• BIST 90.383
  • Altın 144,813
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 10 °C

"Hukuka Aykırı Emri Hem Veren Sorumludur, Hem de Yerine Getiren Sorumludur"

"Hukuka Aykırı Emri Hem Veren Sorumludur, Hem de Yerine Getiren Sorumludur"
Türkiye'nin duayen hukukçularından Prof. Dr. Metin Günday ile Barotürk Dergi'nin 3. sayısı için bir röportaj gerçekleştirdik.

Mehmet AYSAN / BAROTÜRK Dergi

Sayın Hocam Baro Türk Dergi’nin 3. sayısının kapak konusu kanunsuz emrin uygulaması ve yargı kararlarının tanımaması. Biz de bu konuda Türkiye'nin sayılı idari hukukçularından biri olarak sizden randevu istedik bizi kırmadınız çok teşekkür ediyoruz. Öncelikle kanunsuz emrin verilmesinin emri veren açısından hukuki sonuçları nelerdir?

Şimdi bu kanunsuz emir anayasada da düzenlenmiş. Anayasanın 137.maddesinde düzenlenmiş hatta dünkü gazetede de tesadüfen ben bu konuyu anlattım. Şimdi kural şu kanunsuz emir verilmemesi gerekir. Yani bir emir hukuka uygun ise ancak yerine getirilebilir yani kural bu. Dolayısıyla diyelim ki memur amirinden aldığı bir emri inceleyip işte yönetmeliğe, tüzüğe, genelgeye neyse kanuna hatta anayasaya aykırı bir yön bulursa anayasanın açık hükmü bu emri yerine getirmez diyor.

Amirine başvurmak suretiyle amirinden bu emrin yinelenmesini ister diyor ve ancak diyor amir emri yazılı olarak yine yaparsa o takdirde emri yerine getiriyor ama bu takdirde sorumluluk hukuka aykırı olduğu emri veren amire düşer. Emri yerine getiren sorumlu olmaz diyor kural bu. Gayet açık.

İki hemen akabinde geliyor bu hukuka aykırı emirler için. İki, hukuka aykırılık eğer bir suç konusu suç teşkil eden bir emir niteliğindeyse yani emrin içeriği diyelim ki pek fena muamele yapacaksın, işkence yapacaksın yahut işte zaman zaman söylüyor ya neydi o ismi eski içişleri bakanı beyefendini, alayını getirin işte yaka paça bilmem, neyse yani konusu bu şekilde suç teşkil eden emir diyor hiçbir surette yerine getirilmez. Getirilirse bundan mütevellit efendim hem emri veren sorumludur hem de emri yerine getiren sorumludur, kural bu.

Şimdi kural bu fakat bu kural bizim Türkiye koşullarına ne kadar uygulanabilir bir de işin gerçekçi kısmına bakmamız lazım. Öyle olması lazım ama şimdi tabi kuralı koymuş anayasa koyucu böyle olması lazım, biz hukukçular da böyle olmasını savunuyoruz ama şimdi düşünelim bir memur mesela örnek verelim İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürüne bir emir verdi. Emniyet Genel Müdürü veya vali, kaymakama bir ilçedeki amir sıfatıyla değil mi? veya vali, il emniyet müdürüne yani hepsi bunların amir konumunda, Türkiye’de acaba sormak lazım ya sayın amirim, sayın bakanım, sayın valim sizin emrinizi ben kanuna aykırı buluyorum diyebilecek babayiğit, cesur bir kamu görevlisi var mıdır? Çünkü bunu yapan haklılardır kuşkusuz. Cesur saygılı emniyet teşkilatında olsun mutlaka vardır. Fakat o adamı deyim yerindeyse doğduğuna pişman ederler. Bir kere onu tasfiye eder veya başka bir yere sürer. İşin bir de gerçek boyutu var.

Dolayısıyla tamam, gerçeklik ayrıdır hukuk ayrıdır. Bunun hesabı kanuna aykırı hukuka aykırı bir emri bu anayasada belirtilen süreç işletilmeden yerine getiren memur da sorumludur, ona emri veren de sorumlu bu bir hukuki sorumluluk olabilir veya disiplinel bir sorumluluk olabilir. Yani personel hukuku açısından. Ama konusu suç teşkil eden emir verildiği takdirde o emir yerine getirilemez. Ha getirilirse ikisi de cezai sorumludur. Tablo bu.

Bugünlerde bu tarz emirleri verenler ve uygulayanlar soruşturulamıyor. İleride soruşturulma durumları olur mu?

Şimdi olay gayet açık. Konusu suç teşkil eden emir bakımından söyleyelim veya hukuka aykırı emir bakımından söyleyelim. Hukuka aykırı emri bu şekilde verdiler uyguladılar. Bugün bunun sorunu olmaz ama yargı bir disiplin soruşturması başka bir sorumluluk şeyi olarak ele alınabilir yani bu. Ceza açısından ise cezai sorumluluk açısından ise kuşkusuz olumsuz suç teşkil eden emrin uygulanması bir suç işlendiğini ortaya koyar değil mi? Eğer o emir uygulanmışsa suç teşkil eder. Dolayısıyla o bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa bir gün, ceza zaman aşımı yani suçun konusuna göre tabi zaman aşımı süresinde kalmak kaydıyla bugün olmasa yarın takip edilir.

Bununla ilgili olduğu için sormak istiyorum. Çözüm süreci diye bir süreç yaşadı Türkiye. Çözüm sürecinde askerin operasyon yapmak istediği, terör örgütü üyelerinin alenen mesela karakolların önünden geçtiği söylendi.

Devamlı basında da çıkıyor zaten.

Evet çıktı ve hatta talep edilen operasyon isteklerinin neredeyse %1'lerinin kabul edildiği, diğerlerinin valiler tarafından reddedildiği söylendi. Bizzat Cumhurbaşkanı açıkladı, valilere operasyon izni vermeyin denildi. Şimdi bu talimatlar da kanunsuz emir kapsamında değerlendirilebilir mi?

Şimdi bunu şöyle düşünmek lazım. Yani anladığım kadarıyla efendim bir çözüm süreci denilen bir süreç başlatıldı. Bu süreç devam ederken valilere veya diğer birimlere mümkün olduğu kadar, çözüm süreci devam ediyor bozmayın, operasyon yapmayın veya yetkileriniz kullanmayın anlamında değil mi efendim? Bir talimat bir direktif verildiği söyleniyor söylenen bu.

Şimdi burada şu sorun ortaya çıkıyor. Jandarma müdahale etmeye gidiyor. Şimdi burada tabi bir yetkinin kullanılmaması durumunla karşı karşıya geliyoruz değil mi? Yani operasyon yapılması gerektiği halde, yani bir müdahalenin yapılması gerekli olsa bile siz bunu yani tolere edin, göz yumun.

Şöyle oluyor mesela hocam. Mesela Jandarma Kara Birliği gördüm diyor, müdahale etmem lazım diyor. Valilik izin vermiyor.

Şimdi burada tabi şimdi şöyle bir durum söz konusu. Burada da aslında bir yetkinin kullanılmaması söz konusu oluyor. Ben tabi ceza hukukçusu değilim bu boyutuyla ama eğer bu şekildeki bir şey bu anlamdaki bir yetkinin kullanılmaması pasif kalınması suç ise, bu emrin de yerine getirilmemesi gerekir. Yani Vali inisiyatif alıp veya Jandarma Komutanı kimse bu operasyonu buna rağmen yapması lazım ama yapmıyor. Tabi burada asıl bence bu emri verenler açısından da sorumluluk söz konusu oluyor değil mi? Yani eğer böyle bir operasyon zorunlu olduğu halde ya sen bunu yapma. Çözüm süreci hukuki bir şey değil ki siyasi bir şey yani. Dolayısıyla hukuki bir süreç olmadığına göre tamamen hükümetin aldığı bir karar çerçevesinde yürütüldüğüne göre, dolayısıyla hukuki açıdan baktığımızda burada emri veren de sorumlu olur. İhmal en azından ihmali vardır.

Bir de şöyle olmuş hocam burada? Geçen onu bir yerde yazdı bir tane güvenlik uzmanı. Yani yazılı emir, yazılı talimat vermeyin demiş valilere. Herhâlde ileride delil teşkil etmesin diye. Bunun üzerine jandarma o sözlü talimatları alıp tutanağa çevirmiş. O gazeteleri son zamanlarda görmüşsünüzdür. O yayınlananlar Jandarma'nın kendi tuttuğu tutanaklar.

Şimdi efendim muhtemel şöyle oldu anladığım kadarıyla. Bir operasyon yapılması veya bir müdahalede bulunması gerekli olduğuna kanaat getiriyorlar. Valilik olsun, Jandarma komutanı olsun. Bunu üstüne bildiriyor. Diyor ki böyle böyle bir durum var ben ne yapayım diyor ki değil mi? O da diyor ki bir şey yapma değil mi?

Mesela hocam bir belge şöyleydi. İşte Jandarma Komutanı yazı yazıyor diyor ki şurada teröristleri gördük burada dolaşıyor, bunlara müdahale etmemiz lazım diyor. Ondan sonra vali diyor ki yazıyor, Vali yardımcısı da şey dedi. İsabetli bir talep diyor. Valiye arz ediyor. Vali altına şöyle yazmış. Diyor ki bu operasyonun iptal edilmesi, ondan sonra siperlerden çıkılmaması. Siz saldırı olursa karşılık verin diyor.

Yani pasif kalın diyor.

Pasif kalın, göz yumun diyor.

Ancak size yönelik bir saldırı yani şahsınıza yönelik bir saldırı var ise onda izne gerek yok doğru. Acil bir şey. Doğrudan doğruya kanuni bir yetki o. Silah kullanmaya kadar gidebilir. Yani çatışma şeyde yazıyor. Şimdi burada bence biz bu iki tespit edenin hiçbir kabahati yok. Tespit etmiş yani operasyon yapılmış. Yapılması veya hazırlığını yapmış ve ben yapayım mı yapmayayım mı diye soruyor değil mi? Nerede kesiliyor bu süreç? Anlattığınız gibi valide kesiliyor değil mi? Bundan vali sorumludur. Bunda hiçbir tereddüt yok bunda vali sorumlu olur. Efendim yukardan bana sözlü emir verdiler. Bu valiyi sorumluluktan kurtarmaz. Çünkü sözlü diyorsun yani.

İdari hukuku ile şahsi sorumluluğuna da indirilebilir mi valilerin? Mesela bu olaydan dolayı bir vatandaş vefat etti ya da bir jandarma vefat etti.

Şimdi olay şu bizim hukukumuzda şöyle bir durum var. Burada aslında idare sorumlu genel olarak yani topyekûn idarenin bir sorumluluğu var. Biz buna idarenin hizmet kusuru diyoruz. Yani yapması gereken şeyi yapmaması ihmali diyoruz veya kullanması gereken bir yetkiyi kullanmaması. Bu bir eylem ihmalde eylem ve bundan dolayı idare sorumludur. Tabi bu sorumlulukta bu sorumluluğun ortaya çıkmasında kamu görevlilerinde payı olabilir. Bakanın da payı olabilir. Birilerinin payı olabilir. İdare dediğimiz şey tüzel bir kişilik yani onu işleten insanlar değil mi? Görevliler yani değil mi?

Şimdi bunlar bizim sistemimizde anayasada da var bu hüküm. 129. maddenin beşinci fıkrası bu gibi hallerde açılacak tazminat davası doğrudan doğruda idare aleyhine açılır diyor. Yani şahsa karşı kusurlu olan personele karşı doğrudan doğruda adli yargıda dava açma olanağı yok bizim sistemimizde. Ama anayasa hemen söylüyor. Kusurlu personele (...) kaydıyla diyor yani. Devlete karşı açılacak hükmedilirse devlet bu tazminatı ödeyecek. Ondan sonda da bu tazminat ödenmesine yol açan kusurlu davranışı kimden hangi kamu görevlisinden kaynak görülüyorsa bu tespit edilecek. Tespit edildikten sonra her birisine anayasadaki deyimiyle söylüyorum. Kusuru oranında ücret edilecek. Sistem bu. Dolayısıyla burada karşımıza çıkan devletin ve idarenin sorumluluğu oluyor. Kamu görevlisinin kusuru devletin sorumluluğunu bertaraf etmez. Çünkü o devletin ajanı yani. Devlet yetkisi kullanıyor.

Peki hocam şimdi bu çözüm sürecinde siz çok güzel söylediniz yani bu hukuki bir süreç değil siyasi bir süreç dediğiniz. Yani siyasi süreç yürütülürken bu terörle mücadelenin durdurulmasına, göz yumulmasına, operasyonların engellenmesine ve terör örgütünün faaliyetlerinin gözden gelinmesine onay verir mi? Yani öyle bir süreç yürür mü?

Çok güzel bir soru. Hukuka aykırı bir siyasal süreç olmaz. Bu kadar basit. Tamam, siyasal süreç olabilir. Yani hükümet belli bir konuda siyasal süreç başlatabilir. Onun yetkisinde ve sorumluluğundadır bu yani. Bu sorumluluk öncelikle siyasi bir sorumluluktur. Dolayısıyla halka karşı sorumluluktur bunda hiç tereddüt yok. Ama hukuka aykırı hukuk kurallarını hiçe sayan, hukuk kurallarını göz ardı eden bir siyasi süreç düşünülemez hukuk devletinde. Siyasi süreç de herhangi bir konuda. Bu ekonomi politikasında da olabilir yani. Yani illa terör olaylarında veya kamu düzeninin korunması bakımından değil. Başka bir alan da olabilir. Mesela eğitimde de olabilir.  Sağlıkta olabilir ne bileyim yani. Sağlık politikası vardır onu uygulamaya sokar. Eğitim politikası vardır devlet.

Şimdi şunu diyebilir yani devlet. Bir eğitim politikası olarak diyebilir ki dershaneler gereksiz. Yani ben öyle bir eğitim düzeni sağlayacağım ki ortaöğretimde ilköğretimde neyse, öğrenciler çocuklar burada yetişecekler değil mi efendim. Gerekli bilgilerle donatılacaklar. Donatıldıktan sonra da efendim, şey yapılacak. Dershaneye ihtiyaç kalmayacak. Ama bunu yaparken de bu politikayı uygulamaya sokarken de hukuk kurallarına uygun hareket etmek mecburiyetinde.

Sen bir kere o düzeye getirdin mi eğitimini. Peki, o düzeye getirmediğin için, o düzeye getirmediğini de kabul ettiğin için, dershanelerin açılması da ben gidip kendi başıma dershane açamam ki. Siz açamazsınız ki. Buna da idare izin veriyor değil mi. MEB'den izin alıyorsunuz. Hatta tamam efendim ne kadar denetimi var. Personelin denetimi var istediğiniz dershanede istediğiniz öğretmeni istihdam edemezsiniz siz. Personelinizi bile, hatta bilmiyorum ücretlerini bile belli ölçülerde değil mi? Bilmiyorum ama böyle bir durum söz konusu sen bunu kabul etmişsin, sittin seneden beri bu böyle devam ediyor. Bir gün efendim bu süreci şeye koyacağım uygulamaya sokayım. Olmaz. Ha bu süreci uygulamaya sokarsın ama zamana yayarsın. Dersin ki 20 yıl, 25 yıl değil mi efendim reformlar yapılması lazım, şeyler yapılması lazım. Bu süreç içerisinde bu çözümlenir. Sen mevcut dershanenin veya bu şekilde senden izin almış olan kurumlarla ilgili bir gecede yasa çıkartıp, sonra bitti diyemezsin. Yani hukuka aykırı.

Bu her alanda bu böyle. Sağlıkta da böyle olması lazım, kamu düzeni korunmasında da böyle olması lazım. Hukuka aykırı bir siyasi süreç olamaz hukuk devletinde. Aksi takdirde artık hukuk kalmaz siyaset istediği gibi ben nasılsa sorumluyum milletin oyuna başvuracağım kafa bu. Beni sandık aklar, beni sandık şey eder, sandık yaptırım uygular vesaire. Böyle şey olmaz yani. Hukuka aykırı bir süreç hiçbir hukuk devletinde söz konusu olmaz. Yapılacaksa hukuk kuralları vardır. Kazanılmış haklara saygı vardır bunun içerisinde şeffaflık vardır, hukuki güvenlik ilkesi vardır, bir yığın hukuk devletinden kaynaklı şeyler. Bunlara riayet etmek koşulu ile sen bir süreç başlatabilirsin. Burada da öyle şeye gelelim. Süreç ne bileyim işte açılım süreci adına ne derseniz deyin. Açabilirsin güzel. Ama sen mevcut hukuk kurallarına mevcut yasaları kamu düzeninin korunması için vermiş olduğu yetkileri göz ardı edemezsin. Olay bu.

Peki hocam şimdi dershane konusunu açıldı, oradan devam edersek, dershanelerle ilgili yasayı Anayasa Mahkemesi iptal etti. MEB ısrarlar bu yasayı tanımıyor ve diyor ki dershane diye bir şey kalmadı ben yeni yönetmelikle kursa çeviriyorum dedi. O yönetmeliği de Danıştay iptal etti. Ama hala daha dershanelerin devam etmeyeceği söyleniyor artık dershane diye bir şeyin kalmadığı söyleniyor. Genel bu bağlamda Türkiye'de yargı kararlarının sistematik bir şekilde uygulanmaması var artık.

Efendim bu dershane konusunu hemen söyleyeyim. Dershane hukuku iki tane yargı kararı uygulanmıyor. Bir Anayasa Mahkemesinin verdiği karar uygulanmıyor bir de Danıştay'ınki. Danıştay’ınki ikinci aşamada. Şimdi Anayasa Mahkemesi dershaneleri bu şekilde, dershanelerin faaliyetine son veren ve dolayısıyla dershanelerin belli bir şekilde uyarlama olacaktı değil mi yani öyle olacaktı geçici hükmünde. Eylüle kadar mı öyle bir şey. Adı neydi onun. Temel Lise. Aksi takdirde bunlar kapatılacaktı yani kanun bunu öngörüyordu.

Bu konu Anayasa Mahkemesine gitti, galiba CHP götürdü ana muhalefet partisi sıfatıyla. Yani bu arada CHP'yi de kutlamak gerekiyor bazı şeyleri hakikaten bazen eksik yaptıkları da oldu yani. Mesela bazılarını götürmek gerekirdi belki, iyi niyetle gözden kaşmış şey olarak da. Yaptıkları doğru bir şey. Muhalefet görevi. Anayasa Mahkemesi dedi ki bu şekilde düzenleme anayasaya aykırı. Gene kesinlik yok. Her açıdan, hatta sohbet ettik yani daha bu Anayasa mahkemesi kararı çıkmadan. Aşağı yukarı o düşüncelerin bir kısmı da karara yansımız vaziyette değil mi? Şimdi iptal etti iptal ettiği gibi Anayasa Mahkemesi bakın yetkisi olmasına rağmen anayasaya göre iptal kararının yürürlüğe girebilmesi için iptal kararının yürürlüğünü öteleyebilirdi.

Resmi gazete yayınından itibaren 3 ay 6 ay gibi belli bir süre sonra hukuki boşluk ortaya çıkacağı için, anayasa da Anayasa Mahkemesine böyle bir yetki veriyor yani. Çünkü sen iptal edersin kanunu, kanunu iptal edersin de orada hukuk boşluğu doğar. Bu hukuk boşluğunun doldurulabilmesi için yasa koyucuya belli bir süre verirsin. Fakat bu iptal kararında bir ay oldu. Dershaneden iptal kararında bu yok. Yayınlandığı gün yürürlüğe girdi. Yani yasa iptal edildi. İptal edilen yasa yürürlükten kalkar bitti. Ş

Şimdi 153. madde son fıkra diyor ki Anaysa Mahkemesi kararları gene yürümez dedikten sonra yukarıda, yasama organı. Yani şu demek TBMM aktif, iptal edilmiş bir yasanın aynısını çıkartamaz. İptal kararını hükümsüz kılmaz etkisiz kılmak amacıyla bir düzenleme yapamaz. Yürütme organı idare makamlarını, yargı organlarını gerçek ve tüzel tüm kişileri bağlar diyor Anayasa Mahkemesi değil mi? Şimdi bu iptal kararı dershaneler için de olabilir başka bir şey için de olabilir. Genel olarak söylüyorum ben. Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararı eğer yürürlüğü ötelenmemişse yürürlüğe girdiği tarih itibari ile iptal edilen yasa yoktur yürürlükten kalkmıştır. O tarihe kadar uygulanmıştır. Geçmişe yürümezlik ilkesi gereğince ona dokunulamaz o tarihten önceki işlemlere ama iptal kararından sonra Anayasa Mahkemesi kararı geri yürümez, ileri yürür. Efendim Anayasa Mahkemesi kararı geri yürümez ben istediğim gibi at oynatayım. O zaman sen Anayasa Mahkemesi kararını al çöpe at. Yani değil mi? Geri yürümez ama ileriye yürür, bağlayıcıdır. Sen Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekleri doğrultusunda hareket etmek hem yasama organı hem yürütme organı hem idare makamları, hem de yargı organları önlerine ihtilaf geldiğinde hareket eder.

Nitekim Danıştay benim şahsi düşünceme göre Anaysa mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararının hayata geçirilebilmesi için, uygulanabilmesi için herhangi bir idari düzenlemeye gerek yoktur. Ötelenmiyor. Yani Twitter hesabından da bunu açıkça söyledim. Gayet açık Anayasa Mahkemesi kararı. Dolayısıyla herhangi bir idari düzenlemeye yönetmelik gibi vesaire genelge gibi. Öyle bir düzenlemeye yer kalmaz. Bunu ilgili bakanlık tarafından MEB tarafından uygulamaya konulması ve bunun uyulması zorunludur. Ama bunu yapmadılar bir yönetmelik çıkardılar. Bunu görmek için. Tabi genelge yayınladılar. Deyim yerindeyse işi yokuşa sürdüler. Yani hiçe saydılar. Danıştay da 8.daire gayet güzel bir gerekçe ile ve söylediği buydu, Anayasa mahkemesi kararlarının bağlayıcılığından hareket ederek, onun hakkında da yürütmeyi durdurma kararı verdi. Şimdi ne oldu? Ne yapacaklar şimdi? Şimdi bunu da yapmazlarsa bu sefer Danıştay kararında uygulayacaklar değil mi?

Şimdi o genelgeyi geri almışlar hocam.

Tamam güzel. Efendim genelgeyi geri almalarına gerek yok Bakın şimdi iptal edilmiş veya yürütmeyi durdurmuş ne demek? Yürütmeyi durdurma kararı o gerekçenin uygulanamaz hale gelmesidir. Davanın sonuna kadar uygulayamazsın sen bunu. Yok, hükmünde değil askıdadır o. İptal kararı yok hükmünde olur. Sen yürütmeyi durdurma kararı ile yargı idareye bir talimat veriyor. Sen bu kararı bu işlemi uygulama. Çünkü bu işlem bariz bir hukuka aykırılık taşıyor. Yani genel olarak söylüyorum. Artı bariz hukuka aykırıdır ama uyguladığın takdirde telafisi güç olanaksız geriye dönülmesi mümkün olmayacak durumlar ve sakıncalar ortaya çıkacak diyor o yönden veriyor kararı. Doğru uygulayamazsın. Sen uygula, askıya alıp unutacaksın. Ne zamana kadar?  Davanın sonuna kadar. Aksi takdirde sen yürütmeyi durdurma kararının gereklerine aykırı davranmış olursun. Yani şey bu hukukta ikinci bir hukuk oluşur.

Peki hocam şimdi bunla birlikte mesela YSK bir karar verdi AKP'nin secim müziği için. Haydi, Bismillah ile başlayan. Kullanamazsınız dedi. Çıktı partinin genel başkan yardımcısı biz kullanacağız dedi ne ceza verirlerse versinler dedi. Yani genel bir sistematik olarak birçok, mesela görevden alınan memurların geri ataması yapılmıyor. Yani bir sürü yargı kararı uygulanmıyor.

Ben size çok örnek de sayarım şimdi. YSK bu karara hakkıyla düşünce açıklayan zatı muhterem, işin hazin tarafı yıllarca bu ülkenin Adalet Bakanlığını yapmıştır. Konya Hukuk Fakültesi mezunudur. Şimdi biz bu zat ile Anayasanın 24.maddesi çok açık söylüyor diyor ki, dince kutsal sayılan değerler siyasi amaçlar, kişisel amaçlar, bilmem ne kişisel amaçlar şunla bunla katiyen istismar edilemez. Çok açık. Ya onu okumamış bu beyefendi, okumamışsa ayıp bir şey yani. Anayasa, üstelik de hukuk fakültesi mezunu, ilaveten de Adalet Bakanı değil mi? İkincisi ben diyorum ki okumuştur mutlaka yani okumaz olur mu? En azından yerini filan biliyorlardır. Anayasaya yemin ediyorlar her şeyde. Okumuş anlamamış daha kötü. Daha kötü yani anılamazsa başka bir şey var yani. Okuduğunu anlayamayan bir adam, yani Türkiye'de yıllarca Adalet Bakanlığı yapmış. Okumuş anlamış ama yine bunu yapıyorsa o zaman klinik vaka. O zaman klinik vaka beyler. Korkunç bir şey. Kaldı ki bu yani mazur görün benim bilgim olmadığı bir alanda ama bilgisi olanların yaptığı açıklamaya istinaden söylüyorum ben, bu dinen de böyle bir şey olamazmış yani. Arkadaşım ayet getirdi. Hocam dedi hukuken eyvallah da bunun dinde de yeri yok dedi. O konuda fazla bir bilgim olmadığı için ama o bana o bilgiyi sunan arkadaşımızın bilgisine güvendiğim için bunu da söylüyorum yani. Bir de işin bu boyutu da var değil mi? Faciası o çok facia bir şey yani. Ben dinlemem diyor YSK kararını. Peki, o zaman kardeşim, sen neyi dinleyeceksin ya. Anayasa Mahkemesi kararını dinleme, Danıştay kararını, idare mahkemesi kararını zaten dinlemiyorsun. Pek çok örnekleri var bunun. Daha da öteye giderse hoşuma gitmeyen hakimi tutuklarım, ceza davası açarım. Savcı soruşturma yapmış öbür tarafta görevini yapmış. Sonra gelmiş Yargıtay'da yargılanıyor yayın yasağı konuyor. Adam açıklayacağım diyor ya. Yani ben görevimi yaptım diyor değil mi? Savunma yapacağım diyor ve ben de vatandaş olarak hakikaten bilgilenmek istiyorum. Sadece o yayın yasağı ona konulmuş o kişiye savunma anlamını kısıtlama anlamında bir yasak değil ki halkın hepimizin haber alma özgürlüğünü ortadan kaldıran bir şey Bunu da yap. E ne olacak? O zaman en basit hukuk kuralları bunlar yani. Bunları ne var? Şu konuştuğumuz konular hiçbir uygar ülkede telaffuz edilmez. Çünkü böyle bir şey olmaz. Böyle bir şey hiçbir uygar ülkede böyle bir sorun çıkmaz.

Böyle ülkeye hukuk devleti denilebilir mi?

Hayır. Bu ülkeye hukuk değil böyle bir ülkeye kanun devleti de denmez. Hukuk devletinden vazgeçtim ben ya kanun devleti de denmez. Yani bu bir en totaliter rejimlerde bile hukuk polis devletidir hukuk devleti değildir onlar. Ama çıkarttığı kanuna sadık kalır. O kanun çok kötü kanun olabilir. O kanun vatandaşın canına okuyan bir kanun, özgürlüklerini alabildiğine sınırlayan idam sehpasına gönderen kanun ama onu uygular harfiyen uygular. Bizim ki öyle de değil. Ya şimdi öteki şeyde terörle ilgili konuda kanunu uygulamıyor. Orda onu uygula ya kanun. Siyasi süreç başlattım kanun uygulamam diyor. Niye uygulamıyor polis vazifesi kanunun uygulamıyor şunu uygulamıyor bunu uygulamıyor. Devletin en ilkel görevidir kamu düzenini korumak. Ötekini uygulama bunu uygulama. O zaman sen kanun devleti bile değilsin. Sen akşam yatıyorsun sabahleyin bildiğin gibi ne kanun ne kitap ben bildiğin gibi hareket ederim diyorsun. Hukuk devletinden vazgeçtik yani kanun devleti vasfına dahi Türkiye Cumhuriyeti devleti aşağı yukarı bir 6-7 yıldan beri tamamen yitirmiştir benim şahsi düşünceme göre.

Peki hocam YSK’nın sandık taşıma ile ilgili kararını nasıl buldunuz?

Şimdi efendim ben sandık taşımaya karşıyım. Şu anlamda karşıyım. Neticeten olumlu buluyorum yani. Sandıklar taşınamaz diyordu. Ama buna örnek emsal kararlar da var değil mi?

Yani yetkisizlik geneli ile reddediyor zaten bizim böyle yetkimiz yok diyor. Sandık taşıma izni vermeye yetkimiz diyor.

Yetkim yok yasal yetkim yok durumu var yani yasada olmayan bir yetki kullanılamaz ki bir hukuk devletinde değil mi? Sandık taşıma ne demektir? Sandık taşıma benim sandığa gitme ve vatandaş olarak oy kullanma hakkımı güçleştiren bir durumdur.

Devlet açısından da benim orada egemenliğim yok demek.

Evet şimdi oraya geleceğim. Ben kendi açımdan vatandaş olarak diyorum ki. Ben Cizre'de yaşayan bir vatandaşım diyelim.

Bir mezrada yaşıyorsunuz size diyor ki git Şırnak’a oy kullanmaya.

Şimdi öteki tarafı daha vahim de oraya geleceğim. Ben şey açsam, kendi açımdan düşünüyorum, benim o hakkım var yani değil mi vatandaş olarak. Kutsal da bir hak. Gidip kullanacağım. E kullanacağım devlet de benim oy hakkımı kullanmam için gerekli bütün kolaylıkları bütün koşulları sağlamak mecburiyetinde öyle değil mi? E şimdi ben Çankaya'da seçmenim bana diyor ki Haymana'da sen kullanacaksın Haymana'ya taşıdık sandıkları. Nedenine geleceğim. Herhangi bir nedenle böyle bir şey olur mu? Sen benim oy hakkımı kullanmayı engelliyorsun. Belki gidemeyeceğim, belki hastayım. İki adım ötedeki yere gidip hasta hasta görüyoruz teyzeler amcalarımızı değil mi vatandaşlık bilinci ile geliyor çocuğunun koluna giriyor oraya. Ama o başka bir yere taşıdığınız takdirde gelir mi? Kaldı ki devlet kendi kendini inkâr ediyor bakın bu söylediğimiz şey o. Devletin en asli görevi en asli birinci görevi kamu düzeni ve asayişi sağlamaktır. Devlet bu sandığı taşımayı kafasından geçiren bir devlet aslında ben devlet değilim diyor. Bu kadar vahim bir şey bu hem de çok vahim. Ben devlet değilim diyor ben baş edemiyorum. E sen baş edemiyorsan sana devlet denmez ki. Denmez. Zorbalık da yapsan devlet denmez, bunu da yapsan denmez, ben sandığı taşıyorum desen de devlet denmez. E sen bunu bir türlü burada vatandaşın sandığa gidip selametle, oy kullanmasını sağlamak mecburiyetindesin olay bu kadar basit. Onun için YSK kararı şu nedenle de olsa gerekçesi bu da olsa olumlu bir karardır. Bir kere YSK'nın yasal bir yetkisi yok, sandıkları taşıması yönünde karar verme yetkisi yok. İlçe seçim kurulu vermiş, nasıl vermişse vermiş değil mi?

Orda bir tane hakim var.

Evet. Yani o da ben başından savıyım demiş, gitsin yukarıda ne veriyorsa versinler. Yani biraz da Türkiye'de yargının ne kadar bağımsız olduğuna göre çekinmiş demek ki. O doğal onu da hakim arkadaşımızın tutumunu da hoşgörü ile karşılamak lazım.

Böyle bir yasal düzenleme yapılsa da bu yasal düzenleme de saçma sapan bir şey olur yani değil mi? Yapılsa yine YSK'ya sandık taşıma yetkisi verilse oda ayrı bir konu. O da benim gene aynı şeye gelir. Seçme hakkımı güçleştiren bir şey olabilir. Dediğiniz gibi devlet böyle bir yasayı çıkartmakla kendi kendisini inkâr etmiş olur.

Son olarak hocam HSYK dediniz. HSYK'nın bağımsız ve tarafsız olduğunu düşünüyor musunuz? Yani genel olarak nedir mevcut HSYK ile ilgili görüşünüz?

Ben 1982 anayasasının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren o anayasada 1982 anayasasında ilk biçiminde yer alan HSYK'nın da ondan sonraki düzenlemelerle bir başka biçimde değiştirilen HSYK'nın da mahkeme bağımsızlığı ve yargıç teminatını sağladığına, eskiden sağlıyordu, şimdi sağlayacağına inanmıyorum. Çünkü HSYK niye kurulmuş? HSYK Anayasada çok açık. 159. madde galiba en başında diyor ki, mahkeme bağımsızlığı ve yargıç bağımsızlığı teminatlarına göre diyor. Yani amacı bunu sağlamak. Ben ilk biçimiyle de bugünkü biçimiyle de HSYK'nın bundan, böyle bir şeyi yerine getireceğine, mahkeme bağımsızlığı ve yargı teminatını sağlayacağına inanmıyorum.

Ama hocam şimdi şöyle bir geriye doğru bakarsak benim hatırladığım, Sacit Kayasu olayı vardı. 12 Eylül'den sonra olan. İşte Kenan Evren iddianame hazırlamıştı meslekten ihraç edildi. Ferhat Sarıkaya olayı vardı. Van Savcısıydı. Ama şu 2014'de oluşan HSYK'nın ondan sonraki uygulamalarına bakarsak, savcılar tutuklandı, hakimler tutuklandı. Normal tayin sezonu dışında sürgünler yaşandı.

Çok haklısınız. Çok iş yoğunlaştı şimdi. Ama ben ilkeyi konuşuyorum. O zaman öyle oldu. Savcı Sacit Kayasu değerli savcıydı. O Kenan Evren'in yardımıyla iddianame hazırlamıştı Ferhat Bey de Yaşar Büyükanıt' ile ilgili. O eski HSYK, yani Adalet Bakanı, müsteşarı işte. O HSYK zaten asker yönetimin 12 Eylül yönetiminin yaptığı anayasa HSYK'sı değil mi? Tabi o tabi. Yani ben söyleyeyim düşüncemi. 12 Eylül anayasası DDK'nın aslında Cumhurbaşkanına yani Kenan Paşa’ya idareyi vesayet altına alması için oluşturulmuş bir heyettir. Çok açık. Şey silahlı kuvvetler denetimin dışındadır. Anayasa değişikliği yapıldı halen de öyle. HSYK 123 Eylül rejiminin anayasaya monte edip de bu 12 Eylül rejimini sürekli hale gelmesini sağlamaya yönelik üç dört tane kurum vardır. YÖK, dördüncüsü de Türk Silahlı Kuvvetlerin idare teşkilatı içindeki yeri. Ama bu sadece 1982 anayasası ile ilgili değil 1960 anayasası ile başlamıştır. 1960 anayasası daha doğruydu, daha demokratikti falan, ama MGK, Genelkurmay Başkanlığının idari teşkilatı içerisindeki yeri çok özel şeydir, düzenlemedir. Askeri vesayet oradan çıkar zaten. Ötekisi ise şeydeki, HSYK yargıçlar üzerindeki mahkeme üzerindeki vesayeti sağlamakla görevlidir. YÖK ise üniversiteler üzerinde böyle bir vesayet sistemi, sadece askeri vesayet değil. Askeri vesayet boyutu var işin, nitekim 28 Şubatta bu vesayet işini fevkalade şey ettiler, birleştiler. Yargı, Silahlı Kuvvetler ve YÖK. Yargı brifingler verilirdi. Yargı brifing almaz. Yargı TSK'den brifing almaz. Dolayısıyla o HSYK öyleydi. O HSYK'yı ben doğal karşılıyorum yani ne bir teftiş kurulu var Adalet Bakanı güdümünde olan bir şey o. Yani Danıştay'da iki üye ötekinden üç üye. Bu durumda ne teftiş kurulu var, ne sekretaryası var ne personeli var, hiçbir şey yok.

Ve bakan gelmezse toplantıya hiçbir karar alınamıyordu.

Bir de bakan bey ve müsteşarı doğal üye. Fakat 2010'da ve daha sonra HSYK'da dedik ya bu saçma doğru saçma. Şimdi süreçleri ortaya koyduğumuzda o yanlış ki. Şunu yanlış dedikleri doğru, doğruydu o. Tespit doğru. Fakat getirdikleri çözüm, hele hele ikinci şeyden sonra artık daha da kötü oldu. Artık yani ne bilim hoşuna gitmeyen savcıyı meslekten ihraç et, hoşuna gitmeyen dedim de yani görevini yanlış yaptı veya hani ihracını gerektiren bir nedenden değil. Adam yapması gereken şeyi muktedirlerin isteği doğrultusunda yapmadığı için veya kararı kendi vicdanına göre budur diyor. Onları şey etmiş değil mi? Yani bu artık tartışma gibidir yani. Yargı reformu yapılacaksa HSYK baştan aşağı lağvedilmeli ve yeni bir düzenleme yapılmalıdır. O düzenlemenin içerisinde yargıç olmayan hiç kimse orda bulunmaması lazım. Avukatın ne işi var orada. Ben üniversite öğretim üyesiyim. Üniversite öğretim üyesinin ne işi var HSYK'da, ne işi var? Baroda hakim var mı? Savcı var mı? Üniversite senatosunda hakim var mı? Hakimlerin ve savcıların işleri hakkında hakimlik teminatını ve mahkeme bağımsızlığını esas alarak karar vermesi gereken HSYK'nın içine sen Kayseri Barosundan Sayın Cumhurbaşkanımız lütfedip seçtiği avukatın ne işi var? Onun için söylemiyorum onu o arkadaşımız için. Çok değerli bir insandır o. İsterse Metin Feyzioğlu olsun yani olmaz. Baştan aşağı lağvedilir, yeniden o ilkeler doğrultusunda ölçütleri vardır yani. Meclis seçerse mesela nitelikli çoğunlukla seçilebilir, Yüksek Yargı'dan, mesela yüksek yargının güdümüne girmiştir şimdi. Deniyor. Tamam, eskiden, eskisi çok kötüydü çünkü hakimler temsil edemiyordu, eyvallah yani o doğru da, e bu sefer de sen 5 tane yüksek yargıdan, dışarıdan bilmem kaç tane geliyor.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim