• BIST 108.392
  • Altın 142,851
  • Dolar 3,5345
  • Euro 4,1192
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 35 °C

İntihar Eylemcilerinin Zihinsel Yapısı, Saldırılarla Mücadelenin Güvenlik Boyutu

İntihar Eylemcilerinin Zihinsel Yapısı, Saldırılarla Mücadelenin Güvenlik Boyutu
Sultanahmet Patlaması Ve İntihar Eylemcilerinin Zihinsel Yapısı İle İntihar Saldırılarıyla Mücadelenin Güvenlik Kuvvetleri Boyutu:

“SULTANAHMET’te canlı bomba dehşeti! İstanbul’un turistik mekanlarından Sultanahmet’te 12 Ocak 2016 günü sabah saatlerinde terör saldırısı meydana geldi. DEAŞ mensubu olduğu belirtilen teröristin üzerindeki bombayı patlaması sonucu ilk belirlemelere göre 10 kişi hayatını kaybederken, 15 kişi de yaralandı.”

Günümüzde intihar saldırıları, farklı ideolojilerdeki örgütlerin birçoğunun başvurduğu bir eylem yöntemi olarak kullanılmaktadır. İdeolojinin sağ, sol, etnik veya bölücü temellere dayanmasının bir önemi yoktur. Bir örgütün/grubun ideolojisine inanmış/inandırılmış bireylerin, mensubu oldukları grubun amaçlarına hizmet edeceğini düşündükleri her tür eylemi çekinmeden yapabildikleri, dünya çapındaki sayısız eylemler görülmüştür. İntihar eylemleri, gerek meydana getirdiği psikolojik etkiden, gerekse asimetrik olarak kendisinden çok daha güçlü ve organize olabilen hasımlara verebildiği potansiyel zararlardan dolayı birçok örgüt tarafından tercih edilen bir eylem yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazen gönüllü, bazen zorla, bazen de farkında olmadan işlenen/işlettirilen intihar saldırılarının, terör örgütlerine göre, ucuz işçilik ve düşük maliyetle gerçekleştirilen bir cezalandırma stratejisi olduğu da söylenebilir.

İntihar saldırılarının günümüzde tespit edilebilen motivasyon unsurları, ülkeden ülkeye, örgütten örgüte değişiklik gösterebilmektedir. İntihar saldırılarının arka planında çok çeşitli gerekçeler ve farklı motivasyon unsurları bulunabilir. Sağlıklı tahliller yapabilmek ve buna dayalı olarak sağlıklı stratejiler üretebilmek için her intihar saldırısının sebep-sonuç analizi, vuku bulduğu lokasyon ve toplumsal katmanlar göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Ayrıca, vakanın meydana geldiği toplumun tarihi geçmişi, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel özellikleri ayrı ayrı incelenmelidir. Zira, tek bir “İntihar Eylemcisi Profili” bulunmadığı gibi, motivasyon araçları da tek değildir.

Gönüllü eylemciler tarafından gerçekleştirilen intihar saldırıları, adanmışlığın son noktasıdır. Sadece öldürmek değil, ölmek de bilinçli bir tercihtir. Terörizm, özellikle de intihar terörizmi koşulların normal olmadığı, hak ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı ve buna bağlı olarak hak arayışlarının arttığı çevrelerde daha sık görülür.

İntihar eylemcilerinin bir kısmının kendi rızaları dışında intihar eylemine zorlandıkları, çok az bir kısmının ise taşıdıkları bombalardan habersiz olarak eylem yerine gönderildikleri ve üzerlerindeki bombaların uzaktan kumandayla başka şahıslar tarafından infilak ettirildiği bir vaka olarak bilinmektedir. Ancak ezici çoğunluğun gönüllü bir fedailik yoluyla eylem yaptığı görülmektedir. Bu arada, her gönüllü intihar eylemcisinin aslında içten gönüllü olmayabileceği, örgütteki grup psikolojisinden ve grup dinamiklerinden dolayı gönüllü imiş gibi görünebileceği veya zorlamayla gönüllü olabileceği de hatırda tutulmalıdır. (Buna örnek olarak şu eylem gösterilebilir; 1996 yılında Adana ilinde PKK Terör Örgütü üyesi L. K. isimli kadın terörist bir intihar eylemi gerçekleştirmiş ve kendisiyle birlikte üç polis memurunun ve bir sivilin hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Soruşturmanın ilerleyen safhalarında, bu eylemin yapılması için T. A. isimli başka bir kadın eylemcinin görevlendirildiği, ancak T. A.’nın bu görevi kabul etmeyince, L.K.’ın gözleri önünde örgüt tarafından başından vurulmak suretiyle infaz edildiği anlaşılmıştır. T. A. adlı teröristin ölümüne kendi gözleriyle tanık olan L.K.’a bu görev tevdi edilmiş, kabul etmemesi halinde kendisinin de aynı şekilde infaz edileceği söylenmiştir. O’na,“Ya örgüt için bir kahraman olarak ölürsün, ya da örgüt emirlerine karşı gelen bir hain!”denilmiş, O’da, bir “Hain” olarak ölmektense, “Kahraman(!)” olarak ölmeyi tercih” etmiştir.[1]

Bu makalede, ideolojisi ne olursa olsun, gönüllü olarak intihar eylemcisi olanların müşterek sayılabilecek özelliklerine ve eylem öncesi hazırlık süreçlerine kısaca değinilecektir. Ancak, en gelişmiş teknolojilerle ve polisiye yöntemlerle bile intihar eylemlerini önlemenin zor bir iş olduğunu, bütüncül bir terörle mücadele yöntemiyle ve istihbarat destekli polisiye tedbirlerle, potansiyel tehdidin sıfırlanamasa bile minimuma indirilebileceğini hatırlatmak isteriz.

 Türkiye ve İntihar Eylemleri

Türkiye, intihar eylemlerinden ızdırap çeken ülkelerden biridir. Gerçekleştirilen eylemlerde yüzlerce insan hayatını kaybetmiş, binlercesi de yaralanmıştır.

Türkiye’deki intihar eylemleri, Ortadoğu’daki eylemlerden farklılık arz etmektedir. En büyük fark, intihar eylemlerinin Türk toplumu tarafından kabul görmemesi, aksine kınanmasıdır. Teröristlerden başka hiç kimse intihar saldırılarını onaylamamaktadır. İkinci fark ise, Ortadoğu’daki intihar bombacılarının aileleri, kişiyi ölüme sevk eden örgüt tarafından eylemden sonra ödüllendirilebilmektedirler. İntihar eylemcileri, arkada bıraktıkları kişiler tarafından kahraman olarak anılırlar ve küçük yaştaki çocukların şarkılarında/ marşlarında övgülere mazhar olurlar. Sıklıkla kullanılan intihar eylemleri, böyle bir toplumda bir araç olmaktan ziyade amaca dönüşür. Bu atmosferdeki bir kültür zamanla dejenere olur ve bu tür toplumlarda eylemci bulmakta zorluk çekilmez. Çünkü çevre, bu tür bireylerin yetişmesi için uygun bir zemin haline gelmiştir. Böyle bir topluluktaki kişiler ölümü hafife almakla kendilerinde bir güç ve enerji hissederler. Sonuç olarak, intihar eylemleri, tüm zayıflıklarına ve güçsüzlüklerine rağmen onlara sınırsız bir güç ve cesaret verir. [2]Ortadoğu’da durum böyle iken Türkiye’de halkın intihar eylemlerine destek verdiği, eylemcilerin -örgüt mensupları ve sempatizanları hariç- kahramanlaştırıldıkları söylenemez.

Türkiye’de de birçok intihar eylemi gerçekleştirilmiş, bunlardan bazıları sonuca ulaşırken, bazıları teşebbüs aşamasında kalmış ya da teröristin kendi ölümüyle sonuçlanmıştır.

PKK/KCK Terör Örgütü, 1996 yılından bu yana Türkiye’de onlarca intihar saldırısı gerçekleştirmiş ve yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Türkiye’deki trajik intihar eylemlerinden birisi, Kasım 2003’te İstanbul’da meydana gelen saldırılardır. İki sinagogu, İngiliz Başkonsolosluğu’nu ve HSBC bankasını hedef alan dört ayrı saldırıda, içlerinde üç polis memuru ile İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu ve teröristlerin de bulunduğu toplam 62 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştır. Soruşturma sonucunda eylemin, Afganistan’da siyasi ve askeri eğitim alan El-Kaide Terör Örgütünün Türkiye’deki uzantıları tarafından yapıldığı tespit edilmiştir. Bu olaylarla ilgili olarak 235 kişinin ifadesine başvurulmuş, bunlardan 43’ü adli makamlar tarafından tutuklanarak cezaevine konulmuştur.

Türkiye’deki en son ve en trajik intihar saldırısı ise 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da meydana gelen intihar eylemidir. Barış ve Demokrasi konulu miting için Ankara’da toplanan grupların içinde patlatılan bombalar, yüzden fazla kişinin hayatını kaybetmesine, yüzlerce insanın da yaralanmasına sebep olmuştur. Yapılan resmi açıklamalarda, eylemin IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) Terör Örgütüne mensup kişilerce gerçekleştirildiği ifade edilmiştir.

Dünya genelinde intihar eylemlerine bakıldığında ise, ABD ve bazı Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere değişik coğrafyalarda bu tür eylemlere rastlanılmaktadır. Bunun en son örneği 13 Kasım 2015 tarihinde Paris’te IŞİD terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen ve 130’un üzerinde can kaybının yaşandığı olaylarda görülmüştür. Bununla birlikte, Suriye, Irak, Afganistan, Pakistan, Filistin ve Yemen’in ilk sıralarda yer aldıkları görülmektedir. Yakın zaman öncesine kadar Sri-Lanka’da faaliyet gösteren Tamil Kaplanları ise (LTTE; Liberation of Tamil Tigers) dünyanın en fazla insan kaybına sebep olan bölücü terör örgütü olarak arşivlerdeki yerini almıştır. 2001’de ABD’deki İkiz Kuleleri hedef alan 11 Eylül saldırıları ise halen üzerinde spekülasyonlar yapılan eylemlerden birisidir.

 Kim Terörist Olur ve Neden?

Çok uzun ve ayrıntılı olarak ele alınması gereken bu konuyu özetleyerek sunacak olursak;

Psikologlar, bir bireyin neden ve nasıl terörist olduğu konusunu yeterince açıklayamamaktadırlar.  Ancak üzerinde mutabık kaldıkları konu, tek bir saldırgan profilinin olmadığıdır. Birçoğu fakir ve çok çocuklu ailelerden gelirken ve eğitim düzeyi düşükken, bir kısmı ise üniversite mezunudur ve varlıklı ailelerden gelmektedir.

Her toplumda farklı ağırlıklarda olsa bile, ekonomik, sosyal, kültürel, aile bağlantılı ve benzer sorunlar olabileceği bilinmektedir. Bir toplumun sosyo-ekonomik durumu, tarihi geçmişi, toplumsal katmanların çeşitliliği ve bu çeşitlilik içerisindeki muhtemel çatışma alanları, o toplumdaki bazı insanlar tarafından bireysel ve toplumsal bazda ve farklı şekillerde bir sorun olarak değerlendirilebilir. Sorunların toplumsal yansıması ise farklı şekillerde kendini gösterir. Netice itibarıyla, bazı toplumlarda farklı gerekçe ve motivasyonlarla “Memnuniyetsizler” grubunun varlığından söz etmek mümkündür. Bu gruplar, devletin icraatlarından veya karşılaştıkları sosyal, ekonomik veya politik sorunlardan dolayı yaşam tarzlarından memnun değillerdir. Buna bağlı olarak, yerel veya dünya çapında meydana gelen olayları kendi bakış açılarına ve bulundukları sosyal konuma göre değerlendirirler. Karşılaştıkları olayları da algılayış biçimlerine göre yorumlarlar. Her olayın yansıması her birey üzerinde aynı olmasa da bir etki bırakır. Değişkenlik gösteren koşullara verilen tepkiler farklı şekillerde tezahür eder. Çaresiz gibi görünen sorunlar karşısında ezilen birey, yalnızlık, ümitsizlik, stres gibi diğer bir takım faktörlerle kendini baskılanmış, sinirli ve mutsuz hisseder.

Bunun yanında, bireyin algısına etki eden bir takım bağlar vardır. İçinde büyüdüğü aile ve sosyal çevre, ahlaki ve dini değerler bu bağlardan bazılarıdır. Şayet bu bağlar güçlü ise o birey kolayca terörist olmaz. Ancak bu bağlar zayıf ise, birey, terör örgütlerinin telkin ve propagandalarına açık hale gelir ve örgütler için kazanılabilecek potansiyel bir hedef olur.

Terör örgütleri de zaten toplumun zayıf noktalarını kullanırlar ve özellikle trajik olayları iyi değerlendirirler. Masum figürler ve argümanlar ortaya koyarak toplumu manipüle ederler.

Bu aşamada terör örgütleri, propaganda teknikleri sayesinde ve bir takım sosyal ve psikolojik metotlar kullanarak etki altına almak istedikleri bireye yakınlaşma yolları ararlar. Arkadaşlık, akrabalık, hemşerilik, etnik köken gibi yakınlaşmayı sağlayacak olgularla veya sosyal ve kültürel faaliyetler vesilesiyle hedef halindeki kişiyle iletişime geçerler.

Özellikle sosyal ve kültürel faaliyetler ilk etapta çok masum ve doğal görünür. Etkilemek ve kazanmak istedikleri bireyin kişiliğine özel bir önem vererek ve saygı göstererek onu kendilerine bağımlı hale getirmeye çalışırlar. Her vesileyle iltifatlarda bulunur, kendisini değerli hissetmesini sağlayacak ortamlar hazırlarlar. Zamanla birey, o grup içinde kendisini değerli hisseder ve bu esnada kendisine yavaş yavaş yüklenmeye başlanan belli bir felsefenin/ideolojinin taraftarı haline gelir. Bu esnada, birey hakkında daha fazla bilgi toplanır ve fiziksel ve ekonomik diğer sorunları karşılanmaya çalışılır. Şartlar bu şekilde devam ettikçe birey, etrafında olup biten her şeyi, içinde bulunduğu grubun bakış açısıyla görmeye ve değerlendirmeye başlar. Örgüte katıldıktan bir müddet sonra birey, olan biten her şeyi ve etrafındaki olayları siyah–beyaz olarak değerlendirme eğilimine girer. İnsanları “Bizden olanlar ve bizden olmayanlar” şeklinde ikiye böler. Bu aslında bir yönüyle terörün meşrulaştırılması aşamasıdır.

Bu aşamayı eğitim süreci takip eder. Eğitim, iki kategoride verilir; ideolojik eğitim ve pratik eğitim.

İdeolojik eğitim önce gelir. Çünkü ideoloji, bir örgütün motorudur. Örgütler için fevkalade önemli olan ve tüm sorunlara çözüm ürettiğine inanılan örgüt ideolojisi, aynı zamanda örgütün yöneticilerine itaatin de kilit unsurudur. İdeoloji yüklemesi, bireyin zihinsel yapısını değiştirme, onu belli bir yöne kanalize etme ve örgütün felsefesiyle donatmanın diğer adıdır. Örgütler, bireyin algı dünyasına nüfuz ederek zihinsel değişimi gerçekleştirirler ve bireye yeni bir kimlik inşa ederler. Oluşturdukları bu yeni bilinçaltı müktesebatı ile bireye bir militan kimliği ve kişiliği kazandırırlar. Kişiliği yeniden şekillendirilmiş birey, kendini, dünyayı değiştirebilecek bir kahraman gibi hisseder.[3]

Bu nasıl başarılır? İdeolojik düşünceler, zamanla bir inanç sistemi haline dönüşür. Bu dönüşümü sağlayacak en etkin araç, süreç boyunca sürekli okunan/okutturulan ideolojik yayınlardır. Daha duygusal olanlar, örgütün fanatizme yönelten şarkı ve marşlarından daha çabuk etkilenirler ve inandıkları ideoloji uğruna içlerinde bir şeyler yapma coşkusu hissederler. İdeolojik eğitimin sonunda militanlar, ideolojilerinin fanatiği haline gelirler. Özellikle sevgiden yoksun büyümüş olanlar daha fanatik ve şiddet yanlısı olma eğilimi gösterirler. Kendilerini toplumun bilinmeyen savaşçıları olarak görürler. Halkın çoğunun iyiyi kötüden ayırt edecek entelektüel birikime sahip olmadığını düşünürler ve onlar adına mücadele ettiklerine inanırlar.[4] Bu duygular, onlara enerji, şevk ve güç verir.

Bireyin içine girdiği grubun, her davranış ve hareketi onaylayan veya reddeden kolektif bir aklı ve değerler sistemi vardır. Bireyin yaklaşımı veya davranışı grup normlarıyla uyum içinde olduğu müddetçe sorun yoktur. Zaman geçtikçe bireysel gerçeklik, grup gerçekliğine dönüşür. Grubun temel amacı, bireyin de amacı haline gelir. Birey, grubun değerleriyle ters düşmenin getireceği yaptırımlarla karşılaşacağını da bilir. Farklı bir düşünceye sahip olsa bile bunu seslendirmeye cesaret edemez. Çünkü fikir aykırılıkları grup içinde tolere edilmez ve farklı düşünce sergileme eğiliminde olanlara gittikçe artan derecede baskı uygulanır. Birey, üzerinde mutabık kalınan bir grup kararıyla karşılaştığı zaman kendini grup kararlarına uymak zorunda hisseder. Bu yüzden, diğer bireylerin cesaretlendirilmesini önlemek isteyen terör örgütleri ve totaliter rejimler farklı düşüncelerin grup içinde seslendirilmesini istemez ve buna müsade etmezler.

Bireyi kazanma sürecinde ona sürekli ümit pompalayan örgütler, bireyi kazandıktan sonra ise onu bünye içinde tutabilmek ve sorun çıkarmasını önlemek için korku duygusuna hitap ederler. Ayrılmak isteyenleri korkaklık ve hainlikle suçlarlar.[5]

Gelişen süreçte ideolojik yönden gittikçe keskinleşen bireyler, kendilerinden istenen ve gittikçe artan dozda yapageldikleri eylemler karşısında, diğer insanların uğrayabileceği acılara aldırış etmezler ve çoğu zaman empati yapmazlar. Çünkü doğru bir iş yaptıklarına ve kutsal bir misyon icra ettiklerine inanmaktadırlar. Kendi hayallerinde kurguladıkları ideal geleceğe ulaşmak için de ölmek gerekiyorsa ölmeyi, öldürmek gerekiyorsa öldürmeyi kutsal bir görev bilirler. Masum insanları öldürürken vicdan azabı duymamalarının sebebi, kutsal amaca giden yolda gerekirse her şeyin feda edilebileceğine olan inançlarıdır.

 Bu bulgular, militanların ölüm orucu tutma, kendini yakma, intihar saldırısı yapma gibi davranışlarının altında yatan sebepleri açıklamaya ve gerektiğinde mensubu oldukları toplumun fertlerini çekinmeden öldürmeye götüren davranışlarını anlamaya yardımcı olur.

Bu şartlar altında kendisine yatırım yapılan birey, doğru zamanda uygun mekanizmalarla kurtarılamazsa terörist olur.

Ergenlik Döneminin Önemi ve Örgüte Katılma Sürecindeki Etkisi;

Terör örgütlerinin en büyük ve en önemli insan kaynağı gençlerdir. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, Türkiye’de yaşları 14-30 arasındaki gençlerin tüm terör örgütleri içindeki yüzdesi %85’tir.

Türkiye’deki terör örgütlerine katılmış 14-25 yaş arasındaki gençlerin oranı % 68 olarak tespit edilmiştir. Bu dönemin kendine has bir takım önemli özellikleri vardır. Bu süreç, çocukluktan ergenlik dönemine geçiş sürecidir. Bu dönem, fiziksel bir takım değişikliklere ilaveten genç bir bireyin kendisini ispatlama, büyüdüğünü gösterme ve bir yetişkin gibi kendi kişiliğine ve kararlarına saygı duyulmasını arzu ettiği bir dönemdir. Duyguları karışık, hassasiyeti yüksektir. Bu dönemde, anne babası dâhil olmak üzere herkese ve her şeye karşı gelme ve otoriteye baş kaldırma eğilimi görülebilir.

Böylesine hassas oldukları bir dönemde ergenler, kendilerine iltifat eden,  kendilerini değerli hissetmelerini sağlayan ve kendi kişiliklerini önemseyen kişilerin telkinlerine çok açık olurlar. Terör örgütleri, eleman kazanmada gençliğin bu hassas döneminin farkındadırlar ve yukarıda özetlendiği gibi değişik sosyal ve kültürel faaliyetler vasıtasıyla gençlere yönelirler. Böyle bir dönemde yolları terör örgütü mensuplarıyla kesişen gençler, kolaylıkla onlara sempati duymaya ve onlarla birlikte vakit geçirmeye başlarlar. Zaman geçtikçe, kendilerine empoze edilen felsefe (ideoloji) doğrultusunda, bu dönemin verdiği akıcılık ve enerji ile dünyayı kurtarmaya kalkarlar. Bu yüzden, ebeveynlerin, özellikle bu dönemde ilgi ve sevgiye çok muhtaç ve değer verilme arzusu içinde olan çocuklarına karşı özel bir önem ve ilgi göstermeleri gerekmektedir.

İntihar eylemlerinin bir saldırı metodu olarak seçilmesinin nedenleri;

Terör örgütlerinin intihar eylemlerini bir saldırı metodu olarak seçmelerinin çeşitli sebepleri vardır. Başlıcaları;

-Sansasyonel olması,

-Daha büyük zarar vermesi,

-Halk ve medya üzerinde bıraktığı derin etki,

-Saldırganın teşhisinde güçlük,

-Az eğitim, düşük maliyet, düşük teknoloji, düşük risk,

-Yer ve zaman seçiminde esneklik, (Akıllı Bomba),

-Sorgulanma riskinin elimine edilmesi,

-Kaçış rotası ve kurtarma operasyonu gerektirmemesi,

-Asimetrik bir mücadele olması,

-Temelde bir cezalandırma stratejisi olması,

Kimler intihar eylemcisi olarak seçilir? Karakteristik özellikleri nelerdir?

Kesin ve mutlak bir intihar eylemcisi profili yoktur. Ancak dünya genelinde rastlanan örneklerden yola çıkarak rastlanan profilleri bir arada vermek gerekirse, intihar eylemcilerinin;

-Genellikle bekâr,

-13-55 yaşları arasında olan, (İntihar eylemcisi olarak değişik örgütlerde çok genç insanları görmek mümkün olduğu gibi yaşlı insanları görmek de mümkündür. En genç olanlar İran’ın kullandığı çocuk eylemcilerdir. Türkiye’de görülen en yaşlı eylemci ise sağ yakalanan 55 yaşındaki A.M. dur.(PKK))

-Genelde çok çocuklu ve fakir ailelerden gelen,

-Eğitimli veya eğitimsiz olabilen,

-Kadın veya erkek,

-Duygusal, kolayca telkin yapılabilen,

-Belli bir ideolojiyi benimsemiş,

-Fiziksel veya psikolojik sorunları bulunan,(Birçok saldırgan psikolojik olarak normaldir),

-Örgüt için artık faydalı olmayacağı düşünülen,

-Genelde başarısızlık, utanma ya da beceriksizlik duygusuna kapılmış ve kendini ispat etme kompleksi taşıyan,

-İçine kapalı, Yaşlı, Ümitsiz, Yalnızlık hisseden, İntikamcı ve Aceleci kişilerden seçildikleri söylenebilir.

 

Motivasyon Unsurları Nelerdir?

Motivasyon unsurları ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye değişiklik arz etmektedir ve terörizmin diğer tiplerinden farklı değildir. Dayandıkları ideoloji göz önünde tutulmadan karma bir yaklaşımla motivasyon unsurlarına bakılacak olursa;

-Güvenlik güçlerinden/düşmandan(!) intikam alma isteği; İnançlarına veya değerlerine saldırıldığını düşünürler. Mensubu oldukları topluma/ gruba / dine/ ideolojiye karşı vefa hissi taşırlar. Yaşatılan mağduriyetler karşısında yardımına yetişemedikleri insanlara karşı vefa borcunu ödedikleri düşüncesiyle ve bir misilleme olması amacıyla, buna sebep olan devletten veya onun vatandaşlarından intikam almak isterler. Bu, bir yönüyle asimetrik bir savaştır; Karşı tarafın mekanize birliklerine karşı, acizliğin, zayıflığın ve biraz da çaresizliğin dayattığı bir savaş…

-Ebediyen hatırlanma ve tarihe kahraman olarak geçmek isteği / Geriye miras bırakılacağı zannedilen bir öykünün kahramanı olma arzusu,

-Halkın/diğer militanların övgüsünü kazanma duygusu / İdeoloji uğruna ölümü hafife alarak yapılan cesaret gösterisi,

-Dini istismar eden örgüt militanları için günahlardan kurtulup temizlenme ve şehit olarak cennete gitme arzusu, (Din istismarcısı örgütlerde bu unsur önemli bir yer tutar. İslam inancının şehitlere vaat ettiği imkân ve nimetlere kavuşma ve sonsuza dek mutlu yaşama arzusunun, ölümle yaşam arasındaki ince çizginin hangi tarafında yer alınacağının bir anlık kararla belirlenmesinde önemli yer tuttuğu düşünülmektedir. Özellikle erkekler için keskin ve ama çabuk bir ölümü göze alıp karşılığında Cennette kendilerine verileceğine inandıkları hurilere sahip olma arzusunun da önemli bir motivasyon kaynağı olduğu değerlendirilmektedir. Oysa, İslam’a göre bir insanın kendi canına kıyması ve haksız yere başkalarını öldürmesi kesinlikle yasaktır. Orijinal İslam inancında haksız yere bir insanı öldüren, tıpkı bütün insanları öldürmüş gibi kabul edilmekte ve ebedî cehennemlik olarak nitelendirilmektedir.[6] )

-Yaşamaya değecek bir şey olmadığı /kalmadığı düşüncesiyle oluşan ümitsizlik,

-Ülkelerini askerî güçle işgal eden modern demokrasileri topraklarından çekilmeye zorlama, (Chicago Üniversitesinde siyaset bilimci olan Robert A. PAPE, “Kazanmak için Ölmek; İntihar Terörizminin Stratejik Mantığı” adlı kitabında, 1980-2003 yılları arasında işlenen 315 intihar saldırısından 301’inin, Modern demokrasiler olarak adlandırılan Amerika ve Batı’nın, işgal ettikleri ülkelerden çekilmesini sağlamak amacıyla o ülkelerin vatandaşları tarafından gerçekleştirildiğini araştırmalarıyla ortaya koymuştur. Pape, intihar saldırılarının konvansiyonel saldırılardan daha fazla zarar vermeyi sağlayan ve son çare olarak başvurulan bir strateji olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca, bu saldırıların İslami fundamentalizmin bir ürünü olduğunu söylemenin ve yanlış varsayımların Amerika’yı tehdit ettiğini, Müslümanlara da dünya çapında zarar verdiğini söylemektedir.)[7]

-Eylemcinin kendi iç dünyasındaki dalgalanmalara son vererek çekilen acılardan keskin ama çabucak kurtulma düşüncesi, intihar eylemcilerinin motivasyon kaynakları arasında sayılabilir.

(Örgüt içinde beceriksizlikle suçlanan, değişik nedenlerle aşağılanan, bu yüzden faydalı bir birey olduğunu ispatlama kompleksi taşıyan veya örgütten ayrılmak istediği halde değişik nedenlerle bunu yapamayan kişilerin içinde bulundukları buhrandan ve çıkmazdan kurtulmak ve acılarına son vermek için gönüllü intihar eylemcisi olabildiklerine de rastlanmaktadır. [8]

Eylem Öncesi Motivasyonel Hazırlanma Süreci;

Örgütten örgüte bir kısım değişiklikler göstermekle birlikte, gönüllü olarak intihar saldırısı gerçekleştirmeyi kabul etmiş bireyler, eylemden önceki ortalama bir aylık zaman dilimi içinde kendilerinden sorumlu bir kaç kişi hariç, kimseyle görüşemeyecekleri bir mekana alınırlar. Dış dünyayla, arkadaşlarıyla ve aileleriyle ilişkileri kesilir. Böyle bir steril ortam oluşturulmasının sebebi, öncelikle eylemin gerçekleşmesi için gereken motivasyonu en üst düzeye çıkarma ve onları bu fikirden caydırabilecek etkenlerden korumadır. Çünkü zirve yapmış duyguların ve hislerin negatif düşüncelerden etkilenmemesi ve eylem için oluşan motivasyonun kaybolmaması için dış dünyayla temasın kesilmesi gerekmektedir. Motivasyonun artması için, örgüt ideolojisini empoze eden yayınlar bolca okunur. Geçmişte o ideoloji uğruna can vermiş kişilerin hayat hikâyeleri okunur/dinlenir. Yapılacak eylemin kutsallığına ve önemine vurgu yapan her tür yazılı, işitsel ve görsel materyal bolca kullanılır. Bu süreçte dinlenen militanca şarkılar ve marşlar, şevklerini artırır. İnandıkları ideoloji/dava uğruna, kendilerini feda ederek tarihe bir kahraman olarak geçme arzusu, ya da bir anlık ölüm acısı karşılığında, kavuşacaklarına inandıkları sonsuz ve mutlu bir hayat beklentisi militanlara ölümü hafife alma gücü verir.

Bu süreçte eylemcilerin, genellikle, kendilerini videoya çektikleri/çektirdikleri ve düşmanlarına(!) karşı meydan okurcasına nutuklar attıkları veya mensubu oldukları örgütün diğer fertlerine mesajlar verdikleri görülür. Bundan maksat, diğer örgüt mensuplarını örgütün ideolojisi doğrultusunda fedailik eylemi yapmaya özendirmek ve motive etmek, aynı zamanda örgütün propagandasını yapmaktır. Bu tür video kayıtlarında arka planda, genellikle, örgütün felsefesine uygun marşlar, şarkılar veya türküler yer alır. Dini motif kullanan örgütlerin video kayıtlarında ise arka fonda genellikle kuran okunur ya da örgüt terminolojisini içeren marşlar, ilahiler bulunur.

Eylemci olarak Kadınların Tercih Edilme Sebebi;

-Kadınlara üst araması yapmak konusundaki geleneksel çekingenlik, (Müslüman toplumlarda),

-Sosyal dışlanmışlık duygusunu bastırmak,

-Hedefe kolay ulaşabilirlik,

-Kamufle olmadaki kolaylık,

-Duygusal ve çabuk ikna edilebilir olmaları,

-Faydalı olduğunu ispatlama düşüncesi,

-Kamuoyu üzerinde daha derin bir etki bırakması.

İntihar Eylemleriyle Mücadelenin Kolluk Kuvvetleri Boyutu ve Önemi

Buraya kadar olan bölümde kısaca birey motivasyonuna, bireyin arkasındaki örgütün grup dinamikleri ve normlarına ve genel itibarıyla da terörist mantalitesine kısaca değinilmiştir. Ancak, bunlardan daha önemli olduğuna inandığımız husus, terörizmi doğuran, besleyen, büyüten ve devamlı olmasını sağlayan faktörlerin daha detaylı ve her yönüyle incelenmesi gerektiğinin vurgulanmasıdır. Zira konuyla ilgilenen herkesin üzerinde mutabık kaldığı husus, sorunun sadece bir güvenlik sorunu olmadığıdır. Değişik toplumsal problemlerin teröre zemin hazırladığı, oluşan koşulların terör örgütleri tarafından haklı veya haksız argümanlarla manipüle edilerek taraftar toplandığı, dolayısıyla topyekûn bir mücadelenin, tüm bu alanlarda koordineli yürütülecek proje ve uygulamalarla başarılı olabileceği üzerinde görüş birliği vardır.

Teröristle mücadele –intihar eylemcisi dâhil- klasik bir ifadeyle “sivrisinekle mücadele” gibidir. Asıl önemli olan, sivrisinek üreten bataklığın kurutulmasıdır. Teröristle mücadele daha çok güvenlik kuvvetlerinin alanına girerken, terörizmle mücadele, bünyesinde ekonomik, sosyal, kültürel, tarihî, dini, psikolojik vb etkenler taşıması sebebiyle birçok kurumun ilgi ve sorumluluk alanına girer. Bu alanların her biri, terörün oluşmasına zemin hazırlayan her türlü faktörü, tarihi geçmişiyle beraber her yönüyle ele almayı ve üzerinde titizlikle çalışmayı gerektirir. Bunlara ilaveten, herkesin saygı duyacağı ve güveneceği hukukî bir alt yapı olmadan yapılacak mücadelenin daha baştan eksik, etkisiz ve problemleri çözmek bir yana, problem üreten bir mekanizma haline döneceği de unutulmamalıdır. Her biri ayrı ve uzun çalışmalara konu olabilecek bu geniş ve hacimli alanlara girmeden, mücadelenin sadece güvenlik güçlerine bakan yönüne bir projektör tutmak gerekirse, intihar eylemleriyle mücadelede izlenebilecek yol ve stratejiler aşağıdaki şekilde özetlenebilir;

1)İntihar eylemleriyle mücadele, terörist eylemlerin diğer türleriyle yapılacak mücadeleden farklı değildir. İntihar saldırısı, yukarıda da ifade edildiği gibi, şiddet eyleminin ve adanmışlığın, eylemcinin kendi ölümüyle sonuçlanacağını bildiği son aşamasıdır. Bir diğer ifadeyle, intihar eylemleriyle mücadele, terörizmle mücadelenin bir parçasıdır. Ancak, doğası gereği diğer teröristleri takip etmek ve ele geçirmekten daha kolaydır. Çünkü bir örgütte çok sayıda eleman bulunabilir ama intihar eylemcisi olanların/olacakların sayısı göreceli daha azdır ve sınırlıdır. Eylem, niteliği itibarıyla kesin bir kararlılık ya da itaat gerektirdiğinden iyi bir istihbaratla intihar eylemcisi olarak ön plana çıkan militanların tespiti, takibi ve yakalanması daha kolaydır/kolay olmalıdır. Bir intihar eylemi için; dolaylı veya dolaysız eylemde rol alacak kişilerin belirlenmesi, ihtiyaç duyulan malzemelerin temini, hazırlanması, taşınması, hedef kişi veya toplulukların tespit edilmesi, eylem için gereken inceleme ve keşiflerin yapılması, eylemcinin ve varsa refakatçisinin eylem yerine götürülmesi, son hazırlıkların yapılması vs hep bir hazırlık ve zaman isteyen konulardır. Bu süreçlerin her biri, kolluk güçleri için altın değerindeki zaman dilimleridir. Bir intihar eylemi için, -örgütten örgüte değişiklik göstermekle birlikte- dolaylı/dolaysız en az yirmi-otuz kişinin rol aldığı göz önüne alınırsa, bunlardan herhangi birinin, eylemin hazırlık sürecinde takibe yakalanması veya ele geçirilmesi mümkündür. Eylemin kronolojik safhaları hesaba katıldığında, bir aşamada tespit edilemeyen bir hususun, eylemin bir sonraki hazırlık aşamasında öğrenilebilme imkânı vardır. Başka bir deyişle, hazırlıklar adım adım yapılır ve her biri farklı bir zaman ve emek ister. Bir aşaması kaçırılan eylem hazırlığının, diğer bir aşamada tespiti, bu sağlanamamışsa, bir sonraki merhalede veya tüm bu hazırlıklara eş zamanlı olarak devam eden diğer hazırlık süreçlerinde takibe düşme olasılığı vardır. Daha doğrusu, bu aşamaların ve farklı hazırlıkların, güvenlik güçlerinin dikkatinden ve takibinden kaçmaması gerekmektedir. Bunun için, örgütün aldığı her nefesi kontrol edecek, örgüt içi haberleşme kanallarından gelen bilgilerle, geleceğe dair eylem ve stratejileri tespit edebilecek, teknik ve fiziksel takiple müdahale için en uygun zaman ve zemini kollayacak güvenlik gücüne/istihbarat örgütüne ihtiyaç vardır.

2)Kolluk kuvvetlerinin en önemli ve birincil görevi, bir suçu meydana gelmeden önce önlemek, bu yapılamadığı takdirde ise işlenen suçun faillerini, suç alet ve delilleriyle yargıya teslim etmektir.  Bu durum, koruyucu hekimlikte olduğu gibi, hasta olmadan önce gerekli tedbirleri almaya benzer. Modern dünyada suç işlenmesini önlemenin en etkin yolu, iyi bir istihbarat örgütüne sahip olmaktır. İyi bir istihbarat örgütü; teknolojiyi iyi kullanabilen donanımlı personele sahip, haberleşme ağları ve vasıtaları çok geniş, haber kaynakları çeşitli, örgüt- kişi-olay bağlantısını doğru tahlil edebilen, toplanan verileri hızlı ve doğru analiz etme yeteneği gelişmiş, ilgili kurumlarla işbirliği hızlı ve zaman ayarlı, doğru zamanda gerekli atraksiyonları yapabilen, sadece bilgi toplamakla yetinmeyip gerektiğinde olayları önleyebilme/yönlendirebilme kapasitesine sahip, takip ettiği kişileri, örgütleri ve arkasındaki odakları doğru okuyabilen, bu odakların yurtiçi ve yurtdışı bağlantılarını iyi takip edebilen ve tüm bu hizmetleri sürdürülebilir ve usulünce hesap verebilir bir tarzda, hukuk devleti ilkelerinden ayrılmadan sağlayabilen bir örgüttür. Ancak, en az bunlar kadar önemli olan bir husus da millî olabilmektir. Karmaşık ilişkiler ağının sıkça görüldüğü günümüzde, “Kim, hangi yolla, kime, nasıl hizmet ediyor?” sorusu, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konudur. Kurum içi rekabet gruplarına, bu grupların bağlantılı oldukları iç ve dış odaklara, bu odakların ortaya koydukları dinamiklere, nihayetinde ise ortaya konulan performansa ve sonuçlara bakılarak, millîlik konusunda nispeten belli ipuçlarına ulaşılabilir. Gözlemlenebilen ve ağır kusurlu olduğu değerlendirilen strateji ve sonuçların varlığından söz edilebiliyorsa, millilik konusunda bir sıkıntı olduğundan da bahsedilebilir ki, bu çok vahim bir durumdur. Bu durum, zapt edilmeye çalışılan bir kalenin içinde bulunan karşı tarafın askerlerinin mevcudiyeti gibi bir şeydir. Bünyeyi kemiren kurt gibi içten içe çürümelere sebebiyet verir. Atılan diğer doğru adımları boşa çıkarır. Ciddi bir güvenlik sorunu baş gösterir. Kısaca, teknolojiyi çok iyi kullanan, güçlü, donanımlı, profesyonel, hukuka saygılı, denetlenebilir ve milli bir istihbarat örgütünün başarılı olmaması için bir neden yoktur. Başarısızlık söz konusu ise, yukarıda sayılan niteliklerden bir veya bir kaçının eksikliğinden bahsedilebilir. Böyle bir zafiyet, konumuza bakan yönüyle, terör eylemlerinin, özelde de, intihar eylemlerinin vuku bulmasıyla neticelenebilir ki, bunun fiziksel, maddi ve psikolojik yönlerden sonuçları ağır, oluşturduğu toplumsal travma ise derin ve sarsıcı olur.

3)Teknolojik gelişmeler her ne kadar güvenlik güçlerinin işlerini çok kolaylaştırsa da, netice itibarıyla toplanan istihbarî bilgileri sağlam bir şekilde analiz ve tahlil edecek ve ilgili birimlere uygun bir koordinasyonla ve zaman ayarlı olarak iletecek donanımlı personele ihtiyaç vardır. Bu donanım, örgüt bazında uzmanlaşmış olmakla ve o örgütün attığı ve atması muhtemel her adımı yakından takip etmekle elde edilebilir. Yıllar içerisinde kazandıkları tecrübelerle belli bir alanda uzmanlaşmış kişiler, hem bu birikimlerini yeni meslektaşlarına aktarmak, hem de kurumsal hafızanın oluşması için bir sistem kurmak durumundadırlar. Ancak bu şekilde devamlılık ve kurumsallık sağlanabilir. Bu geçiş ve döngü sağlıklı bir şekilde sağlanmadan uzmanlaşmış kişilerin o birimden değişik nedenlerle ayrılmaları – hele de toplu bir şekilde ayrılmaları- ciddi bir güvenlik açığı oluşturur ve bir yönüyle kurumsal hafıza sıfırlanır. Oluşacak boşluk terör örgütlerinin güçlenmesine ve takiplerinin zorlaşmasına sebep olur. Yeni gelenler, takip etmek zorunda oldukları örgütün çok gerisinde kalırlar. Aradaki mesafenin terör örgütleri lehine açılacak olması mücadeleyi zaafa uğratır ve bunun bedeli sadece güvenlik güçleri için değil, tüm toplum için, düşünülenden daha ağır olabilir. Kısaca, terör örgütleri, özellikle de intihar eylemcileri, nitelikli ve donanımlı personelin takibi ve kontrolü altında olmalıdır.

4)Özel bir uzmanlaşma gerektiren terörle mücadele hizmetleri, aynı zamanda, diğer güvenlik birimlerinden farklı olarak daha özverili çalışmayı da gerekli kılmaktadır. Terörle mücadele, uzmanlık, dikkat, sabır, özveri ve ilgi ister. Bu alanda çalıştırılacak personelin her şeyden önce gönüllü olması, karşılaşabilecekleri risklerin farkında olması ve yaptığı işe kendini adaması gerekmektedir. Patlayacak her bombadan, yitirilecek her candan kendini sorumlu tutan, motivasyonu yüksek, hamiyetli ve vatansever insanlar bu ağır görevde başarılı olabilirler. Başarının diğer bir faktörü ise, militanların, daha işin başlangıcında örgütler tarafından kandırılması/kazanılması aşamasından, intihar eylemleri de dâhil olmak üzere şiddet eylemlerinde rol alacakları safhaya kadar geçen süre içerisinde, tüm bu aşamaları bilen ve mümkün olan en kısa zaman diliminde bu militanları örgütten koparmaya/kurtarmaya çalışacak özverili görevlilerin mevcudiyetidir. Bir birey, terörist dahi olsa, o ülkenin vatandaşıdır ve suç işlediğinde adlî makamların huzuruna çıkarılır. Bir diğer ifadeyle askerî konseptteki “düşmanı imha etme”, kolluk kuvvetlerinde “suçluyu adalete teslim etme” şeklinde tezahür etmelidir. Zira bir kişiyi (teröristi) öldürmek, onun aile bireylerinin, dost ve akrabalarının, hatta aynı etnik grup veya inançtan olan kişilerin nefretini kazanmaya, hatta potansiyel teröristler yetiştirmeye zemin hazırlayabilir. Silah kullanımı, hukuk sınırları içinde kalmak şartıyla ve en son çare olarak başvurulacak bir yol olmalıdır. Bir insan, suçlu bile olsa insandır ve “KAZANILABİLİR.” Bu yüzden, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek terör örgütlerinin ağına düşen, belki de kopmak istediği halde buna imkan bulamayan kişileri, bulundukları yerden kurtarıp, ailelerine kavuşturacak ve hayatın içine normal bir fert olarak sokacak, söz konusu örgütü çok iyi tanıyan, örgütün her tür basın-yayın organlarını takip eden, böylelikle izleyebilecekleri stratejileri öngören, örgütün felsefesini, eylem yöntem ve metotlarını, kısaca örgütün ruhunu bilen, özverili, fedakâr, çalışkan ve güvenilir personele ihtiyaç vardır. Olayların üstüne gitmekten çekinen, risk almayan, şahsi menfaatlerini ön planda tutan, gönülsüz ve ilgisiz olarak bu birimlerde çalışanların sağlayacağı hizmetin kusurlu ve bedelinin ağır olacağı hatırda tutulmalıdır.

5)Şartlar ne kadar ağır ve karşılaşılan sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, kolluk kuvvetleri açısından ciddiyetle takip edilecek ve asla taviz verilmeyecek konu, yapılan tüm iş ve işlemlerin hukuk çerçevesi içinde yapılması, kanunî sınırların dışına çıkılmaması, yasalarla güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerin hiçbir siyasi baskıya boyun eğmeden korunmasıdır. Terörle mücadele meşruiyet zeminine oturtulduğu müddetçe toplumdan destek görür. Ne şart altında olursa olsun, hukuk devletinin gereklerini yerine getiren, insan haklarına saygılı, demokrasi kültürünü içselleştirmiş, etkin ve yetkin bir güvenlik mekanizması, terörle mücadele enstrümanlarının en önemli unsurlarından biridir. Aksi durumda, güvenlik güçlerinin bizzat kendisi suç işleyen, suç üreten, topluma korku ve endişe salan bir mekanizmaya dönüşür. İşlenen her hukuk dışılık, başka bir hukuksuzlukla kapatılmaya çalışılır ve oluşan kısır döngü o toplumu huzursuz, tehditlere açık, özellikle de terör örgütlerinin top koşturduğu bir saha haline getirir.

6)Bir toplumda suçu önlemenin yolu, her bireyin başına bir polis memuru dikmek değildir. Kaldı ki, her polis memurunun, her zaman doğru iş ve işlem yapacağını söylemek de doğru değildir. Güvenlik güçleri, eğer başarabiliyorlarsa, toplum menfaati ve güvenli bir çevre oluşması için, toplumun her ferdinin hakkın ve adaletin yanında yer almasını sağlayacak tedbirler geliştirmek durumundadırlar. Tesis edilecek güven ve dostlukla, her vatandaşı olmasa da, büyük bir kitleyi gönüllü bir polis haline getirmek mümkündür. Bu başarılabildiği takdirde, o toplumdaki birey sayısınca “polis gözü” kazanılmış olur. Güvenlik güçlerinin göremediği, duyamadığı, gözlemleyemediği birçok şeyi toplumun ilgili kesimi görür. Neticede, suç işleyen kişiler ya bizzat o toplumun içinde yaşamaktadır veya bu kişilerin, suç işleyecekleri çevrede yaptıkları hazırlıklar ve hareket akışları o çevrede yaşayan insanlar tarafından bir şekilde gözlemlenebilir. Bir intihar saldırısı örneği üzerinden gidilecek olursa, terör örgütlerinin o toplum içinden eleman kazanmak için yaptıkları faaliyetler, onları bir araya getiren, motive eden, destekleyen kişi ve yapılar, ilerleyen süreçte radikalleşen fertlerin toplum içinde sergiledikleri tavır ve söylemler vs o toplumdaki kişiler, özellikle de söz konusu bireylerin etrafındaki insanlar ve yakın çevreleri tarafından kolaylıkla bilinebilir/hissedilebilir. Aslında, intihar eylemini kafasında içselleştirmiş bir bireyin, daha önce görülmedik bir şekilde ve tüm dünyaya meydan okurcasına sergilediği agresif tutumlar ve davranışlarındaki cesur ve pervasız değişkenlikler, bireyin radikalleştiğine dair ipuçları barındırır. Ya da mahalleye yeni taşınmış birilerinin –varsa- şüpheli davranışları, gözlem ve keşif yaptıkları şüphesi uyandıran kişilerin mevcudiyeti, alışılmışın dışında, örneğin bomba yapımında kullanılabilecek malzemeleri alan kişilerin uyandırabileceği şüphe vs güvenlik güçleriyle paylaşıla bilinirse, suçu önleme adına önemli bir iş başarılmış olur. Tüm bunların güvenlik güçleriyle paylaşılması, kolluk gücünün/gözünün birden, ona, yüze hatta binlere çıkması demektir. Böyle bir yaklaşımın ortaya konulabilmesi ve başarılı olunabilmesi için en önemli unsur, güvenlik güçleriyle toplum arasında tesis edilecek güven ve itimat duygusudur, ancak yeterli değildir. Toplum bireyleri, güvenlik güçleriyle kuracakları diyaloğu ve işbirliğini, “ispiyonculuk” gibi algılamamalı, içinde yaşadıkları toplumun huzuru ve kendi geleceklerinin teminatı açısından bir vatandaşlık borcu olarak görmelidirler. Aynı zamanda, suç işleyenin karşılığını göreceği, adaletin hızlı ve hakkaniyetli bir şekilde tecelli edeceği bir devlet görmek isterler. Günümüzde “Toplum Destekli Polislik” denilen kavram buna benzer amaçları içerse de, bu görevi ifa için seçilecek personelin her şeyden önce güvenilir, dürüst, iletişime çok açık ve donanımlı kişilerden seçilmesi başarıyı getirebilir. Bunlara ilaveten yasal yetkilerle yeterince donatılmış, ancak bunları suiistimal etmeyecek tarzda yetiştirilmiş, hesap verebilir, denetlenebilir bir güvenlik mekanizmasına / teşkilatlarına / personele ihtiyaç vardır.

7)Kolluk suçu önleyebilir ama suça asıl engel olan şey çoğu zaman değerlerdir. Değerler yitirildiğinde insanların suça bulaşmaları veya suçu kanıksamaları yaygın hale gelir. Sosyal dayanışma zayıflar ve güvensizlik ortamı oluşur. Bu yüzden insanların birbirine ve toplumsal sözleşmenin somutlaşmış hali olan devlete güven duymaları için güven artırıcı faaliyetlere ihtiyaç vardır. Güvenlik sorununa bütüncül bir yaklaşımla bakıldığında, toplumdaki kanaat önderlerinin en az kolluk kuvvetleri kadar suçu önlemede etkili oldukları ve güvenlik ürettikleri yaşanan tecrübelerle görülmüştür. Bu alan ihmal edilmemelidir.

8)Genelde terörle, özelde de intihar eylemleriyle mücadelenin olmazsa olmazlarından birisi de kurumlar arası bilgi paylaşımı, işbirliği ve koordinasyondur. Her devlet, birden fazla güvenlik mekanizması kurabilir. Bunların imkân, yetenek ve kabiliyetleri farklı olabilir. Millîlik temelinde, kurum milliyetçiliği yapmadan ülke vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini korumak, ülke ve toplum menfaatlerini ön planda tutarak, iyi bir koordinasyon ve işbirliğiyle mücadeleye katkı vermek her güvenlik kurumunun vazgeçilmez önceliği olmalıdır. Bununla birlikte, kurumlar arası koordinasyon bilgi paylaşımı ile sınırlı kalmamalı, olması muhtemel büyük çaplı terör eylemlerinden veya doğal afetlerden sonra meydana gelebilecek karmaşa, önceden sorumlulukların belirlendiği “Kriz Yönetimi” vb çalışmalarla hazırlıklı olarak karşılanmalı, kaos, yağmalama gibi olayların etkilerini büyütecek ve toplumda güvensizlik oluşturacak ortamlardan kaçınılmalıdır. Zafiyet, zafiyet doğurur. Bu da terör örgütlerinin istediği bir şeydir ve onlara hizmet eder.

9)Terörle ve intihar eylemleriyle mücadelenin farklı boyut ve sorumluluk dereceleri vardır. En üst karar mekanizmalarından, sokaktaki ilk müdahale personeline/ekibine kadar, görevin ve pozisyonun getirdiği sorumluluklar, sorumluluk sahiplerince iyi bilinmelidir. Her kademenin görev, yetki ve sorumluluğu farklıdır. En üst mekanizmalar, stratejik kararlar alıp, sorunu bütün boyutlarıyla ele alan projeler/çalışmalar hazırlamanın yanında, ilgili tüm birimlerin uyumlu, eş zamanlı, hukuka uygun ve koordineli bir şekilde çalışmasından da sorumludurlar. Aynı zamanda, ihtiyaç duyulabilecek her tür malzeme, hukuki ve teknik alt yapı ve lojistik desteği de sağlamak durumundadırlar. Bir alt kademede ise operasyonel birimlerin yetkilileri yer alır. Bunlar, üst karar mekanizmaları ile uygulayıcı birimlerin ortasında yer alan, stratejik kararlar doğrultusunda yapılması gereken iş ve operasyonları yöneten, sorumlu olduğu alanlarda analiz ve tahliller yaparak ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yeni ve çözüm odaklı uygulamalar geliştiren, personelin ihtiyaçları doğrultusunda onların eğitilmesini sağlayan ve diğer idari işleri yöneten yetkililerdir. En alt kademede ise, sokakta görev yapan, olayların taktiksel boyutuyla ilgilenen, ilk müdahaleyi yapan, görevleri bizzat ifa eden personel bulunur. Ancak en alt tabakadaki ilk müdahale personelinin eğitimi ve dikkati, özellikle intihar eylemcileriyle mücadelede can alıcı öneme sahiptir. Şöyle ki, istihbarî çalışmalarla bir şekilde son ana kadar yakalanamamış bir canlı bombayı ilk görecek ve gerektiğinde usulünce müdahale edecek personel genellikle polis memurlarıdır. Yani bizzat sokakta olan, sayıca da fazla olan memurların, bir polis müdüründen daha fazla bir suç veya suçlu ile karşılaşma olasılığı vardır. 1996 yılında İstanbul Taksim meydanında bekleme görevi yapan Çevik Kuvvet polislerine yönelik intihar saldırısı yapmak isteyen kadın terörist, kendisini daha 25 metre uzakta iken fark eden ve elindeki MP-5 marka silahı kendisine doğrultan polis memurunu görünce, üzerindeki bombaları erken patlatmış ve sadece kendisinin ölümüne ve birkaç polisin yaralanmasına sebep olmuştur. Böylece olası bir facianın, bir polis memurunun dikkati sayesinde önlendiği, ilgili polis memurunun ifadesinden anlaşılmıştır. Bu yüzden, “İlk Müdahaleci” olarak da adlandırabileceğimiz memurların intihar eylemleri ve eylemcileri hakkında iyi yetiştirilmeleri gerekmektedir. Kısaca, stratejik, operasyonel ve taktiksel görev ve sorumluluklar, ilgililerce hassasiyetle yerine getirilmelidir.

10)Her polis, terör veya istihbarat polisi değildir. Her polisten aynı fonksiyon ve işlevsellik beklenemez. Ancak, risk oluşturan durumlar, gerekli analiz ve değerlendirmelerden geçtikten sonra, paylaşılması gerektiği miktarda diğer birimlerle paylaşılmalıdır. Buna ilaveten, ilk müdahalede bulunması muhtemel personelin terör eylem ve yöntemleri hakkında temel seviyede de olsa eğitilmeleri şarttır. Aksi takdirde zafiyet ve kayıplar yaşanması kaçınılmazdır. Örnek olarak 1996 yılında Sivas ilinde meydana gelen intihar eylemi gösterilebilir. 1996 yılı, PKK terör örgütünün yaygın intihar eylemleri yaptığı bir yıl olarak kayıtlara girmiştir. Emniyet birimleri, muhtemel intihar saldırılarına karşı bilgilendirilmişlerdir. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında kendini patlatmak üzere kırsal alandan yola çıkan kadın eylemci ile ona refakat eden iki terörist, şehrin girişinde yol ve araç kontrolü yapan polis ekibi tarafından durdurulmuştur. Araç içindeki erkek şahıslar polis tarafından üst aramasından geçirilmiş, ancak bayan görevli memur bulunmadığından kadın eylemcinin üzeri aranmamıştır. (Müslüman toplumlarda kadın görevli bulunmadıkça, kadına üst araması yapmama eğilimi.) Üç şahıs, terörist olabilecekleri şüphesiyle en yakın polis karakoluna götürülmüşlerdir. Karakol personeli tarafından da şüpheli görülen bu kişiler için terörle mücadele biriminden ekip çağrılmış, gelen uzman ekip de daha detaylı inceleme ve araştırma yapmak düşüncesiyle kadının üzerini aramadan şahısları karakoldan alarak otomobille terörle mücadele şubesine doğru yola çıkmışlardır. Karakoldan ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra, o zamana kadar kendini patlatmayıp bekleyen kadın eylemci, araç içerisinde üzerindeki bombayı infilak ettirmiş ve kendisiyle birlikte yanındaki eylemcilerin ve üç polis memurunun ölümüne sebebiyet vermiştir. İntihar eylemlerine “akıllı bomba” denmesinin sebeplerinden birisi de, eylemcinin gerektiğinde, bombayı hedeflenen yer ve zamanda değil, değişen şartlara göre –yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi- farklı bir yerde patlatabilmesidir.

Tüm bunlar göz önüne alındığında, olay yoğunluğu yaşayan illerin/bölgelerin, suç profili nispeten düşük illere ve donanımı eksik personele bilgi ve tecrübe aktarımında bulunması, ülke genelinde homojenlik sağlayacaktır. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise sadece polis memurlarının değil, diğer kolluk güçleri ile özellikle büyük alış-veriş merkezlerinde, futbol sahalarında, büyük işyerleri gibi bina ve tesislerin korunmasında görevlendirilen özel güvenlik elemanlarının da belli bir seviyede de olsa terör eylemleri ve eylemcileri konusunda eğitilmeleri gerekmektedir.

11)Güvenlik güçlerinin farkında olmak zorunda olduğu bir diğer gerçek ise, her terör örgütünün bölgesel veya küresel bir projenin uzantısı olabileceği gerçeğidir. Zira terörizm günümüzde uluslararası ilişkilerde bir dış politika aracı olarak da kullanılabilmektedir. Terörizmin artık kendine has bir endüstrisi vardır ve küresel dengeler açısından hafife alınamayacak kadar ekonomik bir sirkülasyon söz konusudur. Etnik, mezhepsel, dinsel vb farklılıklar, çatışma ortamı oluşturulmak istenen toplumlarda sıkça kullanılan unsurlardır. Tetiği çeken saldırgandan ziyade, onun arkasında bulunan örgütün ve de o örgütün bağlı olduğu odağın kapsamlı bir siyasi hesap peşinde olma ihtimali yüksektir. Güvenlik güçleri bu bilinçle hareket etmeli, büyük resmi görmeye ve bulmaya çalışmalıdır. Ancak, bazı hadiseler gözler önünde apaçık cereyan etmekte ve sonuçları itibarıyla hangi eylemin kimin işine yaradığı basit bir analizle bile görülebilecek iken, her şeyi komplo teorisine bağlamak ve sözde derin analizler yapmak doğru bir yaklaşım değildir.

12)Terör suçları, diğer adi suçlarla kıyaslandığı zaman, ideolojik temelli fikri altyapının çok kuvvetli olduğu görülür. Bireylerden ziyade, onların kafalarındaki ideoloji ile mücadele etmek gerekir. Başka bir ifadeyle, kişileri terörist olmaya iten fikri yapıyla mücadele için aynı kulvarda yarışmak gerekir. Sorunun, arka planına bakarak, kişileri, sahip oldukları yanlış düşünce ve inanışlardan kurtarmak gerekir. Özellikle İslam dinini istismar eden, din motifli söylemlerle cahil kitleleri kolayca kandıran zihniyetle bilinçli ve donanımlı bir şekilde mücadele etmek gerekir. Gerek etnik-bölücü ve dini suiistimal eden kanlı ve barbar terör örgütleriyle, gerekse dini değerleri farklı yol ve söylemlerle tahrip eden başka yapılanmalarla ciddi ve bilinçli bir mücadele vermek gerekir. Kişilerin yanlış düşünce yapıları, onları “yeniden kazanma” amacıyla, ikna edilebilir bir tarzda ele alınmalı, sahip oldukları ideoloji ile mücadele edilmelidir. Dinin doğru öğretileri, yanlış saplantı ve istikamette gidenlere uygun mekanizmalarla anlatılmalıdır. Bu ise, ciddi ve uzun vadeli bir gayret ve geniş yelpazeli bir işbirliği ve koordinasyon gerektirir. Güvenlik kuvvetleri, çok yönlü ve kapsamlı bir işbirliği, koordinasyon ve takip gerektiren bu konularda, proaktif davranarak öncü rol oynayabilirler.

13)Güvenlikle ilgilenen birimlerin, sadece karşılaşılan suç türlerine yönelik değil, gelecekte artma eğilimi gösteren suç trendlerine de bakmaları gerekmektedir. Suç sosyolojisi açısından “Çevresel Tarama”  diyebileceğimiz yerel, bölgesel ve küresel suç eğilimlerini de hesaba katan bir yaklaşımla geleceğe yatırım yapılmalıdır. Böyle bir koordinasyon ve sürekli yenilenme ve kişisel ve kurumsal gelişim programları takip etme başarıya katkı sağlayacaktır.

14)Önemine binaen vurgulanması gereken son nokta, sorunların, ilgili tüm kurumlarca/birimlerce, halk desteğini de alacak şekilde, ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik, tarihi ve dini boyutları hesaba katılarak kısa-orta-uzun vadeli plan ve projelerle ele alınmasının gerekliliğidir. Yönetişimde işi ehline verme, insan odaklı hizmet üretme, toplum değerlerini önemseme, gayretli ve samimi bir performans ortaya koyma, hukuka ve demokratik değerlere saygılı aynı zamanda denetlenebilir, hesap verebilir, gelişime açık ve sürdürülebilir mekanizmalar oluşturma, iyi bir koordinasyon ve ekip çalışmasını önemseyen yaklaşımlar, genelde suçla, özelde de terörle mücadelede başarı prensipleri olarak ifade edilebilir.

[1] EREN S. Ahmet, İntihar Eylemleriyle Mücadele Kursu, TMMM, Örnek Olay İncelemesi; Adana’da bir intihar saldırısı, Ankara, Şubat 2007

[2] ZEDALIS Debra D. Female Suicide Bombers, (Kadın İntihar Bombacıları), Araştırma, ABD, Haziran 2004, s.9

[3] ALKAN Necati, Gençlik ve Terörizm, TEM Daire Başkanlığı Yayınları, No:9, Katalog No:323, s. 144-156, Ankara, 2002.

[4]A.g.e. s. 144-156

[5]ALKAN Necati, a.g.e. s. 144-156

[6]K.Kerim, Maide Suresi, ayet 32 ve Nisa Suresi, ayet 93

[7]  PAPE Robert A.,Dyingto Win; The Strategic Logic of SuicideTerrorism, ABD, 2005.

[8] EREN S. Ahmet, İntihar Eylemleriyle Mücadele Kursu, TMMM, “Bir İntihar Eylemcisiyle Söyleşi”, Ankara, Şubat 2007

S.AHMET EREN

GUSAM TEROR UZMANI

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim