• BIST 90.383
  • Altın 145,141
  • Dolar 3,6152
  • Euro 3,9060
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 18 °C

İSTİNAFIN YETKİ ÇERÇEVESİ VE MUHTEMEL SORUNLARI

Prof. Dr. Ersan ŞEN

20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle Türk Yargısı’nda yerel mahkemeler ile temyiz arasında yer alacak bölge adliye mahkemeleri (BAM) yargı yetkisini kullanmaya başlayacak ve böylelikle sistemde önemli değişiklikler gündeme gelebilecektir.

Şu an ne yazılıp çizilirse çizilsin, BAM’lar faaliyete geçmeden neyin ne olacağı, ne gibi yarar ve zararları, eksikliklerin gündeme geleceği bilinemez. Bunların yaşanarak ve tecrübe ile öğrenilebileceğini düşünmekteyiz.

“Kanuni hakim güvencesi” başlıklı Anayasa m.37’nin açık ve emredici hükümleri karşısında BAM’ların hangi dosyalara bakabileceği, yürüyen davalardan hangilerini görebileceği, savcılık aşamasında olan soruşturma dosyaları ile yeni başlayan davalardan, henüz bitenlerden, Yargıtay’da Başsavcılıkta, dairede veya genel kurullarda bekleyen hangi dosyalara BAM’ların bakacağı, Yargıtay’ın dosyaları gönderip göndermeyeceği, kararları bozulan dosyaların yerel mahkemelere döndükten sonra verilen kararların nereye gideceği, ortaya çıkabilecek çifte standardın ve farklı uygulamaların “eşitlik”, “kanuni hakim güvencesi” ve “dürüst yargılanma hakkı” ilkeleri karşısında nasıl anlaşılıp değerlendirileceği, Anayasa m.37/2’de yer alan “Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.” hükmü karşısında, BAM’ların faaliyete geçmesinden önce işlenen suça konu olabilecek fiillerden dolayı yetkili kabul edilmelerinin Anayasanın bu hükmünü ihlal edip etmeyeceği, her ne kadar BAM’lar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile 2005 yılında yürürlüğe girip 2007 yılında faaliyete geçmesi öngörülse, olağanüstü mahkemeler olarak kabul edilmeseler de, en azından ayrı bir yasal düzenleme olmadıkça faaliyete geçmelerinden önce işlenen eylemler ile tasarrufların yargılamalarında yetkili olamayacakları, en kısa sürede çözüme kavuşturulup cevaplandırılması gereken soru ve sorunlar olarak karşımızda durmaktadır. Kanun koyucu ve/veya uygulama; hukukun evrensel ilke ve esaslarını gözeterek, Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun görev ve yetki ile ilgili kuralları uyarınca hangi dosyalara BAM’ların ve Yargıtay’ın bakacağını bir an önce netleştirmeli ve bu konuda çifte standarda, farklı uygulamalara, adaletsizliklere sebebiyet verebilecek sonuçların önüne şimdiden geçmelidir.

Hangi Kararlara Karşı İstinaf Yoluna Gidilebilir?

1- İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir.

2- Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararlarına karşı hükümle birlikte istinaf yoluna gidilebilir. Bu nedenle, mahkemelerin ara kararlarına karşı ve başka kanun yolu, örneğin itiraz kanun yoluna açık bırakılan (örneğin, tutuklama veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı) doğrudan istinaf kanun yoluna gidilemez.

Bölge Adliye Mahkemesince Re’sen İncelenecek Kararlar

1- 15 yıl ve daha fazla hapis cezalarına (tek suç yönünden 15 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektirmesi durumunda) ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemeleri tarafından re’sen incelenir (CMK m.272/1).

Hangi Kararlara Karşı İstinaf Yoluna Başvurulamaz

1- Hapis cezasından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere; 

3.000 TL dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerine karşı,

Üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adli para cezasının gerektiren suçlardan beraat hükümlerine karşı, ha

Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere karşı,

İstinaf yoluna başvurulamaz. Bu kararlar dışında kalan yerel mahkeme kararlarına karşı istinaf yolu açıktır.

Hangi Kararlar Temyiz Edilebilir?

1- Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma kararı dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.

2- Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararları da hükümle beraber temyiz olunabilir.

Hangi Kararlar Temyiz Edilemez?

1- Bölge adliye mahkemelerinin, ilk derece mahkemeleri tarafından verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair verdiği kararları,

2- Bölge adliye mahkemelerinin, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan kararları,

3- Bölge adliye mahkemelerinin, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin verdiği her türlü kararları,

4- Bölge adliye mahkemelerinin, ilk derece mahkemelerinin adli para cezasını gerektiren suçlarla ilgili verdiği hükümlere ilişkin verdiği her türlü kararları,

5- Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,

6- On yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,

7- Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,

8- Yukarıda sayılanlarda gösterilen sınırlarda kalmak kaydıyla, gösterilen cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren BAM kararları,

Temyiz edilemez.

Belirtmeliyiz ki, burada 8. maddede yer verdiğimiz ve CMK m.286/2-h’de yer alan hükmün pek anlaşılmadığı, esasında ilk 7 bentte sayılanların zaten temyiz yasağı kapsamında olduğu, bu kapsamlardan birisine girmesi şartıyla, bir hükümde bu bentlerde birden fazlasına uyan kararların da kendiliğinden temyiz yasağında kaldığının kabulü gerekirdi. Bu sebeple, CMK m.286/2-h’nin gereksiz olduğu söylenebilir. Eğer bu hükmün başka bir anlamı varsa, anlaşılır şekilde açıklanıp tanımlanmaya ihtiyaç olduğunu ifade etmek isteriz.

Muhtemel Sorunlara İlişkin Değerlendirme

1- İstinaf kanun yolunda ceza yargılamasının esası olan sözlü usulün terkedilip yazılı usule bağlanması, sürekli bir dilekçe sunma süreci ve süresinin öngörülmesi isabetli olmamıştır. Çünkü ceza yargılaması, bir iş mahkemesi veya özel hukuk uyuşmazlığı değildir.

2- CMK m.280/1-b’nin “veya kendi yargı çevresi içinde uygun göreceği bir mahkemeye gönderir” ibaresi, “tabii hakim ve mahkeme” ilkesi açısından sorunlu görülebilir. Gerçi benzer hüküm eski temyiz kurallarında da vardı, kullanılmazdı. Bu konuda objektif ve öngörülebilir kriterler ortaya koyulmalı, istikrarlı bir uygulama ile bozulan kararın hangi gerekçelerle kendi mahkemesine değil de başka bir mahkemeye gönderileceği hususu netleştirilmelidir.

3- Temyizde sebep ve maddi vakıa ile kısıtlılığın isabetli olmadığını düşünüyoruz. Olağanüstü kanun yolu için mümkün olabilecek bu uygulamanın, bir özel hukuk uyuşmazlığını görmeyen ceza yargılamasının olağan kanun yolu aşamasında öngörülmesini Kamu Hukuku anlayışı ile de bağdaştırmamaktayız. Bozma sebebi varsa ve zamanında gösterilmemişse bile, temyiz mercii olan Yargıtay bu aykırılığa gözünü kapayamaz.

4- CMK m.280’in lafzından, ilk derece mahkemesinin hükmünün hukuka kesin aykırılık içermesi durumunda duruşma yapılmaksızın bozulacağı anlaşılmaktadır. Bazı durumlarda hukuka kesin aykırılığın varlığı ciddi ve önemli tartışmaları gerekli kılabilir. Bu sebeple, avukatların bu hususları sözlü olarak dile getirmelerini engellemeye yönelik duruşma öngörmeyen düzenlemenin olumlu olmadığını düşünmekteyiz.

5- CMK m.281/1’in son cümlesinin sorunlu olduğu görülmektedir. Çünkü hükümde; tutuksuz sanığın başvurusu üzerine açılan yargılamaya gelmemesi, davanın reddi için bir sebep olarak gösterilmiştir. Hükümde “müdafi” ibaresine yer vermemesi ve aşırı şekilci biçimde sanığın huzurda hazır bulunmasının aranması ceza yargılamasının amacı ile örtüşmemiştir. Maalesef bu düzenleme Özel Hukuk hükmü niteliği taşımaktadır.

6- CMK m.275/2’de öngörülen gerekçe yazma süresine, uygulamada hangi mahkemenin ne kadar uyabileceği ciddi bir merak konusudur. Burada öngörülen sürenin gerçekçi olmadığını ve bu hükmün de, CMK m.232/3’de yerel mahkemeler için öngörülen 15 günlük gerekçeli kararı yazıp dava dosyasına koyulmasını emreden hüküm gibi uygulanma kabiliyeti kazanamayacağını ifade etmek isteriz. 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim