• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -2 °C

İstinafı Bekleyen Tehlikeler!

İstinafı Bekleyen Tehlikeler!
Gaziantep İstinaf Mahkemesi üyesi Hakim Necati Daştan'nın sitemizin forum bölümünde paylaştığı ve 20 Temmuz 2016 günü faaliyete geçecek olan istinaf mahkemelerini bekleyen tehlikeleri ayrıntıları ile irdeleyen yazısı aşağıdadır.

İSTİNAFI BEKLEYEN TEHLİKELER

ÖZET

İstinaf, teknik manada ve mahiyeti itibariyle adaleti iyileştirecek ve adalete olan güveni artıracak bir sistem. Bunda kuşku yok. Lakin  bu, ancak sistemin çok iyi işletilmesi ve alt yapısının çok sağlam kurulması ile mümkün olabilir.. Mevcut durumda alt yapısı güçlendirilmeden faaliyete geçirilecek olan istinaf, beklenen faydayı vermeyebilir. Üstelik bu durum adalette kısa vadede giderilmeyecek hasarlar oluşturabilir.

GİRİŞ

Türk adaletini yeniden formatlayacak olan istinaf müessesesi kapıda. Peki adalet adına bizleri neler bekliyor? Olası yol kazalarına karşı önlemler için sisteme yakından bakmaya çalışalım.

1-İstatistiklere baktığımızda örneğin 2013 yılında Yargıtay’a hukuk ve ceza olarak toplam 520 bin dosyanın geldiği görülüyor. 2016 yılından itibaren nasıl bir tablo ile karşılaşacağımızı henüz bilmiyoruz. Lakin iyimser bir gözle yılda 600 bin dosyanın geleceğini varsayabiliriz.

Şu anda istinaflar için 217 daire kurulmuş durumda. Bu verilerle 2016 yılı itibariyle 600 bin dosyanın istinafa geleceği düşünülürse daire başına 3000-4000 dosyanın gelmesi tahmin ediliyor. Bu sayının ideal bir yargılamayı nasıl temin edeceği ise düşündürücü. Bir hakimin yılda 3000-4000 dosyayı sağlıklı inceleyip karara çıkarması ne kadar mümkün olabilir? Dosyaların hakimlere bölüştürülmesi ise heyetli bir mahkemeyi anlamsız kılacağı için şimdilik kırk katır mı kırk satır mı ikileminin kapıda olduğu anlaşılıyor...

2-1000 in üzerinde Yetişmiş birinci sınıf hakimlerin istinafa gönderilmesi ile alt derece mahkemelerinde mutlak bir zafiyetin meydana gelmesi kaçınılmaz hale getirebilir. Bu takdirde istinafa giden iş yükünde beklenenin üzerinde bir artış yaşanabilir... Şayet alt derece mahkemelerindeki acemiliğin doğurduğu hataların da dosyalara yansıdığı düşünülürse istinafa binecek yükün zamanla kartopu misali daha da ağırlaşacağı anlaşılıyor. Zira istinaf mahkemesindeki bozma oranının onama oranından fazla olması halinde bu sistemin çökmesi kaçınılmaz olur.

Bu nedenle sistemin normal işlemesini bekliyorsak onama kararlarının daima bozmadan fazla olmasını temin etmek gerekiyor. Bu da sistemin daha da güçlendirilmesini zorunlu kılıyor. Yani alt derece mahkemelerinin bir uzmanlaşmaya gitmesi ve niteliklerinin artırılması bir zaruret. Mevcut durumda hukuk ve ceza ayrımının dahi yerleşemediği bir teşkilatta uzmanlaşmanın kısa sürede tesisi ise kolay değil..

İstinafta tetkik hakimliği müessesesi olmadığı ve dosya üzerinden yeniden yargılama yapıldığı için tüm yükü istinaf üyelerinin çekeceği bir hakikat. Bu durumu yakından görmek için bugünkü iddianame müessesesine bakmak gerek. Bu tablo bize istinafla ilgili sağlıklı bir tahmin yapmamızı temin edebilir.. Şayet iddianamenin iadesi müessesesi olmamış olsaydı çok daha niteliksiz iddianamelerle yargı çıkmaza sokulabilirdi. (Zira iade müessesesi getirilmeden önce sadece şikayet  dilekçesi ve nüfus kaydı ile açılan iddianamelerle yargı mercileri karar vermek için yıllarını harcıyordu..) Ancak istinaf sisteminde dosyayı mahkemeye geri göndermek mümkün olmadığından şayet bir kanun değişikliği yapılmazsa sistemin ölü doğması kaçınılmaz olur.. Zira şu anda savcılıklardaki gibi (nasıl olsa mahkeme bu eksiği bulur araştırır mantığı ile) alt derece hakimleri nasıl olsa istinaf bu eksiği bulur tamamlar anlayışı ile dosyalar gelişigüzel karara çıkarılabilir ki bu durumda zorunlu olarak not sisteminin devreye konulması gerekecek. Bu da adaleti yüksek mahkemeye bağımlı hale getirecek ki daha önceki yıllarda olduğu gibi Yargıtayı tek hukuk belirleyici konuma dönüştürdüğü gibi istinafı mahkemeler üzerindeki demoklesin kılıcı haline getirebilir.

Bu durum ise uzun vadede istinafı sancılı bir sürece sokabilir..  Zira daha önce Yargıtay tek bir birim olduğu için içtihat birliğinin oluşması mümkün idi. Şimdi ise 7 adet istinafta içtihat birliğinin oluşması mümkün gözükmüyor..

Mevcut durumda bir dairede 3 üye olduğu dikkate alınırsa Bu takdirde bir ya da iki üyenin yıllık izin kullanması raporlu olması vs. gibi durumlarda dairelerin büyük bir çıkmaza girmesi kaçınılmaz olabilir. Bu da ileri ki yıllarda dairelere bir üyenin daha atanması zaruretini ortaya koyacak gibi. Bir başka ifade ile 217 yeni üye demek.. Yeni daireler ve yeni istinaflar kurulmamış olsa dahi şu an ki kadro eksikliğini tamamlamak zor gözüküyor. Kuradan geleceklerin teşkilatı rahatlatması için en az 5 yıllık bir zamana ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Zira birinci sınıf bir hakimin boşluğunu kuradan gelen yeni 3 hakimle dahi doldurmak mümkün değildir..

3- Bu nedenle acilen yaz kararnamesi ile yaklaşık 1000-1500 hakimin üst bölgelere kaydırılmasını temin edecek şekilde küçük adliyelerin kapatılması düşünülmelidir.

Bir başka sorun ise hakim atamaları ile ilgili mevcut durumda nisan itibariyle istinafa atanan hakimler fiilen kendilerini istinaf hakimi olarak gördüklerinden ve beklenmeyen tayinin getirdiği pek çok güçlük nedeniyle mevcut mahkemelerdeki işlerin aksaması beklenebilir. Bu ise yargıyı fiilen 4-5 ay atalete terk etmek demektir... Atama tarihi ile göreve başlama tarihi arasındaki dosya İstatistiklerine bakılırsa bu durum çok rahatlıkla görülecektir. Doğru olan iki kararnamenin de aynı anda çıkarılması idi.. Yani istinafa giden hakimin yerine bir başka hakimin derhal görevlendirilmesi idi..

Yukarıda bahsi geçen sorunları en aza indirmek adına Şahsen önerimiz şu olurdu. İstinaflar hayata geçirilmeden önce bir pilot bölge ile sistem 3 -5 yıllık bir teste tabi tutulabilirdi. Samsun veya Ankara istinaf mahkemeleri bunun için model olabilirdi. 3 yıllık bir sürenin sonunda elde edilen veriler ışığında sistemin nasıl rehabilite edileceği tartışılabilir ve eksiklikler giderilebilirdi. Acizane henüz zamanın geçtiğini düşünmüyoruz. Halen bir yasa değişikliği ile tek bir bölgenin açılarak pilot bölge olarak faaliyetinin yürütülmesinin yerinde olacağını düşünüyoruz. Tüm sistemin çökmesinden ziyade bir bölgenin çökme ihtimali tolore edilebilecek bir durumdur. Böylelikle sistemin eksik ve zayıf yönleri tespit edilerek hızla önlem alınabilir. Mevcut durumda sistemin çökmesi halinde yargıyı toparlamak 5 yılı bulabilir.  Bu durumun adalete olan güveni sıfırlayacağı ise yüksek bir ihtimal.

Bunun yanında bölgesel istinafın pratikte hiçbir faydasının olmadığı dikkate alınırsa  tüm istinafların Ankara’da toplanması mümkün olduğu gibi yalnızca üç büyük şehirde(ANKARA İSTANBUL İZMİR) de toplanabilir. Zira posta ile gönderilen dosyanın Antalya’da incelenmesi ile Ankara’da incelenmesinin hiçbir farkı olmayacaktır. İstisnaen duruşmalara giden taraflar yönünden ise çoğu kez Ankara’ya gitmek, diğer illere gitmekten daha kolay ve daha az zahmetli olabilir.. Bu durum ise zaten istisnaları barındırdığından atılan taşın ürkütülen kurbağaya değip değmediği tartışılır olmuştur. Bunun en büyük kolaylığı daire sayısı yeteri kadar fazla olacağından uzmanlaşmanın tesisi mümkün olacak ve içtihatların tek merkezden oluşması temin edilecekti..

Örneğin Erzurum’da 11 daire kuruldu.. Dava sayıları dikkate alındığında gerek hukuk gerek ceza yönünden Dairelerin dava türüne göre ayrılması imkansız olduğu için uzmanlaşmanın da teminin mümkün olmayacaktır. Bu da işlerin aksamasına neden olabilecektir. Zira Yargıtay bu boşluğu yetişmiş tetkik hakimleri ile kısmen dolduruyordu Ortaya çıkacak tablonun iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Talebi olmaksızın atanan hakim savcıların pek çoğunun ailelerini yeni görev yerine götüremeyeceği hususunun motivasyonu ve çalışma verimliliğini düşürecek olmasını da ayrıca göz ardı etmemek gerek.. …

1200 hakimin oluşturduğu boşluğu doldurmak için alt bölgelerden yapılacak takviyeler yetersiz kalırsa ne yapılacaktır. Bu sorunun cevabı henüz verilmemiştir.. ki yargıyı en çok düşündüren husus budur. Kanaatimizce istinaflar için düğmeye basıldığında kenarda en az 1000 hakimin olması gerekirdi. Teşkilatta haddinden fazla küskün hakim varken yeni ortaya çıkan küskünlerle sistemin nasıl sağlıklı yürüyeceği ise bir muamma.

Sistemi rahatlatmak adına bir takım basit davaların BİM (Bölge İdare Mahkemesi) lerde olduğu gibi heyetli mahkeme yerine tek üye ile yürütülmesi dahi gündeme gelebilir ki bu uygulama, yargı sistemini en çok rahatlatacak bir unsurdur. Zira bugün heyetli bir mahkeme tarafından bakılmasının gerçekten israf sayılacağı binlerce dava dosyası vardır örneğin alkollü araç kullanmak eşe karşı yaralama ,hakaret vs..

Adli sistemi rahatlatmak istiyorsak öncelikle gereksiz işleri mahkemelerden ayıklayarak(uzlaşma yeniden ve rasyonel olarak ele alınmalı ve pek çok dava mahkemeye getirilmeden  çözümlenmeli vs) işe başlamak gerek. Bu tür davaların ayıklanması ile yargı asgari olarak % 30 oranında bir rahatlama sağlayabilir. Bunun yanında bazı küçük hataların yerel adliyelerde giderilmesi yoluna gidilebilir. Örneğin hakim bir karar veriyor iki gün sonra hatasını fark ediyor ancak hata küçük dahi olsa karara müdahale edemiyor. Hükme dokunamıyor yani o hatayı düzeltemiyor. Bu dosya Yargıtay’a gidiyor uzun bir yargılama faaliyetinden sonra bozularak aynın mahkemeye geliyor . Bu, hem zaman yönünden, hem emek yönünden büyük bir kayıp . Bu gibi durumlarda hakimin talebi halinde aynı adliyedeki bir başka mahkemeden(koordinatör hakim de olabilir. Bkz aşağıda) bu hataların giderilmesi istenebilir. Bu takdirde bir hatanın düzeltilmesi için 2 yıl beklemek yerine bir aylık sürede bu hata düzeltilebilmesi adaleti büyük oranda hızlandırabilir.

Ayrıca hakim adaylarının yetiştirilme sisteminin tamamen değiştirilmesi gerekiyor. Mevcut durumda hakim adayları hem yetişip tecrübe kazanmaları mümkün olmazken hem de mahkeme ve savcılar bu adaylardan istifade edemiyorlar. Ancak 3 yıl veya 5 yıl sürecek bir hakim yardımcılığı müessesesi hem adayların her yönden(mesleki, ahlaki, sosyal ve psikolojik ) daha iyi yetişmelerini temin edecek hem de mahkemelerdeki iş yüküne katkısı olacağından çift yönlü bir fayda elde edilecektir. Bunun için özel staj mahkemelerinin kurulması zarurettir.

Bir diğer alternatif husus, koordinatör hakimliktir. Bazı mahkemelerdeki iş yükü zaman zaman tıkanabilmektedir. Örneğin Kayseri adliyesinde 16 tane asliye ceza mahkemesi var. Bunlardan bir tanesi koordinatör hakim olarak belirlenirse tüm mahkemelerin gidişatından öncelikle bu hakim sorumlu olmalı. Koordinatör hakim mahkemeye gelen stajyer hakimlerin yetişmelerinden hangi adayın hangi mahkemede staj yapması gerektiğinden biriken işlerin nasıl azaltılacağına kadar genel sorumluluğun bu hakimde olması gerekir. Bazı dosyalardaki küçük hataların Yargıtay veya istinafa gönderilmeden düzeltilmesi koordinatör hakimler tarafından yapılabilir.. Bunun yanında performansı düşük olan hakime bu durumun mutlaka yansıtılmasının yoku açılmalıdır. Aksi halde motivasyonu sağlamak zor olacaktır kanaatimce...

TÜRK ADLİ SİSTEMİNİN KRONİK SANCILARI

Türk adaletinin en büyük sorunu kaynakların verimsiz kullanılması ile denetimsizlik ve emeğe saygının olmayışıdır. Yapılan denetimler sadece günü kurtarmaya yöneliktir. Teftiş sisteminin yetersizliği sistemin bütününe zarar vermektedir.. Zira sistem, emeği değil kıdemi baz almaktadır. Şöyle ki hasbelkader 12 yılda birinci sınıf ünvanını bir kez elde etmiş bir hakim ya da savcı, kalan 15-20 yılını verimsiz de geçirse aldığı özlük haklarında ve sosyal statüsünde herhangi bir değişiklik meydana gelmiyor..Bu ise verimli çalışanlar için negatif bir motivasyon.

Bunun yanında adaletin denetimi objektiflik kriterlerden uzak ve adalete olan güveni-katkıyı hedeflemeyen bir denetim sistemidir..  Örneğin bir başsavcı, emrindeki 20 savcıdan bir savcısını korumak istese ona sadece en kolay görevlerden olan talimat evrakı işini verse (işin mahiyeti gereği zaten o işte hata yapılması mümkün olmadığından) o savcının ceza alması ve terfi etmemesi gibi bir hadise söz konusu olamaz. Diğer yandan infaz işi, soruşturma veya cezaevi gibi savcının her an hata yapıp yargılanma ihtimali olan bir görevi ifa eden savcı ise riske göre ücret almadığından bu görevi yapmak istememekte ve bu tür görevlerden kaçışlar yaşanmaktadır. Oysaki aslolan risk ve emeğe göre ücretlendirme sistemidir. Bir başka ifade ile nimet külfet dengesinin temin edilmesidir.. Ancak  sistem pek çok yönden denetimi yine amirlerin insiyatifine bıraktığından objektiflikten söz edilememektedir. Bu durum emeği ve çabayı değil hatırı ve sosyal-ideolojik yakınlığı beraberinde getirmektedir...

Kaynakların verimsiz kullanılması ise adli teşkilat içindeki davalarda nitelikli niteliksiz ayrımı yapılmadığından bazen en yetişmiş hakim en basit davalara bakarak enerjisini harcamakta bazen ise en tecrübesiz bir hakim/ savcıya en nitelikli davalar düşebilmekte ve hatalar birbirini takip etmektedir... Sistem bugün adeta kendi kendini öğüten bir değirmen halindedir ne yazık ki. Sistem mesleğin en verimli çağında emekli olan hakimleri kendi içinde tutmaktan acizdir. İnsanlar 25 yılını doldurunca beklemeksizin emekliliğe ayrılmaktadır.(Bu konuda Adalet Bakanlığından  emeklilik istatistikleri istenebilir) Oysaki yetişmiş bir hakimin boşluğunu 3 yeni hakimle doldurmak mümkün olamaz.. Zira adalet işi keyifli bir iş olmaktan çıkarılmış adeta mensuplarına eziyet veren bir iş  haline getirilmiştir..

Diğer bir sorun kürsünün cazibe merkezi olmaktan çıkarılmış oluşudur. Şöyle ki bugün 1. Sınıf bir hakime müsteşar maaşına endeksli bir ücret ödeniyorsa bu ücretin mantığı onun adli bir görev(yargılama görevi) üstlenmesinden kaynaklanıyor. Ancak adli görevi ifa etmeyen idari görevde bulunanlar da aynı ücreti almaktadır. Yani benzer görevi yapan başbakanlıktaki bürokrat 5 bin TL maaş alırken aynı işi yapan adalet bakanlığı bürokratı 10 bin Tl maaş almaktadır ki bu dahi kamudaki bir başka dengesizliği ortaya koymaktadır. Üstelik idari görevde olmak adli teşkilat içinde her zaman güvende olmak demektir. Kürsü de olmak ise ateşin önünde olmak gibidir.(Ekte ayrıntılar anlatılmıştır). Haliyle çoğunluğun tercihi kürsü değil, idari göreve kaçış olmaktadır. Sadece adaleti bir ideal olarak benimseyenler kürsüden ayrılmak istememektedir ki bu oran ise çok düşüktür.. Bu da adaletin mutfağı olan kürsüyü zayıflatmaktadır.

Kanaatimizce yargı görevi yapanların sosyal ve özlük hakları idari görev yapanlardan daha cazip hale getirilmelidir. Ayrıca yapılan görevin riskine ve harcanan emeğe göre bir ücret derecelendirilmesi getirilmelidir. Yani yapılan işin mahiyetine uygun olarak nispi tazminat müessesesi getirilmelidir. Aksi takdirde nitelikli yargıçların nitelikli görevlerden uzaklaşarak idari görevlere sığınması ile adaletin işleyişindeki bu tıkanıklık ilanihaye devam edecektir. (Not: Adli teşkilat hakkında bilgi alınacak kaynakların tamamı idari personel olduğundan bu konuda sağlıklı bir bilgi akışı temin edilemeyebilir..)

SONUÇ.

Ülkemizde kervan yolda dizilir mantığı geçerli olduğu için süreçte neler yaşanacağını bugünden öngörmemiz çok zor gözüküyor. Bendeniz acizane sadece yaşanması muhtemel sorunlara şimdilik  parmak basmaya çalıştım. Yeterli kadro olmaksızın bu sistemi kurmanın getireceği sorunların adaletin tesisine nasıl bir etki yapacağını ise şimdiden tahmin edemiyoruz. Bu nedenle öncelikle istinaf atamalarının bir müddet ertelenerek sadece tek bir pilot bölge uygulamasına geçilmesinin süreçte görülecek hataların giderilmesi için sistemi güçlendirecek adımlar atılarak sistemin daha sağlıklı yürütülmesinin katkı sağlayacağına inanıyorum..

Bunun yanında alt derece mahkemelerini güçlendirmeksizin kurulacak istinafın kollektif adalete fayda vermeyeceğini ve zaten adalete güvensizliğin dip noktada(% 16) olduğu bir dönemde güveni daha da aşağılara çekeceğini tahmin ediyoruz. Bu nedenle hakim yardımcılığı müessesi ile koordinatör hakimlik uygulamasının hayata geçirilmesinin yerinde olacağını bildirir.

Adalete inanmış gönüllere Saygılar sunarım..

Necati DAŞTAN.
KAYSERİ HAKİMİ

(GAZİANTEP İSTİNAF HAKİMİ)

Hukuk Medeniyeti 
 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim