• BIST 97.610
  • Altın 145,173
  • Dolar 3,5733
  • Euro 4,0106
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 12 °C

“Kalıcı Barış Ve Huzur Ortamı İçin Devletin Yükümlülüklerini Hatırlatmak Suç mu?”

“Kalıcı Barış Ve Huzur Ortamı İçin Devletin Yükümlülüklerini Hatırlatmak Suç mu?”
Adana Baro Başkanı Av. Mengücek Gazi Çıtırık, Barış İçin Akademisyenler İnsiyatifince açıklanan bildiri ve sonrasında yaşanan gelişmelerle ilgili yazılı açıklamada bulundu.

Yayınladıkları "Bu suça ortak olmayacağız" başlıklı bildiri ile bir anda gündeme oturan ve haklarında soruşturmalar başlatılan 1128 akademisyene destek veren Av. Çıtırık, “Kalıcı barış ve huzur ortamı için devletin yükümlülüklerini hatırlatmak suç mu ?” diye sordu. 

BASINA VE KAMUOYUNA

BİLDİRGEDE NE DENİYOR?

Bildirgede, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bazı il ve ilçelerimizde yaşanan yasal dayanağı bulunmayan sokağa çıkma yasakları, şehirlerin kuşatma altına alınması, şehirlerin boşaltılması, göç ve sürgünler, yaşam hakkının, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali, bunların son bulması, kalıcı barış ve huzur ortamının sağlanması için devlete düşen yükümlülüklerin ne olduğu açıklanmıştır.

HEDEF GÖSTERİLMEKTELER

Bildirgenin açıklanmasından sonra gerek Kaçak Saray'ın açıklamaları gerekse de medyanın kullandığı ayrıştırıcı, nefret dili ile toplumsal infial uyandırılmaya çalışılmış, sanki Cumhuriyet, ağır ve derhal vuku bulacak bir tehlikeyle karşı karşıya kalmış havası yaratılmıştır.

Kaçak Saray, bildirgeyi imzalayan ve açıklayan akademisyenleri ''müsvedde'' , ''aydın değil karanlık'', ''aydın değil cahil ''olmakla itham eden, hakaret eden açıklamalarda bulunmuş, anayasal ve yasal organların görevini ve gereğini yapacağından bahsederken, medya organları da kullandıkları dil ile Ayrışımcılığa, ötekileştirmeye, değersizleştirmeye, itibarsızlaştırmaya, hedef göstertmeye hizmet eden anlayışı sergilemişlerdir.

Devamla; Küçükçekmece ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca bildirgeye imza koyan akademisyenler hakkında soruşturma başlatılmış, Üniversitelerarası Kurul Başkanlığından, YÖK’ten ''Gereğinin yapılacağı, söz konusu devletin birliğiyse akademik özgürlük olmayacağını'' belirten açıklamalar gelmiş, çeşitli üniversitelerin rektörlükleri bildirgede imzası bulunan akademisyenlerle ilgili soruşturma başlatırken, bazıları da bu akademisyenlerin istifasını isteyerek, akademisyenlere mobbing uygulamakta ve hedef gösterilmelerine neden olmaktadırlar.

''CADI AVI'' BAŞLATILDI

Yaşanan bu gelişmeler sonrasında toplumda bir '' cadı avı'' başlatılmış, Kaçak Saray'ın, YÖK, Üniversitelerarası Kurul'un açıklamaları, çeşitli üniversitelerin rektörlük açıklamaları ve uygulamaları, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasının üzerine organize suç örgütünün yöneticisi olduğu Türkiye Cumhuriyetinin mahkeme kararlarıyla sabit olan, eli kanlı isimlerin bildiriyi imzalayan akademisyenleri '' oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve kanlarınızla duş alacağız '' sözleriyle tehdit ve hakarette bulunduğu da yaşanmıştır.

Ülkelerin kalkınmasında, insani gelişmişlikte, fikirlerin tartışılmasında eleştiride, bilginin üretilmesinde, bilimsel ve teknolojik yeniliklerin sağlanmasında üniversitelerin çok büyük rolü bulunmaktadır. Aynı zamanda bir üniversiteyi, üniversite yapacak olan Akademik Özgürlük ve Üniversite Özerkliğidir.

Kimin öğreteceğini, neyin öğretileceğini, nasıl öğretileceğini, çalışmaya kimin kabul edileceğini, akademik topluluğun bilimsel aktivitelerini, çalışmalarını herhangi bir baskı, tehdit, müdahale olmaksızın sürdürebildiği, toplumdaki egemen görüş ve anlayışlara veya siyasi iktidarların politikalarına aykırı görüş ve ifadelerden dolayı yasal ve siyasi takibata maruz kalmayacakları bir ortamın sağlanmasıdır akademik özgürlük.

Üniversite özerkliğinden ise üniversitelerin kendi içindeki örgütlenebilmesinde, kendi kendini yönetmesinde, kaynaklarının kullanılmasında devlet müdahalesinden özgür olabilmesi anlaşılmaktadır.

Üniversitelerin her zaman hedefe konuldukları, akademik özgürlüğün ve üniversite özgürlüğünün sağlanamadığı, ara rejim ve darbe dönemlerinde özerkliğin askıya alındığı,1402 sayılı yasa ile yüzlerce akademisyenin kapı önüne konulduğu, YÖK 'ün halen özerk üniversite ve akademik özgürlüğün önündeki büyük engel olduğu bir dönemin içerisinden geçilmektedir.

ÜNİVERSİTELER SUSMAMALI

Özgürleşmiş aklın, bilimselliğin ve kuşkuculuğun yuvası olan üniversitelerin, ülkenin içinden geçtiği toplumsal huzursuzluk, siyasi, sosyal-ekonomik çıkmazlar, anayasanın askıya alındığı, temel hak ve özgürlüklerin kullanılamadığı, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun egemen olduğu, parlamenter demokratik rejimden Türk Usulü Başkancı Sisteme doğru gidişin tüm alt yapılarının hazırlandığı bir dönemde suskunluğa bürünmesini üzülerek gözlemlemekteyiz. Sorgulamayan birey, suskun toplum yaratılmak istenen böylesi bir dönemde üniversiteler konuşmayacak, eylem yapmayacaksa kimin yapması beklenmektedir? Üniversitelerin sustuğu, kişi güvenliğinin, hukuki güvenliğin ve can güvenliğinin kalmadığı, muhaliflerin, farklı düşünenlerin yargı aracılığıyla susturulduğu, hukukun kendisinin bir tehdit aracı haline geldiği, korku toplumunun yaratıldığı bir dönemde suskun, biat eden, itaat eden üniversitelerle ülkemizin demokrasi, toplumsal huzur ve barış sorunu aşılamayacaktır.

Demokrasinin olmazsa olmazı örgütlü toplum, basın ve ifade özgürlüğüdür. Ülkemizin kendisini bağıtladığı uluslararası sözleşmeler ve anayasamız uyarınca güvenceye alınmış olan ifade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararlarda sadece lehte olan, zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi ve düşünceler için değil, devletin ya da nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, çarpıcı, şoke eden, rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu hüküm altına alınmıştır.

Ülkemizde toplumsal huzur ve barışın ortadan kalktığı, kan ve gözyaşının hâkim olduğu, otuz beş günlük-üç aylık bebeklerin de öldürüldüğü, şehit haberlerinin de gelmeye devam ettiği, ölümün kanıksatıldığı bir dönemde akademisyenler, kanın akmaması, yaşam hakkının ihlal edilmemesi ve bu sorunların son bulması için görüşlerini bildirge halinde kamuoyu ile paylaşmışlardır. Bu durum, anayasamızda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün kullanılmasıdır.

KAOS VE KARGAŞADAN MEDET UMULMAMALI

Düşüncelerin ifade edilmesinden rahatsızlık duyularak akademisyenler hakkında linç kampanyası başlatılması, onların hedef gösterilmeleri son derece üzücü ve tehlikeli gelişmelerdir. Genel görüşe ya da egemen fikirlere aykırı düşüncelerin mahkûm edilmemesi gerektiği, bu tür seslerin olmaması demokrasi ve örgütlü topluma vurulan büyük bir darbe olduğu unutulmamalıdır.

Farklılıklar, aykırı düşünceler hemen vatan hainliğiyle, sözde aydın olmakla, mütareke basını yazarı olmakla suçlanmamalı, farklı düşünenler hedef haline getirilip, ötekileştirilerek, yaftalanmamalıdır. 

Dış politikada izlenen maceracı, öngörüsüz, yanlış politikaların ülkemizi hedef haline getirdiği, sınırlarımızın yolgeçen hanına döndüğü, demokrasinin kural ve kurumlarının işletilmediği, hukukun içselleştirilemediği, kan ve gözyaşının akmaya devam ettiği, yurttaşlarımızın büyük çoğunluğunun açlık ve yoksulluk sınırında yaşadığı, adil gelir dağılımının sağlanamadığı, sorunları çözmekle yükümlü olanların kendilerinin sorun haline geldiği bir dönemde gerilim, kaos ve kargaşadan medet umulmamalıdır.

Kamuoyuna saygı ile sunarım.
Avukat Mengücek Gazi ÇITIRIK

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim