• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -1 °C

"Hukuk ve İktisat İlişkisi, Özgürlüğün Toplumsal Refah Boyutu"

"Hukuk ve İktisat İlişkisi, Özgürlüğün Toplumsal Refah Boyutu"
Gönenç Gürkaynak, T24'te kaleme aldığı Hukuk ve İktisat başlıklı yazısında, "Özgürlüğün Toplumsal Refah Boyutu" nu ele aldı.

Prof. Daron Acemoğlu ile 18 Aralık 2014 tarihinde İstanbul’da “Hukuk ve İktisat İlişkisi: Özgürlüğün Toplumsal Refah Boyutu” konusunda bir konferans vereceğiz. Ben konunun hukuk boyutunda değerlendirmeler geliştireceğim o da iktisat boyutunda. Öte yandan, görülecektir ki, iyi iktisat politikası tartışmasının hukuktan kopamayacağı iyi hukuk tartışmasının da iktisattan kopamayacağı gibi, biz de birbirimizin söylediklerinden kopamayacağız. Yine de, buradaki tespitlerim de orada söyleyeceklerim de şüphesiz Daron’a mal edilmemeli. Benim görüşlerim bana onun görüşleri ona ait. Tüm değerlendirmelerimi şahsi olarak, bir hukukçu ve akademisyen kimliğiyle, Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi mensubu bir hukuk hocası olarak iletiyorum. Konferansta da bu kimliğimle konuşuyor olacağım. Görüşlerimin serbest avukat olarak temsil ettiğim yüzlerce müvekkilden herhangi birinin yahut ortağı olduğum ELİG Ortak Avukat Bürosu’nun görüşleri olarak da görülemeyeceği açık. Bu kapsamda, ben konferans içeriğinde de tüm özgürlükleri kollayan, anlamlı kılan ve içini dolduran ifade özgürlüğünü ve onun refahla ilişkisini de özellikle konu ediniyor olacağım.

Zira, eğer “korku ve endişelerden arta kalanlar özgürlük olsun” anlayışı refleks halini alırsa, bu durum kolektif özgürlüksüzlüğü kurumsallaştıracaktır. Bireysel özgürlüklerde daralmayı doğallaştıran ve daha tartışmasız yenilir yutulur kılan "kolektif özgürlüksüzlüğün kurumsallaşması" durumunun ilacı, özgürlüğünde azalma hissedenlerin dayanışmasıdır.

Sosyal medya da, duvar yazıları da, parkta veya meydanda veya sokakta buluşmak da bu dayanışmanın ifadesine aracılık edebilmektedir. Bu şekilde dayanışmalı ses vermek isteyenleri baş tacı etmemek yahut baş tacı etmeyi çeşitli koşullara bağlamak, örneğin onları mutlaka miting meydanına yahut siyasal etiket edinmeye mecbur bırakmak, onların ifade hürriyetini kısıtlayacaktır. Oysa, “kolay etiketler”den kurtularak dikkate ve iyiniyetle kolektif akıl kullanarak tartışmamız gereken pek çok meselemiz var. Her toplumda olduğu gibi, bu meseleler hep de olacaktır. Önemli olan bu tartışmaların bizi kol kola ileri mi götürdüğü yoksa yaralayıp halsiz mi bıraktığıdır. Düşünceler kolay etiketler etrafında, eksik ifade ile döndüğünde, tarafgirlik artar ve derinlikli tartışma üretilemediği için ifade edilenin ta kendisi hasım görülmeye başlanır. Oysa ifade özgürlüğü baş tacı edildiğinde bu döngü kırılır, kolay etiketlere dayalı ezberlerin yerini derinlikli düşünce ve çözüm olasılığı almaya başlar.

Örneğin, "orta gelir tuzağı"nı bir etiket olarak dile dolayıp içselleştirmek yerine, yaratıcı/yenilikçi teknolojinin cansuyu olan hür düşünceyi destekleyen kamu politikası üretmeyi derinlikli tartışmamız lazım.

"Önleyici gözaltı Avrupa'da var", kolay bir etiket. Orada holiganlara istisnai uygulanan yasa Türkiye'de toplantı ve gösteri hakkına halel getirecek şekilde uygulanabilir mi, derinlikli tartışılmalı.

İnternet ile ilgili konuları tartışacaksak, “özgürlük” ve “baskı” kavramlarını etiketleştirmeden, konuları derin ve içerikli tartışmak durumundayız. Örneğin, internet gazeteleri tıklanmak için mütemadiyen görselli ve merak uyandırıcı başlıklı tecavüz haberi yapıyorsa, basın ilkeleri yönünden de toplumun bu içeriklere talep yönelten durumu yönünden de bu husus derinlikli tartışılmalı.

Türkiye’nin geçmişini ve geleceğini “Eski Türkiye” ve “Yeni Türkiye” etiketleriyle tartışmak yerine, Türkiye insanı olarak hedeflerimizi içerikli olarak tartışmak durumundayız. Eski Türkiye’yi isteyen eski Türk filmi masumiyeti kastediyorsa bunu anlarım. Ancak “Yeni Türkiye’yi istemiyorum” karikatürüyle defansif olarak hakikaten ve samimiyetle eskiyi bütün içeriğiyle istiyorsa, devlet tahakkümü ve birey özgürlüksüzlüğü yönünden eski Türkiye’nin daha mı iyi durumda olduğunu derinlikli tartışmamız lazımdır.

700,000 Türkiye insanı, işi hazır ve evi yurdu belli iken, değerler sistemi eksiksiz halde, Almanya'da 40 yılda 2.7 milyon kişiye çıktı. Almanya’daki sistemliliğe ve disiplinli programlı yaklaşımlara rağmen entegrasyonları hala hassas konudur. Türkiye’ye yakınlarda 1.6 milyon Suriyeli insan işsiz, yurtsuz, kaybedecek birşeyi kalmamış halde sığındı. “Kapılarımızı açmamız doğru muydu yanlış mıydı” etiketleri arkasına saklanmadan, bunun 40. yılına hazırlanmamız için neler yapılması gerektiğini ileriye bakarak derinlikli tartışabilmemiz şart.

Cinsiyet eşitliğinde 142 ülke içinde 127. Olan Türkiye’de, kadın istihdamıyla erkek istihdamını denk zemine getiren hukuk politikası tercihleri vakti. Bunun “kadınları destekleyen hukuk politikası üretmeliyiz” etiketlerinden ve ezberlerinden kurtulunarak derin tartışılması lazım. Salt kadınları destekleyen hukuk politikası üretirsek kadın istihdamını soğutucu etki yaratmış olup olmayacağımız ve asıl meselenin kadınla erkeği istihdamda denk zemine getirebilmek olup olmadığı bakışı için, derinlikli tartışma lazım.

İktisat politikalarını tartışacaksak “büyüme iyidir” kolay bir etiket. İktisat politikasında başarılar ve başarısızlıklar büyümeye odaklı irdelenirken, kamu politikası ve hukuk politikası yönünden ‘büyümenin iyisi kötüsü olur mu’ diye de bakmak gerekebilir. İktisat politikasını hukuk politikasından bağımsız, hukuk politikasını iktisat politikasından bağımsız tartışamazsınız. Şimdinin yoksulu geçmişin yoksulundan genel olarak daha yüksek refah seviyesinde diye büyümede adalet arayışı anlamsızlaşmadığına göre, ‘ekonomik büyüme’ kadar pozitif ve ölçülebilir bir kavramın dahi etiketleşmesini engelleyecek şey, derinlikli tartışmadır.

Yolsuzlukla mücadele konularını tartışacaksak, önce yolsuzluk meselesinin teknik kapsamıyla siyasi güç savaşına değil refaha dair bir konu olduğunu tespit edebilecek derinlikte düşünce üretebilmemiz lazım. Aksi halde halk rüşveti içtenlikle reddedemeyebilir. Bu durumda da, derinlikli tartışma eksiği sebebiyle doğan bir durumdan ötürü halkı vurdumduymaz diye etiketleme körlüğüne düşülmesi kaçınılmaz. Oysa derinlikli tartışıldığında bu kavramın siyaset üstü ve zamanlar ötesi bir kavram olduğu görülecek olabilir. Eğer bu görülecek olursa kolektif bilinçlilikle ve hem veren tarafında hem de alan tarafında sorumluluğun elbirliğiyle üretilmesi sayesinde yol alınabileceği tartışmaları açılabilir.

Derinlikli tartışmalara hakim olduğum kanaatinde yahut iddiasında değilim. Kendimle ilgili olarak böyle bir algım olmadan bu dünyadan göçeceğimi düşünüyorum. Ancak etiketlere hakimim. Etiketi gördüğüm anda tanırım. İlacının ifade hürriyeti olduğunu da bilirim. Etiketlerle yürüyen bir toplumun kucaklaşıp bütünleşik hareket etme imkanlarının sınırlı olacağını, kendi gerçek potansiyeliyle üretip refah edinebilmesi için öncelikle derinlikli düşünce üretebilmesi gerektiğini, bunun için de ifade hürriyetine hava gibi su gibi ihtiyaç duyduğunu düşünürüm.

İşte ifade özgürlüğü bu yüzden bütün özgürlüklerin köküdür. Tartışmadan düşünce veya özgürlük olgunlaştırmak mümkün değil. Tartışmadan derinlikli, içerikli, meyveli düşünce ürününe erişmemiz mümkün değil. İfade etme ve ifade etmeme özgürlüklerine eksiksiz sahip çıkıldığında konular etiketlerden sıyrılıp derinlikli tartışılabilir. Bu yapıldığında görülür ki benim somut olarak örnek vermek için tartıştığım bu meseleler ve bunlar gibi on binlercesi aslında siyasete ilişkin meseleler değildir. Bunlar her birimizin meselesidir ve her birimizin refahıyla da mutluluğuyla da doğrudan ilgilidir. Kendi meselelerimizi seslendirebilmek için siyasi etiket edinmek durumunda olmamız sığlaştırıcıdır. Siyaset sığdır demiyorum. Ancak bir düşünceyi ifade edenin bunu siyasi bir etiketle beraber takdim etmek mecburiyetinde olması yahut ‘başıma ne gelir’ kaygısı duyması derinlik kaybettiricidir.

İşte bu prangalardan kurtulunduğunda gerçek potansiyelimizle düşünüp davranabilmeye ve buna göre derinlikli düşünce üretip bunun tetiklediği üretimle de refaha yürümeye başlamış oluruz. Özgürlüğün toplumsal refah boyutunun önemli bir unsuru budur. Şüphesiz, bu beyan ettiğim düşüncelerim Daron Acemoğlu’na veya herhangi bir üçüncü kişiya ya da kuruma mal edilemez. Bunlar benim ifade özgürlüğünün neden önemli olduğunu somut anlatmak için ortaya koyduğum örnekli düşüncelerimdir. Etiket ile derinlikli düşünce farkını vurgulamak için hem etiketi hem de bir adım ötesini tartışmaya gayret ettiğim örneklerdir.

Prof. Daron Acemoğlu ve ben, “Hukuk ve İktisat İlişkisi: Özgürlüğün Toplumsal Refah Boyutu” konferansının temelini, toplumların sahip oldukları haklar ile ekonomik büyüme ve refah arasındaki ilişkiden yola çıkarak attık. Daron Acemoğlu demokrasinin ve çoğulcu değerlerin ekonomik büyüme üzerinde olumlu bir etkisi olduğuna işaret eden son derece önemli çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar daha zengin ülkelerin daha özgür ve demokratik olmalarının bir tesadüf olmadığını, daha önemlisi, hukukun üstünlüğü ve demokrasiden zenginleşmeye nedensel bir bağ olduğunu göstermiştir. Şu halde, hakların alanının bilinçli bir hukuk politikasıyla genişletilmesi ve özgürlüklerin genişletilip yayılması halinde bunun ekonomik büyümeyi ve toplumsal refahı artıracağını düşünmek gerekir. Bu da meselenin hukuk ve iktisat ilişkisi boyutuna işaret eder.

Daron’un araştırdığı dünyanın birçok ülkesinin verileri ülkelerin, değişik zamanlarda, gücün belli bir grubun elinde toplanmasına ve bu güç odağının varlığını sürdürmesine yarayan dışlayıcı kurumlara ya da demokratik, çoğulcu, temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilen ve toplumun özgürlüklerinin arttığı sistemlerin ürünü olabilecek kapsayıcı kurumlara sahip olduklarını göstermiştir. Burada “kurum”dan ülkedeki ilişkilerin nasıl tesis edileceğini belirleyen kural ve kuruluşların bütününü anlamak gerekir.  Dolayısıyla, Daron Acemoğlu’nun gösterdiği bu nedensellikte bir adım daha atıp konuyu hukuk politikası kararlarına götürmeye gayret edecek olursak, benim bir hukukçu olarak hukukun ta kendisini de bir kurum olarak görüp onu daha kapsayıcı kılma yönünde güdülenmem doğaldır. Kapsayıcı kurumların varlığının eşit pazar şartlarının oluşması ve bu şekilde de ekonomi ve teknolojide inovasyon gerçekleştirilebilmesi için ön şart olduğu söylenebilir. Bu açıdan incelendiğinde de, ekonomik büyüme ve toplam refah ile bireysel özgürlükler ve tanımlanan hakların genişletilmesi politikası arasında doğrudan bir ilişki doğması beklenir.

Dolayısıyla, konunun hukuk politikası perspektifine bakacak olursak, iyi hukuk politikası iktisat ve istatistik gereçlerini kullanarak “kamu menfaati”ni “refah” ile bağdaştırabilmelidir. Bunu yaparken birey merkezli özgürlükçülük üzerine odaklanmak refahı artıracak araçları ortaya çıkaracaktır.

“Tüm hassasiyetlerden, yasaklardan, korkulardan ve kaygılardan arta kalan saha özgürlük sahası olsun” yaklaşımında arta kalanlarla oluşturulan zeminde ne üretim yapacak ne refah elde edecek alan yoktur. Aslolanın birey odaklı özgürlük ve genel olarak toplumun kullanabildiği haklarda genişleme olduğu ve kısıtlamanın istisna olduğu bir hukuk politikasının ortaya çıkarttığı kapsayıcı kurumlar ile, iktisadi etkinliğin körüklenmesi suretiyle toplumsal refahın ençoklaştırılması kanalları açılmış olacaktır.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim