• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -11 °C

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre İspat Yükü ve Deliller

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre İspat Yükü ve Deliller
Maddi anlamda yargılama faaliyeti genel olarak, objektif (pozitif) hukuk kuralla­rının bağımsız mahkemelerce, somut olaya uygulanarak bir karar verilmesi şeklinde ta­nımlanmaktadır.

Av. Ahmet Erkan*

Böyle bir yargılama faaliyetini kabul eden her hukuk sisteminde, taraflarca ileri sürülen maddi vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediklerini tespit etmek ve bunlara da­yanarak doğru bir karar verebilmek amaçlanmıştır. Bir hukuk kuralının uygulanması, o kuralla düzenlenmek istenen, yani kendilerine hukuki bir sonuç bağlanan olumlu veya olumsuz vakıaların gerçekleşmiş bulunmasına bağlıdır.

Özel hukuka ilişkin bir davada, hakim kural olarak, doğduğu iddia edilen bir hu­kuki sonucun, gerçekten doğup doğmadığını belirleyebilmek için, o hukuki sonucu ön­gören hukuk kuralındaki şartların (unsur vakıaların, öğe olayların), somut olarak ortaya çıkıp çıkmadıklarını kendiliğinden araştıramaz.

O hukuki sonucun doğduğunu iddia eden taraf, gerçekleşmesi gereken şartların, unsur vakıaların somut olarak gerçekleşti­ğini ispat etmelidir (Umar, Bilge/Yılmaz, Ejder: İspat Yükü, İstanbul 1980, s.l). Nitekim, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) ‘nun 6.maddesinde de, kanun­da aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur. İspat, bir davada ileri sürülen hakkın ve buna karşı yapı­lan savunmanın dayandığı vakıaların gerçekten mevcut olup olmadıkları konusunda, bir takım araçlarla mahkemeye kanaat verme işlemidir(Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.340). Hukuki işlemler konusunda ka­nuni delil sistemi; hukuki olaylar (haksız fiiller, maddi vakıalar) konusunda ise, delil serbestisi sistemi geçerli olmaktadır.

Böylece hukukumuzda kanuni ve takdiri ispat araçlarına birlikte yer veren karma bir sistem geçerli olmaktadır (Konuralp, Haluk: Medeni Usul Hukukunda Yazılı Delil Başlangıcı, Ankara 1988, s.30). Her iki taraf da, ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise, bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü, hâkim, ilk önce taraftarın gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür. İki ta­rafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar bulunma­maktadır. Buna karşılık, gösterilen deliller hâkime dava hakkında tam bir kanaat ver­memişse, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. İspat yükü, özellikle bu hal için önem taşımaktadır. O halde, delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır.

İspat yükü, kural olarak davacıya düşer; yani, davacı davasını dayandırdığı olgu­ları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu ol­guyu ispat edemezse, davayı kaybeder. O taraf, davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Genel kural, herkesin iddiasını kanıtlamakla yükümlü olmasıdır. Ancak, ispat yü­künün yer değiştirdiği hallerde bu kuralın istisnaları devreye girer ve bu hallerden birisi de yasada açık hüküm olmasıdır. Daha açık ifade edilecek olursa; genel kuralı düzenleyen T.M.K. m.6’daki “Ka­nunda aksine bir hüküm bulunmadıkça” deyimi ile, genel kuralın bazı istisnalarının bu­lunduğu belirtilmiştir. Bu hallerde, istisna olarak, ispat yükü bir olgudan kendi lehine haklar çıkaran tarafa değil, o olgu aleyhine olan (karşı) tarafa aittir. Bu istisnalar ; normal durumun aksinin ispatı; (ki normal bir duruma dayanan ta­rafın, bu iddiasını ispat etmesi gerekmez; bilâkis, ispat yükü bu normal durumun aksini iddia eden tarafa düşer.) ve ispat yükünün Kanunla belirlendiği haller (ki, bazı hallerde, bir olguyu kimin ispat etmesi gerektiği/ispat yükü, özel bir kanun hükmü ile belirlen­miş; Kanun, bu halleri saklı tutmuştur. Bu hallerde, ispat yükünün -genel kurala göre- kime düştüğünü araştırmaya gerek yoktur; ispat yükü, özel kanun hükümlerinde yazılı olan kimselere düşer.) olarak sıralanabilir. Deliller kural olarak taraflarca gösterilebilir. Ancak, şu iki hali birbirinden ayırt etmek gerekmektedir: İlk halde, kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da duruşma bitinceye kadar delil gösterebilirler. Dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olmasına, kendiliğinden araştırma ilkesi denir. Bu ilke kamu düze­nini ilgilendiren çekişmeli ve çekişmesiz davalarda önem gösterir.

İkinci halde ise; taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda, deliller ku­ral olarak taraflarca gösterilir; hâkim delillere kendiliğinden başvuramaz. Fakat hâkim, bilirkişi ve keşif delillerine kendiliğinden (re’sen) de başvurabileceği gibi (m. 275 ve m. 363); isticvaba da kendiliğinden karar verebilir (m 230,1). Bundan başka, hâkim, davanın her safhasında, iki tarafın iddiaları sınırı içinde olmak üzere, tarafları dinleye­bilir ve gerekli olan delillerin gösterilmesini ve verilmesini emredebilir (m. 75, III). Diğer taraftan, bir taraf, bir vakıayı kendi açısından ileri sürmüş, diğer taraf da onu kabul etmeyip, tartışmalı hale getirmişse, bu takdirde ileri sürülen iddia, basit bir taraf iddiası olarak kalır ve ispatı gerektirir (Tercan, Erdal: Medeni Usul Hukukunda Tarafların İsticvabı, Ankara 2001, s.53). Nitekim, bu ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 27.01.2010 gün ve 2009/10-578 E.- 2010/37 K. sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Taraflar, aralarındaki uyuşmazlığın mahkemece çözümü için hakimi ikna faaliyletlerine girişmekte olup, bu faaliyete, ispat faaliyeti adı verilmektedir. Uyuşmazlık konusu vakıaları ispat için kullanılan araçlara da delil denilmektedir.

İspatın konusunu, çekişmeli vakıalar oluşturur. Dolayısı ile tarafların, çekişme konusu olan hususlar için mahkemeye delil sunma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Herkesçe bilinen veya karşı tarafça kabul (ikrar) edilmiş vakıalar da çekişmesiz sayılmakta olup, bu gibi durumlarda da ispat yükü ortadan kalkmaktadır. Taraflardan herhangi birince ileri sürülmeyen bir vakıanın aksinin ispatına gerek yoktur. Hakim, kural olarak, herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmesiz sayılacağı ve bu vakıaların ispatına gerek kalmayacağı için, bunların gerçeğe uygunluğunu incelemeden, doğru olduğu kanısından hareketle olduğu gibi kabul edip, hükmüne esas almak zorundadır. Delil, çekişmeli vakıaların ispatı için gösterilir. Taraflar ara­sındaki uyuşmazlık konuları ise ön incelemede belirlenir (HMK md. 137/1, 140/1). Tahkikat ön inceleme duruşmasında belirlenen çekişmeli hususlar üzerinden yürütülür. O halde ön inceleme duruşmasında taraflar arasındaki uyuşmazlık konuları belirlenme­den taraflardan delil göstermeleri beklenemez. Dava dilekçesi, mahkeme tarafından davalıya tebliğ edilir. Davalının iki hafta içinde davaya cevap verebileceği tebliğ zarfında gösterilir. Cevap di­lekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır (HMK.m. 127). Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mah­keme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplan­ması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahki­kat için duruşma günü verilemez. Yasal gerekçesi açıklandığı üzere, da­va dilekçesi ile verilmesi halinde cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerinin karşılıklı olarak usulüne uygun şekilde tebliğ olunması, bu aşama tamamlandıktan son­ra ön inceleme duruşma gününün belirlenmesi zorunlu olup, bu yasal zorunluluğun ge­reği yapılıp, davalıya dava dilekçesi tebliğ olunmadan ve usulünce ön inceleme duruş­ması yapılmadan davanın esası hakkında hüküm kurulması, davalının hukuki dinlenil­me hakkına (HMK.md.27) aykırılık teşkil edecektir. Davalının, süresi içinde davaya cevap vermemiş olmasına bağlanan sonuç, dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların, davalı tarafından inkar edilmiş sayılmasıdır. Ön inceleme duruşması yapılmadan, tensiple tarafla­ra, dilekçelerinde göstermiş oldukları ve belge niteliğindeki delilleri sunmaları veya bulundukları yerlerle ilgili açıklamada bulunmaları (HMK md. 140/5) için süre veril­mesi bu anlamda sonuç doğurmaz. Öte yandan; delil, çekişmeli vakıaların ispatı için gösterilir. Ön inceleme duruşması yapılmadan, tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar belirlenmeden, tarafların tanık listesi vermeleri de beklenemez. Davacı, dava dilekçesinde iddia edilen vakıaları hangi delillerle ispat edeceğini göstermemiş olsa bile, ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık konularının tespitinden sonra, tahkikat başlayıncaya kadar delil gösterebi­lir.

Çünkü; delil, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli hususların ispatı için gösterilir. Tarafların üze­rinde anlaşamayıp ayrıştıkları konular ise ancak ön inceleme duruşmasında saptanır (HMK md. 140/2), tahkikat da ayrıştıkları hususlar için yürütülür (HMK md. 140/3). O halde, davacı dava dilekçesinde iddiasını dayandırdığı vakıaları hangi delille ispat ede­ceğini göstermemiş olsa bile, ön inceleme duruşmasının sonunda delillerini göstermesi için mahkemece uygun süre tanınmalıdır. Bunun yapılmamış, davacıya ispat hakkı ta­nınmamış olması hukuki dinlenilme hakkını (HMK md. 27) ihlal eder. Çekişmeli vakıanın ispatı için tanık bildi­ren tarafın tanık sayısı sınırlanamaz ve hakim tanık sayısını belirleyemez. Aksi tutum adil yargılanma ve savunma hakkının kısıtlanmasına yol açar. Ancak, hakim hangi ta­nığın hangi vakıanın ispatı için dinletilmek istendiğini ilgili taraftan sorarak (6100 S.HMK.md.240/2, 1086 s.HUMK.md.258/1); vakıa dinlenen bir kısım tanıklar anlatımı ile ispatlanmışsa, geri kalan tanıkların dinlenilmemesine karar verebilir .(6100 s.HMK.md.241). Taraflarca fazla sayıda tanık bildirildiği takdirde; usulün bu zorlayıcı ve kolaylaştırıcı hükümlerinden yararlanarak, tanık dinlenmesi kolaylaştırabileceği gibi, bir kısım tanıklar da dinlenmeyebilir.

*HUKUKİ TAVSİYELER

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim