• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -2 °C

HSYK Üyesi Mahmut Şen'den Savcı Menderes Arıcan’ın Tayin Edilmesi Kararına Şerh!

HSYK Üyesi Mahmut Şen'den Savcı Menderes Arıcan’ın Tayin Edilmesi Kararına Şerh!
Savcı Menderes Arıcan’ın geçici görevlendirilmesine HSYK Üyesi Mahmut Şen’den manifesto gibi muhalefet şerhi: "Hiç biryargı mensubunun mesleğini tamamlama yönünden bile birgarantisi kalmamıştır."

HSYK Üyesi Mahmut Şen, Adalaet Bakanlığı sınavlarındaki torpil iddialarını gündeme getirdiği ve eleştirdiği için Çanakkale'den Malatya'ya sürgün edilen Cumhuriyet Savcısı Menderes Arıcan'ın hukuki durumuyla ilgili bir değerlendirme yaptı;

6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun "Dairelerin görevleri” başlıklı 9. maddesinde hâkim ve savcılarla ilgili olarak geçici yetki verme görev ve yetkisi Birinci Dairenin yetkileri arasında sayılmış iken bunun istisnası olarak "disiplin veya suç soruşturma ve kovuşturması nedeniyle geçici yetkiyle yer değiştirmesine veya görevden uzaklaştırılmasına karar vermek" HSYK İkinci Dairesi'nin yetkisinde sayılmıştır. Dolayısıyla, Malatya Adliyesi'nin savcı ihtiyacı ya da Çanakkale Adliyesi'ndeki savcı fazlalığının somut olarak ortaya konulması halinde, "kadro ve ihtiyaç" nedeniyle geçici  görevlendirme işleminden söz edilecek, bu tür durumlarda HSYK Birinci Dairesi yetkili olacaktır. Buna karşın, HSYK Birinci Dairesi'nin kararında belirttiğinin aksine, görevlendirme işleminin "kadro ve ihtiyaç” gerekçesine dayanmadığı, ilgili hakkında bir disiplin soruşturması bulunduğu ve asıl gerekçenin bu soruşturma olduğu saptanırsa, yetkinin HSYK İkinci Dairesi'nde olduğu kabul edilecektir. 

Geçici görevlendirme yapılan Malatya’da adliyesindeki durum… 

Yapılan bu açıklamalar ışığında değerlendirme yapıldığında; Çanakkale adliyesinde bir başsavcı, bir başsavcı vekili ve 16 cumhuriyet savcısı bulunduğu, 2015 yılında toplam 20131 hazırlık evrakına bakıldığı, burada görevli olan 11 savcıya daha önce geçici görev verilmediği, Menderes Arıcan'ın 10.07.2015 tarihinde Çanakkale'deki görevine başladığı, kendisinden kıdemli başsavcı dahil 3 savcının olduğu, diğer savcıların ilgiliden kıdemsiz Olduğu görülmektedir. İlgilinin geçici olarak görevlendirildiği Malatya'da ise, 44.648 hazırlık evrakı olduğu, bir başsavcı, iki başsavcı vekili ve 23 savcının görev yaptığı görülmektedir. 
 
“Malatya'da ihtiyaç varsa bu ihtiyaç 1303 kilometre uzaktaki Çanakkale yerine, aynı ya da en adliyelerin yakın yargı çevresinden karşılanabilir” 

Her iki adliyenin iş ve kadro durumu göz önüne alındığında ilgilinin geçici olarak görevlendirilmesini gerektirecek bir durumun bulunmadığı ortadadır. Ayrıca, böyle bir ihtiyaç olması durumunda bile, ilgilinin bu görevlendirme için ideal kişi olmadığı da çok açıktır. Buna göre, Malatya'da ihtiyaç varsa bu ihtiyaç 1303 kilometre uzaktaki Çanakkale yerine, aynı ya da en adliyelerin yakın yargı çevresinden karşılanabilir. Çanakkale'de savcı fazlalığı varsa, bu durumda da daha önce geçici görevlendirmesi olmayan en kıdemsiz savcıdan başlanarak bu işlemin yapılması gerekir. HSYK Birinci Dairesi işlemine Çanakkale'deki "iş ve kadro durumu” gerekçe gösterilmiş olup, böyle bir fazlalık olduğu düşünülüyorsa, 6 ay önce ilgili savcının niye buraya atandığı da ayrı bir sorudur. 

“Kural yapılan 10.000’in üzerinde kurula yapılan şikayet varken, Arıcan hakkındaki inceleme izni öne çekilerek verilmiştir” 

Öte yandan, ilgili hakkında HYSK Üçüncü Dairesi'nin 28.01. 2016 gün ve 2016/2003 sayılı kararı ile sosyal medyaya yansıyan beyanları nedeniyle oy çokluğu ile soruşturma izni verildiği anlaşılmıştır. Karara yazılan muhalefet şerhinde, Kurul'a yansıyan ve görüşülmeyi bekleyen 10.000'in üzerinde şikayet dilekçesi varken daha yeni tarihli adı geçenle ilgili dilekçenin gündeme alınması eleştiri konusu yapılmıştır. Başka bir deyişle, soruşturma izni verilen evrak, geliş sırasına göre HSYK Üçüncü Dairesi gündemine alınmamış, seçilerek gündem yapılmıştır. 

“Evrak gündem dışı görüşülmeye açıldı” 

HSYK Birinci Dairesi'nce geçici görevlendirme kararının alındığı gündem tutanağında "Çanakkale Adliyesinin mevcut iş ve kadro durumu göz önünde bulundurularak Çanakkale Cumhuriyet Savcısı (37400) Mendires ARICAN 'ın geçici yetki ile başka mahalde görevlendirilmesi hususu gündem dışı görüşülerek” ibaresi yer almaktadır. Buna göre, HSYK Birinci Dairesi'nin rutin gündeminde olmamasına rağmen gündem dışı bu evrakın görüşüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durum her iki Daire tarafından da gündem belirlenirken normal uygulamanın dışına çıkıldığını göstermektedir.  

Bu haliyle, görevlendirme işleminin nedeni "kadro ve ihtiyaç” değildir. Görüşülmeyi bekleyen 10.000'in üzerinde şikayet dilekçesi varken gündeme alınıp soruşturma izni verilen evrakın konusu, kızının hakim adaylığı sınavında mülakatta elenmesi sonrasında ilgili Cumhuriyet Savcısı tarafından bazı kurum ve yetkililere karşı sosyal medya ortamında yapmış olduğu eleştirilerdir. Bu tür durumlarda, 2802 sayılı Yasa'nın 77. ve 6087 sayılı Yasa'nın 9. maddesine göre geçici görevlendirme yetkisi HSYK İkinci Dairesi'nindir. Ancak, evrakın HSYK İkinci Dairesi'ne intikali zaman alacağından sosyal medya beyanları nedeniyle cezalandırma amaçlı olarak ilgili savcı, gündem dışı yapılan görüşme sonucu HSYK Birinci Dairesi tarafından oy birliği ile Malatya'da   görevlendirilmiştir. Bu işlem yapılırken HSYK Birinci Dairesi tarafından sahip olunmayan bir yetki kullanılmıştır. Bu durum başta Anayasanın 6. maddesinde ifadesini bulan "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz. " hükmü olmak üzere, ilgili kanun hükümlerine de açıkça aykırıdır. 

Öte yandan, işin esasına dair olarak, HSYK tarafından daha soruşturma izni kararı yeni verilmiş iken başka soruşturmalarda başvurulmayan bir uygulamanın yapılması da ayrımcılık yasağı ve kanun karşısında eşitlik ilkelerine aykırıdır. 

“2014 yılı Ekim ayından beri hiç geçici yetkilendirme yapılmadı”

Bir diğer husus da yeni HSYK'nun göreve başladığı 2014 yılı Ekim ayından beri ikinci Daire tarafından 2802 sayılı Kanunun 77. maddesine göre hiçbir geçici yetkilendirme yapılmamış olmasıdır. ikinci Daire tedbir istendiği durumlarda hep daha ağır olan görevden uzaklaştırma tedbirine başvurmuştur. Zira ikinci Daireye gelene kadar haklarında soruşturma yapılan yargı mensuplarının hemen hemen tümü Birinci Daire tarafından ya "hizmet gereği” başka yere atanmış ya da görevlendirilmiştir. Dolayısıyla ikinci Dairenin maddede belirtilen soruşturma nedeniyle geçici olarak görevlendirme hükmünü uygulama olanağı kalmamıştır. Müfettişler tarafından soruşturmanın selameti ve yargı erkinin nüfuz ve itibarım gerekçe göstererek uygulanmasını istediği tedbir hep görevden uzaklaştırma tedbiri olmuştur. Bu durum da somut olayda da aynı şekilde cereyan etmiştir. 

Hoşa gitmeyen kararlar veren yargı mensuplarına baskı,  markaj… 

Son Dönemde Türk Yargı Sisteminde Yaşanılanlar ve İlgili Hakim ile İlgili İşlemler, son dönemde yargı ve yargı mensupları çok ciddi baskılara muhatap kılınmış, aleyhe verilen her kararın, belli yerlerden talimat alınarak yapıldığı intibası oluşturularak yürütme Organının hoşuna gitmeyen soruşturmaları yapan savcılar ve kararları veren hakimler ihanetle suçlanır hale gelmiştir. Hakim ve savcılar, özel hayatlarında ve sosyal medya ortamında da takibe tabi tutulmuştur. Bu kapsamda, hakim ve savcıların sosyal medya hesapları üzerinde sürekli bir denetim sistemi kurularak belirli kurumlara yönelik eleştiriler soruşturma konusu yapılmaya başlanmıştır. 

“300’den fazla sosyal medya şikayeti var, eleştirilen kişiye göre işlem yapılıyoryapılmıyor” 

HSYK Üçüncü Dairesi'nin önünde sosyal medya beyanları nedeniyle şikayete tabi tutulan 300'den fazla hakim bulunmaktadır. Bu noktada şikayetlerin işleme konulması, ilgilinin eleştirdiği kişi ve kuruma göre farklılık göstermektedir. Mevcut olayda olduğu gibi, yazılı sınavda çok yüksek bir puan almasına karşın mülakatta elenen kızı için bir baba olarak, devletin resmi kurumlarına yönelik eleştiriler hakkında olağanüstü bir hızla işlem yapılmakta ve eleştirileri yaptığı iddia eden kişiler, devlet organlarını aşağılamak, karalamak vs. gibi normal işleyen bir hukuk sisteminde düşünülmesi dahi mümkün olmayan ağır ithamlara maruz kalmaktadır. Buna karşın, yine sosyal medyada başka kişilere, gruplara, kurumlara yöneltilen eleştiriler hakaret ve karalama olarak değerlendirilmemekte, bu paylaşımları yapan kişiler hakkında inceleme ve soruşturma izni verilmemektedir.

“Mevcut HSYK yönetimine yakın dünya görüşüne sahip olanların, nefret söylemi, hakaret ve tehdit içerikli paylaşımlarına işlem yapılmıyor” 

Sosyal medya ortamında özellikle mevcut HSYK yönetimine yakın olan, HSYK seçiminde üye olarak seçilenleri destekleyen, dünya görüşü ve benimsediği fikirler bu üyelerin benimsediği fikirlere yakın olan kişiler tarafından yapılan paylaşımlarda tehdit, hakaret, karalama ve nefret söylemine dair içerikler bulunmasına karşın herhangi bir işlem yapılmamaktadır. Hatta aynı tür beyanlarda bulunanlardan HSYK yönetimine yakın olanlar ayrımcı adalet yöntemleri ile ödüllendirilmekte iken diğerleri cezalandırılmaktadır. Önemli olan yapılan paylaşımların içeriği değil, kimin tarafından kime yönelik olarak yapıldığıdır. Bu yol ve yöntemle farklı düşünen, konuşan, eleştiren herkes baskılanmakta, dışlanmakta ve ötekileştirilmektedir. Belirli bir görüşe yakın olan, belirli bir demeğe üye olan ya da karar vericilere yakınlığı ile temayüz eden yargı mensupları tarafından, Anayasa Mahkemesine, Mahkeme Başkanına, Genel Kurmay Başkanlığına, ana muhalefet partisi liderine, gazeteci ve yazarlara, kendi meslektaşı olan hakim ve savcılara, akademisyenlere yönelik olarak sosyal medya ortamlarında dile getirilen beyanlarda, sinkaflı küfürler, hakaretler, karalama ve aşağılama, hedef gösterme şeklindeki ifadeler yer almasına karşın şu ana kadar cezalandırılan bir kişi yoktur. HSYK'nın yaptığı işlemlerde esas alınan unsur; işlem yapılan durum, açıklama ve beyanların içeriği değil, paylaşımı yapanın fikirleri, dünya görüşü, kime yakın olduğu esas alınarak kimin tarafından yapıldığı ve kimi hedef aldığıdır. 

Gelinen noktada, maalesef ilkeler üzerinden hareket edilememiş, ayrımcılık yasağı dikkate alınmadan tamamen kişisel düşünceler, kişileri gruplandırmalar, yaftalamalar ve fişlemeler gibi hiçbir hukuki ve evrensel tarafı olmayan kavramlar üzerinden hareket edilerek  tasarruflarda bulunulmuştur. Bu kapsamda, kendine yakın olanlar ödüllendirilirken, aksi yönde düşünen ve muhalif olarak görülen yargı mensupları bir nevi cezalandırmaya ve sindirilmeye tabi tutulmuştur. 

“Yargı mensuplarıyla ilgili karalayıcı/aşağılayıcı/güven sarsıcı bir habersiz gün geçmemektedir” 

Sürecin geldiği noktada pek çok hakim ve savcının yetkileri değiştirilerek baktıkları dosyalar ellerinden alınmış, kış ortasında ve okul dönemlerinde eş, hastalık ve eğitim gibi atama nakil yönetmeliğinde belirtilen mazeretleri dikkate alınmadan ve kendilerine önceden hiçbir haber verilmeden yerleri değiştirilmiş, birçoğu hakkında adli ve idari soruşturmalar açılmış, terfi ettirilmemiş, bazı yargı mensupları yargısal faaliyet ve kararları nedeniyle tutuklanmış, görevden uzaklaştırılmış ve meslekten ihraç edilmiştir. 

Bu ve benzer tasarruflar sonucunda, mesleki uzlaşma anlayışı ve kültürü tamamen yok edilmiş, yerine sürekli tehdit eden veya yaptıklarını eleştirenleri tehdit gören, uzlaşma kültürü yerine çatışma kültürünü koyan bir anlayış yerleşmiştir. Toplumun huzur ve uzlaşmasına esas olacağı düşünülen yargı seçimleri, adeta toplumsal ayrışmanın bir sebebi ve günlük siyasetin  içinde bulunduğumuz zamanlarda yargı ile ya da yargı mensuplarıyla ilgili karalayıcı/aşağılayıcı/güven sarsıcı bir habersiz gün geçmemektedir. Süreç genellikle hep aynı şekilde işlemektedir. 

“Önce medya haber yapıyor, sonra kurul gündeme alıyor, daha sonra meslekten uzaklaştırma uygulanıyor” 

Öncelikle, yargısal sürece katılan hakim ve savcılar ile verdikleri kararlar hakkında belirli basın/yayın kuruluşlarında haber ve yorumlar yapılmaktadır. Daha sonra, bu yayınlar dikkate alınarak ilgili yargı mensupları şikayet edilmektedir. Şikayetler hakkında soruşturma izni verilmesinden hemen sonra, müfettiş tarafından tedbir (genellikle görevden uzaklaştırma tedbiri) talebinde bulunulmakta ve sonrasında soruşturmanın tamamlanması beklenmemektedir. HSYK tarafından, savunması alınmadan hakim ve savcılar hakkında görevden uzaklaştırma tedbirine başvurulmakta ve daha sonra yargılanmalarına karar verilen yargı mensupları bu yargılamanın sonucunu beklemeden meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaktadır. 

“HSYK devreye girmekte, hoşa gitmeyen kararı veren hakim ve savcılar “darbeye teşebbüs” ve “paralel yapı mensubu olmakla” itham edilerek olağanüstü bir hızla yapılan ve savunmaları dahi alınmayan verilmesi, görevden uzaklaştırılmaktadır”

Yargı üzerindeki baskı öylesine bir hal almıştır ki yapılan linç ve karalama kampanyasından ülkenin en yüksek yargı organları da nasibini almaktadır. Öyle ki, bireysel başvuru sonucu, tutuklu yargılanan başvuruların kişi özgürlüğü ve güvenliği ile ifade ve basın hürriyetinin ihlal edildiği yönünde vermiş olduğu bir karardan sonra, bu karara imza atan Anayasa Mahkemesi Üyelerinin de darbeye teşebbüs suçundan yargılanması gerektiği bir milletvekili tarafından sosyal medya hesabında dile getirilmiştir. Yine belirli medya organlarında Anayasa Mahkemesi Başkanı'nı "paralel yapı” ile irtibatlandıran, karalayan yayınlar yapılmıştır. Kendisine, geçmişte vermiş olduğu kararlar, söylemiş olduğu sözler ve çalışmış olduğu kurumlar araştırılıp yazılmak suretiyle çok ciddi itham ve suçlamalar yöneltilmiştir. Kararda imzası olan Anayasa Mahkemesi Üyelerinin kökeni ve kim tarafından seçildiği yönünde yapılan yayınlarla; tarafsız karar vermedikleri, vicdani kanaate göre değil kendilerini seçen iradeye göre karar verdikleri algısına yol açacak ve toplumun gözünde Yüksek Mahkeme'nin itibarım zedeleyecek bir ortamın doğmasına yol açılmıştır. Buna ek olarak, Yüksek Mahkeme'nin yetkisini aştığı yönünde yapılan yayınlar ve serdedilen beyanlar sonrasında, Mahkemenin 1960 darbesinin ürünü olduğu, kaldırılması gerektiği, bireysel başvuru sisteminin lağvedilmesi ya da mahkemenin verdiği kararların ilk derece mahkemeleri için bağlayıcı olmasının ortadan kaldırılması, ilk derece mahkemelerine direnme hakkı verilmesi vs. gibi teklif ve öneriler sunulmaya başlanmıştır. Ülkemizde, hakim teminatı açısından en korunaklı kurum olan Anayasa Mahkemesi'nin, vermiş olduğu hoşa gitmeyen bir karar sonrasında hukuk ayaklar altına alınarak eleştirildiği ve paralel yapıyla irtibatlandırıldığı bir ortamda, hukukun üstünlüğünden, hukuk devletinden bahsetmek mümkün olmadığı gibi, ilk derece mahkemelerinde görev yapan hakim ve savcıların bağımsız olduğunu söylemek mümkün değildir. 

Anayasa Mahkemesine yönelik yürütme erki temsilcilerinin dile getirdiği eleştiriler ile basın tarafından Mahkemenin Başkan ve Üyelerini hedef alan yazıların benzeri, hoşa  gitmeyen kararlar sonrası bu kararları veren ilk mahkemesi hakim ve için  mahkemelerinde görev yapan hakimler için sonuç, eleştirilmekten ve karalanmaktan vahim olmaktadır. Bu aşamada HSYK devreye girmekte, hoşa gitmeyen kararı veren  hakim ve savcılar “darbeye teşebbüs” ve “paralel yapı mensubu olmakla” itham edilerek olağanüstü bir hızla yapılan ve savunmaları dahi alınmayan soruşturmalardan sonra  görevden uzaklaştırılmaktadır. Bu şartlar altında, ülkede adil kararların verilmesi, hakimin hiçbir şeyden korkmadan anayasa, hukuka ve kanuna uygun olarak vicdani kanaatini uygulaması mümkün değildir. 

Hakimlerin isimleri liste olarak sunularak şikayet ediliyor, arkasından işlem yapılıyor… 

Bunun bir diğer örneği, idari Yargı hakimlerinin vermiş oldukları kararlar sonrasında liste halinde toplu olarak HSYK'na şikayet edilmesi ve Kurullun bu hakimlerle ilgili hukuki tasarruflara imza atmasıdır. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 20.11.2015 gün ve 152488 sayılı yazısı ile idare mahkemelerine açılan davalarda Kurum aleyhine karar veren tüm idare mahkemeleri ve bu mahkemelerin hakimleri hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na şikayette bulunulmuştur. Benzer şikayetler Valiliklerce de yapılmıştır. Bu şikayetlerde dile getirilen iddia; hakimlerin ve mahkemelerin idarenin takdir yetkisini kısıtladıkları, yerindelik denetimi yaptıkları yönündedir. Yapılan çalışma, idari yargı mahkemeleri üzerindeki baskının seviyesini göstermesi bakımından açık bir örnektir. Türkiye çapında idare aleyhine verilen 181 karar nedeniyle 78 idare mahkemesi başkan ve hakimi şikayet edilmiştir. Yazıya yansıyan üslup dikkate alındığında, "idare lehine kurar veren hakimler hukuku uygulamış, aleyhe karar verenler ise yerindelik denetimi yapmak suretiyle yetkisini aşmış " gibi bir algı oluşturulmak istenilmiştir. 

Yazıya ve eki evraka göre, idari yargı nezdinde bugüne kadar İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü aleyhinde toplam 1450 dava açılmış olup, bu davalardan 1087'si idare lehine, 181' i ise Kurum aleyhine sonuçlanmıştır. Sayılar dikkate alındığında yaklaşık olarak davaların % 92'si Kurum lehine sonuçlanmış, % 8' e karşılık gelen davada ise, davacı olan kişiler lehine karar verilmiştir. Bu oran bile başlı başına idarenin taraf olduğu davalarda mahkeme ve hakimlerin aldığı tutumu göstermesi bakımından ibret vericidir. Buna rağmen, bahsi geçen % 8 içinde bulunan mahkeme ve hakimler şikayet edilmiş ve IISYK tarafından inceleme, soruşturma, terfi ettirmeme gibi muamelelere tabi tutulmuştur. Bu noktada sorulması gereken soru şudur:

İdare tarafından şikayet edilmemek ve FISYK tarafından hukuki bir tasarrufa tabi tutulmamak için bahsi geçen oranın kaç olması gerekir? % 8 idare için tatmin edici bir oran olmadığına göre, yüzde kaçlık bir oran yeterlidir? Mahkemeler idare aleyhine karar vermediğinde mi hukuka uygun hareket etmiş olacaktır? Artık idare aleyhine karar veren idari yargı hakimlerinin tümü aynı şekilde bir muameleye mi tabi tutulacaktır yoksa önüne gelen davanın niteliğine göre hakimlerden pozisyon alması mı istenmektedir? İdari yargıda açılan davalarda, davalı konumda olan, başka bir deyişle taraf olan idareler tarafından yapılan şikayetler üzerine, yargı tarihinde hiç görülmemiş bir biçimde söz konusu kararlarda imzası olan hakimler hakkında işlemler yapılması, anayasa ve evrensel normlar başta olmak üzere bir çok mevzuat hükmünün ağır ihlali niteliğindedir. 

Sağlık raporu alanlar da “planlı ve sistematik şekilde amaç gözetmekle” suçlandı… 

Diğer bir uygulama ise, bir kısım hakim ve savcıların atama sonrası sağlık raporları alarak görevlerini aksattıkları yolundaki iddiaya bağlı olarak HSYK Üçüncü Dairesinin 2015/4033 esasında kayıtlı dosya üzerinde devam etmekte olan inceleme üzerine, Kurul Müfettişinin “planlı ve sistematik şekilde belirli bir amaç gözetilerek raporlar aldıkları" iddiası ve ihbarı üzerine yapılan inceleme ile bu karar uyarınca Aralık 2015 döneminde terfi incelemesine giren yargı mensuplarının terfilerinin durdurulmasıdır. Mevcut HSYK'nın 25 Ekim 2014 tarihinde göreve başlamasından itibaren 4 ay gibi kısa bir süre içerisinde 4 adet kararname ile 1059 kişi naklen atama işlemine tabi tutulmuştur. Bu kişiler bir çoğu açısından gerekçe "hizmet gereği”dir. Bu atama işlemleri yapılırken ilgililerden talep ve görüş alınmamıştır. Hem atandıkları şehir, hem atandıkları görev, hem de atandıkları tarih HSYK 1.Dairesi tarafından res’en belirlenmiştir. 

83 kişinin sağlık raporu alması, sonrasında kurulda yapılan işlemler… 

İnceleme konusu olan husus, kanun ve yönetmeliğe aykırı olarak kış aylarına denk gelecek şekilde çıkarılan kararnameler ile görev yerleri değiştirilen yargı mensuplarından 83 kişinin rapor almasıdır. Usul ve fenne aykırı rapor almak suretiyle görevi aksatmak iddiasıyla ilgili yargı mensupları hakkında inceleme başlatılmış ve yargı mensupları hakem hastanelere sevk edilmiştir. Bu inceleme devam ederken, Müfettiş tarafından alındığı tarihler ile devamlılığı gözönünde bulundurulduğunda plânlı ve sistematik şekilde, belirli bir amaç gözetilerek raporlar alınıp alınmadığı hususunun da araştırılması gerektiğinden bahisle ayrıca inceme ve soruşturma izni istenilmiştir. Bu talebe dayanak olarak da basında yer alan ve yukarıda belirtilen haberler gösterilmiştir. Basında yer alan 've ihbara konu edilen haberlerde ise, kararname ile görev yerleri değiştirilenlerin büyük çoğunluğunun "yargı içindeki paralel yapı ile irtibatlı olan kişiler” olduğu iddia edilmiştir. 

“Hukuki delil niteliği taşımayan istihbari raporlarla tayin, açığa alma, geçici görevlendirme işlemleri…” 

Tamamen istihbari raporlar ile belirli basın kuruluşlarında yapılan haberler dikkate alınarak; hoşa gitmeyen kararları veren, HSYK seçimleri sırasında halen seçilmiş üyeleri desteklemeyen, bu seçimlerde aday olan, HSYK yönetiminin ve Adalet Bakanlığının uygulamalarını eleştiren, dünya görüşü ve ideolojisi farklı olan/olduğu düşünülen/tespit edilen hakim ve savcılar önce "öteki” olarak kodlanmakta ve hukuken kabul edilmesi mümkün olmayan istihbari nitelikteki bilgi ve belgeler esas alınarak cezalandırma amaçlı olarak atanmakta ya da geçici olarak görev yerlerinden çok uzak mahallerde görevlendirilmektedir. Kararnamelerin çıkış zamanları da bu tespiti doğrulamaktadır. Gerçekten ilke kararlarına aykırı olarak normal atama dönemlerinin dışında sonbahar ve kış aylarına denk gelecek şekilde naklen atamalar yapılmıştır. Bu dönem ülkemizde eşi başka kurumda çalışanlar açısından atama dönemi değildir. Çocukları öğrenim görenler açısından ise, eğitim- öğretim yılının içerisindedir. Başka bir deyişle, bu tasarruflar aynı zamanda atanan hakim ve savcıların yanında aile fertlerinin durumlarını da yakından etkilemiştir. Bununla birlikte, "öteki” olarak belirlenen yargı mensupları için tasavvur edilen cezalar atama ile sınırlı görülmemiştir. Bu noktada, ilgililerden beklenen; kış ortasında aile ve çocukların durumlarını dikkate almamak, sağlık açısından rahatsızlanmamak, hazırlıksız yakalandığı kararname nedeniyle yazamadığı kararları tamamlamadan hemen gidip yeni görev yerine başlamaktır. Bu beklentiyi karşılamayan hakim ve savcılar, "planlı ve sistematik olarak rapor almak suretiyle örgüt kurmak” suçlamasına muhatap olmaktadır. Olayın gelişimi dikkate alındığında müfettiş ve HSYK tarafından, son dönemde hakim ve savcılarla ilgili yapılan soruşturmaların büyük çoğunluğunda olduğu gibi sağlık raporları da paralele ve örgüte bağlanmaya çalışılmaktadır. Bu konuda başarılı olunduğunda, kararnamelerin kış mevsiminde, normal kararname takvimi dışında, ilke kararlan yayınlanmadan, ilgililerden talep alınmadan çıkarılmasını konuşmanın bir önemi kalmayacaktır. İlgililerin, "rapor almak suretiyle örgütsel faaliyette bulundukları” hususu, haklarında disiplin yönünden işlem yapılması için yeterli olacaktır. 

680 hakimin meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılıp yargılanacağı yönündeki haberler… 

Diğer bir husus, günlük bir gazetede yayımlanan 680 hakimin meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılıp yargılanacağı yönünde günlük bir gazetede yer alan ve HSYK müfettişine dayandırılan haber sonrasında HSYK tarafından takınılan tutumdur. Gazete haberinde "680 hâkim-savcı açığa alınıyor” başlıklı bir haber yayınlanmıştır. Haberde ”HSYK Teftiş Kurulu Paralel Yapı'nın yargı ayağındaki isimleri tek tek tespit etti. 680 hakim ve savcı için soruşturma başlatıldı. İhracı gündeme gelen isimlerin yargılanmaları sağlanacak. 
 
Paralel örgütün yargı ayağına büyük darbe indirilecek Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından Türkiye genelinde yürütülen inceleme ve soruşturma kapsamında 680 hakim ve savcı mercek altına alındı, Paralel Yapı'nın yargı ayağındaki isimler tek tek tespit edildi. " ifadeleri yer almıştır. Haberin devamında "Türkiye'nin 81 ilini de kapsayan çok sayıda HSYK müfettişinin yürüttüğü soruşturma kapsamında hazırlanan raporlar Teftiş Kurulu Başkanlığı'na iletilmeye başlandı. 
 
“Bu kişilerin meslekten çıkarılacağı kesin bir dil ile haberleştirilmiştir” 

Raporlarda, örgütsel bağlantıyı ortaya koyan HTS kayıtları, hakim ve savcıların aldıkları hukuka aykırı dinleme kararları, yargılamalardaki usulsüzlükler, haksız ve şaibeli mal varlığı gibi çok savula suça rastlandığı yer aldı.” ifadelerine yer verilmek suretiyle haber, HSYK  Teftiş  Kurulu raporlarına dayandırılmıştır. Haberde iddia edildiğine göre, hakimlerin HTS raporları örgütsel bağlantıyı tespit edebilmek amacıyla müfettişler tarafından elde edilmiştir. Haberin yayınlandığı gün itibariyle, Haber doğru ise, hakkında soruşturma olmayan hakim ve savcıların HTS raporları müfettiş talebi ile alınmıştır. Haberde kullanılan ifadeler ve yer  verilen bilgilerin, HSYK birimleri kaynaklı olduğu iddia edilmiştir. Bu kişilerin meslekten ihraç edip yargılanacağı kesin bir dille ifade edilmiştir.  Bu haliyle, 680 yargı mensubu hakkında yapılan yayınlarla aleyhlerine bir kamuoyu oluşturulmaktadır.

“Kime ne işlem yapılacağını HSYK üyeleri basından öğreniyor” 

 HSYK ve emrindeki Teftiş Kurulu Başkanlığı ve bu Kurul adına görev yapan müfettişler tarafından, daha önce başka soruşturma ve İncelemelerde de aynı yol ve yöntem uygulanmıştır. İnceleme ve soruşturma raporlarında ne olduğu/olacağı, müfettiş tarafından ne teklif edileceği, HSYK Daire gündemlerinin ne gün yapılacağı, bu gündemlerde ne karar verileceği vs. hususlar, HSYK üyeleri tarafından bile basından öğrenilmektedir.

“Hakim teminatı ve yargı bağımsızlığı bir yana hiç bir yargı mensubunun mesleğini tamamlama yönünden bile bir garantisi kalmamıştır”

Bu şartlarda, hoşa gitmeyen her karara imza atan, eleştiri hakkını kullanan, mevcut HSYK yönetiminin uygulamalarına destek vermeyen her yargı mensubuna bahsi geçen ithamların yöneltilmesi mümkündür. Bu suçlamaların dayanağı ise istihbarat raporları ve HTS bilgileridir. Bu şartlarda, hakim teminatı ve yargı bağımsızlığı bir yana hiç bir yargı mensubunun mesleğini tamamlama yönünden bile bir garantisi kalmamıştır.

“Mesleki huzuru kalmamış, hukuki öngörülebilirlik ve geleceğini planlama neredeyse yok olmuştur” 

Mevcut HSYK zamanında olağanüstü uygulamalar rutinleşmektedir. Mevcut HSYK yönetimine muhalif duruş sergileyen hakim ve savcılar ile dünya görüşü, inancı ve ideolojisi farklı olanlar, verdikleri/vermeleri muhtemel kararlar üzerinden atama, soruşturma, meslekten çıkarılma, tutuklanma, terfi ettirilmeme vs. bir çok işleme tabi tutulmaktadır, Aynı fiili işleyen yargı mensuplarına takdir edilen cezalar, faile göre değişmektedir. 
 
Yapılan bu tür uygulamalar sonucu, lehine veya aleyhine tasarruf yapıldığına bakılmaksızın, hiçbir yargı mensubunun mesleki huzuru kalmamış, hukuki öngörülebilirlik ve geleceğini planlama neredeyse yok olmuştur. Yargı teşkilatı içerisinde kimin, ne zaman, vermiş olduğu hangi karar nedeniyle suçlanacağını bilmek mümkün değildir. Normal hukuk kurallarının işlediği bir sistemde uyarma cezasını gerektirecek olan adli hatalar hakkında,  meslekten ihraç ve yargılanma istemiyle soruşturmalar yürütülmektedir. 
 
Yürütülen soruşturmalarda, "paralel yapı” ile mücadele bahanesi ile yargı mensuplarının özel hayatına ve dünya görüşüne dair devletin istihbarat birimlerine araştırma ve analiz yaptırılması rutin soruşturma usulü haline gelmiştir. Anayasa Mahkemesi Başkan ve Üyelerinin bile her gün vermiş oldukları onlarca karardan bir tanesinin hoşa gitmemesi, "paralel yapı mensubu" olduklarını ilan etmek için yeterli görülmektedir. 
 
Yapılan soruşturmalarda, usulsüz dinleme gibi en vahim iddialar soruşturulurken dahi verilen karardan ziyade kararı veren hakimin dünya görüşü, soruşturma ve cezaya esas alınmaktadır. Asliye ceza mahkemelerine tahliye talepli yapılmış olan başvurularda, talebin reddine karar verenler yetki aşımı ile suçlanmazken, talebi kabul edenler örgüt üyeliği suçlaması ile tutuklu olarak yargılanmaktadır. 
 
“Tutuklama kararı vermeyen Sulh Ceza Hakimlerinin görev yeri değiştirilmektedir” 

Sulh Ceza Hakimlerinden, belirli soruşturmalarda tutuklama kararı vermeyenlerin yetkisi değiştirilmektedir.

Usulsüz Dinleme ve Kozmik Oda soruşturmalarında olduğu gibi, verilen kararların aynı olduğu durumlarda ise, kararı verenlerin HSYK seçiminde kimi desteklediği, dünya görüşü, ideolojisi vs. üzerinden verilen kararlar farklılaşmaktadır. Nitekim, usulsüz dinleme iddialarıyla 63 kişi hakkında yapılan inceleme sonucu, müfettiş tarafından 279 kararda imzası olan hakim hakkında uyarma cezası önerilirken (ki bu ceza içinde af kanunu kapsamında işlemden kaldırma önerilmektedir) tek bir talepte imzası olan savcı veya hakim hakkında örgüt üyeliği suçlaması ile meslekten ihraç talebinde bulunulmuştur. Mevcut HSYK'nun göreve başlamasından itibaren sulh ceza hakimleri hakkında yapılmış olan şikayetler  hakkında ya inceleme ve soruşturma yapılmamasına karar verilmiş ya da şikayet dilekçeleri işleme konulmamıştır. Sosyal medya beyanları nedeniyle hâkim ve savcılar hakkında yapılan şikayetlerde bile, şikayet tarihine göre değil, şikayet edilen hakimlerin kimliğine göre gündem tarihi belirlenmektedir. 

Bu duruma doktrinde ayrımcı adalet (selective justice) denilmektedir. Yargıtay eski Başkanı Sayın Sami Selçuk'un bir makalesinde belirttiği üzere, eyleyenin/failin yaşama biçimi dolayısıyla kusurluluk temeline dayanan bir hukuk uygulamasıdır. Buna göre kusurluluk, failin kişiliğini sergileyen bir ârazdır, semptomdur. Bu sistemde, failin kusurluluğu eylemle sınırlı görülmez. Failin kişiliği, dünya görüşü, yaşayış biçimine göre, işlediği fiil ve sonuçları değerlendirilir. Bu hukuk anlayışında, yalnızca belli bir davranışı yapan ya da yapmayan insanlar değil, onların devlet ideolojisine bağlı kimseler olup olmadığı, belirli görüşleri paylaşıp paylaşmadığı belirlenir. Bu belirleme üzerinden, kusurlu, farklı ve tehdit görülen insanlar cezalandırılırken, dünya görüşü, ideolojisi tasvip edilen kişiler cezalandırılmaz. Önemli olan işlenen fiiller değil, bu fiillerin kim tarafından işlendiğidir. Bu sistemde, failin yasaya göre suç işleyip işlemediğinin belirlenmesinden ziyade, toplumsal ortama ve rejimin hukuki vicdanına göre karar vericinin zihninde yarattığı suçluluk imgesine uymasına, bu imgeye denk düşmesine önem atfedilmektedir. Sokrates 'in tabiri ile bu durum "büyük sineklerin örümcek ağını delip geçmesi, küçük sineklerin ise aynı ağa takılıp kalması’nın bir örneğidir. 

“Konuşmayan, yazmayan, eleştirmeyen, analiz etmeyen bir hakimler kitlesini beraberinde getirecektir ki hukukun üstünlüğüne dayanan bir sistemde hakim ve savcılara düşen fonksiyon ve görev kesinlikle bu değildir” 

Bu işlemde olduğu gibi HSYK Daireleri tarafından açık bir yetki aşımı yapılmak suretiyle işlemler tesis edilmiştir. Soruşturma nedeniyle geçici yetkiyle yer değiştirmesi yapmak HSYK İkinci Dairesi'nin görevi olmasına karşın, süreçteki acele, HSYK Birinci Dairesi'nin de bu konuda bir karar almasına yol açmıştır. Kurul ve dairelerin bu tür kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olması, Dairelerin kendi yasasını bile göz ardı etmesine neden olmuştur. Bu tür tasarruflarda amacın, diğer yargı mensupları üzerinde benzer eleştiriler için caydırıcı etki (chilling effect) yapmasıdır. Gerçekten, verilen karar dikkate alındığında artık yargı mensuplarının sosyal medya hesabından eleştirilerde bulunması bile tek başına bir risk unsuru haline gelmiştir. Bu haliyle, sosyal medya kullanımı, HSYK ve yürütme erkinin eleştirilmesi gibi durumlar, en ağır yaptırımlara çarptırılma riskini de bünyesinde taşımaktadır. Bu durum, konuşmayan, yazmayan, eleştirmeyen, analiz etmeyen bir hakimler kitlesini beraberinde getirecektir ki hukukun üstünlüğüne dayanan bir sistemde hakim ve savcılara düşen fonksiyon ve görev kesinlikle bu değildir. 

HABER ÖZGÜR

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim