• BIST 96.808
  • Altın 144,543
  • Dolar 3,5662
  • Euro 4,0101
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 14 °C

Hukuk Siyasallaşırsa Şiddet Meşrulaşır

Hukuk Siyasallaşırsa Şiddet Meşrulaşır
Prof. Dr. Aliye Çınar Köysüren: "Hukuk siyasallaşırsa şiddet meşrulaşır..."

Prof. Dr. Aliye Çınar Köysüren*

Ulus-devlet yapılanmasında “şiddet” önemli bir gerçeği gösterir. Çünkü şiddet etkin olmaya başlayınca, büyük ölçüde siyaset sürgün hayatı yaşamaya yazgılıdır.

Zira politik-bilimci Hannah Arendt'ın işaret ettiği gibi, “şiddetin olduğu yerde söz olamaz”. Söz yoksa politika da mümkün değildir; çünkü politika şiddetsiz sözlü müzakere anlamına gelir. Bireysel ilişkilerde bile şiddet, uzlaşmanın olmadığı yerde filizlenir.

Ülkemizin, haline bakacak olursak, 7 Haziran seçimlerinde seçmenler, siyasiler arasında iletişimin olmasını istedi, bunun diğer adı koalisyondu; sözlü müzakereye açık olmaktı. Ancak hiçbir parti bunu istemedi; dolayısıyla şiddetin kapıyı çalması sürpriz olmadı!

Öte yandan devlet, teorik planda, siyaseti kapsayan daha üst bir yapı olarak kurgulanmıştır. Bunun için olmalı ki, Makyavelli, bütün noksanlıklarına rağmen, “devlet en meşru organizmadır”, demiştir. Hatta Hobbes'un deyişiyle, insanların birbirini yemelerinin önüne sadece ve sadece devlet geçebilir.

Bırakalım teorisyenleri, bizim toplumsal hafızamız, billurlaşan bilgeliğiyle devlete olan güvenini ifade etmek için, “devletin kestiği parmak acımaz” derken, onun tarafsızlığını ve istikrar için çalıştığını dile getirmiştir. Dolayısıyla halkın algısında “devlet” ve “hukuk” aynı anlama gelir.

Ancak şimdilerde sanki bu söz askıya alınmış gibi görünmektedir. Özellikle Ankara'nın göbeğinde cereyan eden terör olayı ve onlarca kişinin katledilişi karşısında devletin anlamı zihinlerden bir film şeridi gibi geçiyor ve “devlet nedir?” sorusu cevap bekliyor.

Tam da bu soruları hızla sollayan vicdan, “gözyaşının renginin olmadığını derinden haykırırken; acının tarafının olmayacağını” hatırlatmaktadır. Ölenin kimlerden olduğu konuşulmaya başlanıyorsa devletin hükümetle özdeşleştiği handikabı gündeme gelmiş demektir ki, bu bir tür siyasi kaos olduğu gibi, hukukun da hükümetleştiği sonucuna götürür. Dahası, şiddetin meşrulaşması, siyasetin askıya alınmasından başka bir şey değildir.

Son yaşanan şiddette ölenler, bizim insanımız! Ancak kalkan cenazelerde siyasi bir renk görülüyorsa, bu tarafgirlik devletin tatilde olduğunu gösterir. Çünkü devlet bilir ki, eğitim kurumları hegemonik enstrümanlardır. Dolayısıyla özellikle de gençler bu enstrümanların manipülasyonlarıyla kolaylıkla ikna olabilir. Hal böyle olunca, ülkenin bir köşesinden mesela Uşak'tan barış mitingine gelen ve orada can veren gence Devlet eşit mesafeden durabilmelidir; tıpkı bir şehidine sahip çıkarcasına onun yanında olabilmelidir.

Ortalama halk algısını bu olay üzerinden okursak, günah keçisi, ya çoğunluğun partisi ya da barajı yeni aşmış bir partidir. Eğer devlet de buralardaysa algısı veya algı operasyonu ortalama halk gibiyse ve davranış kalıpları bu yöndeyse, ülkeyi ciddi açmaz bekliyor demektir. Hatta politize olmuş devlet, sadece bölünmeyi besleyebilir ki, bunun diğer adı şiddettir.

Kuşkusuz bu patlama,  Türkiye'nin Suriye sınırına yakın Suruç'ta temmuz ayında 30 kişinin öldüğü ve 100'ün üzerinde yaralının olduğu terör saldırısını hatırlattı hepimize. O zamanda barışa gönüllüler Suruç'taydı. Eğer ülkede ne zaman ki, barış ve özgürlük için toplantılar, şiddetle sonuçlanıyorsa bu bildik ezber karşısında devletin ve hukukun teyakkuzda olması beklenir. Eğer böyle değilse, ihmalin ötesinde başka niyetler aranabilir.

Ne olursa olsun, nasıl yorumlar yürütülürse yürütülsün sonuçta kim yapmış olursa olsun, devlet bunları önlemekle yükümlüdür.  Güvenlik güçleri saldırıyı önleyecek yeterli önlemi almış mıdır? Bir güvenlik ve istihbarat zaafı ciddi olarak sorgulanmış mıdır? Bu saldırı önlenemez miydi? Sorumlular hakkında araştırma yapmak devletin görevi değil mi? Bu soruların cevabını bulmak ve zihinlerde oluşan karanlık noktaları aydınlatmak ve gerçeği ortaya çıkarmak, tabii ki öncelikle devletin sorumluluğudur.

Ancak ifade etmeye çalıştığımız gibi, Devletin hükümeti kapsaması beklenirken; hükümetin devleti kuşatmış olması durumu, devletin sorgulanamazlığına kadar gidecektir. Hal böyle olunca, devlet, derin devlet! ve hükümet Kurtlar Vadisi'nin ima ettiği gibi danışıklı dövüş içinde olacaktır ki, bu siyasetin ve hukukun tatile çıkması anlamına gelmektedir.

Bırakalım devleti, iktidar partisi olan hükümetler adı üstünde dirayet ve gücün sembolüdür. Kendinden olmayanları da, devleti temsil ettiği için korumakla görevlidir.  Sen ve ben; biz ve onlar ayrımı başladığında, siyasi iktidarların gemileri su almaya başlamış demektir.

Bu ülke, aşırı kutuplaşmanın faturasını öteden beri kan ile ödedi. “Aşırı düşmanlaştırma” ve yükselen nefret ortamı, siyaseti itibarsızlaştırdığı gibi iptal da etmek durumundadır. Elbette tersi de doğru: Sarkacın uçlara kayması ve bölünme durumu siyasetin de itibarını yitirdiğini göstermektedir. Siyaset, sorunlara çözüm üretemediğinde, siyaset dışı odaklar, daha rahat hareket imkanı bulabilecektir.

Ancak unutulmamalıdır ki, H. Arendt'ın ifadesiyle, “şiddetle değişen bir dünya ancak daha fazla şiddetin var olduğu bir dünya olmaya” mahkûmdur.

*Karamanoğlu Mehmetbey Ünv., Sosyoloji Bölümü

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim