• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C

Kadına Yönelik Şiddeti Önlemede Çözüm Önerileri

Kadına Yönelik Şiddeti Önlemede Çözüm Önerileri
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezince ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ nedeniyle, bir rapor hazırlandı.

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezince ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ nedeniyle,  adli yardım dosyalarında yer alan 6284 sayılı kanuna dair 2014 yılı aile mahkemeleri kararları ve uygulamaları ile aksayan yönleri ve çözüm önerilerini değerlendiren bir rapor hazırlandı.

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin bu çalışması 2014 yılında İstanbul Barosu Adli Yardım birimlerindeki, ŞÖNİM tarafından yönlendirilen veya bizzat başvuran şiddet mağdurları başvurularının Adli Yardım atamaları kapsamında alınan kararlarda “aile mahkemelerinden” talepleri ve bunların sonucu verilen kararların özellikleri ile sistemin incelenen yönü bakımından aksayan taraflarının tespitine ilişkindir. 

Rapor şöyle: 

Önsöz 

Kadının şiddete karşı korunması kadının insan haklarının temelini teşkil etmektedir. Şiddet bir yandan kadının insan haklarının ağır ihlali, diğer taraftan ise kadının insan haklarını kullanmasındaki en büyük engeldir. Kadınlar başka ayrımcılıklara uğradıklarında şiddete daha açık hale gelirken, şiddete uğradıkça da diğer ayrımcılıklara uğrama ihtimalleri artmaktadır.

Şiddet, kadının kararlarını, seçimlerini, hayatını etkilemekte ve gelişmesinde, ilerlemesinde, kendini gerçekleştirmesinde en büyük engel olarak ortaya çıkmaktadır. Kadına yönelik şiddet, şiddete uğramayan kadınlarda dahi aynı şiddete maruz kalacağı hissi, korkusu uyandırarak, davranışlarında sınırlandırmalar yapmalarına yol açmaktadır. 

Aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet uzun yıllar dile getirilmemiş, bir sorun olarak ele alınmamıştır.  Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi (1979) CEDAW’ın hazırlanması aşamasında henüz kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet konusunda farkındalık olmadığından Sözleşmede yer verilmemiştir.

Kadına yönelik şiddetin temeli toplumsal cinsiyet bakış açısından kaynaklanan kadın-erkek arasındaki eşitliksizdir.

Kadına yönelik şiddetin bireysel bir olay olarak değil, ayrımcılığın bir türü olarak kabul edilmesi zaman almıştır. Bu kabulden sonra kadına yönelik şiddetle mücadele edilmesinde toplumsal politikalara yönelme gereği ortaya çıkmıştır. Bu politikaların hedefi kadın-erkek eşitliğini sağlamak olmakla birlikte, bu hedefe ulaşmanın uzun yıllara dayalı bir mücadele olması karşısında şiddetle mücadelede “acil” arayışlar içine girilmesi zorunlu olmuştur.  

Konu uluslararası düzeyde ele alınmaya başlanmış ve ilk defa BM 1993 yılında “Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge” kabul edilmiştir. Bu bildirgeyi 2011 yılında imzalanan “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” izlemiştir.

Bu sözleşme ile şiddetin kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi ve insan hakları ihlali olduğu belirlenerek, temel kavramlara açıklık getirilmiş, toplumsal cinsiyet, kadına yönelik şiddet, ev içi şiddet olarak şiddet türleri tanımlanmıştır. Sözleşme, kadınların şiddetten korunmaları için, şiddeti önleme, koruma, kovuşturma ve mağdura destek olma politikaları içeren bir hukuki çerçeve oluşturmuştur.

Mevzuatımızda yer alan “6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına KarşıŞiddetin Önlenmesine Dair Kanun”;“İstanbul Sözleşmesi” diye de bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” doğrultusunda hazırlanmıştır. 1998 tarihli şiddetin önlenmesini hedefleyen 4320 sayılı yasanın İstanbul Sözleşmesi temelli kapsamlı hali olarak yürürlüğe girmiş önemli bir yasal düzenlemedir.

Yasa, İstanbul Sözleşmesi doğrultusunda kadına yönelik şiddeti toplumsal bir sorun olarak ele almış ve konuya çok yönlü yaklaşarak kadına yönelik şiddeti önlemeyi hedeflemiştir.

Yasanın kapsam ve amacı “şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir” olarak belirtilmiştir. Ancak yasaya temel alınan İstanbul Sözleşmesi’nde “taraf devletler, bu sözleşme hükümlerinin uygulanmasında toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin kadın mağdurlarını özellikle dikkate alır”  hükmü yer almakta olup, sözleşmenin uygulanması amaçlı yasada da asıl temel amaç kadına karşı şiddeti önleme ve kadını şiddete karşı korumadır. Yine yasa ivedilikle uygulanmak üzere tedbir niteliğinde hükümlere yer vermekte olup, uzun yargılama süreçlerine tabi olmadan özellikle kadınları şiddete karşı korumayı ve kadına yönelik şiddeti önlemeyi hedeflemiştir. 

Bu durumda kadına yönelik şiddetle mücadelede 6284 sayılı kanun ve bu kanunun uygulamaları önem kazanmıştır. Kanunun ne şekilde uygulandığı, aksayan yönlerinin tespiti ve bunların giderilmesi için oluşturulacak öneriler, kadına yönelik şiddetle mücadelede anahtar olacaktır. 

6284 SAYILI YASANIN ÖNEMİ AİLE MAHKEMELERİ UYGULAMALARI İLE AKSAYAN YÖNLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

6284 sayılı yasaya baktığımızda kadına yönelik şiddeti önlemede koruyucu ve önleyici tedbirler adı altında ikili bir sistem benimsediği görülmektedir. Yine yasa tahdidi olarak değil, örnek olarak belirlediği bu koruyucu ve önleyici önlemlere karar vermede mülki amirlikler, kolluk ve aile mahkemelerini görevli kılmıştır.

Kanun sisteminde koruyucu önlemlerin verilmesinde delil ve belge aranmamaktadır. Önleyici tedbirler bakımından bu deyim kullanılmamış, bunların verilmesinin geciktirilemeyeceği düzenlenmiştir. 

Yasa, getirdiği koruyucu ve önleyici önlemler ile şiddete uğrayan veya şiddete uğrama ihtimali olan kadınların öncelikle yaşam hakkını korumayı amaçlamıştır. Bunu kadın ve çocukların şiddetten etkilenmelerini önleme, şiddete uğrayanlara destek olma politikaları izlemektedir.  Kadına yönelik şiddetin disiplinlerin birlikte çalışmasını gerektiren çok yönlü bir konu olması nedeni ile çalışmaları koordinasyon yükümü de dâhil olmak üzere yasanın uygulamasının izlenmesi, aynı yasa ile kurulan ASPB bağlı ŞÖNİM (KOZA) merkezlerine verilmiştir. ŞÖNİM’ler aynı zamanda veri toplama ile de görevlendirilmiştir. Bu veriler kadına şiddetle mücadelede son derece önemlidir.  ŞÖNİM’ler halen pilot uygulama aşamasındadır. 14 ilde bulunmaktadır. Bu sayının yetersizliği açıktır. Az sayıda olan ŞÖNİMler topladıkları verileri ASPB’na göndermekte, ancak bu veriler kamuoyu ile bu güne kadar ısrarlı taleplere rağmen paylaşılmamaktadır. 

6284 sayılı yasa uygulamalarının ve olabilecek sorunların saptanması kadına yönelik şiddetle mücadelede son derece önemlidir. Aksayan yönlerin tespit edilmesi, tartışılması, yeni önlemler alınması, var olan uygulamaların tespiti eleştirisi veya yaygınlaştırılması şiddetle boğuşan pek çok kadın için hayati “öneme” sahiptir.

Bu çalışma ile 6284 sayılı yasanın uygulamasında yaşanan aksaklıkların tespiti ve çözümlenmesine yönelik katkı sağlanması amaçlanmıştır. Ancak çalışmamız sadece “Aile mahkemelerinin Adli yardım vasıtası ile başvuranların taleplerini değerlendirdiği kararları kapsamaktadır. Dolayısıyla Aile Mahkemelerinin kurum ve kişilerin başvuruları üzerine verdikleri kararları, yine kadınların en çabuk ve kolay ulaştığı kolluk ve mülki amirlerin vermiş oldukları kararlara adli sistemde ulaşılması mümkün olmadığından incelememiz dışında kalmıştır. 

Adli Yardımdan faydalanan kişilerin çoğunluğu yaşam şartları ve özellikle ekonomik durumları nedeniyle şiddete uğrama ihtimali yüksek olan bir gruptur. Bu nedenle çalışmanın sonuçlarının yararlı olacağı kanaati ile birlikte, uygulama sorunlarının bütün olarak resimlenebilmesi için tüm kararların incelenebildiği bir raporlamaya ihtiyaç vardır. Bu da ancak ASPB nin topladığı veri ve çalışmaları paylaşması ile mümkün olacaktır.  

İstanbul Barosu,  Adli Yardım Birimleri aracılığı ile hak arama özgürlüğünün kullanımında eşitliği sağlamak amacı ile, ekonomik durumu avukatlık ücreti ve yargılama giderlerini karşılamaya yetmeyen kişilere ÜCRETSİZ ADLİ YARDIM hizmeti vermektedir. Adli Yardım Kanunu gereği, Adli Yardım Birimlerinden avukat atamasını da kapsayan ücretsiz hukuki destek ve gerektiğinde yargılama gideri yardımı almak için muhtarlıktan “fakirlik kâğıdı” getirilmesi zorunludur. Ancak, İstanbul Barosu,6284 Sayılı Yasa uygulaması konulu taleplerde yasanın ivedilikli uygulanması gereği olarak, şiddet mağdurlarından ilk etapta herhangi bir belge istemeksizin adli yardım hizmeti vermektedir.

İstanbul Barosu tarafından adli yardım hizmeti aynı zamanda, İstanbul ŞÖNİM’de kurulan Adli Yardım Merkezi vasıtası ile ŞÖNİM’ le koordineli çalışarak ve destekler bir biçimde de verilmektedir. Yine İstanbul Barosu, 6284 Sayılı Kanun’un verdiği haklardan yararlanmanın kadınlar için yaşamsal bir öneme sahip olduğu bilinci ile kadın haklarını ilgilendiren adli yardım dosyalarına dair atamalarında, sadece Kadın Hakları Merkezimizce her ay düzenlenen özel eğitimden geçmiş adli yardım avukatlarını görevlendirmektedir.

•    2014 yılında İstanbul Barosu Adli Yardım Birimine 6284 Sayılı Kanun  kapsamında başvuru sayısı: 

2014 yılında İstanbul Adli Yardım Bürosuna yapılmış,6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına KarşıŞiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da düzenlenmiş koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmasına dair 2857 başvuru bulunmaktadır. 

•    Rapor kapsamında incelenen karar sayısı:

Bunlara karşı 2014 yılı içerisinde, tüm İstanbul Yargı Bölgesine giren Aile Mahkemelerinden verilmiş toplam 957 karara ulaşılarak incelenmiştir.

Aşağıda uygulamaya dair incelediğimiz hususlar başlıklar halinde madde madde sıralanmıştır. 

1-    6284 Sayılı Kanun çerçevesinde Aile Mahkemelerinden istenen koruyucu ve önleyici tedbir istemlerinin karara bağlanma süresi

309 başvuruda  karar aynı gün
300   başvuruda  karar          1 gün  
116  başvuruda  karar          2 gün 
88 başvuruda  karar            3 gün
47  başvuruda  karar             4 gün
35 başvuruda  karar           5 gün 
16 başvuruda  karar           6 gün 
11 başvuruda  karar           7 gün 
7 başvuruda  karar          bir haftadan  daha uzun sürede verilmiştir.

28 kararda ise çeşitli sebeplerden kararın kaç gün içinde verildiği tespit edilememiştir. 

•    Kararların genel olarak oldukça kısa sayılacak sürelerde verildiği ortadadır. Talep tarihinin resmi tatil hafta sonu tatili gibi tarihlere denk gelmiş olduğu kararlarda talep tarihi ile karar tarihi arasındaki sürenin uzadığı görülmüştür.  

•    Acil durumlarda karar verecek nöbetçi mahkemelerin olmaması ve hafta sonu ile tatil günlerine denk gelen zamanlarda nöbetçi mahkeme bırakılmaması kadınların mağduriyetine yol açmaktadır.

•     İncelenen 7 kararda ise bir haftadan uzun sürede kararın verilmiş olduğunu görmekteyiz. Bu kararların özellik arz eden boşanma davası sırasında kabul veya reddedilen kararlar yahut mükerrerlik vb. sebeplerle reddedilen karar yahut karar vermek için evrak beklenmesi gereken kararlar olduğunu görmekteyiz. 

•    Kanunun ilk taslağında bulunan “dosyanın kaydedildiği gün tedbir kararı verilir” şeklindeki düzenlemenin son anda çıkarılması tedbir kararlarının gecikmesine yol açtığı görülmüştür. Bu düzenlemenin yasaya eklenmesi gereklidir.

•    Aile Mahkemelerine acilen nöbet sisteminin getirilmesinin bu mağduriyetlerin önüne geçeceği kanaatindeyiz. 

2.    6284 sayılı yasa çerçevesinde Aile Mahkemelerinden koruyucu ve önleyici tedbir kararı kimler aleyhine istenmektedir?

Kararların:
•    317 kararda , mağdurla aleyhine tedbir istenen kişinin evli olduğunu,

•   22 kararda,  mağdurla aleyhine tedbir istenen kişinin aralarında evlilik akdi olmaksızınbirlikte yaşamakta olduğunu, 

•    33 kararda,  mağdurla aleyhine tedbir istenen kişinin boşanmış olduğunu

•    6 kararda, aleyhine tedbir istenen kişi ve kişilerin mağdurun babası-annesi-abisi-amcası gibi yakın akrabası olduğu, 

•    16kararda,aleyhine tedbir istenen kişi ve kişilerin, mağdurun eşinin veya eski eşinin akrabaları olduklarını, Bu kişiler aleyhine çoğunluğunda eşle birlikte aleyhe tedbir kararı verildiğini 

•    10 kararda ise aleyhine tedbir istenen kişi ile mağdurun bir ilişkisinin olmadığını, yahut aleyhine tedbir istenenin kimliği bilenmeyen kişi veya kişiler olduğunu görmekteyiz. 

Bu verilerle, kadına yönelik şiddetin büyük çoğunlukla eş, eski eş veya partnerden geldiği tespit edilmiştir.

Şiddet uygulayan kişi ile şiddete uğrayan kişinin yakın ilişkisinin bulunması, yaşamlarının bir diğerine bağlı bulunması gerçeği karşısında 6284 uygulamasında çok yönlü bir değerlendirme yapılması zorunludur. Ev ve eşyaların kullanımından başlayarak, çalışma yeri, varsa çocukların durumu, ailenin geçimi, şiddetten etkilenenlere verilecek destek, şiddet uygulayanla yapılacak çalışma bir bütünlük içinde ele alınmalıdır.

Standart tedbirlerin bir bütünlük arz etmeden verilmesi şiddeti önlemede yetersiz kalacağı gibi yeni sorunlara da yol açabilecektir.

3.    6284 Sayılı Yasa çerçevesinde Aile Mahkemelerinden verilen koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının niteliği:

•    6284 Sayılı Kanun hâkim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararlarını (4) maddede düzenlemiştir. “MADDE 4- (1) aşağıdaki tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir.” denilmek sureti ile yasa dört koruyucu tedbir kararını örnekleme yolu ile vermiştir. 

•    Talep üzerine hiçbir delil veya belge aranmadan bu tedbirler veya benzerleri hüküm altına alınacaktır.  İncelenen kararlara baktığımızda koruma amaçlı 4. Maddeye göre verilen kararların azlığı dikkat çekicidir.  Kanunda belirtilenler dışında bir koruyucu tedbir kararına da rastlanmamıştır. 

•    6284 sayılı kanun hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararlarını (5.) maddede düzenlemiştir. Yine “MADDE 5- (1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir.” denilerek yasa önleyici tedbir kararını da örnekleme yolu ile vermiştir. Bu kararların geciktirilmeksizin verilmesi zorunludur.

•     Uygulamada verilen tedbir kararların çoğunluğu önleyici tedbir kararlarıdır. Ancak bu kararların tamamı yasada belirtilenlerdir. Yasada belirtilen karar dışında bir karara rastlanmamıştır. Mahkemeler en fazla kanunda yazılı yaklaşma yasaklarını 100 metre, 200 metre gibi belirli hale getirmekte, bunların dışında bir karar vermemektedir.  

Bu maddelere göre incelenen kararlara baktığımızda

4.    Madde 4 de düzenlenen koruyucu tedbirler:

4/1-a) İşyerinin değiştirilmesi tedbiri:

İncelediğimiz hiçbir kararda bu tedbire yer verilmemiştir. Hatta bir kararda Sağlık Bakanlığı personelinin eşi ile aynı hastanede çalışıyor olması sebebi ile iş yeri değişikliği talebinin de reddedildiğini görmekteyiz. 

4/1-b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi tedbiri :

İncelediğimiz hiçbir kararda verilmemiştir.

4/1-c) Korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması:

1 adet kararda verilmiştir.

Bunun bir nedeni “adli yardım kararı” alan kişilerin mali güçlerinin genel olarak zayıf olması, aile adına bir konuta sahip olmamaları olabilir. Bir diğer nedeni de,  aile konutu ile ilgili yapılan son düzenlemeler sonucunda ilgililerin aile konutuna ilişkin taleplerini “tapuya”  başvuru ile bizzat yapabilmeleridir. Bu düzenlemeler sonucunda mahkemelere sadece kat irtifakı veya mülkiyeti kurulmamış, henüz arsa vasfında olan konutlarla ilgili başvuru anlamlı olabilmektedir.

4/1-ç)  Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi :  

İncelenen yalnızca iki kararda bu tedbirin verildiğini görmekteyiz.

İncelememizde 4/1-ç düzenlemesinin uygulamasında bir takım sorunlar tespit edilmiştir. Kurumlar arası koordinasyonun yeterli olmaması yaşanan aksaklıkların kaynağıdır. Örneğin; bazı kararlarda sadece kadının kimlik bilgileri değişmekte çocukların kimlik bilgileri değişmediğinden kadının yeri kolayca bulunabilmektedir. Kimlik değişiminde nüfus, SGK uygulamalarının ahenkli olması zorunludur. Yine kadınlar iş tecrübeleri ve diplomaları ile ilgili çalışma yapılmadığında iş bulmakta geçimlerini sağlamakta zorlanmaktadır.

Mahkemeler tarafından hiç bir delil veya belge aranmadan verilecek bu kararların bu denli az verilmiş olması, bu kararlar dışında benzer nitelikli hemen hemen hiç bir karar verilmemiş olması, istemle sınırlı kalınması eleştirilecek noktalar olarak tespit edilmiştir.

Ancak incelenen kararların tamamı adli yardım yolu ile verilen kararlar olduğundan ve başvurucuların büyük bir kısmı mali bakımdan güçsüz, işsiz kişiler olduğundan, en sağlıklı değerlendirmenin ASPB’nın tüm verileri paylaşması ile yapılabileceği inancındayız. 

4/ç uygulamalarında belli başlı aksaklıklar ve uyumsuzlukları göstereceği düşüncesi ile 4/ç kararları talebinde bulunmuş ve kararı almış olan  bir adli yardım avukatımızın konu ile ilgili gözlemleri aşağıda sıralanmıştır;

•    Aile Mahkemeleri tarafından aslında bir Ceza Kanunu uygulaması olan 4/ç’nin normlara uygun olarak yürütüldüğü yani gizliliğe azami derecede riayet edildiği, bu dosyaların görevlendirilen kalem müdür ve memuru dışında hiç kimsenin erişim olanağının bulunmadığı, özel kasada saklandığı görülmektedir.

Ancak, 4/ç kararı alınmasına genelde neden olan, ağır cezalık suçun görüldüğü Ağır Ceza Mahkemelerinde ise konunun normlara aykırı olarak işletildiği gözlemlenmiştir.

•    Dosya, diğer dava dosyalarından ayrı bir yerde bulunmamakta, UYAP kayıtlarında açıkça yer almakta yani gizlenmemekte ve hatta 4/ç koruması altında bulunan şahıs şahit olarak aleni yargılamaya davet edilmektedir.
•    Nüfus idareleri 4/ç kararını sadece kişinin kayıt bilgilerine erişim engeli getirerek uygulamaktadırlar. Kayıtlarına işleme işlemi için, korunan kişinin bizzat gelip talepte bulunmasını, iç genelgeleri doğrultusunda bu kararın 6 ayda bir kendilerine hatırlatılmasını, yoksa erişim engelinin kalkacağını ifade etmektedirler.

•    Kimlik bilgilerini değiştirme kararı her ne kadar süresiz ve yeni bir kimlik kaydı oluşturulması şeklinde verilse de, uygulama sadece kimlik bilgisine erişime süreli olarak engellemekten ibaret kalmaktadır.

•    Yeni bir kimlik verilmemesine bağlı olarak, hakkında 4/ç uygulanan kişi, yasa ve yönetmeliğin kendisine tanıdığı haklar olan, çalışma hürriyeti, estetik ameliyat geçirme hakkı, eğitim görme hakkı, SGK bilgilerinin değiştirilmesi, gerektiğinde yurt dışına gönderilme gibi haklardan yoksundur.

•    Hakkında 4/ç uygulanan kişi, maddi olanaklardan yoksun ise, kadın sığınma evlerinde kalmaktadır. Bulunmamalarını sağlamak için, bu kalışları 6 ay süre ile sınırlı olup, her altı ayda bir şehir değiştirmektedirler. Gelirleri sadece devletin kendilerine verdiği asgari ücretin 1/4 ü olup, genellikle kimlik bilgileri de değişmediğinden hiçbir şekil ve şartta çalışma özgürlüğüne sahip olmadıkları gibi sığınma evlerinde bir nevi hapis hayatı yaşamaktadırlar.

5.    Madde 5  de Düzenlenen Önleyici Tedbirler :

6284 Sayılı Yasa, hâkim tarafından verilecek önleyici mahkeme kararlarını yine tahdidi olmayarak 5. maddesinde düzenlemiştir. Bu kararlar için yasa delil aramama ilkesi yerine geciktirilmeksizin verilmesi esasını getirmiştir.

Bu düzenleme kanunun “şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişiler” e uygulanma niteliği ile çelişkili olmakla birlikte bazı mahkemelerce “delil arama” olarak yorumlanmaktadır. Kadınlar risk altında olduklarını bildirdiklerinde, delilde sunmaları beklenilmekte; delil sunamadığında ise verilen koruma tedbirleri yetersiz ve kısa süreli olmaktadır. Bedende iz bırakmayan tehdit gibi şiddet biçimlerini ispat imkânsızlığına ek olarak şiddete uğrayan bir kadının delil toplama peşine düşmesinin kolay olmadığı dikkate alındığında bu düzenlemenin yasanın amacına ulaşmasını önleyici niteliği ortadadır. Bu düzenleme tedbirlerin yenilenmesine dair taleplerde de sorun çıkarmakta, bazı mahkemelerin “tedbir kararı süresince şiddet göstermediği” gerekçesi ile yenileme taleplerini reddedebilmektedir. Hâkimin bu durumu “tedbir kararı etkili devam ettireyim” yerine “şiddet yok sona erdireyim” tutumunun arkasında bu düzenlemenin olduğu açıktır.

5.1.a)Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması

•    İncelenen kararların 852 tanesinde md. 5 a ya göre tedbir karar verilmiştir. Hatta bazı kararlarda tek başına yer aldığı dahi görülmüştür. 

Bu durum bir yandan da kadının aile içinde “ikincil” bir konuma sahip olması nedeniyle sürekli olarak psikolojik şiddete maruz kaldığını gösterir niteliktedir. Ancak bir diğer açıdan bakıldığında mahkemelerin bu maddeyi adeta joker niteliğinde kullandığı, koruyucu veya önleyici karar verme talebini red etme yerine sadece bu maddeyi kullanarak kabul ettiği anlamında da yorumlanabilir. Özellikle gördüğü şiddet nedeniyle sığınma evinde kalan kadının başvurusunda dahi sadece bu madde hükmünün verilmiş olması, tedbirlerin ihtiyaçlar gözetilmeden verilebildiği kanaati yaratmaktadır. 

5.1.b)  Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi

•    İncelenen kararların 234 tanesinde 5 b ye göre tedbir kararı verilmiştir. 

•    Aile mahkemeleri “Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhal uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi “ konusunda karar vermede çekingen davrandığını gözlemlemekteyiz. Maddenin kararlarda “müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhal uzaklaştırılması” kısmı yer alırken“ve” bağlacı ile bağlı maddenin ayrılmaz şekilde devamı olan   “müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi” kısmı yer almadığı görülmektedir. 

•    Üstelik bu konuda verilen kararlarda velayet ve çocuklarla kişisel ilişki kurulmasına dair düzenleme çoğunlukla yapılmamaktadır. 

Evden uzaklaştırılan kişi çocuklarını nasıl görecektir? 

Onlarla ne şekilde ilişki kuracaktır? 

Bu hususları belirgin hale getirmek şiddeti önlemede etkili bir tedbir kararı vermek anlamına gelecektir. Bu tedbirin istendiği durumlarda velayete, kişisel ilişkiye ait bilgilerin mahkemeye verilmesinin yararlı olacağı açıktır.

•    Yine evden uzaklaştırma tedbiri ile birlikte çoğu dosyada nafakaya hükmedilmemektedir. Evden uzaklaştırılan genelde evin iaşesinden sorumlu eş olduğundan bu karar mağdura ve çocuklarına verilmiş bir cezaya dönüşebilmekte, mağdur bu nedenle de ekonomik anlamda zora düşeceğini düşünerek uzaklaştırma talebinden istemeyerek de olsa vazgeçebilmektedir. 

Bu önlem bir ceza veya mükâfat değildir. Çocukların da içinde bulunduğu aile ortamının gerginlik nedeni ile üreteceği şiddeti engellemeye yöneliktir. Tarafların bir süre ayrılmaları yolu ile sakin ve soğukkanlı bir hale gelmelerini ve gelecek için sağlıklı karar almalarını sağlama amacı vardır. 

Çoğu durumda birbiriyle tamamen bağlantılı bu tedbirler olmaksızın, yalnızca uzaklaştırma şeklinde verilen karar, kararın aile içi şiddeti durdurucu niteliğini etkilemektedir. Adeta yeni şiddet nedenlerinin doğmasına yol açmaktadır. 

Şiddet uygulayan, mağdura tahsis edilen evden uzaklaştırılmakta; ancak evde yaşayanların günlük yaşamlarını sürdürme imkânları azaltılmaktadır.

5.1.c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması

•    5/1.c maddesi ilginç bir biçimde 5/1.b göre daha geniş uygulanmaktadır. 

Kararlarda,“şiddet uygulayan evden uzaklaştırma ve konutun mağdura tahsisi” yerine 5/1.c maddesindeki “korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerlerine yaklaşmaması” kararı verilmektedir.

Aslında bu karar b fıkrasını tamamlayıcı bir niteliktedir. Ancak uygulamada evden uzaklaştırma gibi kullanılmaya çalışılmaktadır. Bu durum mağdur haklarını ihlal edici niteliktedir. Mahkeme evi tahsis kararı ve bununla birlikte velayet, kişisel ilişki ve nafaka konularında karar vermek yerine bu madde gereğince şiddet uygulayanı mağdura yaklaşmaktan yasakladığında, mağdur kirasını ödeyemediği evden uzaklaşarak ailesine vs sığınmakta, çocuklar varsa hele okula gidiyorlarsa bir şeylerden vazgeçmeye zorlanmaktadırlar

5.1.ç ) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması

•    İncelenen kararların yalnızca 48 tanesinde 5ç ye göre tedbir kararı verilmiştir.

Bu durum çocukların şiddetin öznesi olmasına hizmet edebilmektedir. Şiddet çocuklara uygulanan baskı üzerinden sürdürülmekte ve tehlikeli noktalara gelebilmektedir.

5/1.d)  Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması

•    İncelenen kararların 254 tanesinde 5d ye göre tedbir kararı verilmiştir. Maddede bu konuda karar “…gerekli görülmesi halinde” denilmiş olmakla istem olmasa da hâkim tarafından olayın durumuna göre verilebilecek kararlardan olup sadece istemle karar verildiği görülmüştür. 

5/1.e)Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi

•    İncelenen kararların 369 tanesinde 5e ye göre tedbir kararı verilmiştir. 

5/1.f)  Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi

•    İncelenen kararların 605 tanesinde 5f ye göre tedbir kararı verilmiştir. 5 f ninde mahkeme kararlarında tıpkı 5a ( müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması) gibi çok tercih edilen bir tedbir kararı olduğunu görmekteyiz.

Md. 5 a ve 5 f nin ortak noktaları her ikisinin de aleyhine tedbir istenen kişinin özgürlüğünü etkileyecek nitelikte olmaması ve halihazırda zaten davranış biçiminin bu olması gerekliliğidir. Böylece 5a ve 5 f ye göre verilen tedbir kararların bir uyarı mahiyetinde verildiğini görmekteyiz. 

5/1.g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi

•    İncelenen kararların 235 tanesinde 5g ye göre tedbir kararı verilmiştir. 

Uygulamada silah ruhsatına sahip olup olmadığının tespiti ve silahın tesliminin yapılmasının takibi yapılmadığı takdirde hükmün koruyucu etkisi olamayacaktır. Kaldı ki ne yazık ki ülkemizde çok fazla ruhsatsız silah erişimi ve kullanımı bulunduğu da aşikârdır.

5/1.ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi

•    İncelenen kararların 7 tanesinde 5ğ’nin uygulanarak kararı verilmesi olumlu olarak görülmüştür.

5/1.h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması

•    İncelenen kararların 131 tanesinde 5h ye göre tedbir kararı verilmiştir. 

•    Bu tedbir özellikle bağımlılık nedeniyle katlanılan şiddete karşı anlamlı bir önlem olarak düşünülmüştür. İncelememiz yalnızca Aile Mahkemesi kararlarına ilişkin olduğundan karar sonucu verilen tedavi kararların uygulama biçimi hakkında bilgilere ulaşamadık. 

Muayene ve tedavi olma sürecinin takibi ŞÖNİM’ e aittir. Kararda yer aldığında bunu gerektiğinde “kolluk” marifeti ile yerine getirecektir. ŞÖNİM 6284 ile ilgili bilgileri ASPB göndermektedir.  Bu çalışma ve bilgiler ASPB tarafından açıklanmadan bu konuda doğru yorum yapılması mümkün olmayacaktır.

•    Ki madde ile ilgili olarak Yönetmeliğin 27.maddesi “ Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın, korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanmasına yönelik karar verilebilir.

•    (2) Hakkında önleyici tedbir kararı verilen kişinin, bir sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi olmasının sağlanması ve sonuçları ile tedbirin kişi üzerindeki etkilerinin takibi ŞÖNİM tarafından ilgili kurum veya kuruluş ile koordinasyon içerisinde yerine getirilir. ŞÖNİM olayın özelliğine göre bu kararın yerine getirilmesi sırasında kolluktan yardım isteyebilir.

•    (3) Hakkında tedbir kararı verilen kişinin sağlık kuruluşunda tedaviyi reddetmesi halinde durum tutanakla tespit edilerek ivedilikle Cumhuriyet başsavcılığına ve ŞÖNİM’e bildirilir.” düzenlemesi yer almaktadır.

5/1.ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması

•    İncelenen kararların 131 tanesinde 5h ye göre tedbir kararı verilmiştir. Yukarıda 5 h ye yönelik olarak yapmış olduğumuz açıklamalar yine 5 ı için de geçerlidir. 

Bir sağlık kuruluşunda muayene ve tedavi yönetmelik MADDE 28:

(1) Hâkim tarafından şiddet uygulayanın, şiddet eğilimine yol açan davranışlarını önlemek amacıyla, sağlık kuruluşuna muayene veya tedavisi için başvurması ve tedavisinin sağlanmasına yönelik karar verilebilir.

(2) Şiddet uygulayanın muayene ve tedavisinin sağlanmasına karar verilmesi halinde, illerde il halk sağlığı müdürlüğüne, ilçelerde toplum sağlığı merkezine başvurulması zorunludur.

(3) Şiddet uygulayan, illerde il halk sağlığı müdürlüğü varsa ruh sağlığı şubesi tarafından, ilçelerde toplum sağlığı merkezi tarafından kamuya ait sağlık kuruluşuna sevk edilir. İlgilinin tedaviyi sürdürüp sürdürmediği ve yapılan işlemin sonucu bu birimler tarafından ŞÖNİM’e bildirilir.

(4) Hakkında tedbir kararı verilen kişinin sağlık kuruluşunda tedaviyi reddetmesi halinde durum tutanakla tespit edilerek ivedilikle Cumhuriyet başsavcılığına ve ŞÖNİM’e bildirilir.

Md. 5/2 düzenlemesi : “6284 sayılı yasanın 5/2 m Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir.”

Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmi dört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar. Adli yardım dosyaları üzerinden bu durumun takibi mümkün değildir. Zira Adli Yardım dosyalarında başvurucu ilk olarak adli yardıma başvurmakta kedisine atanan avukatta Aile Mahkemesi hakiminden tedbir kararlarını talep etmektedir.

Md. 5/3 ve 4 düzenlemesi:“Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.”

Şeklinde çok elzem bir hüküm yer almaktadır. Ancak incelenen kararların yalnızca 15 tanesinde MK’ya göre kişisel ilişki nafaka ( başvurucu lehine de verilen) velayet konularında karar verilmiştir. 

•    İncelenen kararlarda bu maddelere ilişkin düzenleme çok azdır.

•    Ret gerekçesi ise bu konularda karar verilmesinin «yargılamayı gerektirdiği» şeklindedir.

Kabul edilen 5/4 taleplerinin bir kısmında ise kararın bu kanunun özelliği olan direkt icraya indirilmesi işleminin yapılmadığı görülmektedir. Nafakanın icra dairesine mahkeme kararı ile indirilerek, ücretsiz olarak maaş vs nafakanın kesilmesi ve mağdura ödenmesi yerine, mağdurun mahkeme kararını icraya koyarak sonuç alması beklenmektedir.  

•    Bu hususlarda kararların azlığı yahut yargılamanın beklenmesi özellikle çocukların şiddetin öznesi olmasına yol açmaktadır. Çocuklarla kişisel ilişki ve çocukların bakım iaşesi ebeveynlerin karşılıklı şantaj konuları haline gelmekte birbirleri ile ilişkilerinde çocukların araç olarak kullanılmasına yol açmaktadır. Boşanma davası süresince de çözümü bekleyen bu kararlar adeta tabiri caizse, çocukların kapan eşin elinde kalmasına yol açmaktadır. 

6.    Kararlarda Çocukların Durumu:

•    Tedbir Kararlarının büyük bir kısmında çocuklarla ilgili bilgi olmadığı görülmektedir. 

•    Çocukların tespit edildiği kararların sadece 2 tanesinde velayete ilişkindir.

•    Velayete ilişkin düzenleme talepleri yargılamayı gerektirdiği için reddedilen taleplerdendir. Oysa hâkim tarafından velayete ilişkin düzenleme yapılması ve velayet verilmeyen tarafla kişisel ilişkinin düzenlenmesi, bu düzenlemede çocukların güvenliğinin ön plana alınarak gerektiğinde kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması veya kişisel ilişkinin sınırlanması kadın ve çocukları şiddetten korumada önemlidir. Şiddet uygulayan çoğu zaman çocuklara doğrudan veya dolaylı yoldan zarar vermektedir. Bunun yanı sıra kadını eve geri döndürme veya diğer istemlerini yaptırma için çocukları araç olarak kullanabilmektedir. Çocukların düzenlemelerde yer almaması verilen diğer tedbir kararlarının anlamsız kalmasına yol açabilecek niteliktedir. 

•    Çocuk Koruma Kanunda çocuklarla ilgili koruyucu ve destekleyici tedbirler olarak geçen; “Danışmanlık, Eğitim, Bakım, Sağlık, Barınma” ile ilgili tedbir kararına rastlanamamıştır. 

•    Bütün bunlar şiddetten en çok etkilenen ve korunmaya en muhtaç olan çocukların 6284 s.k. Hükümlerine göre korunmadığını göstermektedir.

•    Aile içi şiddetin gerçek mağduru olan çocuklar kararlarda adeta yok olmuştur. Adları dahi geçmemektedir. Oysa kanun uygulamasında önce çocukların varlığı tespit edilmeli, daha sonra yaşlarına göre ihtiyaçları gözetilerek yasada belirtilen ve uygun görülen tedbirler alınmalıdır. Dava dilekçesinde uğradığı fiziksel şiddet görmüş insanların varlığı tespit edildiğinde buna en azından şahit olan çocukların bu şiddet nedeniyle uğradıkları travmaların tespit ve tedavisi gereklidir.   

7.    Tedbir kararlarının süresi:

•    İncelenen kararların 81 tanesinde verilen tedbirlerin süresi 1 ay olarak,
•    162 tanesinde verilen tedbirlerin süresi 2 ay olarak, 
•    222 tanesinde verilen tedbirlerin süresi 3 ay olarak,
•    83 tanesinde verilen tedbirlerin süresi 4 ay olarak,
•    22 tanesinde 5 ay olarak, 
•    297 tanesinde verilen tedbirlerin süresi 6 ay olarak verilmiştir.

•    Bu kararların 947 sinde birden fazla tedbir kararı verilse dahi hepsi için aynı süre öngörülmüştür. Ama istisnai de olsa sadece 8 adet kararda yerinde olarak farklı tedbirler için farklı süreler öngörülmüştür. 

•    Süreler ile tedbirler arasında bir uyum olması tedbirin yararlılığını etkileyecektir. 

8.    Gizlilik ve 8. Madde Uygulamaları

Md. 8/6  Gerekli bulunması hâlinde, tedbir kararı ile birlikte talep üzerine veya resen, korunan kişi ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgileri ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgileri, tüm resmi kayıtlarda gizli tutulur. Yapılacak tebligatlara ilişkin ayrı bir adres tespit edilir. Bu bilgileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, ifşa eden veya açıklayan kişi hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

•    İncelenen tüm kararlarda 8/6 uyarınca yalnızca 15 adet kararda gizlilik kararı verilmiştir.

Madde kapsamında kimlik gizlenmesi kararının ne şekilde uygulanacağı konusuna da kararlarda bir açıklık ve uygulama birliğinin mevcut olmadığını görmekteyiz. 

•    Kurumlar arası koordinasyonda yaşanan sorunlar çocukların kimliğinin gizlenememesi vb. sebepler mağdurlar gizlilik konusunda sıkıntılar yaşamaktadırlar. 

•    Kararların hemen hemen hepsinde zorlama hapsinin uygulanacağı ihtarı yer almaktadır. HSYK müfettişler yoluyla yaptığı denetimlerde 6284 dayalı verilen tedbir kararlarının takdir ve ifa zımnında cumhuriyet savcılığına gönderilmemesini, kararlarda süre belirtilmemesini, 8/5 ihtaratının yapılmamış olmasını, tavsiye konusunda değerlendirdiği düşünüldüğünde denetiminin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. 

Md. 8/7 uyarınca Talep hâlinde ilgililere kişisel eşya ve belgelerinin kolluk marifetiyle teslimi sağlanır

Bu konuda da ancak 4 kararda verildiği hüküm verildiği görülmüştür. 

Ancak talep halinde verilen bir tedbir kararı olması sebebiyle bu denli az olduğu tartışmasız olmakla birlikte, kolluk marifetiyle teslimde uygulamada yönetmeliğin detaylı olmaması sebebiyle aksaklıklar yaşanmaktadır. Örneğin konutun mağdura tahsisi halinde uzaklaştırılan eşin kişisel eşyalarının teslimi ve bu eşyaların dökümünün yapılması gerekmektedir. Aynı döküm eşya ve belgelerin kolluk marifetiyle tesliminde de yapılabilir. 

Zira kişisel eşyalar boşanma davası sırasında alacak taleplerine konu olabilmektedir. Bu yönetmeliğe eklenecek bir madde ile sağlanabilir.

9.    Red Kararları- Karar verilmesine yer olmadığı Kararları 

İncelenen kararların 82 tanesinde taleplerinin tümü veya bir kısmının red edilmiş olduğunu yahut hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiğini görmekteyiz.

•    Bazı kararların içeriğinde talep olmasına rağmen, Red/Kabul yönünde hiçbir karar verilmemesi dikkat çekicidir. Uygulama HMK hükümlerine de aykırıdır. 

•    Red gerekçeleri arasında en yaygın olanı nafaka,velayet, çocukla kişisel ilişki  vb taleplerin yargılamayı gerektirdiğidir. 

Red kararlarında bu kapsamda  en çok görülen gerekçe: Taraflar arasında ayrı bir boşanma davasının görülmesi redde gerekçe olabilmektedir. 

•    Mevcut kararların süresinin uzatma taleplerinin de zaman zaman sürenin dolmadığı gerekçesi ile reddedilebilmektedir. 

•    Ancak burada dikkat çeken husus önceden verilen tedbirlerle yeni istenen tedbirlerin aynı tedbirler olup olmadığının kararlardan belirlenememesidir. Aynı tedbirin süresi dolmadan yeniden verilmemesi doğu bir uygulamadır. Ancak tedbir farklı bir konuda istenmiş ise bunun değerlendirilmesi gerekir. 

•    Ayrıca, özellikle sürenin dolmasına bir haftadan az bir zaman kaldığı durumlarda bu tür uzatma taleplerinin süre dolması beklenmeden bu süreçte tekrar değerlendirilmesi gerekir. 

•    Kararlardan bir tanesinde, ret gerekçesi olarak daha önce verilmiş ve süresi de bitmiş bir tedbir kararı olması ve bu tedbir kararı süresince herhangi bir ihlal olmaması gerekçe gösterilmiştir. Oysa bu durum tedbir kararının etkili olduğu düşüncesi ile vermiş olduğu tedbirleri yeniden değerlendirerek ekleme ve çıkartma yapma da dahil olmak üzere yeni bir tedbir kararı vermesinde etken olmalıdır. 

•    İlginç bir karar olması bakımından bir kararın burada zikredilmesi yerinde olacaktır.

-“Tedbir talebi, dilekçedeki gerginlik ve baskının kim tarafından ve ne şekilde yapıldığına dair açıklama bulunmadığı somut risk bulunmadan verilecek tedbir kararlarının taraflar arasında olduğu söylenen husumeti harekete geçireceği” gerekçesi ile reddedilmiştir. 

-Bir velayet ve şahsi ilişki talebi “çocuklar henüz nüfus kaydında görünmediğinden” reddedilmiştir. 

-Bir ilginç ret kararı da şöyledir ; “taraflar ayrı yerde yaşıyorlar, tüm olumsuzluğuna rağmen evlilik sürüyor, tedbir verilmemesi kararı doğrudur,  itirazın reddine” şeklinde verildiği görülmüştür. 

-Yaşamsal pratiklerle uyuşmayan bir başka kararda şu şekildedir; “annenin kimliği değişmiş, çocuklarının sadece yer ve adres bilgileri gizli tutulmuştur. Anne bunun yeterli olmadığını çocuklarına da 5/ç gereği şahsi ilişkinin kaldırmasını talep etmiş, çocukları gizleyen yargıçlar her nedense bu talebi yerinde bulmayarak red etmişlerdir.”

-Yine diğer bir kararda; “anne mağdurun, çocuklar için istediği kimlik gizleme talebi çocukların 18 yaşından küçük olduğu gerekçesi ile reddedilmiştir.”

10.    Zorlama Hapsi Tedbir kararlarına aykırılık

MADDE 13 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur. (2) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.(3) Zorlama hapsine ilişkin kararlar, Cumhuriyet başsavcılığınca yerine getirilir. Bu kararlar Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine bildirilir.

•    Kararların uygulanmasının güvencesi müeyyidesi olan ZORLAMA HAPSİ’dir. 

•    İncelenen kararlar arasında zorlama hapsine ilişkin karara rastlanmamıştır.  

•    Sınırlı sayıdaki zorlama hapsi talepleri de reddedilmiştir. Aile mahkemesi hâkimleri zorlama hapsinin bir disiplin kararı olduğundan uzaklaşarak adeta bir hükümlülük hapis cezasıymışçasına bu kararı vermekte çekingen davrandıklarını gözlemekteyiz.

•    Kanunun uygulama yönetmeliğinde belirtildiği şekilde, kararların uygulanması için şiddet uygulayana tebliğ ve tefhim şart olmamakla birlikte, “Zorlama Hapsi” uygulanabilmesi için kararın tefhim veya tebliğ edilmiş olması aranmaktadır. Bu durum ise yaptırımın uygulanmasını engellemektedir. 

•    Zorlama Hapsi kararı verilmesi için, kararın ihlal edildiğinin tespiti gerekli ve yeterlidir. Aile mahkemesi hâkiminin takdir yetkisi olmaksızın zorlama hapsine karar vermesi gerekmektedir. 

11.    Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri ŞÖNİM (KOZA)

•    6284 sayılı kanunun bel kemiği Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri ŞÖNİM(KOZA) lerdir. ŞÖNİM’ler 14 ilde pilot uygulama vermektedir. Yasanın bel kemiği olan bir kurumun ülke çapında bile örgütlenememiş olması bu konudaki çalışmaların ciddiyeti ile ilgili soru işaretleri uyandırmaktadır.

•    ŞÖNİM’ler “tek kapı” sisteminin yasada vücut bulmuş hali iken halen dahi koordinasyon sorunlarını aşacak yönetmeliğinin düzenlenmemiş olması “Kadına Yönelik Şiddet”le mücadelede büyük bir kayıptır. 

•    Bu yönetmeliğin akabinde ŞÖNİM bünyesinde yer alan –kolluk irtibat birimi, hukuki destek adli yardım irtibat birimi, psiko-sosyal destek birimi, İşkur, Belediye irtibat birimi vb. kurumların da kendi iç mevzuatlarını ve uygulamalarını uyumlu hale getirecek düzenlemeleri yapmaları sağlanmalıdır. 

•    ŞÖNİM’lerin sayıları da yasanın belkemiği olması bakımından çok yetersiz kalmaktadır. ŞÖNİM olmayan yerleşim birimlerinde yasanın nasıl uygulanması beklenebilir?

•    Merkezi yerlerde olmamaları nedeni ile mağdurların ulaşımının zor olması, şiddet mağdurlarının şiddet uygulayanlarla aynı yerde hizmet almaları yine ŞÖNİM’lerle ilgili aksaklıklardır.

•    Kanun ve sözleşmelerden kaynaklanan yükümlerle de, ŞÖNİM’ler bünyesinde şiddete yönelik veri toplanmakta ve bir veri tabanı oluşturulmaktadır. Bu veriler gizliliği ve mağdurların güvenliği sağlanmak kaydı ile statik bilgiler ASPB tarafından paylaşılmalı ve böylece yasanın aksayan yönlerinin tespitinde ve geliştirilmesinde yol alınmalıdır.  Kaldı ki, statik bilgilerin oluşturup paylaşılması taraf olduğumuz sözleşmelerinde gereği devletlerin yükümüdür. 

•    Yeterli sayıda ŞÖNİM açılmalı, idari işlerinin yanı sıra, yeterli personel ile şiddet mağdurlarına ve çocuklara şiddetle uğradıkları yıkımı telafi edici; şiddet uygulayana ise danışmanlık ve tedavi çalışmaları yapmalıdır.

•    Şiddet uygulayanların hâkim kararı ile tedaviye yönlendirilmelerine önem verilmeli ve bu tedavilerin kanunda yer aldığı şeklide kurumlarla koordineli şekilde ŞÖNİM’ler tarafından takibi yapılmalıdır. 

Uygulamada, değil psikolojik tedaviler ( öfke kontrolü vb) bağımlılık tedavilerinde dahi kurumlar birbirleri arasında gereksiz bürokrasi ile evrak gönderimi ile zaman kaybetmekte, kanunda ve uygulama yönetmeliğinde açıkça yazdığı halde tedavi taleplerine dair prosedür kurumlarca bilinmediğinden uygulanamamaktadır.

Bu konuda ilimiz yargı çevresinde olmamakla beraber karşılaştığımız bir örnek verir isek;

Anadolu’nun bir ilçesinde anne ve babasına şiddet uygulayan alkol ve uyuşturucu madde bağımlısı kişinin, anne ve babasınca bulunduğu yer alan devlet hastanesi doktoruna tedavi edilmesi istemi ilettiği, uygulamayı bilmeyen kamu görevlisi doktorun ise (ki hem 6284 Sayılı Kanunda hem TCK ya göre bildirim yükümü var)  nereye yönlendireceğini, yükümlerini bilmediği görülmüştür. Aldığı bilgi ile savcılığa bildirimde bulunmuştur. Ancak bu kez de ilçenin Aile Mahkemesince mülki amire tedaviye yönlendirme yazısı yollanmış, mülki amirce devlet hastanesine yazı gönderilmiştir (ki adli kararın alınması aşamasında da kanunun uygulamasının bilinmemesinden dolayı karşılaşılan pek çok zorluk olmuştur). Kamu Hastane doktoru yetkilisince de, kişinin AMATEM’lere yönlendirilmesi gerektiği, kaldı ki kişinin hastaneye getirilmesinin sağlanmasının kendi görev ve sorumlulukları olmadığı, kendilerinin zorla tedavi uygulayamayacaklarını bildirdiği görülmüştür. Bu süreçte telafisi olmayan şiddet vakası ortaya ihtimali çok yüksek olduğu ise aşikârdır. 

Kurumlar arası koordinasyonun yetersizliği, ilgili kurumların bilgi eksikliği, kanunun yürürlüğe gireli yaklaşık 3 sene olmasına rağmen uygulamanın halen bu şekilde olması endişe vericidir.

12.    Kararların Denetimi 

•    Bu kararlarda temyiz yolu kapalı olduğu için yapılabilen tek denetim HSYK nın müfettiş denetimidir. 

•    HSYK müfettişler yoluyla yaptığı denetimlerde 6284 dayalı verilen tedbir kararlarının takdir ve ifa zımnında cumhuriyet savcılığına gönderilmemesini, kararlarda süre belirtilmemesini, 8/5 ihtaratının yapılmamış olmasını, esas defterine kayıt yapılmış olmasını tavsiye konusunda değerlendirmektedir. Tavsiyelerinin ise hepsinin incelediğimiz kararlara yansıdığını görmekteyiz. 

•    Dolayısıyla kararların tek denetimi olan HSYK Müfettiş denetiminin daha etkin bir şekilde yapılması 

•    Kararlarda uyum sağlanması; keyfilikten uzaklaşılması için bu konuda sık sık ilgili tüm kurulların karar verici hâkimlerle birlikte katıldığı toplantılar yapılması yararlı olacaktır.

Yasanın uygulama aksaklıklarına ilişkin yukarıda maddeler kapsamında yapılan açıklamalardan görülmektedir ki yasanın uygulamasının son derece özenli ve doğru yapılması kadına yönelik şiddeti önleme ve şiddet tehlikesinden ivedilikle korunmasında olumlu gelişme sağlayacaktır. 

Kanunda, şiddetin önlenmesi ile koruyucu tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik izleme çalışmaları yapma, destek hizmetleri vermek üzere kurulması düzenlenen Şönim’ler kurumlar arası koordinasyon görev kapsamları ile yasanın bel kemiği birimlerdir. Ancak yasanı kabul tarihi olan 08.03.2012 yılından beri sadece 14 ilde kurulmuş olmaları, yasanın uygulanmasında elzem olan bu koordinasyonun sağlanması, geliştirilmesi yönünde bir çabanın da olmadığını göstermektedir.

6284 Sayılı Yasanın gerekli alt yapı oluşturulmadan yürürlüğe konması, halen de bunun sağlanamaması yasa uygulamasında ortaya çıkan aksaklıkların en önemli sebeplerindendir. Kİ birimler arasında koordinasyonun yeterli olmaması yasanın uygulanmasının standart kararlara dönüşmesine, uygulanamaz kararlar alınmasına da yol açmaktadır.  Bu tür kararların şiddetle mücadelede yetersiz olacağı, mağdurların yeterince korunamayacağı açıktır.

Bunun yanında söz konusu kanun acil uygulamaya yönelik kısa süreli, geçici hükümler içermekle sadece tedbir niteliğinde koruma ve önleme sağlamaktadır. Kadına karşı şiddette asıl yaptırımlar Ceza Kanunumuzda yer almakta olup bu kanunun hükümlerinin doğru ve caydırıcı olacak şekilde uygulanması asıl etkili olandır.

Bu nedenle de hem İstanbul Sözleşmesi hem de CEDAW hükümleri gereği;

“Cezai işlemlerde kültür, örf ve adet, gelenek veya sözde namusun eylemlerin gerekçesi kabul edilemeyen, mağdurun kültürel, dini, toplumsal ya da geleneksel olarak kabul gören uygun davranış normlarını ve adetlerini ihlal ettiği iddialarında bulunulmayan (İst.Sözl. md.42),  kadına şiddette haksız tahrik ve iyi hal indirimlerinin toplumsal cinsiyet bakış açısı ile uygulanmadığı ve Anayasa hükümlerinden dahi önce gelen Uluslararası Sözleşme hükümlerine aykırı olmayan kararların alınmasının önemi çok daha fazladır. 

Tüm bunlar nedeni ile KADINA YÖNELİK ŞİDDETİ ÖNLEME VE KADINI ŞİDDETTEN KORUMANIN ÇÖZÜMÜ ŞİDDETİN KAYNAĞI OLAN TOPLUMSAL CİNSİYETCİ BAKIŞ AÇISINDADIR!

6284 Sayılı Kanunun temeli olan İstanbul Sözleşmesi 3. md. sinde kadına yönelik şiddeti : “Özel veya kamusal alanda kadınlara, fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan

TOPLUMSAL CİNSİYETE DAYALI her tür eylem….” olarak tanımlamıştır. 

TOPLUMSAL CİNSİYET  : “TOPLUM TARAFINDAN KADIN VE ERKEĞE YÜKLENEN VE SOSYAL OLARAK KURGULANAN ROLLER, DAVRANIŞLAR VE EYLEMLER” olarak tanımlanmıştır.

KADINLARA YÖNELİK TOPLUMSAL CİNSİYETE DAYALI ŞİDDET ise : “Doğrudan kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya orantısız bir şekilde kadınları etkileyen şiddet”  anlamına gelir denilmiştir.   

Kadının insan haklarının ağır bir ihlali olan kadına yönelik şiddet; kadın erkek eşitsizliğine dayanan ataerkil zihniyetten beslenmektedir. Yasa uygulamasında dahi bu izler görülmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin mevzuat ve toplumda var olan tüm kurum ve kademelerde gözetilmesine yönelik bütüncül politikalar şiddetle mücadelede başarıya ulaşmanın ana unsurudur.

Ataerkil zihniyetten kaynaklanan eşitsizlik içeren cinsiyetçi toplumsal rollerin kadına şiddete sebep olduğu, kabul edilebilir yaptığı tüm araştırmaların sonucudur. Ki bu bakış açısı toplumun her kesiminde olmakla kanunun uygulayıcılarında da görülmektedir.

6284 Sayılı Kanun, ASP Bakanlığına kadına yönelik şiddeti önlemede tüm kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını koordineli çalışma ile kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitim programlarına katılmasını sağlama yükümü yüklemektedir. Mağdurlarla çalışan uzmanların, meslek gruplarının eğitiminin sağlanması gerekmektedir.

Tüm bunlardan önemlisi toplumun geneline yönelik TOPLUMSAL CİNSİYET BAKIŞ AÇISINA dair eğitimdir.

Kadına karşı şiddeti önlemeyi, kadını şiddetten korumayı amaçlayan gerek İstanbul Sözleşmesinde gerekse 6284 Sayılı Kanunda, resmi müfredata eğitim sürecinin her kademesinde kadın erkek eşitliği, kadının insan hakları,  kalıplaştırılmayan kadın erkek rollerini, çatışma çözümlerini, cinsiyete dayalı şiddeti ve kişisel bütünlük hakkı meselelerinde toplumsal cinsiyet eğitiminin verilmesi yükümü getirilmiştir. 

Sorunu besleyen kaynağı kurutmanın tek yolu bu eğitimin ACİLEN sözde değil özde tüm eğitim kademeleri müfredatına alınmasıdır. Özellikle de devlet ve vakıf üniversitelerinde “KADININ İNSAN HAKLARI” derslerinin zorunlu olarak müfredata alınmasıdır.  ÇÜNKÜ Kadını şiddetten koruma ve şiddeti önlemenin tek ve köklü çözümü TOPLUMSAL CİNSİYET EĞİTİMİDİR!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim