• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 22 °C

Hukuk Öğretimi Sorunu

Hukuk Öğretimi Sorunu
YÖK'ün 30.01.2015 tarihli Tıp ve Hukuk programlarına yerleşecek öğrencilere ‘başarı sırasına göre bir sınırlama’ getirilmesini öngören açıklaması, hukuk öğretimine ilişkin tartışmaları nitelik sorunu bağlamında yeniden gündeme taşıdı.

Prof. Dr. Muharrem Kılıç / Akdeniz Üniversitesi

Yükseköğretim Kurulunun 30.01.2015 tarihli Tıp ve Hukuk programlarına yerleşecek öğrencilere ‘başarı sırasına göre bir sınırlama’ getirilmesini öngören açıklaması, hukuk öğretimine ilişkin tartışmaları nitelik sorunu bağlamında yeniden gündeme taşımıştır. Bu açıklamaya göre, 2015 yılında ÖSYS’de uygulanmak üzere, Hukuk fakülteleri için başarı sırası ilgili puanda 150.000’inci, Tıp fakülteleri için ise 40.000’inci sıra olarak belirlenmiştir. YÖK’ün bu kararı, süreçleri ve sonuçları itibariyle çok boyutlu bir sorun yumağına dönüşen hukuk öğretimini yeniden dikkatlerimize sunmuştur.

Son yıllarda hukuk öğretimi, yargısal sistemin işleyişi, hukuk uygulaması ve hukukçu profilleri üzerinden yoğun eleştirilerin konusu olmuştur. Hukuk öğretimi, hukukun mahiyetine dair felsefi sorgulamadan, hukukun bir öğrenim nesnesi olarak öğretim yöntem ve araçlarına kadar geniş bir yelpazede tartışılabilir bir konudur.

Hukuk öğretimi, yalnızca süreçleri açısından öğrenim görenleri değil, bütünüyle toplumu ilgilendiren bir meseledir.

Zira toplumsal düzenin adalet çerçevesinde şekillenebilmesi ve muhafaza edilebilmesi ancak adalet ile ilişkisi kurulmuş bir hukuk öğretimi ile mümkündür.

Bu noktada hukuk öğretiminin bizatihi kendisine ve istihdaf etmesi gereken ideallerine dair bir mahiyet analizi yapılmalıdır.

Bu yüzden, ilkin ifade edilmelidir ki hukuk öğretimi, bilgi merkezli dinamik bir öğrenim sürecidir. Sosyolojik olgu ile normatif olgu arasında ahenkli bir yapısal bütüne tekabül eden hukuk, sosyal değişimin dinamik akışkanlığını kurallaştıran bir sistemdir. Bu yüzden hukuk öğretiminde bu bütünlüğü kavrayabilecek akademik/bilgisel yetkinlik hedeflenmelidir.

Hukuk öğretiminin öncelikle, öğrenciye hukuka dair tümellerin bilgisini (hukukun evrensel genel ilkeleri, etik ve vicdan) verebilecek bir felsefeye dayanması icap etmektedir. Bu, hukukçunun mevzuat yığını ve yargısal kararların ardında yatan tümel-evrensel değer alanlarını keşfetmesine dair bir beklentiyi de ifade etmektedir. Zira hukuk, bir mesleki alanı ifade etmenin yanı sıra, donanımsal ve davranışsal anlamda bir kimliğe de işaret etmektedir. Bu yönüyle hukuk öğretiminin hukukçuda bir ethosa tekabül etmesi beklenmektedir. Zira hukuki bilginin, adalet ideali ile duyuşsal ve davranışsal bir eyleme dönüşmesi gerekmektedir.

Bu amaçla, ideal anlamda hukuk öğretiminin hedeflediği hukukçu tipolojisinin yetkinlik düzeyleri belirlenmelidir. Bu noktada öncelikle kuramsal yetkinlik zikredilmelidir. Küreselleşme ile birlikte, sosyo-ekonomik, kültürel ve hukuki etkileşim alanlarının yoğunlaşması hukuk düzenleri arasında sistemik bir yakınlaşmayı beraberinde getirmiştir. Buna bağlı olarak ulusal hukukun sınırlarını aşan uluslarüstü bir hukuk kültürü ve mesleki uygulama alanları söz konusudur. Hukuk öğretimi böylesi global ölçekte bir teorik yetkinliği gerekli kılmaktadır.

Hukuk öğretiminin ayrıca metodolojik bir yetkinlik düzeyini de amaçlaması elzemdir. Buna göre hukukçunun, problem çözme becerisini geliştirmesi gerekmektedir. Zira hukuksal uygulama, özünde soyut norm ile somut olgu arasındaki ilişkilendirmeyi esas alan bir metodolojik meseledir. Bu meyanda hukuk, bir problem çözme sanatı olarak nitelendirilebilir.

Öğretim süreçlerinin, kuramsal hukuk bilgisini probleme dönüştürebilme ve problem çözebilme yetisini kazandırma adına takrir yönetimiyle değil, öğrencinin aktif olarak katılımının temin edildiği bir metodolojiye dayandırılması gerekmektedir. Bu çerçevede öğrenim süreçleri, tartışma ve örnek olaylarla zenginleştirilmiş bir öğretim yöntemine dayalı biçimde kurgulanmalıdır.

İdeal bir hukukçu prototipi açısından önem arz eden bir diğer nokta, entelektüel donanımdır. Bu donanımın kazanılması, hukuk bilgisi ile birlikte ilgili diğer disipliner alanlara da müfredatlarda yer verilmesiyle mümkün olabilecektir. Nitekim içinde bulunduğumuz çağın karmaşık sosyolojisine uygun biçimde hukukçular, oldukça zor hukuki sorunlar ile karşılaşmaktadırlar.

Hukuk öğretimi sürecinde kritik önemi haiz olan noktalardan birisi, öğrencinin ilgili hukuki problemi teşhis etmesi, bu problemin çözümüne yönelik bilgileri kolayca edinmesi ve problemi çözümleyebilme becerisidir. Bu beceriyi mümkün kılacak temel araç, hukukçunun geniş bir alanda engin bir bilgi birikimine sahip olmasıdır. Bunu teminen hukuk öğretimi müfredatının felsefe, sosyoloji, metodoloji, mantık ve iktisat gibi alanlara dair dersler içermesi gerekmektedir. Sonuç olarak hukuk öğretiminde nitelik meselesi, fakülte sayısı ve görece kontenjanların çokluğuna indirgenemeyecek ölçüde çok boyutludur.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim