• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -2 °C

Hukukçular Ve İnsan Hakları Dernekleri OHAL Hakkında Birçok Farklı Görüşe Sahip

Hukukçular Ve İnsan Hakları Dernekleri OHAL Hakkında Birçok Farklı Görüşe Sahip
22 Temmuz gecesi duyuru edilen ve 23 Temmuz'da TBMM'den geçen OHAL, hem dönemi yaşayan halk görevlileri hem de bölge halkında çalışan insanhaklar dernekleri tarafından yorumlandı.

15 Temmuz 2016 Cum gecesi gerçekleştirilen başarısız darbe girişiminden sonra, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 20 Temmuz 2016'da MGK ve Bakanlar Kurulu toplantılarına katıldı. Ardından yaptığı açıklamada, darbe girişiminde bulunan terör örgütünün bütün unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilebilmesi için anayasanın 120. maddesi uyarınca 3 ay süreyle bütün vatanda (OHAL) olağanüstü durum duyuru edildiğini açıkladı. Ertesi gün Resmi Gazete'de yayınlanan açıklama TBMM'de de onaydan geçti.

OHAL'in ilanından sonra baro başkanları ve dernek başkanları da alınan karar doğrulutusunda fikirlerini açıkladı. OHAL'de bilhassa bazı esas adalet, özgürlük ve hukuk kuralları olağanüstü kararlarla ihlal edilebiliyor, bu nedenle bilhassa hukukçuların karar hakkındaki yorumları ayrı bir ehemmiyet taşıyor.

Adana Barosu Başkanı Av. Mengücek Gazi Çıtırık'ın geçmiş tarihlerdeki sıkıyönetimler ve OHAL'leri değerlendirdiği açıklama

Avukat Çıtırık, OHAL konusunda çoğu siyasetçinin bilakis endişeli. Bunun en büyük nedeni yaptığı değerlendirmeden de anlaşıldığı gibi geçtiğimiz senelerde yaşanan OHAL'lerdeki meydana gelen keyfi uygulamalar. Çıtırık açıklamasında 24 Şubat 1925 - 23 Aralık 1927 arasında Muş, Bingöl, Elazığ, Siirt, Diyarbakır, Mardin, Tunceli, Urfa, Bitlis, Van, Hakkari, Malatya ve Erzurum illerinde yaşanan Şeyh Sait İsyanı'ndan 80 darbesine kadar (71 fasıla rejimi, Menemen olayı, 1960 darbesi gibi olaylar) yaşanan sıkıyönetim ve OHAL dönemlerindeki zorluklara değiniyor. Açıklamasının ikinci kısmı ise şöyle:

"Bir de olağanüstü durum ile geçen yıllarımıza bakalım... 19 Temmuz 1987'de Olağanüstü Hal Yasası'nın (2935 sayılı kanun) uygulamaya başlanması ile Olağanüstü Hal Bölge Valiliği devreye girdi.

Önce Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkari, Mardin, Siirt, Tunceli, Van ile başlayan, sonrasında Adıyaman, Bitlis ve Muş illerinin iç olduğu bu illere 1990'da Batman ve Şırnak da eklendi. Her dört ayda bir olmak üzere olağanüstü durum 46 defa uzatıldı. 30 Kasım 2002'de olağanüstü durum kapsamında Şırnak ve Diyarbakır vilayetleri vardı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Ak Parti iktidarı ilk aylarda olağanüstü hali kaldırırken,dönemin başbakanı Erdoğan, birçok konuşmasında OHAL'i kaldırmayı başaran hükümet olduklarını dile getirmişti.

OHAL Bölge Valileri: Hayri Kozakçıoğlu, Necati Çetinkaya, Ünal Erkan, Necati Bilican, Aydın Arslan ve Gökhan Aydıner...

O dönemlerden akılda kalanlara gelince; faili meçhul cinayetler, işkence, sürgünler, JİTEM, kan, gözyaşı vs..."

Çıtırık bu açıklamasıyla hukuki unsurların göz ardı edilmesinden ötürü çekilen acılara değinerek OHAL'in riskinden ve bu durumdan duymuş olduğu kaygıdan bahsediyor.

Elbette bu durumun yararlı olduğunu düşünen hukukçular da mevcut. Onlardan biri Kayseri Barosu Başkanı Avukat Fevzi Konaç...

Çıtırık'tan farklı olarak OHAL'in irdelenmemesi gerektiğini, ülkenin neye ihtiyacı varsa şuan onu kayıtsız şartsız incelemeden ya da detaylarını bilmeden kabul etmesi gerektiği görüşünde. Kayseri Barosu Başkanı OHAL'in kimleri etkileyeceğini onun haricinde kimlerin korkması gerektiğinin altını şu şekilde çiziyor:

"Bu gün hiçbir vatandaşımız, hukuk mantığı ile olaya bakan ve bu ülkenin toprağıyla, bayrağıyla değerleriyle ve şu anki yaşadığı sıkıntılarıyla ilgili mücadelesinin yanında olan hiçbir vatandaşımız, hiçbir adamımız korkmasın ki alınacak OHAL kararı bizim normal hayatımıza asla ve asla bir sıkıntı, bir sınırlama getirmeyecek. Bundan kimler korksun? Bundan darbeye niyetlenenler, bu darbeyi alkışlayanlar, bu darbe ateşinin altına odun atanlar ve bu anlamda suçlu olanlar korksun. Geçmiş hafızamızdaki yanlış uygulamalardan kaynaklı OHAL ile ilgili tereddüt yaşayanlar, Türkiye bu uygulama ile ilgili olarak hukuk içerisinde kalabilecek mi endişesi taşıyanlar lütfen bu problemin yanına şu soruyu da eklesinler 'Bugün darbeye girişenler 250 insanımızı şehit edenler, insanların en tabii hakkı olan hayata hakkıyla ilgili hukuk içerisinde kalmışlar mıdır?' Böyle bir acı ve travma ile karşı karşıya kalan toplumda elbette hukuk içerisinde kalmak, hukukun yanında hesap sormak vazifemiz ve görevimiz fakat bu güç şartlarda bir takım tedbirleri almak ismine devletimizin ve idarecilerimizin yanında durmak gibi bir zorunluluğumuz mevcut."

Fevzi Konanç bu OHAL'in suçsuz vatandaşı hiçbir şekilde etkilemeyeceğinden emin. Ancak Konanç geçmişin de farkında olduğunu ve birtakım hatalar yapıldığını şu sözlerle açıklıyor:

"Geçmişteki OHAL uygulamalarıyla ilgili olarak hepimiz hafızamızı tazelediğimizde terörle mücadele ile ilgili uygulamalar olduğunu biliyoruz. Geçmişte ülkemizin belli bölgelerinde uygulanan bir uygulama ile ilgili olarak bir takım demokratik hatalar ve uygulamalar ile ilgili sıkıntılar yaşanmış ve hafızamızda bir takım kaygılar taşımış bir milletiz."

Belki de bu dönemi en iyi yorumlayacak kişilerden biri de OHAL zamanı Diyarbakır Baro Başkanlığı yapan Mustafa Özer.

Bianet'deki OHAL'i değerlendiren Özer, tıpkı meslektaşı Mengücek Gazi Çıtırık gibi eski kendi döneminde yaşadığı OHAL'e değinirken, günümüzle ilgili hukuki karşılaştırmalarda bulunuyor.

Röportajda eski OHAL ile şimdikinin kıyaslamanın yanlış olduğunu Mustafa Özer ayrıca "Anayasa'ya göre olağanüstü yönetimlerde de esas adalet ve hürriyetlerin özüne dokunulamaz. Bu nedenden dolayı evet bazı problemleri çözebilmek ismine muhtelif kısıtlamalar getirilebilir fakat bunu şahıs esas adalet ve özgürlüklerini ihlal edebilecek şekilde hareket edilemez." cümleleriyle esas adalet ve özgürlüklerin sınırlandırılamayacağını ifade ediyor.

Mustafa Özer "Bizim yaşadığımız OHAL falan değildi. Kendine özgü sıkıyönetim döneminden kalma geleneği sürdüren bir idare vardı. Yetkililer kendi başlarına özerk idare kurmuşlardı. Yasalar çerçevesinde falan davranmak gibi bir dertleri olmadan kararlar alıp bu kararları uygulamaya geçiriyorlardı." sözleriyle de yaşanan OHAL'deki usülsüzlükleri dile getiriyor.

Özer'e röportajda OHAL sürecinde valiliere verilen geniş yetkilere yönelik soruya cevabı ise şu şekilde:

"Bunun kapsamı da alanı da çok dar. OHAL yasasında, 'gerektiğinde yönetime ziyan verebilecek veya OHAL'i boşa çıkarabilecek davranışlara karşı tedbir alın' söylüyor. OHAL bir adalet olarak görülebilir fakat mühim olan bunu mekan ve zamanı bakımından yerinde kullanılmasıdır. Sorun şu: Bunlar ne kadar yerinde kullanılacak? Eğer bu bir intikama dönüşecekse, kurunun yanında yaş yanacaksa bunun ismine OHAL denmez, bunun ismine polis devleti denir, cunta yönetimi denir."

Diyarbakır Barosu eski Başkanı Mzer hiçbir olağanüstü yönetimde esas adalet ve özgürlüklerin özüne dokunulamayacağını da ekliyor.

Peki adam hakları OHAL'de en mühim sual işaretiyken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin askıya alınması ne anlama geliyor?

Onu da ...

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş‘un olağanüstü durum ilanının ardından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin geçici olarak askıya alındığını açıklamasının ardından, bu açıklamanın ne anlama geldiği de merak konusu oldu. Bu açıklama tabii olarak her kafadan bir sesin çıkmasına ve tartışılmasına yol açtı.

Peki bu ne anlama geliyor?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, Mülkiye Haber sitesinde yaptığı açıklamada bu kararın sözleşmenin bütünüyle askıya alınması anlamına gelemeyeceğini ve sınırlı alanlarda önceden bildirimde bulunulması halinde uygulanacak bir istisna hali olduğunu diyor. Ayrıca bu durumun ölümlere usülsüzlüklere ve her türlü işkencenin önünü kesinlikle açmayacağını dile getiriyor.

Peki Doğu ve Güneydoğu'da OHAL yaşayan bölge halkı ne söylüyor?

Elbette aradan seneler geçti ancak 15 sene işkence, faili meçhul cinayetler ve usülsüzlüklerin yaşandığı OHAL'de ister istemez halkın aklına kazınan birçok menfi hatıra mevcut. OHAL duyuru edildikten sonra bir yorum 15 sene OHAL’in yaşandığı bölgedeki adam hakları savunucularından geldi. Onlara göre uygulanacak OHAL’le beraber daha .

1987'den 2002 yılına kadar kesintisiz 15 sene OHAL’in yaşandığı bölgede bütün ülkeyi kapsayan yeni bir OHAL ilanı tepkiyle karşılandı. Bölge’de 15 yıllık OHAL’in sonuçlarında 33 bin can kaybı, 4 binden fazla boşaltılmış ve yakılmış köy, 4 milyondan fazla göç, 881 gözaltında yitik olduğunu düşünürsek bazı örgütlerin ve hukukçuların bu endişelerine kulak vermekte yarar mevcut.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, OHAL'in içinde bulunduğumuz durumun çözümünü daha çok derinleştirebileceğini ifade ediyor. Bilici "Kısa vadede de olsa bir çözüm süreci yaşanmış ve bazı durumlar normalleşmişti. Onun dışında bölgede hep bir olağanüstü dönemler yaşandı. Bir rejimde adı ne olursa olsun orada katliam, gözaltı ve şiddet varsa olağanüstü vaziyet mevcut demektir. İsmi konulmasa bile, gazetecilere yönelik tutuklama, şiddet, sivil ölümleri, siyasetçilere baskılar, laf söyleyene baskılar her daim yaşanıyor. Bugün halihazırda yaşadığımız şey OHAL’dir zaten. Bu alınan karar problemlerin geriye atılması ve çözümsüzlüğü derinleştirecektir." açıklamasını yaptı.

MAZLUMDER Diyarbakır Şube Başkanı Ali İhsan Gültekin ise tecrübelerini "OHAL birçok adam hakları ihlalleri yaratacak. Birçok keyfi uygulama olacak ve kimse bunlardan ötürü hesap vermeyecek..." sözleriyele açıklıyor.

Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi ise "OHAL kararının bölge illerinde daha farklı uygulanacağını daha katı olacağını düşünüyoruz. Uygulamanın bir an evvel kaldırılması ülkede demokrasi ve hukukun gelişmesi açısından daha doğru olacaktır." sözleriyle demokrasinin kısıtlamayla gelmeyeceğini ifade ediyor.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Şube Temsilcisi Barış Yavuz OHAL’in kaygı verici bir vaziyet olmadığı gibi gösterilmesini eleştirerek, "Anayasadaki OHAL tanımlamasına baktığımızda ‘endişelenmeyin’ söylemi çok gerçekçi gelmiyor. Darbe sonrasında binlerce kişiyi görevden aldılar bir o kadarını gözaltına aldılar. OHAL kararı yasamayı bay-pas ederek yürütmeyi bir başına yasalar ile sürdürmesidir." açıklamasıyla hukuki açıdan da bu olayın birçok yanlışlık doğurabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

Aslında bütün baroların açıklamalarına bakıldığında olayı yaşayanlar, yaşamayanlar ve anayasa kurallarına göre hareket edenlerin düşünce ayrılılıklarına düştüklerini görebiliyoruz. Ancak eklenmesi gereken ufak bir satır arası da OHAL'de anayasanın nasıl uygulandığu sorunsalı... Bölge halkının durumdan korkması oldukça tabii. Belki buna bir cin travma ya da sendrom diyebiliriz ancak bazı hukukçuların duyduğu kaygı can da sıkmıyor değil...

Son olarak hukukçuların dışında olayı büyük bir TÜMSİAD oldu.

OHAL sonrası ekonomik sıkıntılar oluşacağı herkes tarafından konuşuluyor. TÜMSİAD (Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği) Başkanı Yaşar Doğan darbe girişimi sonrası duyuru edilen OHAL'i "OHAL uygulamaları sayesinde hükümetimiz ülkemizi bu terör örgütünden ve bütün bağlantılarından ivedilikle kurtaracaktır" sözleriyle yorumlarken üretime daha da çok ehemmiyet vereceklerini vurguladı.

Görünen o ki herkesin tutunacağı ya bir umudu ya da mantıklı sebepleri olan umutsuzluğu mevcut. Önümüzdeki sürecin bizi nereye götüreceğini hep beraber yaşayarak öğreneceğiz.

Selim Gerçeker / Mynet Haber

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim