• BIST 109.657
  • Altın 156,071
  • Dolar 3,8739
  • Euro 4,5733
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 3 °C

"İlk Duruşmada Önemli Bir Noktaya Geldiğimizi Düşünüyorum"

"İlk Duruşmada Önemli Bir Noktaya Geldiğimizi Düşünüyorum"
Önceki gün görülen Özgecan Aslan davasında, ailenin avukatlarından olan Av. Işıl Akan Kıral, kadına karşı işlenen suçlardaki hukuksal süreci ve Özgecan için oluşan kamuoyunun davaya olan etkisini Sol'a değerlendirdi.

Şubat ayında akşam haberlerine sıradan bir üçüncü sayfada, 100 vuruşluk bir haber gibi ilişen 19 yaşındaki Özgecan Aslan’ın vahşi bir biçimde katledilişi, ertesi sabah Türkiye’de önce yüksek sesli bir huzursuzluğa ardından da memleketin her köşesinde büyüyen eylemlere dönüştü.

Genç bir kadın, akşam saatlerinde evine gitmeye yeltenmiş ancak ülkenin üstüne sinen yobazlık buhuruyla başı dönen bir adama denk gelmişti. Ve memleketin yıllardır artan bir şiddetle sınanan kadınları, tekil anın çözümlenmesinde bütünün kristalini keşfetmişler, suçun kaynağını açıkça ilan etmişlerdi. Kadınlar doğru soruyu sormuştu; “Katil mi suçluydu, yoksa kan dökme eylemini mümkün kılan algının kendisi mi?”

Öldürme eylemiyle hesaplaşılmak mı isteniyordu, o halde ikinciler görmezden gelinemezdi, bir grup adamı habis ruhlu şeytanlar ilan edip köşeye çekilmek, gericliğin kendini aklamasına göz yummak oluyordu. Kadınlar doğru sloganı atmış, Özgecan’ın katilinin adını “AKP’nin düzeni” koymuşlardı.

soL, dün Mersin'de ilk celsesi görülen davada, Özgecan'ın ailesinin avukatlarından olan Av.Işıl Akan Kıral bir görüşme gerçekleştirdi. 2004 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av. Akan, aynı tarihten itibaren Mersin Barosu'na kayıtlı olarak çalışıyor.

Dün görülen Özgecan Aslan davasında kadın örgütlerinin davaya müdahil olma talebi reddedilirken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın talebi kabul edildi. Kadınlara karşı işlenen suçların yargılanma sürecinde, davaya nasıl müdahil olunuyor? Burada mahkemenin bir ehliyeti olabiliyor mu, hukukçulara "Siz burada kalabalık yapmayın" deme hakları var mı? 

Hukukun birçok alanında olduğu gibi bu konuda da tam bir fikir birliği ne yazık ki yok ve mahkemeden mahkemeye uygulamalar değişiyor. Davaya katılma yani müdahil olma koşulları Ceza Muhakemesi Kanununun 237. Maddesinde düzenlenmiş. Bu maddedeki düzenlemeye göre davaya müdahil olabilmek için suçun mağduru olmanız ya da suçtan zarar görmeniz gerekiyor. İşte hukuki yorum burada devreye giriyor. “Suçun mağduru” ya da “suçtan zarar gören” kavramlarından ne anlayacağız? Bugünkü Özgecan Aslan dosyasının görüldüğü Ağır Ceza Mahkemesinin de yaptığı bu konudaki dar yoruma göre bu cinayet ve cinsel saldırı eylemlerinin mağduru ancak Özgecan Aslan’dır; bu suçtan zarar görenler ise mağdurun ailesidir. Mahkeme heyeti bu bakış açısı ile hareket etmiş ve hem kadın örgütlerinin hem de baroların doğrudan suçtan zarar gören sıfatlarının olmadığı gerekçesi ile davaya müdahillik talepleri reddedilmiş. Oysaki bizler kadın cinayetlerinin bu ülkede tamamen politik olduğunu ve kadına yönelik her tür şiddet fiilinin sistematik olarak toplumun algısına işlenerek süreç içerisinde meşrulaştırıldığını düşünüyoruz. Dolayısıyla özellikle son yıllarda akıl almaz derecede artan ve çok ciddi bir toplumsal sorun haline gelen ve üstelik bu denli toplumun vicdanında yara açmış bir davada suçtan zarar görenin sadece Özgecan’ın ailesi olamayacağını; toplumun bir bütün halinde bu suçtan zarar gördüğünü düşünüyoruz. Bu çerçevede de kadın örgütleri ve baroların davaya müdahillik taleplerinin mutlak surette kabul edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Pek tabi bu başlıkta geniş yorumu tercih ederek olumlu kararlar veren ve müdahillik taleplerinin kabulüne karar veren mahkemelerin de olduğunu belirtmekte fayda var.

Siz daha önce kadına karşı işlenen bir suçun konu edildiği bir mahkemede avukat olarak yer almış mıydınız? Bu konudaki deneyimleriniz, gözlemleriniz hukukun nasıl işlediğine ilişkin ne söylüyor?

Kadına karşı şiddet konulu pek çok davada elbette yer aldım ve öncelikli problemin az önce konuştuğumuz davaya müdahillik talebi ile yorum farklılıklarının olduğunu söyleyebiliriz. Yine bu tip davalarda en çok eleştirilen ve sık sık protesto konusu yapılan konulardan biri ise sanık lehine uygulanan indirimler. Toplumda iyi hal indirimi olarak bilinen bu indirimler haklı olarak çok ciddi tepkiler almaktadır. Suçun konusu ne kadar ağır ve ne kadar vahşi olursa olsun mahkemeler tarafından sanığın duruşmalardaki iyi hali ve saygılı tutumu gibi gerekçelerle sanıklar lehine 1/6 gibi çok ciddi oranda indirimler yapılıyor. Sanık lehine uygulanacak bu yasal indirimlerin kriterlerinin sanıkların duruşmadaki tavırlarına göre değil sanığın kişiliğine, işlediği suçun niteliğine, mağdura verdiği zarara bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini ve bu suçlarda indirimlerin uygulanmaması gerektiğini düşünüyoruz. Yine mevcut ceza kanunlarımızda yer bulmasına rağmen şikayete bağlı kılındığı için fiilen hiçbir hükmü olmayan suç tipleri de uygulamada ciddi sıkıntılara sebep oluyor. Örneğin mevcut yasalarda 15 yaşını bitirmiş çocuk ile cinsel ilişkide bulunmak şikayete tabi kılınmış ve uygulamada çocuk ya da ailesi şikayetçi olduğunda, sanık cezaevine girmek veya ceza almak tehdidi ile karşılaştığında artık mağdur ve ailesi üzerinde çok ciddi baskı kurmaya başlıyor ve bir şekilde şikayetten vazgeçmelerini sağlıyor.

Özgecan'ın katledilmesi tüm ülkede kadınları sokağa döktü ve katilin 3 kişilik cani bir çete olduğu yanıtıyla yetinmedi bu kadınlar. Mahkeme 3 sanık hakkında bir kanaat bildirecek ancak kadınların işaret ettiği diğer suçluların yargılanabileceği bir hukuki mekanizmanın işleme şansı mevcut mu? 

Bu dosyada ve mevcut yargılama sistemimizde ne yazık ki cinayetin kökeninde olan ve bu cinayetlere bir anlamda icazet veren kişi ya da kurumların cezalandırılması mümkün değil. Öyle ki bu dosyada yargı mercileri bu üç sanık dışında dosyada adı geçen ve cinayete ve sonrasında delillerin karartılmasına ciddi katkıları olduğunu düşündüğümüz kişiler hakkında bile soruşturmama kararı verdi. Yaptığımız itiraz jet hızı ile reddedildi. Bu kişilerle ilgili Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduk ama şu an ki durum yargılanan yalnızca dosyadaki 3 sanıktan başkası değil. Bunların dışında kadına yönelik şiddete -aldıkları tutumlar ve beyanatları ile- adeta zemin hazırlayan ve şiddeti meşrulaştıran siyasal iktidarlar ve siyasilerle mücadele alanımız ne yazık ki şimdilik politik düzlemde devam ediyor.

'AVUKAT HANIM HERKES ANLAŞMIŞ, HELALLEŞMİŞ, SİZE NE OLUYOR?'

Siz bir avukat olarak bu tip davalarda sanık yakınlarının, sanığı savunanların hatta sanıkların kendisinin bir müdahalesine, (sözlü yahut farklı şekillerde) maruz kalıyor musunuz? Bunu cezalandırmanın bir yolu oluyor mu?

Elbette avukatlara yönelik ciddi tepkiler olabiliyor. Bunu en çok yaşı küçük mağdurlarda ve evlilik içi olaylarda görüyoruz. Örneğin siz mağdur çocuğun avukatı olarak kanuni ve vicdani sorumluluğunuz gereği şikayetçi olmaya devam etmek istediğinizde aldığınız tepki “avukat hanım herkes anlaşmış, helalleşmiş(!) size ne oluyor?” şeklinde oluyor. Bu tepki bazen sözlü bazen fiili saldırı şeklinde daha ağır da olabiliyor. Buradaki alt metin aslında “Kanun ve devletimiz bizim anlaşmamıza müsaade etmiş siz kim oluyorsunuz?” şeklinde. Düşünsenize böyle bir davada yaşı küçük mağdur savunmasız ve sizden başka da savunanı yok ve o da bastırılıyor. Bu durumda hangi çocuk “Ben şikayetçiyim” diyebilir? Bu mümkün değil! Bu nedenle cinsel saldırı fiillerine “rızası dahilinde” kavramı getirilip bir çok suç cezasız bırakılıyor. Rıza kavramı çok geniş bir kavram ve kesin olarak tespiti mümkün olmadığından tamamen hakimin takdirinde bir konu. Daha önce basına da yansıdı: yaşı küçük çocukların uzun süre cinsel saldırıya sessiz kaldıkları gerekçesi ile rıza ile cinsel ilişkide bulundukları kabul edilerek sanıkların cezasız bırakıldığı davalar oldu bu memlekette!

Özgecan'ın katledilişi kadınların safını daha da politize etti denebilir, bu durum sizce mahkemenin nihai kararı üzerinde bir etki yaratabilir mi? Bu tip yüzlerce davada bir kamuoyu oluşmadığı takdirde mahkeme heyetinin tutumu genellikle nasıl oluyor?

Bir kamuoyu baskısı oluşan dosyalarda bu baskının dosyaya etkisini yadsımak mümkün değil. Duruşmaya gelen kadın örgütlerinin, siyasi partilerin, milletvekillerinin ve baroların sayısından tutun da bu yapıların duruşma salonunda ve dışarıda yarattığı etki gerçekten çok önemli. Bu etki Özgecan dosyasında henüz dava bile açılmamışken iddianameye bile yansıdı. Bu bizler için çok önemli idi. İddianamede tüm sanıkların asli fail olarak gösterilmesi, cinsel saldırı iddiasında bulunulması ve bu olayın ne kadar ciddi bir toplumsal tepki ve kamuoyu yarattığından bahisle sanıklar hakkında en ağır sınırdan ceza verilmesinin talep edilmesi bizim için çok önemli idi. Aynı etkinin yargılama sürecine de yansıyacağından kuşkumuz yok.

Özgecan'ın davası tüm kadınların oldu ve ailesi belki de daha az yalnız. Öldürülen kadınların adalet arayan aileleri, genel olarak neler yaşıyor bu süreçlerde?

Bu süreçlerde ailelerin toplumsal destek sayesinde süreci biraz daha kolay atlattıklarını kesinlikle söyleyebiliriz. Ancak bu psikolojik desteğin yanında aileleri rahatlatacak asıl şeyin hukuki mücadelelerinin sonucu olduğunu söylemek zorundayız. Zorlu bir mücadele sonucunda sanığın cezalandırılmaması ya da sanığa çok az ceza verilmesi ya da sanık hakkında uygulanan tahrik, iyi hal gibi indirimler aileleri ikinci bir travma ve sarsıntıya sürüklüyor. Bizler bunun farkında olarak Özgecan davasının hukuksal boyutunu daha da önemsiyoruz ve hem ailenin hem de toplumun vicdanına su serpecek adaletli bir kararın peşinde koşuyoruz. Bu anlamda Özgecan davasının ilk duruşmasında son derece olumlu gelişmeler olduğunu söyleyebiliriz. İddianamede zaten her üç sanığın da asli fail olarak ve en üst sınırdan cezalandırılması talebinde bulunulmuştu ve bu çıkış noktası bizim için önemli bir kazanımdı. Ancak duruşma sırasında çıkan yeni iddialar da oldu. Örneğin sanık Fatih’in de Özgecan’a cinsel saldırıda bulunduğu iddia edildi. Bu konuda sanık Fatih’in de yargılanması gerektiği yönündeki taleplerimiz mahkemece kabul gördü ve sanık Fatih hakkında cinsel saldırı suçundan da suç duyurusunda bulunulması kararı verildi. Yine sanık Suphi hakkında ise nitelikli cinsel saldırı maddesinin uygulanması gerektiğini iddia ettik ve mahkemece bu maddenin uygulanabileceği kabul edilerek sanığa ek savunma hakkı verildi. Hukuki süreç olarak ilk duruşmada önemli bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum.

'HAKİMLERİN TAKDİR HAKLARI ÇOK GENİŞ, BAKIŞ AÇILARI ÇOK ÖNEMLİ'

Diyelim ki bir hakim kadın sorununa duyarlı ve kadına dönük işlenen şiddete asla bir mazeret gösterilemeyeceğini düşünüyor. Marjlara dayanan bir karar alabilir mi? Yani hakimlerin kişisel yaklaşımları bu tip bir davada ne kadar belirleyici olabilir?

Öncelikle mevcut hukuk sistemimizde hakimlerin takdir hakları gerçekten çok geniş. Bir kere cezanın alt sınırı ile üst sınırı arasında ne kadar cezaya hükmedileceğine tamamen hakim karar veriyor. Yine iyi hal indirimi ya da haksız tahrik indirimlerinin uygulanıp uygulanmayacağı da hakimlerin takdirinde. Bu memlekette kadınların kıyafetleri ile sanıkları tahrik ettikleri gerekçesi ile sanıklara indirim uygulayan mahkemeler oldu. Rıza kavramı da yine hakimlerin takdirinde. Bunlar gibi şu an sayamadığımız bir çok suç tipi ve dosyada hakimlerin etkisi ve bakış açıları elbette ki çok önemli. Size şöyle çarpıcı bir örnek vereyim. Geçtiğimiz yıllarda aile içi şiddet şikayete tabi olmayan bir suç haline getirildiğinde bir hakimimiz şöyle bir değerlendirme yapmıştı: “Avukat hanım bu düzenleme ile aslında aile kurumuna temelde zarar verildi. Niye derseniz, karı koca arasında şiddet olabiliyor ama sonrasında karı koca barışıp olayı kapatıp normal hayatlarına devam edebiliyorlar. Şimdi artık kadın razı olsa şikayetinden vazgeçse devlet davaya devam edip erkeği cezalandırıyor. Bu durumda taraflar barıştıkları halde devletin davaya devam edip ceza vermesi aile içindeki barışı bozuyor ve erkeği daha çok öfkelendiriyor”… bu tip davalarda hakim ve savcıların bakış açıları işte bu kadar önemli.

Sizce kadın hakimlerin kararları, kadınların dezavantajlı pozisyonunu daha fazla gözetiyor mu? Bu konuda bir veri yahut gözleminiz var mı?

Bu konuda elimde bir veri olmasa da gözlemlerimiz var elbette. Az önce de anlattığım gibi hakimlerin takdir hakkı çok geniş ve hakimlerin bakış açıları ceza verilip verilmeyeceğinden tutun da indirim uygulanıp uygulanmayacağına ve ceza verilecekse miktarına kadar her aşamada ayrı ayrı hayati önem arz ediyor.

Mersin Barosu duruşmadan bir gün önce Özgecan'ın katiline zorunlu olarak avukat atadığını açıkladı. Hiç kimsenin savunmadığı bir sanık olamaz mı?

Mevcut yasal düzenlemede bazı suçlarda avukat bulunması zorunlu ve avukat bulunmadan ne ifade alınabiliyor ne de hüküm kurulabiliyor. Ceza Muhakemesi Kanununun 150. Maddesi çok açık, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda avukatın hazır olması zorunlu. Özgecan davasındaki sanıkların durumu da bu madde kapsamında ve yargılama sürecinin avukat ile sürdürülmesi zorunlu. Süreç içerisinde Özgecan’ın katilinin avukatlığını hiçbir avukat üstlenmek istemeyince Mersin Barosu Yönetim Kurulu toplanarak yönetim kurulundaki en kıdemli üye ve baro genel sekreteri olan meslektaşımızı kanuni zorunluluk gereği Özgecan’ın katilinin avukatı olarak görevlendirdi.

KADEM'in adliyeye gelişi tepkilere neden oldu?  Davayı izleyen avukatlardan biri olarak, sizin fikriniz nedir bu konuda?

Evet duruşma sabahı adliyeye girişimizde karşımızda KADEM’İ gördük. Orada yaptıkları vurgu olayın yalnızca vahşice işlenmiş bir cinayetten ibaret olduğu ve cinayetin politik olmadığı şeklinde idi. Tabi bu tavır daha önceki siyasal iktidarın kadına yönelik şiddet eylemlerinin önünü açıkça açabilecek nitelikteki söylemleri nedeni ile çok ciddi tepki aldı. Biliyoruz ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı KADEM’in yöneticisi ve bir önceki siyasal iktidarın kadına yönelik bakış açısı ortada. Orada haklı olarak cinayetin politik yanına vurgu yapılarak protesto edildi.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim