• BIST 97.713
  • Altın 144,219
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 17 °C

İstanbul Barosu’ndan Yeni ‘Terör Yasası’na Tepki

İstanbul Barosu’ndan Yeni ‘Terör Yasası’na Tepki
İstanbul Barosu, "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Göçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı"na yaptığı yazılı açıklama ile tepki gösterdi

İstanbul Barosu’nun resmi internet sitesi istanbulbarosu.org.tr’de yer alan açıklama ise şu şekilde;

“TERÖRÜN CESARETLENDİRİLİP ÖDÜLLENDİRİLMESİ VE TOPLUMSAL AYRIŞMANIN DERİNLEŞTİRİLMESİ KANUN TASARISINA ORTAK OLMAYIN!”

Başlığı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” olan, gerçekte terörün ödüllendirilmesi, terör örgütünün hoşnut edilmesi ve toplumsal ayrışmanın derinleştirilerek 1923 Cumhuriyetini ortadan kaldırmaya, ülkemizin bölünmesine teşebbüs niteliği taşıyan tasarı TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanmıştır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Cumhuriyetin tüm kazanımlarını, Anayasamızın ilk üç maddesinde belirtilen ve değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümlerini, üniter devleti, Devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı hedefleyen böyle bir kanun tasarısının hazırlanıp Cumhuriyeti kuran meclise getirilebilmesi ve görüşmesine başlanılması dahi başlı başına kabul edilemez, vahim bir gelişmedir. Şöyle ki:
1) Tasarı, Anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez ilk üç maddesi ile bu hususu hüküm altına alan 4.maddesine, 6,11,87,174 ve 175.maddelerine açıkça aykırıdır. Tasarı, terörü ve terör örgütünü yasallaştırmakta, hükümete Anayasaya aykırı olarak bir yandan sahip olmadığı yetkiler vermekte, öte yandan meclisin yetkilerini hükümete devretmekte ve böylece bir yetki gaspı öngörmektedir.

Gerçekten:

a) Tasarı, devletin şeklini, rejimini, üniter yapısını ve bölünmez bütünlüğünü değiştirmeyi hedeflemekle Anayasanın değiştirilemez hükümlerine aykırıdır. Üstelik Anayasa değişikliği ile dahi yapılamayacak olan bir düzenleme kanun ile yapılmaya çalışılmaktadır. Bu tür bir teşebbüs, TCK’nun 302.maddesinde düzenlenen devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu oluşturacağı gibi, 309.maddede düzenlenen Anayasayı ihlal suçunu da oluşturabilecektir. Burada CGK’nun cebir-şiddet unsurunu amaçsal yorumlayan ve siyasi gücün hukuksuz kullanımını da bu kapsamda gören içtihadını zikretmekte yarar vardır.

b) Bunun yanı sıra tasarı, bir tür af yetkisi vermek suretiyle Anayasanın 87.maddesi uyarınca sadece TBMM’nin uhdesinde olan bir yetkiyi Anayasanın bu maddesi ile 6 ve 11.maddesine aykırı olarak hükümete devretmekle bir yetki gaspını içermektedir.

c) Tasarının 4/2.maddesinde yer alan ve tasarı kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmayacağı yönündeki hüküm de gerek Anayasaya gerekse Türk Ceza Kanununa aykırıdır. Gerçekten özellikle cezai sorumluluk hiçbir kanuni düzenleme ile ortadan kaldırılamaz. Kaldı ki böyle bir sorumsuzluk hali öngörülmesi dahi, esasen tasarının sahiplerinin TCK kapsamında suç işlediklerini bildiklerinin bariz bir delilidir.

d) Nihayet tasarı, içeriği belirgin olmayan, muğlak hükümleri itibariyle de belirlilik ilkesine de aykırıdır. Özellikle “çözüm süreci” ifadesinden ne anlaşılması gerektiği, neleri kapsadığı, içeriği ve sınırları belirsizdir. 3.maddede Bakanlar Kuruluna verilen “çözüm sürecine ilişkin gerekli tedbirleri almak” kapsamında kastedilen “gerekli kararlar”, bunun içeriği ve sınırları nelerdir? Örneği bu, gerekli görülürse (!), özerklik ve bağımsızlığı, terör örgütü başı ve üyelerine af çıkarmayı kapsamakta mıdır? Aynı şekilde tasarının 2/a maddesinde belirtilen güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve “bunlarla bağlantılı” konularda atılabileceği söylenen adımlar neyi ifade etmektedir? 2/b maddesinde gerekli görülmesi halinde yurtiçinde ve yurtdışında temas, diyalog ve görüşme yapılabilecek kişi, kurum veya kuruluşlar hangileridir? Görüldüğü gibi bu belirsiz hükümlerle adeta TBMM devre dışı bırakılmakta, içeriği belli olmayan, tamamen hükümetin belirleyebileceği şekilde meclisin tüm yetkileri ve işlevi kül halinde hükümete devredilmekte, bir anlamda meclis ortadan kaldırılmaktadır. Bu ise Anayasaya ve hukukun temel ilkelerine, parlamenter demokrasiye tamamen aykırıdır. Üstelik TBMM dahi kendi kendisini devre dışı bırakamaz. Bu husus da Anayasanın 2, 6,7 ve 8.maddelerine aykırıdır. Nitekim Anayasamızın 6.maddesinin birinci fıkrasına göre egemenlik, kayıtsız şartsız meclise değil, millete aittir ve aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de Türk milleti egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır.

Şu halde TBMM dahi Türk milletinin kayıtsız şartsız sahip olduğu egemenlik yetkisini ancak gene milletin egemenliğinin en önemli ve somut göstergesi olan Anayasaya bağlı ve uygun olarak görev yapabilir.

2) Gerçi bu ad altında bugüne dek yaşananlar bunun esasen çözüm değil “çözülme” süreci olduğunu göstermektedir. Asıl amacın emperyalist planlar doğrultusunda üniter-ulus devletin, 1923 Cumhuriyeti’nin ortadan kaldırılarak devlet egemenliği altındaki toprakların bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır. 90 yıl önce uygulanması Milli Mücadele ile önlenmiş olan Sevr’in yeniden ve başka bir görünümle hayata geçirilmesi, terörün ve terör örgütünün yasallaştırılması, aklanması ve ödüllendirilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu yaklaşım toplumsal ayrışmayı derinleştirmekten, kardeşliği ve gerçek barışı daha da fazla dinamitlemekten başka bir işe yaramaz.

3) Ancak bilinmelidir ki, yasallık ile meşruluk iki farklı kavramdır. Hiçbir kanuni düzenleme (hele ki bu şekilde Anayasaya açıkça aykırı olan), terörü ve terör örgütünü meşrulaştıramaz, Türkiye’nin rejimini değiştiremez, toprak bütünlüğünü hedef alamaz. Buna, ulu Önder’in ifadesi ile Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı, yani Türk Milleti izin vermez. Anayasaya aykırı bu teşebbüsün hukuki hesabının da ergeç sorulacağını herkesin bilmesinde yarar bulunmaktadır.

4) Terörün sona ermesi ve barış herkesin ortak dileğidir. Ancak bu husus, teröre ve terör örgütüne taviz üstüne taviz vererek, terörü yasallaştırıp cesaretlendirerek, ödüllendirerek, devleti acze düşürerek, devleti ve toplumu terör ile tehdit eden küstahlık ve şımarıklığa boyun eğerek, silahların ve emperyalizmin güdüm ve gölgesinde olamaz. Türkiye bu sorunu emperyalizmin planlamaları dışında, kendi iç dinamikleri ve iradesi ile, Cumhuriyetin temel ilkeleri ve Anayasanın ilk üç maddesinden ödün vermeden, milli ve anti emperyalist bir bakış açısıyla, demokratik laik, sosyal hukuk devleti ışığında çözmelidir ve buna muktedirdir.

5) Buna karşılık anılan tasarı böyle bir içerik, özellik ve amaç taşımamakta, Ortadoğu’ da sınırları yeniden belirleme senaryosunu yürürlüğe koyan küresel emperyalizmin bir dayatması olarak taşeron rolünü üstlenen siyasi iktidarca kendi günlük siyasi çıkarları da dikkate alınarak uygulamaya konmaktadır. Türkiye sözde bir barış ve içeriği ne olduğu belli olmayan bir “açılım” süreci ile hızla bölünmeye, kamplaşmaya, kaosa ve etnik-mezhepsel bir boğazlaşmaya sürüklenmektedir.

Bunun etnik kökeni ve mezhebi ne olursa olsun hiçbir vatandaşımıza yararı yoktur, olamaz. Bu bir yıkım ve kardeşi kardeşe düşman etme projesinin TBMM eliyle meşrulaştırılarak siyasi iktidara nefes aldırma adımıdır ve vahim sonuçlara yol açacaktır.

6) Bu çerçevede İstanbul Barosu olarak hangi partiye mensup olursa olsun tüm milletvekillerini, ettikleri yemini hatırlamaya, bu suça ve vebale ortak olmamaya, ülkeyi bölmeye, terörü ödüllendirmeye teşebbüs eden kişiler olarak geçmemeye, sadece milletin vekili olmaya çağırmayı, tarihsel bir görev kabul etmekteyiz. Aksi halde Türk Milletine, tarihe ve çocuklarınıza karşı hesabını veremeyeceğiniz ağır bir vebalin ortakları olmanız kaçınılmazdır.

Çözüm, Mustafa Kemal Atatürk’ü rehber belleyip Cumhuriyetin temel ilkeleri ve tam bağımsızlık ülküsü içinde, eşit yurttaşlık, bir millet olma bilinciyle etnik köken ve mezhebi ne olursa olsun ortak bir aidiyet duygusu ile laiklik, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda, davranarak emperyalizme direnmekten, yeniden dayatılan Sevr’ in bir kez daha kararlılıkla reddedilmesinden ibarettir.

Türk milletinin bu emperyalist oyunu bozarak kardeşliğine, birliğine, toprak bütünlüğüne, Cumhuriyetine, devletine, geleceğine sahip çıkacağına inancımız tamdır. İstanbul Barosu olarak şartlar ne olursa olsun bu yönde kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha ifade etmekteyiz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim