• BIST 83.037
  • Altın 147,024
  • Dolar 3,7684
  • Euro 4,0483
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara -2 °C

İzmir Barosu Başkanı: "Kapatılan Dosyalar Yeniden Açılabilir"

İzmir Barosu Başkanı: "Kapatılan Dosyalar Yeniden Açılabilir"
İzmir Barosu Başkanı Av. Aydın Özcan, "Türkiye de bir hukuk düzeni ve disiplini kalmadığından hiçbir şey için kesin konuşmak doğru olamaz bu nedenle kapatılan dosyaların açılmaması için hiçbir neden yoktur." dedi.

İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan, Hukukihaber.net sitesinden Mehmet Ali Ay'a verdiği röportajda, "Türkiye de bir hukuk düzeni ve disiplini kalmadığından hiçbir şey için kesin konuşmak doğru olamaz bu nedenle kapatılan dosyaların açılmaması için hiçbir neden yoktur. Uluslararası mahkemeler, uluslararası güçlerin etkisinde olduğundan bu güçler istedikleri zaman istedikleri dosyaları, istedikleri bir uluslararası mahkemede gündeme getirebilirler. Yeter ki o güçlerin çıkarları bu yolu seçmeyi istemesin."şeklinde konuştu.

İşte o röportaj

Yolsuzluk operasyonlarından” sonra yargıya müdahale yapıldığını düşünüyor musunuz? Son bir yılda yürütme ve yargı arasında ne tür birliktelik veya ayrılıklar yaşanıyor?

Yürütme, sanki mutlak monarşi dönemlerindeymişiz gibi her şeye hakim olmaya ve yüzyıllar boyu insanlık tarihinin bir mücadele abidesi sonucunda kazanılmış bulunan kuvvetler ayrımı felsefesini yok saymaya devam eden eylemlerde bulunuyor. Yürütme her şeye hakim olma hırsı ve hefesiyle evrensel hukukun temel ilkelerini yok sayıyor ve bütün STK'ların uyarılarına rağmen her kuruma kendisinden olanları getirme çabasını ve uygulamasını artırarak uygulamaya komaya çalışmakta ve hukuken  çok tehlikeli bir noktaya doğru gitmektedir.

Türkiye’de hukuk nasıl bir hal aldı? Hukukun Üstünlüğü, Üstünlerin Hukukuna mı evriliyor?

Kesinlikle iktidarın hukukuna doğru bir gidiş göstermektedir ki bunu baroların kabul etmesi mümkün değildir. Çünkü Avukatlık kanunu 76 maddesi barolara insan hakları ve hukukun üstünlüğünü savunma görevini vermektedir. Hukukun üstünlüğü kavramı evrensel bir kavram olup ülkeden ülkeye veya iktidardan iktidara değişemez. Modern demokrasilerde İktidarlarında güçleri sınırlandırılmaktadır, bu sınırların da çerçevesini insan hakları ve hukukun üstünlüğü çizmektedir.

"Son zamanlarda yapılanları bir hukukçunun anlaması mümkün değil" diyerek  7 ay önce hukukçu olmaktan neden istifa ettiğini söyleyen  eski İstanbul Barosu Başkanı Prof. Yücel Sayman’ın bu tepkisini bir Baro Başkanı olarak nasıl değerlendirirsiniz?

Doğaldır ki yıllarını hukukun gelişmesine adamış bir hukukçunun son dönemlerde hukuk adına yapılan hata ve taraflı uygulamaları kabul edip sineye çekmesi olası değildir. Sayın Sayman da bir hukukçuya yakışanı yapmış yıllarca hep en üstte tutmaya çalıştığı hukuk çıtasının aşağılara düşürülmesine tepki gösterme gibi asil  bir davranış içerisine girmiştir.

Sizce “Darbe” suçlamasıyla kapatılan yolsuzluk dosyaları yeniden açılır mı?

Türkiye de bir hukuk düzeni ve disiplini kalmadığından hiçbir şey için kesin konuşmak doğru olamaz bu nedenle kapatılan dosyaların açılmaması için hiçbir neden yoktur.

Sizce Uluslararası mahkemelerde bu dosyaların bir karşılığı var mıdır?

Uluslararası mahkemeler, uluslararası güçlerin etkisinde olduğundan bu güçler istedikleri zaman istedikleri dosyaları, istedikleri bir uluslararası mahkemede gündeme getirebilirler. Yeter ki o güçlerin çıkarları bu yolu seçmeyi istemesin.

Yolsuzluk operasyonundan sonra kurulan ve partili olduğu tartışmalı isimlerin atandığı Sulh Ceza Hakimliklerinin süper yetkilerle donatılması nasıl yorumluyorsunuz?

Dünyada var olan hukuk sistemleri içerisinde bir gecede değiştirilen böyle bir uygulama bulunmamaktadır.  Bizim de içerisinde bulunduğumuz kara Avrupa hukuk sisteminde iş bölümü olarak kurulmuş bulunan ve 6 aya kadar ceza verilebilen suçlara bakan sulh ceza mahkemeleri kaldırılarak asliye cezalarla birleştirilmesi ve sadece belli görevleri olan ve eski sorgu hakimlikleri gibi işlevleri olan mahkemelerin kurulmaları sistematiğe ters düşmektedir. Bu kadar sisteme aykırı bir uygulamanın yapılmasının muhakkak iktidar lehine bir düşüncesi bulunmaktadır diye düşünüyorum.

17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet, TIR, Suriye, Soma, Meclis Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu ifadeleri  gibi bir çok soruşturma ve davaya getirilen yayın yasaklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İleri demokrasi getiriyoruz diyerek, sonra da her olaya yayın yasağı koymak pek mantıklı olmasa gerek, yayın yasağı toplumun haber almasını ve dolayısı ile bilgilenmesini ve sonuçta da karar vermesini etkileyeceği için açık toplumlarda ve gerçek demokrasi ile yönetilen ülkelerde pek uygulanan bir yöntem değildir. Bu yayın yasağı uygulamalar demokrasiden uzaklaştığımızın en bariz göstergesidir. Basın özgürlüğünde ülkemiz dünya ölçeğinde  pek iyi durumda değildir.

Kamuoyunun, kendisini doğrudan ilgilendiren bir olay hakkında haber alma ve bilgi sahibi olma hakkı anayasal koruma altından çıkarılmakta mıdır?

Anayasa madde 26 düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini ve 28, 29, 30 maddeleri ise basın hürriyeti, yayın hakkı ve basın araçlarının korunması haklarını düzenlemektedir. Bunun yanında AİHS ve insan hakları evrensel beyannamesi ise bu konuda bir çok hakkı düzenlemekte ve bu haklara yapılan saldırıları da mahkum etmektedir. Bu Haklar insanın bizatihi insan olmasından doğan tabii haklardır. Yasalarla bu anayasal hakların korunmasının kaldırılmaya çalışılması ülkemizin insan hakları standardını düşürmekte ve uluslararası ortamda 3 sınıf ülke muamelesi görmesine neden olmaktadır.

Yolsuzluk soruşturmalarında Bakanlarla ilgili dosyalara getirilen yayın yasaklarına gerekçe olarak “şöhretlerinin zedelenmemesi” denmesine nasıl yaklaşıyorsunuz? Size göre, bu soruşturmaların haberleştirilmesinde kamu yararı mı şöhretler mi önceliklidir?

Şöhretlerin zedelenmemesi diye bir gerekçenin hukukta yeri yoktur. Çünkü her insanın kendine göre bir şöhreti vardır ve adliyede açılan bütün dava ve icra takipleri kişilerin şöhretlerini zedelemektedir. Ancak hukuk sistemleri insanların şöhretlerinden çok yapılan yargılamanın herkesin inancında adil ve hakkaniyetli olmasını hedef alır bu nedenledir ki yargılamalar her kese açıktır. Önemli olan adalete yani devlete olan kamunun inancının sarsılmamasıdır. Kamu görevi ifa eden kişiler ile ilgili kamuoyunun bilgi alma hakkı vardır, kamu yararı sözkonusudur.

Size göre; Basının haber yapmasındaki kamu yararı ölçütü ve sınırları neler olmalıdır?

Bu ölçütler zaten yasa ve yönetmeliklerimizde yer almakta ve zaten basının içerisinde de bir oto sansür işleyişi mevcuttur. En büyük kamu yararı ölçütü ise o basın organının trajı ve reytingidir. Toplum inanmadığı bir ürünü almaz ve seyretmez, Bunun dışındaki sınırlar ancak insan hakları ile sınırlı olabilir ki bu da kişilik haklarında ifadesini bulmuştur.

Bazı gazeteler ve internet medyası, Meclis Soruşturmasına getirilen yayın yasağına uymayacağını açıkladı. Yayına devam eden kuruluşların bu tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu basın kuruluşlarını neler bekliyor?  Türkiye’de basın özgürlüğünde gelinen aşamayı nasıl buluyorsunuz?

Getirilen yasaklara uymayacağını açıklayan medya bir çok ülkenin anayasasında bulunan direnme hakkının kullanılması olarak yorumlamak mümkündür. Doğaldır ki hiç kimse veya kuruluş kazandığı hakkı kaybetmeyi istemez bunun içinde hukuku direnerek elde etmeye çalışabilir. Önemli olan toplumu bu noktalara getirmemektir. Milletin meclisinde konuşulanları milletin kendisinden saklayacaksak o zaman bütün sistemi sorgulamak gerekmektedir.

Siyasi iktidar ve bazı resmi idarelerin kendi aleyhine alınmış davalardaki Yürütmeyi Durdurma Kararlarını ve mahkeme kararlarını tanımaması ve kararı uygulamamasını, yeni yasal değişikliklerle kararların hiçe sayılmasını  nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu uygulamalar suç teşkil eder mi?

Anayasamız da ve çeşitli yasalarda mahkeme kararlarına uymamanın müeyyideleri açıkça yazılmıştır. Ancak Yargıyı da yasama gibi ayrı bir milli irade organı olarak görmeyenler salt oy çokluğu mantığı ile bu uygulamalar içerisine girmeleri Ülkede hukukun yok sayıldığının bir göstergesi olmaktadır ancak hukuk,  bir gün herkese lazım olacaktır. Bu unutulmamalıdır.

Son  yasayla polise verilen yetkileri nasıl yorumluyorsunuz? “Somut delile dayalı kuvvetli şüphe” yerine “makul şüphe” yeterli sayılmasıyla ilgili yasa Türkiye’ye neler getirir, neleri götürür? “Makul şüpheli” haline gelen Türkiye’yi bundan sonra neler bekliyor?

Somut delile dayalı şüpheyi kaldırdığınız da zaten geriye bütün eylemler makul şüphe tanımına sokulabilir. Çünkü makul şüphenin bir hukuksal tanımı yoktur. Herkes her an içerisinde makul şüphe altında kalabilir ve hakkında yasada belirtilen işlemler uygulanabilir. İnsanlık tarihi ortaçağ karanlılığından bu güne bir çok eziyet çekerek hukuk düzeninde bir çok kazanımlar elde etmişken şimdi sırf yönetim zafiyeti olduğundan hukukta geriye gitmeyi hiçbir mantık kabul edememektedir. Yargı bağımsızlığı konusunda da ülkemiz dünya  ölçeği sıralamasında çok sıkıntılı durumdadır. HSYK özerk hale getirilmeli, Adalet bakanı ve müsteşarı HSYK dan çıkarılmalıdır. HSYK nın bütçesi olmalı özerk yapıya kavuşturulmalıdır. Doğal yargıç ve savcı ilkesi uygulanmalı, adli kolluk oluşturulmalıdır.

Bir yandan SOMA’daki maden işçilerinin haklarını düzenlemek için yola çıkılan torba yasada, işçiler lehine düzenlemeler yapılırken, diğer yandan Torba yasanın çıktığı gün SOMA  faciasını soruşturan Bakanlık müfettişlerine soruşturma izni verilmedi.  İşçi hakları konuşulurken, facianın sorumluları olan kamu görevlilerinin yargıdan kaçırılması neyle açıklanabilir?

Sistemin tutarsızlığını göstermektedir. Açık toplumlar ve gerçek demokrasilerde hukuksuzluğun olduğu her yerde devlet müdahale eder ve böylece hukuk devleti olduğunu gösterir. Oy avcılığı amacıyla yasa çıkartılırken diğer yandan soruşturmayı önlemek sistemin sorumluları kamunun denetiminden kaçırma amacını gösterir ki bu işletmenin kusurunun işletmeye değil genel bütçeye yani topluma ödettirilmesi anlamına gelir.

Aynı torba kanunda, tayin, atama, göreve iade gibi verilen mahkeme kararlarının idarenin 2 yıl boyunca uygulamayabileceği hükmü var. Mahkeme kararlarının yasa yoluyla idare tarafından uygulanmasının engellendiği bir dönemden geçiyoruz. Bu hüküm için ne dersiniz? Türkiye’de  birbirine eşit olan erklerden Yürütme, Yargının önüne mi geçti?

Bu maddeler açıkça anayasaya aykırı olduğu bilindiği halde yasanın bu şekilde çıkmasının bir amacı olduğu açıktır. Yasayı çıkaranların amacı zannederim Anayasa Mahkemesi yasayı iptal edinceye kadar ben gerekli atamaları yapar işimi bitiririm şeklindedir. Yani hukuku arkadan dolanmadır. Hukuku yok saymadır.

Son yasayla avukatların soruşturma dosyalarından belge ve bilgi alma hakları yeniden ellerinden alındı. Yargının üç erkinden biri olan avukatların dosyadan örnek alma hakları geçtiğimiz Şubat ayında getirilmişti. CMK 153. Maddeyle düzenlenen bu uygulamanın yeniden kaldırılması ne anlama geliyor? Savunmanın savunma hakkı elinden mi alınıyor?  Baro olarak bu husustaki görüşünüz nedir?

Ülkede çıkartılan yasalarla her alanda devamlı bir ileri bir geri uygulamalarla tam bir istikrarsızlık görülmektedir. Bu da iktidarın ne yapmak istediğini bilmediği anlamına gelmektedir. Önce yasalarda ileri hakların verilip sonra geriye dönülmesi bir planın ve stratejinin olmadığı günlük etkimelere göre yasa yapılmaya çalışıldığının göstergesidir. Avukattan bilgi saklamak avukatın susturulması anlamına gelmektedir ki avukatın susturulması aslında halkın, toplumun kamunun susturulması anlamına gelmektedir.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim