• BIST 82.300
  • Altın 148,195
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 0 °C

Kadına Şiddet Neden Önlenemiyor?

Kadına Şiddet Neden Önlenemiyor?
Ülkemizde ürkütücü boyutlara ulaşan aile içi ve kadına yönelik şiddet, geniş kitleleri etkileyen, acil önlemler alınmasını gerektiren “yaşamsal sorun” niteliğini korumaktadır.

Sorunun boyutlarına ve kapsamına karşılık, şiddeti etkin biçimde önleyecek yasaların hayata geçirilmesindeki ve uygulanmasındaki yetersizlikler, bilinç düzeyinin yetersizliği, müdahale yöntemlerinin gelişmeyişi, bazı medyanın şiddeti yeniden üreten ve pekiştiren rolünü hala sürdürmekte oluşu gibi nedenlerle, kadına yönelik ve aile içi şiddet varlığını artırarak sürdürmektedir.

Yılda 132 bin kadın şiddet mağduru olmaktadır.

Ülkemizde kadına yönelik şiddet her geçen gün artmaktadır. 2013 yılında 99 bin olan kadına karşı şiddet vakası 2014‘te 30 bin artarak 132 binlere çıkmıştır. Hâlihazırda 25 bine yakın kadın için geçici koruma tedbiri uygulanmaktadır. 2013 yılında şiddet sonucu 237 kadın hayatını kaybederken, 2014 yılında 294 kadın cinayeti işlenmiştir. 2015 yılının ilk altı ayında da-geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14 artarak- 149 kadın cinayete kurban gitmiştir.

Kadın cinayetlerinde sayının çok yüksek olması ile birlikte şüphelilerin vahşi yöntemlere başvurması ülkemizin ne denli ciddi ve vahim bir tabloyla karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Aile içi ve kadına yönelik şiddete karşı toplum olarak duyarsızız.

Çağdaş toplumlarda medeni insanların, toplumun huzurunu bozan ve güvenliğini tehlikeye düşüren hadiseler karşısında tepkilerini etkili bir şekilde ortaya koydukları, ülkeyi yönetenleri ve kurumları harekete geçirmek için toplumsal bilinç ve duyarlılığın gereği olarak rollerini sergiledikleri görülmektedir. Ülkemizde ise insanlar olayları kolaylıkla kanıksamakta ve gelişmiş toplumlarda görülen tepkiyi göstermemektedirler. İnsanların bu duyarsızlığı ve bilinç düzeyinin düşüklüğü, bu konuda tedbir alma ve proje geliştirme ile yetkili olanların toplumsal açıdan baskı dışı kalmasına, görev ve sorumluluklarını ihmal etmelerine ve bunun sonucu olarak da kadın ölümlerine neden olmaktadır.

Eşine şiddet uygulayan hastalıklı ruh yapısına sahip kişiler toplumda onay görebilmektedirler. Hatta devletin bazı kolluk görevlileri ve hâkim/savcıları tarafından ‘hafif suçlu’ muamelesine tabi tutulabilmektedirler.

 Hukuki düzenlemeler aile içi şiddet önlemede yetersiz kalmaktadır.

Mevzuatta yapılan değişiklikler veya yürürlüğe konulan yeni kanunlar, şiddetle mücadelenin en önemli öğesidir. Ancak büyük umutlarla 2012 yılında yürürlüğe giren 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair çıkarılan kanun bile, hukuki düzenlemelerin şiddeti önlemede tek başına yeterli olmayacağını göstermiştir.

Ülkemizde şiddette gelinen nokta bunu açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Kanun, şiddeti önlemede yetersiz kalmış, toplumda karşılık bulmamıştır. Yapılması gereken şiddeti üreten toplumsal, kültürel, sosyal ve ekonomik sorunların ortadan kaldırılması; toplumun zihniyetinde meydana gelecek olumlu dönüşümün pratik yaşamda hayat bulmasıdır.

 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun şiddeti önlemede başarılı olamamıştır.

Türkiye’de ilk defa şiddetle mücadeleye mahsus devrim niteliğinde düzenlemeler içeren bir kanun yürürlüğe girmiştir. Kanun yapma sürecinde ilgili kurumların ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alınmış, gelişmiş ülkelerin uyguladığı sistemlere en iyi şekilde kanunda yer verilmeye çalışılmıştır. Ancak kanunla kurulması öngörülen çeşitli kurumlar ve teknik sistemlerin altyapısı tamamlanmadan kanun aceleye getirilmiştir. Hâlbuki İsveç’te şiddet uygulayanların takibi için kullanılan teknik araçlarla izleme sistemleri uygulanmaya başlanmadan önce tam üç yıl Ar-Ge çalışması yapılmış ve bu çalışmalar için yaklaşık 30 Milyon Avro bütçe ayrılmıştır.

Yeni kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, illerdeki personel eksikliği, nitelikli personel istihdamı, araç, bina ve donanım eksikliğini halen giderememiştir. İyi niyetlerle başlanılan ve şiddetle mücadelede yeni bir sayfa açması planlanan kanun ile Bakanlığın devasa bütçe ve imkânlarına rağmen beklenen olumlu gelişmeler elde edilememiştir

Şiddeti önleme amaçlı alınan tedbirler uygulamaya yansıtılamamaktadır.

Şiddet uygulayanlara yönelik hiçbir yöntem sağlıklı ve ciddi bir şekilde yürütülmemektedir. Yıllardır aile içi ve kadına karşı şiddet denildiğinde hep mağdurların korunması, maddi ve manevi olarak desteklenmesi, bilinçlendirilmesi, barınma ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması, kimliğinin değiştirilerek can güvenliğinin sağlanması, gerekirse ev ve iş yerlerinin değiştirilmesi gibi daha sıralanabilecek birçok tedbirin devlet tarafından derhal yerine getirilmesi konuşulmaktadır. Şiddet uygulayanlar ise sadece evden uzaklaştırılarak ya da hapse atılarak bertaraf edilmeye çalışılmakta, cezalandırma ile şiddetin son bulacağı ve bu şahısların bir daha asla şiddete başvurmayacakları düşünülmektedir. Rehabilite çalışmaları yok denecek kadar azdır

 Polis uzaklaştırma tedbirini layıkıyla uygula(ya)mıyor.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ilk kez kolluk görevlilerine şiddet uygulayanı mağdurdan uzaklaştırma tedbirini resen alma yetkisi vermişse de; Kolluk birimleri, bu yetkinin kullanılmasına ilişkin eğitim ve denetim eksikliği nedeniyle kanunu uygulayamamaktadır.

Şiddet mağduru kadının korunmasında işlemeyen bir yöntem: Geçici koruma altına alma tedbiri.

Yasa yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yaklaşık 80.000 kadın hakkında geçici koruma tedbir kararı alındığı tahmin edilmektedir. Bu kararların uygulanması gelişmiş hiçbir ülkede görülmeyen bir yaklaşımla ülkemizde polise bırakılmıştır. Şiddet mağduru bir kadının polis tarafından çağrı üzerine, yakın koruma, evinin önünde bekleme, iş yerine götürüp getirme gibi çağa, akla ve mantığa uygun olmayan yöntemlerle korunması evrensel bir yaklaşım olmamakla birlikte güvenli ve sağlıklı değildir. Dünyada birçok ülkede mağdur kadınların korunması; gizliliği sağlanmış ve güvenlik tedbirleri alınmış sığınma evlerinde yapılmaktadır.

Ülkemizde yeterli sayıda sığınma evi bulunmaması nedeniyle, koruma hizmetlerinin sadece polisin yetersiz imkanları ile sağlanmaya çalışması sorunu tam olarak çözmemektedir. Öncelikle mağdur kadının şiddet gördüğü yerden uzaklaştırılmak suretiyle güvenli bir sığınma evine ya da yine gizliliği sağlanmış aynı nitelikte başka bir yere nakledilmesi düşünülmelidir. Hayatının devamını sağlayacak ihtiyaçları karşılanmalı, bu süreçte uzmanlar tarafından hukuki ve psikolojik destek de verilmelidir.

Kimlik Değiştirme Tedbiri ile birlikte mağduriyet daha da artmaktadır.

6284 sayılı yasa ile getirilen en önemli koruyucu tedbirlerden birisi de kimlik değiştirme tedbiridir. Korunan kişinin hayatî tehlikesinin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için şahsın kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesine hâkim tarafından karar verilebilmektedir. Bu tedbir mağdurların can güvenliğinin sağlanması bakımından oldukça ileri bir uygulamadır.

Kimliği değiştirilen bir kadının ilgili diğer bilgi ve belgelerinin (varsa kendisinin ya da çocuklarının okul kayıt bilgileri, diploma, ehliyet, pasaport vb. resmi belgeler, eski kimlikle yapılan adres ve işyeri kayıtları, devam eden davalar (boşanma, nafaka, veraset vs.) ve diğer adli işlemler, SGK, hastane vb. bilgiler) de değiştirilmesi gerekmektedir. Ancak şu an itibariyle Emniyet sadece kendisine gelen mahkeme kararlarını, bir takım kayıt ve tasnif işleri yaptıktan sonra Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne göndermekte ve değişiklik yanlızca kimlik değişikliği ile sınırlı kalmaktadır. Diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi işlemi yapılamamaktadır.

Gerekli alt yapı ve personel istihdamı düşünülmeden yasaya yerleştirilen “kimlik değiştirme tedbiri” de maalesef mağdurların korunması bir yana, daha çok mağduriyet yaşamalarına sebep olmuştur ve olmaktadır. Bu nedenle birçok mağdurun tekrar mahkemelere müracaat ederek bu kararın kaldırılmasını talep ettikleri görülmüştür.

Yasa yürürlüğe girdiği tarihten bugüne kadar mahkemelerce 125 kadın hakkında kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesine karar verilmiştir. Bu kararların %90’ı sürelidir (3ay veya 6 ay). Kimlik değişikliği bir insanın hayatını tamamen değiştiren bir uygulamadır ve bu kadar kısa süreler için asla bu tedbir alınmamalı, ya süresiz olmalı ya da uzun yılları kapsamalıdır.

Şiddet uygulayanlar rehabilite edil(e)miyor.

Gelişmiş ülkelerde yaygın bir şekilde uygulanan, şiddet uygulayanların ıslah ve rehabilite edilerek topluma kazandırılmasına yönelik öfke kontrolü gibi çeşitli terapi şekillerini içeren psikolojik tedavi yöntemleri ülkemizde uygulanmamaktadır.

Amerika ve Avrupa ülkelerindeki güzel uygulamalar göz ardı edilmektedir.

Şiddet uygulayanlarla ilgili derhal uzaklaştırma tedbiri uygulanarak mağdura ulaşabilmesi engellenmektedir. Mağdur şahsa barınma ya da konaklayabilmesi için çeşitli alternatifler sunularak maddi durumuna göre yer temin edilmektedir. Bu süreçte mağdur şahısla asla irtibat kesilmemekte, mağdurla birlikte, kendisine şiddet uygulayan yakını da dahil olmak üzere psikolojik tedavisi de dâhil olmak üzere öfke kontrolü terapileri alması sağlanmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı eyaletlerindeki uygulamalardan en dikkat çekici olanı ise Florida Eyaletinde olaylara müdahale eden polis birimlerinin şiddet uygulayanlara yaklaşım tarzıdır. Bu eyalette özellikle eşine şiddet uygulayan erkekleri polis, evinin önünde yüzüstü yatırarak arkadan kelepçelemek suretiyle gözaltına almaktadır. Bu uygulama ile şiddet uygulayanlara ve şiddete meyilli olan kişilere devletin bu olayları ne kadar ciddiye aldığını göstermek amaçlanmaktadır. Yine bu şahıslar gözaltına alındıktan sonra polis birimlerinde mahkemeye çıkartılana kadar 4 (Dört) güne kadar nezarette tutulabilmektedir.

Şiddet Önleme İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) amacına göre hizmet vermemektedir.

6284 sayılı yasada kurulması öngörülen bu merkezler şiddetle mücadelede en faal olması ve etkili görev yapması gereken yerlerdir. Bu merkezler birçok Avrupa ülkesinde mağdurların etkili bir şekilde korunması, alınması gereken tedbirlerin tespiti, kurumlar arası eşgüdüm ve işbirliğinin sağlanması, verilerin tek elde toplanması, olaylara ilişkin değerlendirme ve analizlerin yapılarak raporlar hazırlanması amacıyla kurulan yerlerdir. ŞÖNİM’lerin ülkemizde de bu amaçla kurularak şiddetle etkin mücadele edilmesi amaçlanmıştır. Ancak bu merkezler kurulduğu tarihten beri istenilen etkinliği bir türlü sağlayamamıştır. İyi ülke uygulamaları örnek alınarak kurulan bu merkezlerin daha fonksiyonel hale getirilmesi ve sayılarının artırılmasının planlanması gerekirken, olayların tavan yaptığı ve kadın cinayetlerinin vahşice işlendiği bugünlerde, ilgili çevrelerce ŞÖNİM’lerin tamamen kaldırılması yönünde tartışmalar yapılmaktadır.

Şiddeti önlemede teknik yöntemlerden fayda sağlanamamaktadır.

Gelişmiş ülkelerde (ABD, İspanya, İsveç vb.) etkili bir şekilde uygulanan şiddet uygulayanların ve mağdurların takibinin yapıldığı teknik yöntemlere ilişkin sistemler ülkemizde de 6284 sayılı yasaya konularak kullanılmaya başlanmıştır. Bu sistemler iki şekilde kullanılmaktadır. Birincisi; hakkında önleyici tedbir kararı verilen şüphelilerin mağdurlara yaklaşıp yaklaşmadığının takibi (elektronik bileklik), ikincisi ise mağdurların acil hallerde güvenliğinin sağlanmasına yönelik çağrı sistemidir (telefon, kolye, saat vb. görünümlü acil çağrı butonlu mobil cihazlar ve ev içi ikaz cihazları).

Ülkemizde ilk olarak elektronik kelepçeye göre daha basit bir sistemle çalışan güvenlik butonu uygulamasının pilot olarak kullanılması, sonrasında diğer sistemlerin de aşama aşama uygulamaya konulmasına karar verilmiştir. Pilot uygulamaya başlanan bu sistem gerekli teknik alt yapı sağlanmadan tamamen popülist yaklaşımlarla aceleye getirilmiştir. Ülkemizde ne zaman kadına karşı şiddet/cinayetler artsa ve medyada geniş yer bulsa ilgililer yeni bir takım şeyler icat etmiş ve sorun bununla çözülecekmiş gibi kamuoyuna beyanlarda bulunmaktadırlar.

Ayrıca, 6284 sayılı Kanunun 12’nci maddesinin ikinci fıkrası “teknik araç ve yöntemlerle takibe ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir” demektedir. Ancak bugüne kadar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından bu Yönetmelik çıkarılmamıştır.

Mağdurlar için yapılması gerekenler yeterli değildir.

Uluslararası hukuk, hiçbir devletin, “aile mahrem alandır veya gelenek ve görenekler, din, kültür, töre bunu gerektirir” savıyla kadına yönelik şiddete göz yumamayacağını teyit etmektedir. Ancak buna rağmen kadınlara karşı toplumsal yaşamın her alanında ayırımcılık ve şiddet hala devam etmektedir. Şiddet, yalnızca birey açısından değil toplum açısından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Toplumun yarısını oluşturan kadınların, büyük bir bölümünün şiddete uğraması, ailenin dolayısıyla da toplum yapısının bozulmasına neden olmaktadır.

Türkiye uluslararası birçok belgeye ve sözleşmeye taraf olarak taahhütlerini gerçekleştirme sözü vermiştir. Ancak günümüzdeki duruma bakıldığında ülkemiz hem konunun gereklerini yerine getirmede hem de diğer taahhütleri gerçekleştirmekte yetersiz kalmıştır.

Bugün gelinen noktada ülkemizde kadın mağdurlar için açılması gereken sığınma evleri son derece yetersizdir. Mağdurlar etkili bir şekilde korunamamakta, hayatlarını huzur ve güven içerisinde yaşamalarını sağlayacak destek ve yardımlar bir türlü olması gereken seviyeye gelememektedir.

Şiddetle mücadelede zihniyet dönüşümü ayağı ihmal edilmiştir.

Şiddetle mücadelede ulusal bir planın belirlenmesi ve uygulanması için hem güçlü bir siyasi iradeye hem de halkın duyarlı ve bilinçli olmasına gerek vardır. Şiddetin gördüğü toplumsal onay düşünülerek, erkeğin onurunun ailenin kadın üyeleri ( karısı, kızı, kız kardeşi, baldızı, annesi, kaynanası, yengesi v.b.) üzerine kurduğu kontrol ve şiddet (hatta işlediği cinayet) ile korunmadığı, tam tersine bunları yapmanın bir onursuzluk olarak algılanmasını sağlayacak bir zihniyet dönüşümü amaçlanmalıdır.

Aynı şekilde söz konusu dönüşüm, mağdur olan çocuk ve kadının kendi mağduriyetlerinden utanmadan, aileden ve çevreden dışlanma korkuları olmadan, başlarına gelenin kendi suçları ve ayıpları olmadığını bilerek, yaşadıklarını söyleyebilme, faili suçlayabilme, yardım istemeye ve hak aramaya kalkışabileceği bir davranış biçimi olabilmelidir.

Kurumsal alt yapı ve araştırmalara dayalı çalışmalara gerekli sabır gösterilmemektedir.

Kadına karşı ve aile içi şiddet ile mücadele edilmesini sağlayacak toplumsal bilincin oluşması, sistemli kurumsal yapıların oluşturulması, gerek ulusal gereksinimlerden gerekse uluslararası yükümlülüklerin gereği olarak, şiddetin önlenmesine yönelik çalışmalar yasal ve kurumsal düzeyde sürdürülmelidir. Ancak ülkemizde çalışmalar uzun soluklu ve toplumun dinamikleri dikkate alınarak yapılmadığından bugün gelinen noktada ülkemizin şiddetle mücadele karnesi hiç iç açıcı değildir.

Ülke genelinde aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddet konusunda kapsamlı ve sistematik bir araştırma yapılmamakla birlikte, yapılan araştırmalar da durumun önemini oldukça açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçlarına bakıldığında aile içi ve toplumun her kesiminde kadına yönelik şiddet yaygın olarak görülmektedir. Bu sonuçlardan yola çıkarak şiddet, mücadele edilmesi gereken önemli bir sosyal sorun olma özelliğini taşımaktadır.

Şiddetle mücadelede en önemli engellerden biri nitelikli personel eksikliğidir.

Kadına karşı şiddetle mücadelede karşılaşılan diğer bir güçlük ise şiddet mağduru kadınlarla doğrudan temasta bulunan kolluk kuvvetlerinin, yargı mensuplarının ve sağlık personelinin şiddetin kapsamı ve şiddete müdahale yöntemleri hakkında bilgi ve deneyimlerinin sınırlı olmasıdır.

Ülkemizde aile içinde şiddete yönelik hizmetlerin sunulabileceği kurumlar ve acil yardım hatları henüz tam olarak kurumsallaştırılmamıştır. Aile içi ve kadına yönelik şiddetin yaygınlığı dikkate alındığında bu konuda sunulan destek ve yardım hizmetlerinin ve etkin politikaların yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Şiddetle mücadele konusunda merkezi ve yerel yönetimlere, sivil toplum örgütlerine, toplumun dini ve kanaat önderlerine büyük görevler düşmektedir.

Polisle yakın koruma da yaşanan sorunlar.

Ülkemizde polisten beklenen geçici koruma altına alma tedbiri dünyada başka hiçbir devlette uygulanmamaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre 2013’te 82 bin 205 olan şiddet gördüğü gerekçesiyle polise başvuran kadınların sayısı 2014’te 118 bin 14’e çıkmıştır.

2014 yılında 77 bin 288 kadın hakkında “geçici koruma tedbir kararı” alındığı, ve halen 24 bin 444 kadın için geçici koruma tedbiri uygulandığı görülmektedir. 38 kadına da yakın koruma tedbiri uygulanmaktadır. Ülkemizde 2 polis memuru da bu görevi ifa ederken şiddet faili tarafından öldürülmüştür.

Verilerden de anlaşılacağı üzere bu sayılar gün geçtikçe katlanarak artmaktadır. Bir kişinin en az 3 görevli tarafından 24 saat esasına göre en az 3 ay boyunca korunacağı düşünüldüğünde; 24.444 kadın için 73.332 personel görevlendirilmesi gerekir. Bu personelin günlük aldıkları ücret ve diğer giderler (kullanılan aracın yakıt, bakım vs. giderleri) bakımından devlete maliyeti, bir personel için günlük yaklaşık 200 TL olarak hesap edildiğinde günlük 14.666.400 TL gibi bir rakam ortaya çıkmaktadır. Bu rakam aylık 439.992.000 TL, yıllık ise 5.279.904.000 TL ye tekabül etmektedir. Buna rağmen bu yöntem gündelik hayatta kadınları korumakta verimli olmamaktadır. Uygulamadaki birçok sorun nedeniyle müracaatçı kadınlar taleplerini geri almaktadır.

 Belediyeler Sığınma Evi açma sorumluluğunu yerine getirmemektedir.

Türkiye’de kadın sığınma evlerinin sayısal olarak yetersizliğinden ve yaşam kalitesinin düşüklüğünden sıkça söz edilmektedir. 20 kişilik sığınma evinde 70 ila 100 kişinin kaldığı, yatak sayısının yetersiz olduğu, kadın ve çocukların beton zeminde battaniye üzerinde yattığı, temizlik, kıyafet ve ilaç ihtiyaçlarının karşılanmadığı dile getirilmektedir.

Sayısal yetersizliğin yanında ciddi bir yönetim zafiyetinin olduğu da açıktır. Bu yüzden şiddet mağduru kadın ve çocukların ihtiyaçları karşılanamadığı için bir süre sonra şiddete uğradıkları eve geri dönmek zorunda kaldıkları acı bir gerçektir.

Ülkemizde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı 90 sığınma evi 2411 kapasite ile, sivil toplum kuruluşlarına bağlı 2 sığınma evi ise 30 kapasite ile hizmet vermektedir. Devlet, STK ve belediyeler tarafından kurulan sadece 124 sığınma evi vardır.

AB uyum süreci kapsamında Belediyeler Yasası’nda yapılan düzenlemeye göre Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyeler, kadın ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır. Ülke nüfusu 75 milyon olduğundan bu yaklaşık 750 sığınma evine ihtiyaç var demektir. Oysa Türkiye’de 2 milyon kişiye bir sığınma evi bile düşmemektedir. Belediyelerin açtığı kadın sığınma evi sayısı Afyon’da 1, Aydın’da 1, Bursa’da 3, Diyarbakır’da 2, Düzce’de 1, Eskişehir’de 1, Gaziantep’te 1, İstanbul’da 8, İzmir’de 6, Mersin’de 2, Uşak’ta 1 olmak üzere 32 ve kapasiteleri 779’dur.

Belediye Yasasına göre sadece İstanbul’da en az 150 sığınma evi açılması gerekmektedir (Nüfus:15.000.000/100.000). Bu sayılar belediyelerin kanuni zorunlulukları yerine getirmediklerini net olarak göstermektedir. Kanuna göre sığınma evi açmayan belediyelerin çoğunluğu iktidar partisine bağlı belediyeler olması nedeniyle hiç kimse hesap soramamaktadır. Bugüne kadar kanuni şartları tuttuğu halde sığınma evi açmadığı için İçişleri Bakanlığı’nın hakkında soruşturma başlattığı hiçbir belediye yoktur.

Avrupa ülkelerinde sığınma evleri.

Avrupa Konseyi’nin 2006 yılında yayınladığı “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” (Combatting Violence Against Women) çalışmasına göre Avrupa’da en fazla sığınma evi nüfusu 80 milyon olan Almanya’dadır. Almanya’yı İspanya ve ardından İsveç izlemektedir.

Almanya‘daki sığınma evlerinin sayısı 400’dür ve bu evlerde 45 bin kişi barınabilmektedir. Sığınma evleri ülke çapında eşit dağılmış durumda dolayısıyla erişim kolaydır. Ücretsiz olan sığınma evlerine yedi gün 24 saat ulaşılabilmektedir. Nüfusu yaklaşık 47 milyon olanİspanya‘da sığınma evlerinin sayısı 293’tür. 4 bin 144 kişilik yerin bulunduğu bu sığınma evlerinden tıpkı Almanya’daki gibi farklı coğrafyadaki kadınlar eşit şekilde faydalanabilmektedir. Nüfusu 9,5 milyon olan İsveç‘te ise 160 sığınma evi bulunmaktadır.

Bu üç ülkenin ardından gelen ülkeler sığınma evi sayılarıyla birlikte şöyledir:

Slovakya‘da nüfus 5,5 milyon sığınma evi sayısı 109,

Hollanda‘da nüfus 17 milyon sığınma evi sayısı 100,

Nüfusu 10,5 milyon olan Çek Cumhuriyeti ve nüfusu 5 milyon olan Norveç‘te 50,

5,6 milyon nüfuslu Danimarka ve 10,5 milyon nüfuslu Portekiz‘de 35,

8,5 milyon nüfuslu Avusturya ve 11,2 milyon nüfuslu Belçika‘da 28,

3 milyon nüfuslu Litvanya ve 5,5 milyon nüfuslu Finlandiya‘da 25,

8 milyon nüfuslu İsviçre ve 4,5 milyon nüfuslu İrlanda‘da 18,

Nüfusu 4,2 milyon olan Hırvatistan‘da ise 13 sığınma evi vardır.

Özetle 5-10 milyonluk nüfusa sahip ülkelerde sığınma evi sayısı 100 leri bulurken nüfusu 80 milyona dayanmış ülkemizde 124 sığınma evi bulunması sayının ne kadar az olduğunu göstermektedir.

 Medya ve şiddet

Medya; şiddet haberlerini kamuoyuna aktarırken özensiz hareket ederek profesyonel yaklaşımda bulunmadığında, haberlerin kendisi bile kadına yönelik şiddeti tetikleyici unsur olabilmektedir

Toplumda bu tarz haberler –maalesef- çok fazla alıcı bulmaktadır. İnsanlar şiddetin çirkin yüzünü medyada en ince ayrıntısına kadar merakla ve ilgiyle izlemektedirler. Bu nedenle bazen medya profesyonellikten uzaklaşarak şiddet haberlerini kamuoyunu bilgilendirme ve bilinç oluşturma düşüncesiyle değil, tiraj ve izlenme oranı kaygısıyla gündeme taşımaktadır.

Son yıllarda olayların medyada yer alış şekli ve sıklığına bakıldığında bu durum net olarak gözükmektedir. Gelişmiş ülkelerde hiçbir görsel ya da yazılı medya organı şiddet mağdurlarının görüntülerini yayınlamazken, ülkemizdeki gazete sayfalarında, internet sitelerinde ve televizyon ekranlarında şiddete uğrayan kadın görüntüleri hiçbir kural tanımaksızın yayınlanabilmektedir. Bu konuda harekete geçmesi ve bu vahşet görüntülerine engel olması gereken ilgililer ve sivil toplum kuruluşları sessiz kalmaktadır.

 ACİL YAPILMASI GEREKENLER

– Sosyal hizmetleri yerine getiren teşkilatların modern ve çağdaş hizmet üretebilecek yapısal sorunları giderilmelidir. Bu amaçla gerekli yasal düzenlemelerin bir an önce geliştirilmesi gerekmektedir.

– Ülkemizde mağdur destek üniteleri ve sığınma evleri son derece yetersizdir. Sığınma evi bulunmayan illerde sığınma evi açılması ve bu yerlerin gizliliğinin sağlanması yönünde gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

– 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında kurulan ŞÖNİM (Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezi)’lerin 7/24 esasına göre daha bilinçli ve etkin çalışması derhal sağlanmalıdır.

– Şiddet mağduru kadını mesai saatleri dışında ve tatil günlerinde sığınma evine yerleştirmenin önündeki zorluklar kaldırılmalıdır.

– İstasyon tipi sığınma evleri ve mağdur destek ünitelerinin sayısı arttırılmalıdır. Modern ve çağdaş sistemlerde var olan psikolojik destek ve danışma merkezlerinin kurulması gerekmektedir.

– Kadına yönelik şiddetle mücadele ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda aile mahkemelerinde çalışan bütün hâkimler ile savcıların ve aile mahkemelerinde çalışan sosyal hizmet uzmanları ile psikologların konuya ilişkin eğitimleri tamamlanmalı ve verilen eğitimler belirli aralıklarla devam etmelidir.

– Kadına yönelik şiddetle mücadelede sağlıklı veri toplanabilmesi amacıyla ulusal bir veri toplama sistemi geliştirilmelidir.

– Gelişmiş ülke uygulamaları incelendiğinde polisin; mağdurla çok az muhatap olduğu ve tamamen soruşturmaya yönelerek şüpheliye ilişkin görevleri yürüttüğü görülmektedir. Bu ülkelerde mağdurla ilgili hizmetleri yürütmek ve ikincil mağduriyetlerin önüne geçmek amacıyla polisin dışında oluşturulmuş mağdur destek üniteleri bulunmaktadır. Şiddet mağduru kadın bu birimlere getirilerek psikolojik destek alması sağlanmakta ve korunma ihtiyaçları tamamen polisin haricindeki mekanizmalar aracılığıyla hizmet yürüten bu birimler tarafından giderilmektedir. Bu birimlerin ülkemizde de hayata geçirilmesi amacıyla gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

– Bu konuda hizmet yürüten sosyal hizmet birimlerince takip edilen şiddet hatlarının ve çağrı merkezlerinin etkinliği artırılmalıdır.

– Şüpheliye ilişkin cezalar yeniden düzenlenerek caydırıcılığı artırılmalıdır.

– Cezaların yanında şiddet uygulayan bireylerin rehabilite edilerek topluma kazandırılması için gerekli çalışmalar kesinlikle ihmal edilmemelidir. Bireyi şiddet uygulamaya iten sebepler araştırılmalı ve sonuçlarına göre şiddeti önleyici tedbirler geliştirilmelidir. Örneğin; öfke kontrolüne yönelik terapiler ve psikolojik destek üniteleri derhal hayata geçirilmelidir.

 POLİSİN ÜZERİNE DÜŞEN İŞ VE İŞLEMLER

– 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında polise verilen görev ve sorumlulukların yerine getirilip getirilmediği periyodik olarak denetlenmelidir.

– Bu konuda herhangi bir ihmalin tespit edilmesi halinde personelin adli ve idari yaptırımlarla karşılaşacağı sürekli hatırlatılmalıdır.

– 6284 sayılı kanun ve yönetmelik kapsamında polise verilen yetkilerin düzgün ve yerinde kullanılması sağlanmalıdır.

– Bu konudaki hizmet içi eğitimler ilgili makamlarca planlanıp gerçekleştirilmelidir.

– Bu olaylarla ilgili görevler bu konuda hizmet içi eğitim almış personel tarafından yerine getirilmelidir.

– Kanun kapsamında kurulan ŞÖNİM’lerle polisin irtibatı daha kuvvetli olmalı ve koordineli çalışmaları sağlanmalıdır.

– Aile içi şiddet mağdurları ile yapılacak mülakat ve ifade alma işlemlerinde dikkat edilmesi gereken hususları içeren kontrol listeleri hazırlanmalı, bu listeler mağdurların müracaat ettiği polis merkezlerinde bulundurulmalıdır.

– Aile içi şiddetle mücadelede görev alan birimlerin iş akış şemaları ve görev tanımları net bir şekilde yapılmalıdır.

– Polis merkezlerinde hâlihazırda kullanılmakta olan Aile İçi Şiddet Olayları Kayıt Formu’nun her olay için ayrı ayrı olmak üzere daha düzenli ve eksiksiz doldurulması sağlanmalıdır.

– Forma göre risk değerlendirmesi yüksek risk grubunda olan mağdurlarla ilgili yapılması gerekenler ivedilikle yerine getirilmelidir.

– 6284 sayılı kanuna göre şüpheli hakkında polis tarafından resen veya mahkemelerce verilen uzaklaştırma kararlarının takibi daha titiz yapılarak ihlal olup olmadığı düzenli olarak kontrol edilmelidir.

– Olaylara ilişkin veriler sistematik bir şekilde toplanmalı, verilere dayalı analizler yapılarak raporlar hazırlanmalı ve ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşılmalıdır.

– Mağdurlar hakkında verilen ve polis tarafından uygulanacak koruyucu tedbir kararları titizlikle takip edilmelidir.

– İllerdeki uygulamalarda polisin elde ettiği her türlü bilgi ve değerlendirmeyi ilgili diğer kurumlarla (ŞÖNİM, Aile Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, Sığınma Evleri vb.) kanunlara uygun bir şekilde paylaşması sağlanmalıdır.

KAYNAKÇA

  1. TBMM Töre ve Namus Cinayetleri ile Kadınlara ve Çocuklara Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu, 2005.
  2. Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi, 2008. Erişim adresi: http://bmkadinhaklari.org/unjp/web/gozlem/aspx?sayfaNo=31
  3. KSGM Türkiye’de Kadına Yönelik Aile içi Şiddet Araştırması: Ana Rapor, 2009. Erişim adresi:

http://kadininstatusu.aile.gov.tr/data/542a8e86369dc31550b3ac33/ana_rapor_mizan_1.pdf

  1. 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 20.03.2012.
  2. Aile İçi Şiddet ve Polis, Doç. Dr. Serdar Kenan GÜL, Ocak 2013.
  3. 6284 Sayılı Kanun Çerçevesinde Aile İçi Şiddetle Mücadelede Kolluğun Rolü, Dr. Kenan BAYHAN, Erdal VURAL, Makale, Aile İçi Şiddet ve Polis, Ocak 2013.
  4. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Kadına ve Çocuğa Yönelik Şiddet Araştırma ve İnceleme Raporu, 30.05.2013.
  5. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Raporu, 2014.
  6. http://www.hurriyet.com.tr/cukurova/28637400.asp
  7. Sığınma evlerine ilişkin veriler: Ülkemizdeki ve Avrupadaki sayılar:

–   Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verileri (http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/7-19922sgc.pdf)

– www.bianet.org (http://www.bianet.org/bianet/kadin/100734-almanyada-400-ispanyada-293-siginma-evi)

www.milliyet.com.tr (http://www.milliyet.com.tr/siginmaevleri magdurlara yetisemiyo/gundem/detay/1754620/default.htm)

Yazının PDF formatına bu linkten ulaşabilirsiniz Kadına Şiddetle Mücadelede Yaşanan Sorunlar

YAKUP AKTAŞ

(E) 2.Sınıf Emniyet Müdürü Asayiş Suçuyla Mücadele Uzmanı

KAYNAK: GÜSAM (Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim