• BIST 89.764
  • Altın 145,477
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 12 °C

İki Fotoğraf ve Aklın Yolu

İki Fotoğraf ve Aklın Yolu
Av. Mehmet Kasap, Amerikan Başkanı Obama’nın konuşması sırasında yargıçların ayağa kalkmamasını ve Türkiye'de bir Başsavcının, kendi makamında Adalet Bakanı’nın önünde el pençe divan durmasını yorumladı.

İKİ FOTOĞRAF VE AKLIN YOLU

Av. Mehmet Kasap

Ülkelerin gerçek bir demokratik hukuk devleti olması ile ekonomik kalkınmışlığı arasında doğrudan bir ilginin olduğu herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Dünya haritasına baktığınızda  demokrasisi en gelişmiş ülkeler aynı zamanda yaşanabilir ülke sıralamasında da en üst sıradalar. Norveç, Kanada, Avusturalya, Güney Kore gibi ülkelerle, K.Kore, Afrika ve Ortadadoğu ülkelerini kıyasladığınızda demokrasilerindeki standart farkılılıklarının hayat standartlarına yansıdığını rahatlıkla görebilirsiniz.

Geçen hafta Amerika başkanı Obama’nın geleneksel “Birliğin Durumu” konuşmasında Yüksek Mahkeme yargıçları konuşmayı en ön koltuklarda dinlemelerine rağmen alkışlamalara katılmadılar.  Konuşan Amerikan başkanı da olsa ayağa kalkmadılar. Elbette bu Amerikan adalet sisteminin kusursuz şekilde işlediği anlamına gelmeyecektir. Fakat yargının yürütme karşısında durması gereken yer konusunda bizlere bir fikir vermektedir. 

“Biz, Birleşik Devletlerin insanları...” diye başlayan 7 maddeli dünyanın en eski kurucu belgelerinden olan  ABD Anayasası bundan tam 228 yıl önce yazılmıştır. Bu anayasa Muğla Fethiye’de bulunan Patara’da kurulmuş antik Likya Federasyonu idari yapısından örnek alınmıştır. 

Amerikan Anayasası’nın yargı ile ilgili maddelerine baktığınızda yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili “görevlerini düzgün bir şekilde yaptıkları müddetçe görevlerine devam edecekleri ve maaşlarının görevleri boyunca düşürülemeyeceğinden” başka bir düzenleme neredeyse yok gibidir. Ayrıca Amerikan Yüksek Mahkemesi yargıçları Başkan ve Senato tarafından atanmaktadır.

Fakat buna rağmen Alexis de Tocquevile Amerikan yargı sisteminin dünya üzerindeki eşsiz durumunu şu şekilde tanımlamıştır. “Temsili hükümet sistemi Avrupa’da birkaç ülkede uygulanmaktadır. Fakat dünyada hiçbir ülkede yargı gücü Amerika’da olduğu kadar organize ve etkili olarak kurulmamıştır.“ demektedir. 

Gerçekten 228 yıldır tek sayfa ve 7 maddeden oluşan bu üst norma tüm başkan ve senato sürekli bağlı kalmış, aykırı davranmayı aklından bile geçirmemiş aykırı davrandığında da Yüksek Mahkemenin yargı freni ile karşılaşmıştır. 

Bilindiği gibi ülkemiz yargı sisteminde önemli bir yeri olan ve 2010 referandumunda da önemli yetkiler verilen HSYK seçimlerini yaşadık. Bu seçimler sırasında siyasi iktidar tüm imkanlarını seferber ederek oluşacak kurul kompozisyonuna etki etmeye çalıştı. Doğrudan, seçimleri kazandıkları takdirde hakim ve savcılara 1.155 TL zam yapacaklarını ilan ettiler, ve eğer seçimler istedikleri gibi sonuçlanmazsa seçim sonuçlarını tanımayacaklarını açıklamaktan çekinmediler. HSYK seçimlerine Adalet Bakanı özel uçaklarla desteklenmiş kampanyalar düzenledi. Yargıda Birlik Platformu(YBP) için açıktan oy istendi ve hakim ve savcıları otobüslerle seçim sandıklarına taşıdılar.

İşte tam da bu seçim çalışmaları sırasında bir başsavcının, kendi makamında Adalet Bakanı’nın önünde el pençe divan durması yansıdı kameralara. Bu durumu sadece bir devlet büyüğüne gösterilen saygının ifadesi olarak mı okuyacağız yoksa bunun ötesinde daha derin anlamlar mı taşıyordu bu fotoğraf? 

Gerçekten Türk Milleti adına karar veren ve Anayasa 138. Maddesine göre tam bağımsız olması gereken hakim ve savcıların geçmiş dönemlerde iyi bir sınav vermiş olduklarını söyleyebilir miyiz?  Yassıada mahkemelerinde “sizi yargılayan irade böyle istiyor” sözleri, 1980 darbesinden sonra binlerce kişi hakkında düşünce suçlarına verilen mahkumiyet kararları, 28 Şubat sürecinde otobüslere doldurularak “irtica birifingi” adı altında kışlalarda seminerlere katılmaları, çok yakın geçmişte AKP hakkında açılan kapatma davasında tetikçilik yapmaları, yine 367 icadını ortaya atıp anayasal sınırları zorlayarak meclis üzerinde vesayet kurma istekleri... Bu günah listesini daha da uzatmak mümkün. Yargımız demokrasimizin daha da ileri bir seviyeye taşınması noktasında çok önemli bir misyon ifa edebilecekken maalesef her zaman muktedirlerin yanında durmayı tercih etmiştir. 

Bugünlerde yaşadığımız da aslında geçmişten farklı değil. Herşeyiyle yargıyı kendi hegomanyası altına almak isteyen bir iktidar ve bunun karşısında el pençe divan duran bir yargı. 

Hakimlerin görevlerini yaparken yargılama faaliyeti sırasında siyasi etkiye karşı direnme yetki ve güçleri olduğunda yargı bağımsızlığından sözedilebilir. 

Çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmez ilkeleri; kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkeleridir. Bu ilkelerin yaşama geçirilmesinde ise “yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı” en temel ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira bağımsız ve tarafsız yargı, insan haklarının ve özgürlüklerinin başlıca güvencesidir. Çünkü hukuk devleti özünü, yargının bağımsızlığında ve tarafsızlığında bulur. Diğer bir ifadeyle yargı bağımsızlığının içselleştirildiği ve kurumsallaştığı bir devlette ancak yargı tarafsız ve mülkün temeli olabilir. Anayasamızda yer alan “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK), mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulacağı ve görev yapacağı” yolundaki kural, hâkimlerin bağımsızlığını sağlayarak, tarafsız ve adil bir yargılamayı yaşama geçirmeye yönelik bir çabaya işaret eder.   

Bağımsız yargı, yönetilenlerin yasama ve yürütme organları karşısındaki en temel güvencesidir. Bu güvencedir ki, kuvvetler ayrılığına dayalı hukuk devletinin kurumsallaşarak yaşama geçmesini sağlar. 1982 Anayasasında bu konuda yeterli düzenleme vardır; Anayasamızın 6. maddesi, yargı egemenliği de dahil bütün egemenliğin Türk milletine ait olduğunu ve milletin bu egemenliği yetkili organlar eliyle kullanacağını düzenler. Bu yüzden mahkeme kararlarının başında daima “Yüce Türk Milleti Adına” ifadesi geçer. Ayrıca anayasa koyucu “mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddede objektif bağımsızlığa, “hâkimlik ve savcılık teminatı” başlıklı 139. maddede kişisel bağımsızlığa vurgu yapmış  ve “hâkimler ve savcılar yüksek kurulu” başlıklı 159. maddede ise bu bağımsızlığın ve tarafsızlığın kurumsallaşmasını amaçlamıştır.

Görüldüğü gibi ülkemizde pozitif hukuk açısından gelişmiş demokrasilerde olanlardan çok daha fazla güvence hakim ve savcılara sağlanmıştır. Peki niçin hakim ve savcılarımız kendilerinden beklenen misyonu ifa ederek gerçek bir adalet sisteminin yerleşmesine hizmet edememektedir?

Bu konu aslında başlı başına bir yazı konusu olmakla birlikte sosyolojik gerçekler, hukuk eğitim politikalarımız, halkın adalet talebi, devletin millete bakış açısı, hakimlerin kendilerini devletin bir memuru olarak görmeleri gibi birçok etken bu tablonun oluşmasına etki etmektedir. 

Daha mesleğe kabul aşamasında elindeki referans listeleriyle siyasetçi ve bürokratların önünde iki büklüm olmaya zorlanan bir hakim ve savcı nasıl olacak da bakanlar karşısında dik durabilecektir? Nasıl çok etkin ve güçlü kişilerin akraba ve yakınları hakkında adil ve tarafsız bir yargılama yapabilecektir? 

Ülkemizde adalet aynen denildiği gibi “güçlülerin delip geçtiği zayıfların ise takılmaktan kurtulamadığı bir örümcek ağı” haline getirilmiştir. 

Bu durumdan en büyük zararı yargıyı Adalet Bakanlığının 10. Genel Müdürlüğü haline getirenlerin göreceğinden de emin olabilirsiniz. Adil bir yargılama yapılmadığına inanan vatandaşlar,  sorgulanamayan iktidarın her yaptığına şüphe ile bakmaktan çekinmeyecektir.

İktidar doğru bile yapsa vatandaşlar arasından etkin bir denetimin yapılmadığı kanaati oluştuktan sonra her yaptığı icraata kuşku ile bakılacaktır. Ve bu güven kaybı da yönetenlerin boynunda bir tasma gibi dolaşacaktır. 

Av. Mehmet KASAP

(@AvukatKasap)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim