• BIST 97.717
  • Altın 143,765
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C

"HSYK Seçimlerinden Sonra Yargının Hali Tam Bir Kaos"

"HSYK Seçimlerinden Sonra Yargının Hali Tam Bir Kaos"
Konya Barosu Başkanı Av. Fevzi Kayacan, BAROTÜRK'e konuştu. Gündemdeki konulara ilişkin sorularımızı yanıtlayan Kayacan, HSYK seçimlerinden sonra yargıda tam bir kaos yaşandığını ifade etti.

BAROTÜRK Özel Haber

Konya Barosu Başkanı Av. Fevzi Kayacan'ı makamında ziyaret ettik. Gündeme dair sorularımızı içtenlikle cevaplayan Av. Kayacan, çok önemli tespitlerde bulundu.

İşte o röportaj;

Sayın Başkanım, öncelikle Mecliste, sokakta ve sivil toplumda çok ciddi muhalefet edilen iç güvenlik paketi hakkında değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Tam bir sıkıyönetim yasası. Düşünebiliyor musunuz, hâkim kararı olmadan kişiler kollukça belli bir süre gözaltında tutulabilecek, aranabilecek. Düşünebiliyor musunuz, kovuşturma aşamasına asla dahil olmaması gereken valiler ve emniyet müdürleri dahil olabilecek. Hâkim ve savcılar bypass edilebilecek. Güvenlik paranoyası ile kişilerin hak ve özgürlüklerine sınır getirilmesi demokratik değildir. Soyut ve belirsiz kimi olasılıklardan hareketle yaşamın insanlara daraltılması demokratik değildir. Mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirlerine, 24 saate kadar; şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda ise 48 saate kadar önleyici gözaltı yetkisi verilmektedir. Peki nerede savcı, nerede hâkim. Yargıya ait bu yetkilerin yürütme organına verilmesi açık bir fonksiyon gaspıdır. Dolayısıyla Anayasa’ya açıkça aykırı bir düzenlemedir.

Üzülerek de olsa belirtmeliyim ki; ülkemizde son dönemlerde varılan anlayış, Demirperde ülkelerinin terk ettiği siyasi ve hukuk düzeni anlayışıdır. 70 yıldır Avrupa Konseyi üyesi olan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargılama yetkisini tanıyan, servet sayılabilecek tazminatlar ödedikten sonra hukuk düzenini revize etme kararlılığı ve samimiyetini gösteren ülkemizin son dönemlerde yaşadıkları bir kabus. 

Demokratik toplumun en önemli gereklerinden biri de kamuoyunun serbestçe, özgürce ve korkusuzca oluşturulmasıdır. Kamuoyu oluşturma yönündeki basit bir gösteriyi, tepkiyi rejime yöneldiğini varsaymak ve polisin silah kullanma yetkisini artırmak oldukça tehlikeli bir girişimdir. İç güvenlik yasası keyfi uygulamaları tetikleyecek, ülkemizi uluslararası arenada küçük düşürecek, aleyhimize hak ihlallerinin tespitine ve fahiş tazminatlar ödenmesine neden olacak bir düzenlemedir. AHİM’in yaşam hakkı, işkence yasağı, insanlık dışı ve onur kırıcı tutum ve davranış yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı gibi alanlarda birçok referans kararı Türkiye üzerinden verilmiştir. Sanki ortada ülkemiz aleyhinde verilmiş bu kararlar yokmuş gibi davranılması anlaşılır değildir. Ülkemizin uluslararası prestijini ve ekonomisini sarsacak bu düzenleme ile amaçlanan üstün kamu yararı nedir? Doğrusu anlayamadım. 
Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devletidir. Evrensel hukuk değerlerini benimsemiştir. İç güvenlik yasası olarak nitelendirilen antidemokratik yasa, ülkemizi 3. Dünya ülkeleri arasında anılmasına neden olacaktır. Bu sonucu kimse bize reva göremez.

Sayın Başkanım, Türk Yargısının son yapılan HSYK seçimlerinden sonraki durumunu nasıl görüyorsunuz?

Kimse kusura bakmasın tam bir kaos. Yapılan atamalarla mahkemeler darmadağın edildi. Hâkim bulamıyoruz. Hâkim olmayınca biz avukatlardan habire mazeret alınıyor. Hâkim bulsak kararlar çıkmıyor. Karar çıksa, sürpriz kararlarla karşılaşıyoruz. Zira, yıllarca başka bir mahkemede görev yapan, o alanda uzmanlaşmış bir hâkim başka bir mahkemeye verilmiş. Dolayısıyla beklenilen ve hatta içtihat haline gelmiş kararlar yerine sürpriz kararlar çıkıyor. Yargı kendi içinde kutuplaşmış. Cesaretle hukukun uygulanması gelinen nokta itibarıyla adeta bir ütopya. Yine kimse kusura bakmasın ama, bu haliyle yargı siyasi aktörlerin etkisine oldukça açık bir alan. 

sam_0040-(400-x-300).jpg

Sayın Başkanım, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’nin aksi yöndeki kararına rağmen, ÖSYM’nin üniversite sınav sorularını kamuoyu ile paylaşmaması kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet bu son dönemde yaşadığımız örneklerden sadece biri. Anayasa ülkemizin bir hukuk devleti olduğunu yazar. Yine Anayasa yargı kararlarının kişileri ve devlet kurumlarını bağladığına amirdir. Samimi olmak gerekir. Devlet kurumlarının, idarenin kendisini hukukla ne kadar bağlı hissettiği, hukuka ne kadar inandığı ülkemizde öteden beri temel bir sorundur. Aslında en zoru tercih ediyoruz. En zor olan hukuka uymamaktır. En kolay olan şey ise, yargı kararı gereğini eksiksiz yerine getirmektir. Bazen şu soruyu kendime sormadan edemiyorum; nasıl bir yönetim şekline sahibiz? Demokratik mi, antidemokratik mi, hukuk devleti mi, yoksa keyfi devlet anlayışı mı? Bu örnekler nedense bu soruları sormamızı gerektiriyor. Bu uygulamalar ülkemizde hukuk güvenliğini yok edecek ciddi olgulardır.

Vatandaşlarımızın evlatlarının geleceğini belirleyen bu sınavda sizi şeffaf olmaktan alıkoyan nedir? Hangi üstün yarar sizi bu şeffaflıktan alıkoyuyor? Yargı karar verdi mi idarelerin uygulamama gibi bir hak ve yetkileri yoktur. Aksi tutum ve davranış suçtur. Ancak unutmayalım ki, yasama organı yargı kararını yerine getirmeme eylemini suç olmaktan çıkartmaya yeltenmişti. Acaba yasama organının bu cömertliği mi idareleri yargı kararlarına uymamakta cesaretlendirmektedir? Yazık.

Son dönemde ülkemizde sıkça yaşanan kadına ve çocuğa şiddet suçuna verilen cezaların yetersiz olduğunu düşünüyor musunuz? Bir hukukçu olarak bu konudaki çözüm önerileriniz nelerdir?

Ceza siyaseti her ülkede vardır. Cezaların yeterliliği, yetersizliği, azlığı veya fazlalığı tartışılabilir. Ancak, biz hukukçular ziyadesiyle toplumun ürettiği ihtilafları hukuki yollardan çözümlenmesiyle ilgiliyizdir. Asıl bu ihtilafları, suçları doğuran ana kaynağa inmek gerekir. Son dönemde ülkemizde kadınlarımıza ve çocuklarımıza yönelik şiddet eylemleri adeta sistemli bir hal almıştır. Bildiğim kadarıyla ülkemiz aile içi şiddette Dünyada ilk sıralarda yer almakta. Oysa mensubu olduğumuz yüce İslâm dini cennetin anahtarını annelerin ayakları altında olduğunu bizlere bildirmiş ve aile içi şiddeti kesinlikle yasaklamıştır. Meri Ceza Kanunumuzda da cezaların yeteri kadar ağır olduğu kanaatindeyim. Örneğin, eşe karşı yapılmış bir öldürme eyleminin karşılığı Ceza Yasamızda suçun nitelikli hali sayılmış ve yine uygulanabilecek en ağır ceza olan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile karşılanmıştır. Eşe veya çocuklara karşı kasten yaralama, suçun nitelikli hallerinden sayılmıştır. Ceza yarı oranında artırılarak uygulanacaktır. Kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma halinde de aynı müeyyide ve uygulamaları görebilmekteyiz. Sosyal disiplin kurallarından olan din, hukuk ve diğer kurallarda bir eksikliğin bulunduğunu düşünmüyorum.

Toplumumuzda sosyolojik ve psikolojik bir travmanın yaşandığını söylemeliyim. Bu manada, toplumun kullandığı dili oldukça önemsiyorum. Özellikle her akşam siyasilerin birbirleriyle olanca kavgaları, idarecilerin tutum ve davranışları, toplumda örnek şahsiyetlerin sosyal ilişkileri, anne-babanın aile içi yaşantısı, öğretmenin kişiliği, hâkimlerin, savcıların, avukatların iletişimi, polislerin olaylara yaklaşımı gibi hususlar bir bütün olarak görmeliyiz. Sosyal iletişim, öfkeyi kontrol edebilme yeteneği, anlama kavrama, bizim dışımızdaki kişi ve kişilerle olan münasebetlerimiz… Bu konuda da sorunluyuz. Bir öfke patlaması yaşanıyor. Sonucu pişmanlık da olsa o an ki ruh hali ve onu etkileyen etmenleri sorgulamak ve çözümler üretmek gerekir. Cezalar sorunun çözümleyicisi değildir. Aksine ceza da toplumun sistemli ve resmi bir öfkesi ve şiddetidir. 

sam_0041-(400-x-300).jpg

 

Sayın Başkanım hatırladığımız kadarıyla, Türkiye’de başörtülü bir avukata ilk ruhsat veren baro siz olmuştunuz. O olaydan kısaca bahseder misiniz? Başörtülü avukatların şu anda çalışma koşullarını nasıl görüyorsunuz?

Basına öyle aksedildi. Ben mi verdim yoksa bizim sevgili Elazığ Baro Başkanımız, kardeşim Adnan DEMİR mi verdi, bilemiyorum. Bu anlamda kimin bir ilki gerçekleştirdiğinin bence hiç önemi yok. Önemli olan bir mağduriyetin giderilmiş olmasıdır. Gelinen noktadan sonra artık kanaatimce başörtülü avukatlar, başörtüsüz avukatlar ayırımının yapılması yersizdir. Kimi zaman basında bazı hâkimlerin başörtülü meslektaşlarımıza tavır aldıklarını okuyoruz. Son derece çirkin bir davranış. Hak dağıtıcılarının, haksızlığa imza atmaları, ideolojilerini kürsüde kusmaları kabul edilemez. İster erkek olsun ister bayan olsun, ister başörtülü olsun ister başı açık olsun avukat olarak sorunlarımız var ve sorunların elbirliği ile giderilmesi için çaba sarf edilmelidir.

Peki Başkanım, bu dönemde, Konya Barosu olarak tamamladığınız ve önümüzdeki dönemde bitirmeyi hedeflediğiniz projeler nelerdir?

En önemli projemiz Baro Akademisini kurmaktı. Şükür ki; kurduk. Baro Akademimiz meslektaşlarımız ve stajyerlerimize yönelik eğitim çalışmalarını sistemli bir şekilde yürütmeye başlamıştır. Hatta Türkiye de ilk defa kamu kurumlarının hizmet içi eğitimleri kapsamında eğitim çalışmasını organize etmiş, Aile Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı personel, Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne bağlı Sevgi Evleri Müdür ve personeli, Huzurevi müdür ve personeli, Sosyal Hizmetler Uzmanları, Psikologlar ve diğer sosyal hizmetlere bağlı idari birim personeline eğitimler vermiştir. Bu eğitim çalışmalarımız artarak devam edecektir. Öte yandan yeni çağdaş, katılımcı, demokratik, çoğulcu bir avukatlık yasası konusundaki çalışmalarımız ve kararlılığımız devam etmektedir. Bu konuda kamuoyu oluşturma çabamız devam edecektir. Temel hak ve özgürlüklerin en önemli güvencesi yargı, yargı da söz konusu olunca savunma mesleği önem arz ediyor. Mevcut yasanın sorunlarımızı gideremediği kanaatindeyim.

Öte yandan ülke gündemiyle ilgili hukuki konularda merkezlerimiz aracılığıyla raporlar hazırlayıp, bunu ilgililerle paylaşıyoruz. En önemli hedefimiz Konya Barosunda kurumsallaşmayı tamamlamaktır. Bu konuda ciddi adımlar attık. Kalite yönetim sistemine geçtik. Yakın zamanda Baromuzun sosyal tesislerini hizmete açmayı plânlıyoruz. Kendimize ait yerimizde çok daha kaliteli eğitim hizmetleri sunacağız. Esasen bu konuda birkaç deneyimde de bulunduk. Baromuzun daha da  güçleneceğini düşünüyorum.  

sam_0054-(400-x-300).jpg

Başkanım, İç Güvenlik Paketi’ni baroların önderliğinde binlerce avukatın protesto etmek için yürüdüğüne şahit olduk. Avukatların sokağa çıkışını nasıl yorumluyorsunuz?

Prensip olarak yargı mensuplarının kamuoyu oluşturmak saikiyle de olsa protesto amacıyla yürümelerine pek sıcak bakmıyorum. Hele hele cübbelerle sokaklarda yürümeyi doğrusu yadırgıyorum. Çünkü o cübbelerin yeri mahkeme salonlarıdır. O cübbeler mahkeme salonlarında anlamlıdır, sokaklarda değil. Ancak iç güvenlik yasası az önce de belirttiğim gibi yargısal işleyişi ortadan kaldıran, temel hak ve özgürlükleri özünde yok edecek ve ötesi savunmayı anlamsızlaştıracak bir düzenleme. Her türlü uyarılara rağmen bu konudaki ısrarı da anlamak mümkün değil. Ortada hukuk düzenini temelinden sarsacak bir tehlike ile karşı karşıyayız. Yürüyüşe bu zaviyeden bakmak gerekir. Yeri gelmişken ifade edeyim ki; barolar olarak bazı konularda ayrışabiliyoruz. Ancak iç güvenlik yasasında sanırım farklı düşünen tek bir baro dahi yok. Son olarak İzmir’de toplanan baro başkanları bu konuyla ilgili bir bildiri yayımladılar. 79 Baronun da bildiriye imza attığını hatırlıyorum. Meclisteki hukukçuların, özellikle avukatların ve daha da özelde baro başkanlığı yapmış vekillerimizin siyasi değil, hukuki düşünmelerini beklerim.

Sayın Başkanım özellikle değinmek istediğiniz başka konular var mı?

Geldiğimiz aşama ve yaşadığımız olaylar üzüntü verici. Türkiye Cumhuriyeti hukuk alanında elde ettiği kazanımlarını, deneyimlerini bir çırpıda inkâr ediyor. Üstelik bu deneyimler ve kazanımlar yıllara sari ve birçok badireden geçilerek elde edilmişti. Esasen bunu sorumlu ve yetkili olan herkes biliyor. Bir korku hakim. Evrensel düşünen ve de özellikle hukuki deneyim ve kazanımlara sahip çıkmaya çalışanlar sindirilmeye çalışılıyor. Zor günler geçiriyoruz esasen. 70 yıllık demokrasi ve hukuk deneyimi olan ülkemizin sanki bu deneyimleri, kazanımları hiç yokmuş gibi acemice davranması, otoriter bir hüviyete bürünmesi beni ziyadesiyle şaşırtıyor. Dileğim bu travmanın bir an önce bitmesi ve Türk yargısının, demokrasisinin, hukukunun hakkettiği konuma bir an önce gelmesidir.

Bizi kabul ettiğiniz ve sorularımızı cevapladığınız için teşekkür ederiz Başkanım.

Ben teşekkür ederim, başarılar dilerim.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim