• BIST 82.270
  • Altın 147,180
  • Dolar 3,7763
  • Euro 4,0329
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C

"Hukuk Güvenliği Yoksa; Can Güvenliği de Yoktur"

"Hukuk Güvenliği Yoksa; Can Güvenliği de Yoktur"
Geçtiğimiz günlerde, İç Güvenlik Paketi’yle ilgili dikkat çeken bir panel düzenleyen Trabzon Barosu Başkanı Av. Orhan Öngöz, Hukukihaber.net’e konuştu.

Mehmet Ali Ay / Hukukihaber.net

Av. Öngöz, avukatlık mesleğinin sorunları ile gündemdeki konulara dair çarpıcı açıklamalar yaptı. Avukatlık mesleğinin sayısal baskı altında olduğuna dikkat çeken Öngöz, tartışmaların odağındaki İç Güvenlik Paketi ile ilgili de, “Mesela; valilere tanınan yetkiler arasında, yeni bir suç ihdas etme yetkisi bile var. Bu paket Türkiye’yi 20-30 yıl geriye götürür” dedi.

İşte Trabzon Barosu Başkanı Av. Orhan Öngöz’le yapmış olduğumuz röportajın tamamı;

‘SAYISAL VE SİYASAL BASKI ALTINDAYIZ’
 
Sizce Trabzon Barosu'nun ve meslektaşlarınızın çözülmesi gereken en öncelikli sorunları nelerdir?

Mesleğimizin ciddi sorunları var. Herşeyden önce sayısal ve siyasal bir baskı altındayız. 87 bin civarında avukat var, fakültelerde  de 42 - 43 bin civarında öğrenci olduğundan bahsediliyor. Bu önümüzdeki 5 yılın  sonunda avukat sayısının % 50 oranında artacağı anlamına geliyor.

İŞ ALANLARIMIZ DARALTILIYOR

Bunun yanında sürekli olarak iş alımlarımız da daraltılıyor. İşlerimizin bir kısmı noterlere, bir kısmı mali müşavirlere devrediliyor, bir kısmı dava konusu olmaktan çıkartılıyor. Bir taraftan kontrolsüz büyürken sayımız, bir taraftan da iş alanlarının daraltılmasıyla da ciddi bir tehditle karşı karşıyayız. Vekalet ücretlerimiz tırpanlanıyor. Yargının kurucu unsuru olduğumuz hususu tartışmaya açılıyor hatta zaman zaman yok sayılıyoruz. Haliyle arkadaşlarımızın gelecekle ilgili endişeleri var,büyük bir karamsarlık içinde bekliyorlar. Tüm bunlar mesleğimiz adına tehdittir. Demokrasimiz ve hukuk devletimiz adına da tehdittir.

MESLEĞE KABUL SINAVI ŞART

Tüm bu sorunların çözümüne bir ilk adım mahiyetinde Avukatlığa kabulden önce sınav şartının getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Mesleğe kabulden sonra da katılımın mecburi olduğu meslek içi eğitimlere ihtiyaç olduğu kanısındayım. Şahsi düşüncem mevcut sistemin bütünüyle değiştirilmesi yönündedir. Avukatlık Kanunu artık ihtiyaca cevap vermemektedir. Avukatlık Kanunu sadece avukatları değil yargıyı, toplum düzenini ve demokrasimizi de doğrudan ilgilendiriyor. Bir an önce avukatların, baroların,Türkiye Barolar Birliğinin çağırısına kulak verilmelidir. Avukatlık Kanunuyla ilgili pek çok ciddi çalışma var, bu çalışmaların bir an evvel TBMM gündemine alınmalıdır.

‘YABANCI AVUKAT’ FİYASKO OLUR

Biraz önce sayısal bir tehditten bahsetmiştim. Kamuya alımlarda sıkıntı var. Siz de görüyorsunuz çok az sayıda hakim-savcı alınıyor, kurum avukatı olarak istihdam edilenlerin sayısı da aynı şekilde az. Serbest avukat olarak çalışmaya karar veren meslektaşlarımız iş bulma konusunda ciddi sıkıntılar yaşarken, iyi hukukçular yetiştirmek mümkün değil. Ciddi problem yaşıyoruz. Bunları konuşurken bir de yabancı avukatların Türkiye'de çalışmalarına imkan tanınması tam anlamıyla bir garabettir. Biz bölge baroları olarak Şubat ayında Giresun'da biraraya gelmiş, iç güvenlik yasa tasarısına ve bu hususa dikkat çeken  bir sonuç bildirgesi yayınlamıştık. Yabancı hukuk firmaları gelir Türkiye'de çalışır ama bizden yurtdışında avukatlık yapacak kaç kişi çıkar? Ülke olarak uluslararası kaç tane firmamız varki? İşsizliğin ciddi bir problem olduğu Türkiye'de sadece avukatlık mesleği için değil diğer meslekler için de problemlere sebebiyet verecek bir düzenleme fiyasko olur.

İTİRAZIMIZ DİNLENMEDİ…

Türkiye’de, bir takım işler plan-program olmadan yapılıyor. Trabzon’a yeni adliye binası yapıldı. Ama en basitinden ulaşım sorunu evvelinde düşünülmediğinden özellikle sabahları adliyenin olduğu bölgede trafik sıkışıyor. Meslektaşlarımız ve vatandaşlar hatta hakim-savcılar bu sebeple duruşmalara geç kalabiliyor. Şimdi düşünün alternatif yollar üretmeden bir şehirlerarası hatta uluslararası bir transit karayolunun çevresinde hastanedir, adliyedir, üniversitedir… pek çok yeni kamu binası yapıyorsunuz. Haliyle bu da trafik sıkışıklığına neden oluyor. Öncesinde tüm bunlar planlamış olsaydık bu problemler yaşanmazdı. Adliyenin şehir merkezi dışına yapılması nedeniyle, yeri konusunda baro olarak kurumsal itirazlarımız olmuştu, dinlenmedi. Ama yeni bir adliyeye kavuştuk sonuçta; o yönüyle mutluyuz. 

‘VALİLERE SUÇ ÜRETME YETKİSİ VERİLİYOR’

Türkiye'yi polis devletine götüreceği eleştirileri yapılan İç Güvenlik Paketi’de, vatandaşı sıkıntıya sokacak maddelerin kabul edildiği ileri sürülüyor. Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümetin, şu ana kadar Meclis’ten geçirdiği maddeler yargıdaki işleyişi nasıl etkiler?

Bu paket içerisinde sorunlu pek çok hüküm ihtiva etmektedir. Türkiye'yi 20 - 30 yıl geriye götürecek bir pakettir. Meclisten geçen kısımları özellikle...  Sıkıyönetim uygulamalarını andırıyor. Arama, el koyma, gözaltı, valiye tanınan yetkiler… Bu yargı bağımsızlığına bir müdahale midir? Kesinlikle müdahaledir. Hatta bakın, valiye tanınan yetkilerin arasında yeni bir suç ihdas etme yetkisi de var. Yani vali; ‘Şuraya girilmez dediği takdirde, oraya girmek suç olacak ve girene bilmem şu kadar hapis ceza verilecek. Kişi herhangi bir eyleme karışmasa dahi bu talimata uymamak başlı başına suç olacak, suç muamelesi görecektir. Kanunu bilmemek de mazeret değil. Bu baştan sona kadar sorunlu bir pakettir, Anayasa Mahkemesine belki oradan da AİHM’ne taşınır, iptal ve ihlal kararları verilir ancak tüm bu süreçler Türkiye'nin en az 5 - 10 yılına mal olur.

OTORİTERLEŞEME EĞİLİMİNİN GÖSTERGESİ

İç Güvenlik Paketi'i tartışmaları devam ederken, cezaevlerindeki tutuklulara yönelik benzer bir tasarı TBMM Genel Kurulu’na getirildi. Tasarıyla gardiyanlara cezaevi içinde eğitimli köpekler, biber gazı ve ateşli silah kullanma yetkisi veriliyor. Bu kapalı mekanda da biber gazı kullanılacağı anlamına geliyor… Bu değişikliği nasıl yorumluyorsunuz? Başka ülkelerde bu şekilde bildiğiniz bir uygulama var mıdır?

Geçtiğimiz haftalarda bir sayı gördüm; Türkiye'de cezaevlerindeki insan sayısı 160 binden fazla. Bu korkunç bir sayı. Türkiye'deki cezaevleri, cezaevlerinin fiili durumları eskiye nazaran çok daha iyi. Yani eskisi gibi bir güvenlik tehdidi de yok. Devlet bütün cezaevlerinde asayişi sağlamış durumda. Olağanüstü güvenlik şartlarına haiz kurumlara sahipken niye böyle bir kanuna ihtiyaç duyulur? Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu sorunun cevabını bilmiyorum. Polisin silah kullanma yetkisinin genişletilmesi, aynı şekilde gardiyanlara da benzer yetkilerin tanınması bir otoriterleşme eğiliminin göstergesidir.

MEHTER GİBİ BİR İLERİ BİR GERİ…

Türkiye'de geçtiğimiz 5-10 yıl içerisinde Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde pek çok demokratik adım atılmıştı. Ancak geldiğimiz nokta gösteriyor ki; bir geriye gidiş var. Öyle ki; bir anda 20 yıl geriye gidiyoruz. Mehter gibi iki ileri bir geri gidiyoruz, bunu kabullenmek mümkün değil, anlamak mümkün değil, yorumlamak mümkün değil.

BU NASIL CESARET?

ÖSYM'nin Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın verdiği kararları dikkate almayarak, üniversite sınav sorularının yalnızca yüzde 20'sini basına açıklayacağını ilan etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Mahkemeler niye var? Bu anayasa-yasalar niye var? Bu kadar hakim-savcı niye var? Bu kadar personeli niye adliyelerde istihdam ediyoruz? Bir anlam veremiyorum, eğer mahkeme kararı uygulanmayacaksa... Bunu anlamlandırmak mümkün değil. Bu suç, açıkça suç. Bunu yerine getirmeyen kamu görevlisi suç işlediğini bile bile yapıyor. Bu nasıl cesaret? Adliyeler var, savcılar var, herhalde gereğini yapacaklardır.

CİNAYETLERİN SEBEBİ FEODAL BAKIŞ AÇISI…

Bizim ülkemizde sadece kadın cinayetleri işlenmiyor, sürekli cinayet işleniyor. Bunun sebepleri nelerdir, araştırılmalıdır. Kadın cinayetleri meselesi de toplumsal bir sorundur, bir eğitim sorunudur, bir demokrasi ve insan hakları sorunudur. Kadın cinayetlerinin genellikle namus cinayeti şeklinde yahut kadına karşı sorunlu bakış açısından kaynaklandığını görüyoruz. Yani ülkemizde halen feodal yapı halen kırılamamıştır. Devletin bunu çözmesi lazım böyle bir yükümlülüğü var, insanları eğitmesi gerekir. 2015 Türkiye'sinde böyle görüntüler görmek istemiyoruz. Bu kadın cinayetleri meselesinde daha temele inmek, meseleye insan hakları temelinde yaklaşmak lazım. Yaşama hakkına saygı duyulmuyor bu memlekette. Okullarımızda demek ki hala kadının alınıp satılan bir mal olmadığı anlatılamamış, kafalara yerleştirilememiş. Demek ki meseleye biraz daha eğilmek lazım. Şiddete maruz kaldığı halde hala polise, adliyeye gitmekten çekinen kadınlar var. Koca şiddetine tahammül eden, tahammül etmek zorunda kalan kadınlar var. Haklarını anlatmak, onlara yol göstermek bakımından bizlere de görev düşüyor. 

TAKDİR HAKKI HAKİME BIRAKILMALIDIR…

Ben cezalar konusunda bir sıkıntı olduğunu zannetmiyorum. Yani, kadın cinayetleri yaşandıkça, bu tekrar tekrar tartışılıyor. İdam gelsin, şu olsun, bu olsun… Bu da çok sağlıklı bir bakış açısı değil. Cinayet varsa, zaten bu suçun kanunlarımızda çok ciddi bir müeyyidesi var. Cinsel suçlarla alakalı cezalar da yüksek. Kanuni düzenlemelerle sürekli oynamak doğru değil.  ‘İyi hal indirimi’ takdire bağlıdır, yargılamayı yapan hakim bunu en iyi değerlendirecek kişidir. Olaylara genel bir çerçeveden bakmak gerekir. Son dönemde çok tartışılan “Özgecan Aydın” cinayetinde hakimin takdiri indirim yapacağını bu günden söylemek, bunu bir ön kabul olarak değerlendirmek doğru ve mümkün değil.

SÖZ KONUSU KADIN OLUNCA ‘ARABEKS’ BAKIYORUZ!

Netice itibariyle İnsanları bu noktada demek ki eğitememişiz. İnsanları cinayete götüren süreçleri ortadan kaldıramamamışız. Yoksa cinsel suçların cezası ağır, adam öldürmenin de cezası ağır. Öyle ufak tefek çerez nevinden cezalar değil ki bunlar. Bizim hala kadın meselesine ‘Ya benimsin, ya kara toprağın’ şeklinde arabesk bakış açımız var. Bu kabul edilemez. Bunu çözecek, ortadan kaldıracak olan da devlettir. 

‘TÜRKİYELİLİK İÇİN BOŞ BİR KAVRAM’

Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu konusunda hemen hemen herkes hemfikir. Bunun toplumun geniş kesimleri tarafından tartışılması, konuşulması ve bir şekle bağlanması lazım. Yeni anayasada vatandaşlık tanımının 1924 anayasasındaki gibi “Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese Türk denir” şeklinde tanımlanması gerektiğini düşünüyorum. 'Türkiyelilik' içi boş bir kavram. Çok da amaca hizmet edecek bir şey değil. Bu eğer kürt sorununu ortadan kaldıracağı düşünülerek söyleniyorsa bence yanılgıdır, aldanmadır. Benim açımdan böyledir. Din ve ırk ayrımı yapılmaksızın bir Türklük kavramı içerisinde bu mesele çözülmelidir. 

‘HUKUK GÜVENLİĞİ YOKSA; CAN GÜVENLİĞİ DE YOKTUR’

Siyasi kararlarla bırakın gazeteciyi, bir insanın tutuklanması dahi düşünülemez. Böyle olmadığını umut ediyoruz. Yeni oluşturulan sulh ceza mahkemeleri de hala tartışılıyor. Kapalı devre çalışan bir sistemdir. Mevcut haliyle sulh ceza mahkemeleri anayasaya aykırı kurulmuş mahkemelerdir. Bu sebeple AYM’ne açılmış çeşitli iptal davaları var. AYM’nin bu davaları bir an evvel sonuca bağlamasını ümit ediyorum. Şu an maalesef iyi şeyler olmuyor. Bir ülkede hukuk güvenliği yoksa; can güvenliği de mal güvenliği de yoktur. Türkiye’de yargıya olan güven yüzde 20’nin altında. 

SON 20 YILDA YETİŞEN NESİL HERŞEYİN FARKINDA…

HSYK seçimlerinde de bunu çok açık hissettik. HSYK seçimlerinden sonra neredeyse 2 ayda bir kararname çıkarılıyor. Bu hoş olan birşey değil. Özellikle bazı illere çok fazla hakim-savcı ataması yapılıyor. Biz de o illerden biriyiz. Eğer bu atamalar bir sürgün, bir cezalandırmaysa, siz o illeri de cezalandırıyorsunuz. Herşeye ragmen ümitliyim. Türkiye’nin son 20 yılda yetiştirdiği bir nesil var. Bu nesil herşeyin farkında, bu kazanımları yok sayamazsınız. Bundan dolayı ümitliyim, gençlerimize inanıyorum.

Kaynak: Hukukihaber.net
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim