• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 20 °C

İran-Suudi Arabistan Krizinin Uluslararası Hukuk Boyutu

İran-Suudi Arabistan Krizinin Uluslararası Hukuk Boyutu
Suudi Arabistan’ın, bir Şii din adamı olan Nimr El-Nimr'in de aralarında bulunduğu 47 kişiyi “terörle mücadele” kapsamında idam etmesiyle, İran ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler gerilmiş ve kopma noktasına gelmiştir.

Tacettin Çalık / Ankara Strateji Enstitüsü

İdamların ardından başlayan protestolarda, Tahran’da bulunan Suudi Arabistan Büyükelçilik binası ile İran’ın ikinci büyük kenti olan Meşhet’te bulunan Suudi Arabistan Konsolosluk binası protestocular tarafından yakılmıştır[1]. Bu olayların sonrasında, Suudi Arabistan’a ait uçakların Yemen’in başkenti Sana’da bulunan İran Büyükelçilik binalarını bombaladığı ve bazı elçilik görevlilerinin yaralandığı iddia edilmiştir. Bu iddianın doğruluğu konusunda bir kesinlik bulunmamakla birlikte, Suudi Arabistan tarafından yapılan açıklamada ise, Yemen’deki elçilik binalarının koordinatlarının operasyon başlamadan önce bilindiği, hava saldırısında Husi’lerin hedef alındığı, bu yüzden iddianın doğru olmadığı ve bu iddianın propaganda amaçlı ileri sürüldüğü ifade edilmiştir[2]. Ayrıca, görgü tanıkları ve yerli halk tarafının verdiği bilgiler, Sana’daki İran Büyükelçilik binasında herhangi bir hasar olmadığı yönündedir[3].

İran ile Suudi Arabistan arasında yaşanan krizin siyasi boyutları üzerine çok şey yazılmış olmasına rağmen, krizin uluslararası hukuk boyutu açısından herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu bakımdan bu yazıda, krizin uluslararası hukuk boyutu ele alınacak; uluslararası ilişkiler ve dış politika boyutuna değinilmeyecektir.

Diplomatik Dokunulmazlıkların İhlali

Suudi Arabistan’ın Nimr El-Nimr'i idam etmesini protesto etmek üzere başlayan gösterilerde, protestocuların Suudi Arabistan’a ait Tahran Büyükelçilik binasını ve Meşhet’teki Konsolosluk binasını yakması, 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Andlaşmasının ihlali sonucunu doğurmuştur. 1961 Viyana Sözleşmesi’nin 22. maddesine göre, diplomatik misyon binalarının dokunulmazlıkları mutlaktır. Misyon binalarının dokunulmazlığının, iki önemli boyutu bulunmaktadır. İlk olarak, kabul eden devlet yetkililerinin, diplomatik temsilcilik binalarına girmeleri ve müdahalede bulunmaları, her ne sebeple olursa olsun mümkün değildir. Bu durumun tek istisnası, diplomatik misyon şefinin rızasının varlığıdır. Ancak bu rızanın varlığı halinde yetkililerin misyon binasına girmeleri mümkün olabilmektedir[4]. İkinci olarak, kabul eden devlet makamları, diplomatik temsilcilik binalarına karşı her türlü saldırıyı önleme ve bu doğrultuda misyonun huzurunu, sükûnunu ve itibarını korumakla yükümlüdür[5]. Yani, kabul eden devlet, elçiliğe karşı gerçekleştirilecek her türlü saldırı, zorla girme, işgal etme, zarar verme, yağmalama ve huzuru bozma fiillerini engellemek için gerekli önlemleri almak zorundadır. Kabul eden devlet bu yükümlülüğünü yerine getirirken gerekli özeni göstermemişse ya da olaydan sonra suçluları yakalayıp suçluları cezalandırma konusunda yetersiz kalmışsa, bu devletin uluslararası sorumluluğu doğacaktır[6]. Eğer kabul eden devlet tarafından gerekli özen gösterilmesine rağmen elçilik binasına zarar gelmişse, bu durumda herhangi bir sorumluluk doğmayacaktır.

Protestocuların diplomatik misyon binasına saldırması esnasında İran’ın yeterli koruma tedbirlerini alıp almadığına bakıldığında;  elçilik binası önünde İran polisinin protestocuları önlemek için etkili tedbirler alınıp alınmadığı konusunda elimizde yeterli veriler olmasa da, olay anına ilişkin görüntülerde, polislerin yalnızca göstericilerin elçilik binasına yaklaşmalarını engellediği ve binaya molotof kokteyl ve taş atan protestoculara herhangi bir müdahalede bulunmadıkları görülmektedir[7]. Buradan anlaşılacağı üzere İran, elçilik binasını koruma görevini tam olarak yerine getirmemiştir. Sonuç olarak, İran diplomatik misyon binasını korumak için gerekli özeni göstermediği için, Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Andlaşması’na aykırı hareket etmiştir.

İran’ın Uluslararası Sorumluluğu

Bir devletin uluslararası sorumluluğunun doğmasının 4 temel koşulu vardır:

İlk şart, uluslararası hukuka aykırı bir fiilin bulunmasıdır. Bir fiil uluslararası hukuk normlarına aykırılık teşkil ediyorsa, o fiil uluslararası hukuka aykırı fiildir. Uluslararası hukuk normları, uluslararası hukukun kaynaklarında düzenlenen normlardır. Uluslararası hukukun temel kaynakları, uluslararası andlaşmalar, uluslararası örf ve adet hukuku ve hukukun genel ilkeleridir. Yani bu kaynaklardan birisine aykırılık teşkil eden bir fiilin varlığı halinde, uluslararası hukuka aykırı bir fiil ortaya çıkacaktır. Bu bakımdan, İran tarafından Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Andlaşması’nın ihlal edilmesi, uluslararası hukuka aykırı bir fiilin varlığını göstermektedir.

İkinci şart, uluslararası hukuka aykırı fiil sonucunda bir zararın meydana gelmesidir. Zarar, uluslararası hukuk tarafından korunan bir hakka ilişkin olmalıdır. Ayrıca, zarar maddi veya manevi zarar olarak ortaya çıkabilir[8]. İran’ın elçilik binasını koruma yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucunda, Suudi Arabistan’a ait elçilik ve konsolosluk binalarının dokunulmazlığı ihlal edilmiş ve maddi zarar oluşmuştur.

Üçüncü şart, uluslararası hukuka aykırı fiilin bir uluslararası hukuk kişisine bağlanmasıdır. Bir faaliyetin, bir devletin uluslararası sorumluluğunu doğurabilmesi için, bu faaliyetin devlete ait organlar tarafından, doğrudan işlenmiş olması ya da o devlet adına yürütülmüş olması gerekmektedir[9]. Örneğin, bir memur bir bireye zarar verdiğinde bu fiil, ancak memurun fiili devleti adına işlemesi durumunda, o devlete isnat edilebilecektir. Devlet organların yapmaları gereken görevleri yerine getirmemesi durumunda da, hukuka aykırı fiil devlete isnat edilebilir. Yukarıdaki olayda İran polisi, elçilik binalarını koruma görevini tam olarak yerine getirmemiş ve elçilik binasının diplomatik dokunulmazlığı ihlal edilmiştir. Elçilik binasını koruma görevini yerine getirmeyen İran polisinin fiilleri, görevi doğrudan İran adına yürüttükleri için, İran’a bağlanabilecektir.

Dördüncü şart, herhangi bir uluslararası hukuka uygunluk nedeninin bulunmamasıdır. Genel olarak kabul edilen uluslararası hukuka uygunluk nedenleri, zaruret hali, meşru müdafaa, zararla karşılık ve mücbir sebeptir. Bu sebeplerin varlığı halinde, uluslararası hukuka aykırı fiil uluslararası hukuka uygun hale geleceği için, uluslararası sorumluluktan söz edilemez. Fakat, İran’ın elçilik binasının korunması yükümlülüğüne engel olacak herhangi bir haklı sebep bulunmamaktadır. Bu yüzden herhangi bir uluslararası hukuka uygunluk sebebinin bulunmadığı açıktır.

İran’ın Suudi Arabistan’a ait elçilik ve konsolosluk binalarının korunması yükümlülüğünü yerine getirmemesi, uluslararası sorumluluğun bütün şartlarını barındırdığı için, İran’ın uluslararası sorumluluğu doğmaktadır. Bu yüzden Suudi Arabistan, zararının giderilmesini talep etme hakkına sahiptir.

Suudi Arabistan’ın Başvurabileceği Karşı Önlemler

Uluslararası hukukta, hakları ihlal edilen veya çıkarları zedelenen devletler, kendilerine karşı yapılan bu ihlallere karşı bazı zorlayıcı önlemelere başvurabilmektedirler. Bu zorlama yolları savaş ve savaşa varmayan zorlamalardır. Savaşta esas amaç karşı tarafı tamamen etkisiz hale getirmek olmakla birlikte, savaşa varmayan zorlama yollarında esas amaç ihlal edilen hakların ve zedelenen çıkarların korunması olmaktadır[10]. Savaşa varmayan zorlama yolları kural olarak 3’e ayrılır. Bunlar:

1- Misilleme

2- Zararla Karşılık

3- Müdahale

Misilleme karşı yöntemi, bir devletin, başka bir devletin uluslararası hukuka aykırı olmayan, fakat çıkarlarını zedeleyen bir fiiline karşılık olarak, çıkarları zedelenen devletin uluslararası hukuka uygun şekilde karşılık vermesidir. Misilleme karşı önleminde temel nokta, karşılık olarak yapılan fiilin uluslararası hukuka uygun olmasıdır. Uygulanan uluslararası hukukta şu fiillerin misilleme olarak kullanıldığı görülmektedir[11]:  limanların kapatılması; ilgili devletle ticari ilişkinlerin kesilmesi; ekonomik ve teknik yardımların andlaşmalara aykırı düşmeyecek şekilde kesilmesi; diplomatların istenmeyen kişi (persona non grata) ilan edilmesi.

Olayların ardından Suudi Arabistan, diplomatik temsilcilerini geri çağırmış[12] ve İran ile ticari ilişkileri durdurma kararı almıştır[13]. Aynı şekilde, İran’da misilleme olarak, Suudi Arabistan’daki diplomatik temsilcilerini geri çağırmıştır[14]. Görüldüğü üzere, her iki devlet de karşılıklı olarak misilleme karşı önlemine başvurmuştur. 

Zararla karşılık, bir devletin uluslararası hukuka aykırı bir fiilinden zarar gören ve hakkı ihlal edilen başka bir devletin, ihlalin sona ermesi için uluslararası hukuka aykırı yollarla karşılık vermesini ifade eder. Zararla karşılığın, karşı tarafın gerçekleştirdiği ihlal ile benzer ve orantılı bir şekilde yapılması gerekmektedir. Ayrıca, zararla karşılık fiillerinin kuvvet kullanımı içermemesi gerektiği, öğretide kabul edilmektedir[15]. Uygulamada kabul edilen başlıca zararla karşılık yöntemleri, andlaşmaların tek taraflı olarak feshedilmesi, ambargo, abluka ve müsaderedir.

İran’ın uluslararası bir andlaşmadan doğan yükümlülüğünü yerine getirmemesine karşılık olarak, Suudi Arabistan uluslararası hukuka aykırı bir şekilde karşılık verme, yani zararla karşılık karşı tedbirine başvurma hakkına sahiptir. Suudi Arabistan’ın gerçekleştireceği orantılı bir uluslararası hukuka aykırı fiil, uluslararası hukuka uygun hale gelecek ve uluslararası sorumluluğunu doğurmayacaktır.

Suudi Arabistan Uçaklarının Sana’daki İran Elçilik Binasını Vurması İhtimali

Suudi Arabistan’a ait savaş uçaklarının Yemen’in başkenti Sana’daki İran elçilik binalarını bombalaması ihtimalini ele almak gerekmektedir. İddiaların doğruluğu konusunda kesin bilgilere sahip olunmadığı için, bu iddiaları ihtimaller dâhilinde ele almak, daha yerinde olacaktır. İlk olarak, İran’ın iddiasının doğru olmadığı düşünüldüğünde, herhangi bir uyuşmazlık doğmadığı için, İran Suudi Arabistan’a karşı herhangi bir sorumluluk ileri süremeyecektir. İkinci olarak, İran’ın iddiasının doğru olduğu kabul edilirse, şu sorulara cevap vermek gerekmektedir:

  1.  Acaba bu saldırıları, bir zararla karşılık önlemi olarak kabul etmek mümkün müdür?
  2. Elçilik binasının vurulmasından dolayı, Suudi Arabistan’ın uluslararası sorumluluğu doğar mı?
  3. Diplomatik misyon binaları, devletlerin toprağı olarak kabul edilebilir mi?
  4. Elçilik binalarının vurulmasından dolayı, İran’ın meşru müdafaa hakkı doğar mı?

İlk sorunun cevabı olumsuzdur. Çünkü, zararla karşılık karşı önleminin söz konusu olabilmesi için, karşılık olarak verilen fiilin kuvvet kullanma fiilini içermemesi gerekmemektedir. Çünkü kuvvet kullanma, yalnızca meşru müdafaa hakkının kullanılması ve BM Güvenlik Konseyi’nin VII. Bölüm kapsamında almış olduğu kararlar doğrultusunda mümkündür. Bu durumlar haricinde devletlerin kuvvet kullanması yasaktır. Sonuç olarak, Suudi Arabistan’ın bu fiili zararla karşılık olarak nitelendirilemez.

İkinci sorunun cevabı, olumludur. Uluslararası sorumluluğun 4 şartı vardı. Bu şartlara bakıldığında, Suudi Arabistan uçaklarının İran’ın diplomatik misyon binalarını bombalaması uluslararası hukuka aykırı bir fiildir. Bombardıman sonucunda, elçilik binası hasar görmüş ve elçilik personeli zarar görmüştür. Bombardıman Suudi Arabistan’a ait savaş uçakları tarafından gerçekleştirilmiştir. Suudi Arabistan’ın fiilini uluslararası hukuka uygun hale getirecek herhangi bir hukuka uygunluk sebebi de bulunmamaktadır. Bu bakımdan Suudi Arabistan’ın uluslararası sorumluluğu doğacaktır.

Üçüncü sorunun cevabı, olumsuzdur. Eskiden, diplomatik temsilciliğin üzerinde bulunduğu toprakların gönderen devletin toprağı olacağı kabul edilirken, Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Andlaşması’nın kabul edilmesiyle bu görüş bırakılmıştır[16]. Artık diplomatik misyon binalarının üzerinde kurulduğu toprak, kabul eden devletin toprağı olmaya devam etmekte; kabul eden devlet, bu toprakları temsilciliğin bağlı olduğu devlete, yalnızca diplomatik misyon faaliyetlerini etkili bir şekilde yerine getirebilmesi amacıyla vermektedir. Dolayısıyla, İran’ın Yemen’deki elçilik binasının üzerinde bulunduğu topraklar, İran’a ait değildir.

Dördüncü sorunun cevabı tartışmalı bir konudur. Bir devlete ait misyon binalarına diğer bir devlet tarafından bir saldırı gerçekleştirilmesi halinde, bu saldırının misyonun bağlı olduğu devlete karşı gerçekleştirilmiş sayılıp sayılmayacağı üzerine tartışmalar vardır. Amerika’nın da kabul ettiği görüşe göre, bir devlete bağlı misyon binalarına gerçekleştirilen bir silahlı saldırı o devletin egemenliğine yapılmış bir saldırı kabul edilmekte ve bu durumda, saldırıya uğrayan devlet, BM Andlaşması’nın 51. kapsamında meşru müdafaa hakkını kullanabilmektedirler[17]. Diğer görüşü savunanlara göre ise, meşru müdafaaya sebep olan silahlı saldırının devletin varlığına yönelik olması gerekmekte; misyon binalarına yapılan saldırıların meşru müdafaa hakkını doğurmayacağı ifade edilmektedir[18]. Konu üzerinde tartışmalar bulunmakla birlikte, uygulamada Amerika’nın misyon binalarına gerçekleştirilen saldırılara karşı meşru müdafaa hakkını kullandığına ilişkin örnekler bulunmaktadır. 7 Ağustos 1998’de Amerika’nın Kenya ve Tanzanya’daki elçiliklerine yapılan bombalı saldırılara karşılık olarak Amerika, meşru müdafaa hakkını kullanmış ve Sudan ve Afganistan’daki tesisleri bombalamıştır[19].

Her ne kadar Amerika’nın uygulamaları aksi yönde olsa da, diplomatik temsilcilik binaları, bir devletin toprağı sayılmadığı için, diplomatik temsilcilik binasına yapılan bir saldırının, o devletin toprak bütünlüğüne yapılmış bir saldırı olarak değerlendirilmesi mümkün görünmemektedir. Fakat ortada toprağın asıl sahibi olan kabul eden devletin toprak bütünlüğüne yapılmış bir saldırının varlığı muhakkaktır. Dolayısıyla burada, İran’ın meşru müdafaa hakkı bulunmamakta; Yemen’in meşru müdafaa hakkının bulunmaktadır. Ancak Yemen ile Suudi Arabistan arasında, Yemen’deki isyancı grup olan Husilere karşı, ortak mücadele bir mücadelenin varlığı ve saldırının Husi’lere yönelik gerçekleştirildiği düşünüldüğünde[20], saldırılarda Yemen’in rızası bulunduğu için, meşru müdafaa hakkı doğmamaktadır. Sonuç olarak, İran’ın Suudi Arabistan’a karşı kuvvet kullanması mümkün değildir. İran, ancak Suudi Arabistan ve Yemen’in uluslararası sorumluluğunun doğduğunu ileri sürebilir ve zararının tazmin edilmesini isteyebilir.

Sonuç

İran ile Suudi Arabistan arasında bir uluslararası uyuşmazlık çıkmıştır. BM Andlaşması’na göre, uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi gerekmektedir. Aralarında uyuşmazlık çıkan devletler, bu uyuşmazlığı çözmek için görüşme, danışma, arabuluculuk, dostane girişim, uzlaştırma komisyonları, soruşturma komisyonları gibi diplomatik yollara başvurabilirler. Bunların dışında devletler, aralarındaki uyuşmazlığı Uluslararası Adalet Divanı gibi bir uluslararası mahkemeye veya uluslararası bir hakemlik organına götürebilirler. İran ile Suudi Arabistan arasındaki krizde bazı devletlerin arabulucu olarak rol almak istedikleri görülmektedir. Özellikle Irak ve Rusya, krizde arabuluculuk rolü üstlenmek istemişlerdir[21]. Arabuluculuk yönteminde, aralarında uyuşmazlık çıkan iki devlet, sorunun çözümü için üçüncü bir devlet veya bir kişi tarafından bir araya getirilerek görüşmeleri sağlanmakta ve arabulucular oturumlara katılarak ve çözüm önerilerinde bulunmaktadırlar. Yani arabuluculuk yönteminde, arabulucu uyuşmazlığın taraflarını bir araya getirmekle kalmamakta; görüşmelere katılarak çözüm önerilerinde bulunmaktadır. Arabuluculuk yönteminin başarılı olması, tarafların sorunun çözümü konusunda istekli olmaktadır. Ayrıca arabulucunun her iki devletin gözünde de önemli bir yerinin olması, arabuluculuğun başarıya ulaşması için şarttır. Bu bakımdan, İran ile Suudi Arabistan arasındaki krizde, Rusya ya da Irak’ın her iki devlet açısından itibarı önemlidir. Nihayetinde hangi barışçıl çözüm yolu kullanılırsa kullanılsın, bu iki devlet arasındaki gerilimin bir an önce düşürülmesi, uluslararası barışın ve güvenliğin korunması için büyük önem arz etmektedir.


[1] http://www.hurriyet.com.tr/irandaki-suudi-arabistan-konsoloslugu-ve-elciligi-atese-verildi-40034942, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

[2]         http://www.theguardian.com/world/2016/jan/07/iran-accuses-saudi-warplanes-of-attacking-iranian-embassy-in-yemen, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

[3]             http://www.bbc.com/news/world-middle-east-35251917, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

[4]             Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Andlaşması, m. 22/1.

[5]             Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Andlaşması, m. 22/2.

[6]             PAZARCI Hüseyin, Uluslararası Hukuk Dersleri III, Ankara 2005, s. 87.

[7]           http://www.mynet.com/haber/dunya/iranin-hamleleri-sonrasi-suudi-arabistan-konsoloslugu-atese-verildi-2252206-1, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

[8]             PAZARCI, Uluslararası Hukuk, s. 414.

[9]             PAZARCI, Uluslararası Hukuk, s. 415.

[10]            BOZKURT Enver/ KÜTÜKÇÜ Mehmet Akif/ POYRAZ Yasin, Devletler Hukuku, Ankara 2012, s. 268.

[11]            PAZARCI, Uluslararası Hukuk, s.439.

[12]         http://www.dunyabulteni.net/ortadogu/351104/riyaddaki-iranli-diplomatlar-ulkesine-dondu, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

[13]          http://www.cnnturk.com/dunya/suudi-arabistandan-irana-sert-yaptirimlar, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

[14]       http://www.dunyabulteni.net/ortadogu/351104/riyaddaki-iranli-diplomatlar-ulkesine-dondu, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

[15]            Bu konudaki tartışmalar için bkz. PAZARCI, Uluslararası Hukuk, s. 441.

[16]            PAZARCI, Uluslararası Hukuk Dersleri III, s. 87.

[17]            PAUST Jordan J., "Self-Defense Targettings Of Non-State Actors And Permissibility Of U.S. Use Of Drones In Pakistan", Journal Of Transnational Law&Policy”, Vol: 19, Number: 2, s. 238; http://diplomacy.state.gov/discoverdiplomacy/diplomacy101/places/170537.htm, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

[18]            TUNÇ Abdullah, “Konsolosluk Baskını ve Uluslararası Hukuk”, http://www.ankarastrateji.org/yorum/konsolosluk-bask-n-ve-uluslararas-hukuk/, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

[19]            MRAZEK Josef, “The Right To Use Force In Self-Defence”, Czech Yearbook Of Public & Private International Law, Vol: 2, Year: 2011, s. 50.

[20]            http://www.haberturk.com/dunya/haber/1177611-iran-suudi-arabistan-jetleri-buyukelciligimizi-vurdu, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

[21]            http://www.hurriyet.com.tr/rusyadan-iran-ve-suudi-arabistana-arabuluculuk-teklifi-40035410, Erişim Tarihi, 7.1.2016; http://tr.euronews.com/2016/01/06/suudi-arabistan-iran-geriliminde-irak-arabulucu-olmaya-hazir/, Erişim Tarihi, 7.1.2016.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim