can alıyor bir yandan, dan!

bir travmam var kenarı hâreli
yine hâreli geçti yine zulüm beni

meydan başaklarım kanıyor
uzun bir yürüyüşüm ben; bakın
anlarsınız yol yorgunu gözlerimden
şiircebimden beslenen tedirgin güvercin
dayamış gagasını yavrusununkine

eyvah ki hrant, bir vakitte
göğerçinleri yemlemişti, seninki!

kanı gördük okul dönüşünde ders kitaplarında
seslere karşı çok ilgiliyiz de ondan seslerden olur ölümümüz
sonra büsbütün çıkarız raydan, her vagon kendi cehennemine
kalbimiz doludizgin, kimse avutmasın içimizdeki tren düdüklerini

toprak insana gömülüyor, bodina da öldü
sınırlar biraz daha kırmızı

bütün karakamuları alaşağı eden bir bun
bir bayraktın düştüğün yerde patikalar'ın açtığı
bir kısrağın tayını emzirme sesiydi soluğun
şimdi çığ gürlemesidir aşan zamanı

bembeyaz tırnaklarla kazdığı o görülmedik arkta
kan ve gözyaşının birbirine değmeyen ortaklığı

yattım yere bakıyorum toprağın hisli eşitliğine
sular sınırları pasaportsuz geçer
asıl azınlık yerkürenin kendisidir
tek millet, gökyüzüdür ölürken yürekli düşünüldüğünde

çan ve ezan arasına gerili mahyada
acıyı dengeler yazı: ah-ya! 

orda hrant, başı dumanlı ararat'ta 
ırağı bilmez bir yağız atla vardı oraya
hrant ki, külü bile nemlendirir çorak dünyayı 
yine de her damlada ürperir yaşlı ararat 

ne değişir hayatla karşılaşsan
hemen yanında arkadaşın ölüme gülerek bakıyorsa

gözün arkada değildi, içerideydi a hrant! gözüm
içerdeydi ve sözcükler – ki onlardı ve öldüren idi
ürkekliğin ürperdi karardı boz güruhun
yırtık tabanaltından kaçtı güvercin ruhun

yaslandığım duvarın uğultusuydun
beni sessizlikle açıklayan

hüznü giydiğin pabuçlarında bin ahhh!
içini delmiş kuzeyli bir rüzgârın
erguvan kalbine kuzu'layan bir güvercin
beykoz iskelesinde karaya vuruyor göçebe

ağarmış bir gül var yakamda
içimizdeki bahçelerden goncası

bir yağmur kenti ne kadar ıslatır?
- kanın insanı ıslattığı kadar ancak!
neden ayakta ölür aylar? 
- kim bilir!

ölümün yüzüne gülüyorsun
bedenin kurşun geçirse de 

kanamasın yaprakları güllerin
üşüyen sular ırmakların tenine karışsın
akımını vurdular sözcüklerden kurulu fırat'ın
beyaz bere bile ağlar çamurun işine

iki damla göz yaşı düştü vurulunca sen
pülümür'ün yaşsız kadınının gözlerinden

oysa küçük bir çocuktum ben de tren raylarında
bozuk para gibi ezilen, hiç gelmeyecek sandığım baba
duydu mu mersinli balıkçı cemal, yağmurun yağdığını
ölümsüzlük denizine sabaha karşı?

fazlasıyla geciktin, suyu dinle, aynayla ödeş, toprağa dokun
buluşmayı bil kemik fırtınasında; sancınla yüzleş 

şeytan tiryakilerinin sivilcelerindeki irin, 
ey! kulak zarımı kanatan antik öfke
topla köpek dişlerini, düşlerini çektir ve git!
ölüm saklar ölümsüzlüğü yaşamın bildik türküsünde; hrant dink'i de 

zehrini yağmalar karanlık
sis peçesine çakılı çöller 

affet! yoksulduk, ezilmiştik; aval aval seyrettik mülk talan kavgasını
kan revan içinde söktüğümüz hayatlar, sözde şanlar sundu bizlere
korkumuz kutsaldı gölgemizden, gönüllü kurşun olduk düş kırımında
sesimizi linç tutup, kazıdık vicdanı, altın ve gümüş kakmalı hançerlerle

bu kez çatlak bulunca suyunu, yasaklandı
ikinci emre kadar dökmek zehirli kanı

ne cehennemi ne cenneti
gurbeti de sılası da içindedir insanın
ömrümüzün biriktirdiği onca kavram ve sözcük
şimdi işgal altında

son pankart sokakta gerili birazdan polis kesip atacak
hepimizin ölümü en küçüğümüzün elinden olacak! 

ah ile eyvah ile geçiyor zaman
dönsek kardeşliğimizi kutsayacak ardımızdaki kan
vart'a gül demişler, ağlayan kim
iki kalp, iki zehir, yüz yıllık birikim

bin dereden kanla dolmuş kuyuları hep ıslak
sen, ben, hrant... bu toprak püskürtüyor sevgimizi

artık kış çiğdemleriyle anacağız seni
onlara kanınla, terin karıştı
yüreğindeki tohumlar 
rüzgârlı sözcüklerle girecek türkülere 

kırık bir zamanda uçan güvercin
üzgün tutar ağzındaki zeytin dalını

sen dostumdun benim gülünce güneşler açan
bulutlara rüzgâra asarım suretini her akşam
her akşam bir mektup yazarım ararat kadar
unutmadım bırakıp giderken söylediğin sözleri

günler mi ağdı, ah, sular mı boğuldu
sisten kapılar mı var şehrin gözlerinde


göğüslerinin arasını şiirlerle süsledim hayatın
aranızdan geçerken incinmeler düştü payıma
güvercin kapaklandığında, yüzüm albatros ve yağmur
borandır, bahardır, uzar sakallarım çıtırtılarla mavi

kuşların sabahından geçelim hrant
çiçek tozları havalansın göklerimizden 

zalimin gecesi mazlumun gecesiyle birdir
ve daha uzundur zulme karar verenin gecesi 
bu yüzden sesini düşürmüş kaldırımlar leylak
kırmızı, kanla gül arasında gidip gelirken kanı çekilmiş yaprak 

ışık bilir vuracağı yüzü, konacağı kalbi
güvercin, toprağın düşüne kanat 

kimi ölülerin ayakkabısı delik
ve sakalları saklanmış ertesi güne
kimi silahlı çiçek taşır öldürdüğüne
bayrağa sararlar gözsüz yüzünü
çorabını dikerler suç kime

ak bir güvercin kanıyla çiziyor ölümünde
ölümsüzlüğün resmini
çocuksu, muzip, yakışıklı
yüzün ki

canlar içinde bir can
kanlar içinde altı milyar insan!
ve onlar vurdukça sana, alışkanlıklarımız çözülüyordu böylelikle
küçümsediğimiz yollar açılıyordu önümüzde
güvercinlerin dudaklarındaki sıcak rüya, korkularımızı dolduruyordu

dilini susarken anlıyordum, konuşurken
birden kendimi bir kardeş çavlanında bulurken

çatılara konan kırmızı
güvercinin bıraktığı vedayı büyütüyordu
gölgesi ansız çekilen bir ağaç gibi yıkılırdım
bir elim ötekini tutmasaydı

o ki bir fincan tuz istemişti yalnızca komşudan
şimdi tuzlu bir nehir akıyor kalan ömürler arasından

şimdi kim
bu uzak diyen
diyen bu yalan
bu burkulan ruhun üşümesiyle kardeşliğin
şu kurşun dökülmüş zaman

bir ölüm şiirine eklensin diye 
gövdesiyle yazmıştı son dizeyi

sürgüne okunmuş arguvan havası; ki kan
yüzünü acıya dönmüş duduk, ah! gasparyan
unutulmuş; ötekinin cenneti değil miydi her insan
kim yırttı vicdanımızı, sevgimizi kim düğümledi 

kaç bin kerre öldük seni
seni öyle sevdik, bağışla bizi

bu evleri borçlu olduğumuz taş ustaları
yürüyecek. anı: hiçbir şey kalmadığında
su inceliğiyle gülümseyen günahsız kan
masum yüzünün görüntüsüdür dağılan 

kan kabuğun altında fokurduyor yeniden
usanmış acısını sokakta gezdirmekten

şairleri dinlemek lazım: kabuk, su, tir, naz-
bir nar ki kırılınca hikâyemiz olacak
hadi ölümü tuzlayalım sonsuz deniz 
hrant'tan sonra kokmasın bari ülkemiz

aslında ne türk'üz, ne kürd'üz, ne ermeni'yiz
öyle bir "baba"mız var ki hrant, hepimiz yetimiz!

A.Hicri İZGÖREN, Adnan SATICI, Ahmet ADA, Ahmet GÜNBAŞ, Ahmet TELLİ, Ahmet UYSAL, Akif KURTULUŞ, Altay ÖKTEM, Altay Ömer ERDOĞAN, Arif DAMAR, Asuman SUSAM, Ataman AVDAN, Aydın ŞİMŞEK, Betül TARIMAN, Bilsen BAŞARAN, Bülent GÜLDAL, Celal SOYCAN, Cezmi ERSÖZ, Cihan OĞUZ, Dinçer SEZGİN, Enver Ercan, Fadıl ÖZTÜRK, Fergun ÖZELLİ, Fuat ÇİFTÇİ, Gonca ÖZMEN, Gülten AKIN, Gültekin EMRE, Halim ŞAFAK, Halim YAZICI, Haydar ERGÜLEN, Hayri K. YETİK, Hüseyin PEKER, Hüseyin YURTTAŞ, İlhan TÜLMAN, İlker İŞGÖREN, İ.Mert BAŞAT, Kadir AYDEMİR, K. İSKENDER, Mahmut TEMİZYÜREK, Mavisel YENER, Mehmet ATİLLA, Mehmet Can DOĞAN, M. Mahzun DOĞAN, M. Mazhar ALPHAN, M. Sadık KIRIMLI, Mehmet SARSMAZ, Mehmet Mümtaz TUZCU, Metin CENGİZ, Metin KAYGALAK, Mustafa ÖZTURANLI, Muzaffer KALE, Namık KUYUMCU, Nesimi ADAY, Nevzat ÇELİK, OğuzTÜMBAŞ, Olcay ÖZMEN, Onur AKYIL, Orhan ALKAYA, Özkan SATILMIŞ, Özlem SEZER, Pelin Batu, Rahmi EMEÇ, Salih BOLAT, Sedat ŞANVER, Selim TEMO, Sennur SEZER, Sina AKYOL, Tarık GÜNERSEL, Tuğrul KESKİN, Turgay GÖNENÇ, Veysel ÇOLAK, Yunus KORAY, Yücelay SAL, Zeynep UZUNBAY

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim