• BIST 107.554
  • Altın 151,594
  • Dolar 3,6571
  • Euro 4,3004
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 18 °C

Kamu İhale Kasası !

Kamu İhale Kasası !
Son 12 yılda İhale Kanunu ile AKP arasında müthiş bir kan uyuşmazlığı yaşandı. 37 kez değişikliğe uğrayan kanun; özel yasa, kararname ve yönetmeliklerle yapılan bypaslar da eklendiğinde toplam 175 defa delindi.

2004 yılında Belçika’da bir Türk işadamı 145 bin Euro’ya aldığı Ferrari’sine fazla benzin tüketiyor diyerek LPG taktırmak istedi. LPG tesisatını bir türlü takamayan oto tamircileri, İtalyan devinin Brüksel temsilcisinden yardım isteyince olay başka bir boyuta taşınmış oldu. Şok geçiren ve hemen bedeli karşılığında otomobili geri alan Ferrari yetkilileri “İlk kez böyle bir şey yaşadık. LPG’ye izin verseydik şirketin prestiji sarsılırdı.” açıklamasını yapmışlardı.

Tarihe Ferrari’nin Türk’le imtihanı şeklinde geçen bu bildik hikâyeyi niye anlattık? Şunun için: Türkiye 2001 yılında Cumhuriyet döneminin en ağır ekonomik krizini yaşadı. Ardından üçlü koalisyon hükümetine dışarıdan kurtarıcı olarak atanan Kemal Derviş’in kanunları ile tanışıldı. Bu kanunlardan biri de 1984 yılında çıkarılan ve âdeta suiistimalin ve yolsuzlukların odağı hâline gelen 2886 sayılı kanun yerine uluslararası standartlarda, Avrupa Birliği normlarının kabul ettiği bir Kamu İhale Kanunu oldu. Hazırlama aşamasında Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve OECD tarafından tavsiye edilen UNCITRAL yöntemi temel kaynak olarak kullanıldı. 4734 ve 4735 sayılı söz konusu iki kanun yolsuzluk ve kayırmacılığın önünü kapayan pek çok otokontrol sistemi getiriyordu. Kamu İhale Kurumu oluşturuluyor, kuruma ihaleleri re’sen denetleme yetkisi veriliyor ve Sayıştay’ın yetkileri artırılıyordu.

İhale Kanunu ile –yasanın yürürlüğe girdiği tarihle aşağı yukarı eş zamanlı iktidara gelen– AK Parti arasında müthiş bir kan uyuşmazlığı yaşanmaya başladı. 12 yılda bizzat kendisinde 37, özel yasalarla 56 ve kararnamelerle 82 defa olmak üzere kanunda 175 defa değişikliğe gidildi. Ne var bunda, diyebilirsiniz. Ama Almanya’nın 1946 yılında çıkardığı ihale kanununu geçen sürede AB istekleri doğrultusunda sadece iki kere değiştirdiği dikkate alındığında vahamet daha net anlaşılabilir. Bu değişikler sonucu, İhale Yasası delik deşik edildi. Yani Türkiye 2002 yılında bir Ferrari aldı, ama şu anda değişmeyen sadece plakası yani kanun numarası kaldı…

Dünyanın her yerinde devletin mal ve hizmet satın alma prosedürleri aynıdır. Elbette zaman zaman öncelikler değişir ama ihaleden amaçlanan temel mantık değişmez. Avrupa Birliği de ‘büyük yolsuzluklar’ potansiyeli taşıyan kamu ihaleleri ile yakından ilgilendi. Evrensel ihale yöntemleri geliştirdi ve ete kemiğe büründürdü. Peki, Türkiye’nin hangi kendine özgü şartları ya da bu uluslararası yöntemlerle ne sorunu var ki sürekli yasa değişikliğine gitme ihtiyacı hissediliyor? Devletin geçen 12 yılda 500 milyar doların üzerinde kamu ihalesi yaptığı ve bunun da yaklaşık yüzde 30’unun açık ihale kapsamı dışında gerçekleştirildiği düşünüldüğünde yolsuzluğa konu olan miktarın büyüklüğü ortaya çıkıyor.

Kamu kurumlarını denetlemekle görevli Sayıştay’ın başına gelenler de Kamu İhale Kanunu’nun başına gelenden farksız. AK Parti 2005 yılında kendi elleriyle değiştirdiği Anayasa’yla, Sayıştay’ın denetim yetkisini genişletmişti. 2010 yılında 6085 sayılı yeni Sayıştay Kanunu  ile hesap verme sorumluluğu ilkesi getirilerek kamu harcamalarının hesabının verilmesi mümkün hale geldi. Sayıştay’a işlevsel ve kurumsal bağımsızlık kazandırılmıştı. Ancak Sayıştay’dan birbiri ardına gelen yolsuzluk dosyaları AK Parti’nin Sayıştay’ı pasifize etmesine yol açtı. Sayıştay’ın denetim yetkisi kapsam ve içerik olarak daraltıldı. Denetim yapmaktan kaynaklanan gücü elinden alındı. CHP’li vekil Aykut Erdoğdu, denetimin zayıflaması ile usulsüzlük ve yolsuzluk bataklığının derinleştiğini belirterek  güven ve istikrarın zedelenmesinin yanında ekonomik krizlere zemin hazırlandığının altını çiziyor.

Kamuoyu AK Parti’nin ihaleleri hak edene değil de yakın gördüklerine verdiği yönündeki ilk ciddi bilgiye Ali Dibo olayında ulaştı. 2006 yılında Hatay ilinde, 271 adet kamu ihalesinin tamamının 17 AKP’li yerel yönetici tarafından kazanıldığı tespit edildi. Kamu İhale Kanunu’na tabi 190 ihale ile ilgili Kamu İhale Kurumu (KİK) soruşturma başlattı ve ihalelerin mevzuata aykırı olduğunu açıkladı. İşte hiçbir hukuki netice alınmayan bu olaydan sonra AK Parti’nin İhale Kanunu’nda yaptığı değişiklik sayısında patlama yaşandı.

İstisnaların sayısını 5’ten 25’e çıktı

Adrese teslim ihalelerin nasıl yapıldığı ağır hukuki metinleri de içeren bir konu. İşin uzmanı olmayanın gözden kaçıracağı detayları bir kenara bırakarak bu teknik konuyu hukuki metinler arasında boğulmadan basitleştirelim. Kamu ihalelerinde üç usul geçerlidir: Açık ihale, belli istekler arasındaki ihale ve pazarlık usulü ihale. Açık ihale, bütün isteklilerin teklif verebildiği en temel ihale yöntemidir. Fırsat eşitliği vardır, rekabet en üst seviyededir. Ve Kamu İhale Kurumu’na en az şikâyet de bu ihale yönteminde gelir. Çünkü şeffaftır. Belli İstekler arasındaki ihale usulüne ise, yapım işleri, hizmet ve/veya mal alım ihalelerinde uzmanlık veya ileri teknoloji gerektiren ihalelerde başvurulur. Bu ihale yöntemi açık ihale usulünün uygulanamadığı nükleer enerji ve hızlı tren projesi gibi ve niteliğinden dolayı direkt başvurunun yapılmadığı ihtisas isteyen alanlarda geçerlidir. Pazarlık usulü ise temel ihale yöntemi değildir. İstisnai bir yöntemdir. Doğal afet, sel, derem, yangın gibi büyük olayların ardından ivedilik gerektiren durumlarda prosedürlere takılmamak için başvurulan bir yoldur. Bu ihale herkese açık değildir, kurumun davet ettiği kuruluştan fiyat teklifi alınması ve sonrasında yeniden fiyat istenmesi şeklinde cereyan eder.

AK Parti bu istisnai yöntemi en genel yöntem hâline getirdi. Kamunun nerede ise en büyük ihaleleri yapılan değişiklikler ve getirilen istisnalarla İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarıldı. TOKİ, kentsel dönüşüm projeleri, TİKA, doğalgaz alımı, kömür alımı, 20 milyar liralık FATİH Eğitim Projesi hep bu yöntemlerle çalışıldı. Yani 12 yıllık AK Parti iktidarı döneminde pazarlık usulü istisnai bir yöntem olması gerekirken, yapılan kanun değişiklikleri ile açık ihale istisnai hâle getirildi.

CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, Kamu İhale Kurumu’nun, teftiş kurullarının ve Sayıştay’ın tespit ettiği her yolsuzluk olayının ardından kanunlarda eş zamanlı değişikliğe gidildiğine dikkat çekerek, “Değişikliklere bakıldığında iktidar ile yasa arasındaki ilişki daha net ortaya çıkıyor. Kamu İhale Yasası’nın en çok değiştirilen maddesi 3’üncü madde. Bu madde kamu ihalelerinde istisnaları anlatıyor. Bu istisnalar başlangıçta 5 madde idi ancak şu anda yapılan değişikliklerle 25 istisnaya kadar çıkıldı. AKP iktidara geldiğinde istisnaları düzenleyen a, b ve c fıkraları idi. Yakın zaman önce alfabenin t fıkrasına kadar gelindi.” ifadesini kullanıyor.

2002 yılından günümüze kadar -2006 hariç- her yıl İhale Yasası’nda değişiklik yapıldı. Öyle ki bazen birkaç ay ara ile birden çok değişiklik gerçekleşti. Avukat ve İnşaat Mühendisi Ali Rıza Yücel, 2002’de kurulan yeni kamu ihale düzeninin amacının soygun düzenini sona erdirmek olduğunu, ancak kamu yatırımlarının yolsuzluğa yer bırakmadan yapılmasını sağlayan taşlar tek tek sökülerek sistemin delik deşik edildiğini söylüyor. Yücel, Kamu İhale Yasası’nın yasa ve kanun hükmündeki kararnamelerle devre dışı bırakıldığını kaydediyor.

Aslında standartlar belli

Rekabet Hukukçuları Derneği Başkanı Prof. Dr. Arif Esin, Avrupa Birliği ülkelerinde kamu ihale yasalarının sıklıkla değil, ara sıra bile değiştirildiğine şahit olunmadığına değinerek, bir yasa 10 yılda 164 defa değiştiriliyorsa temelde yanlış giden bir şeyler olduğunu görmek gerektiğini söylüyor. Deneme yanılma yöntemi yerine uluslararası standartları almanın şart olduğuna değinen Esin’in düşünceleri şöyle:

“Aslında yapılması gereken çok basit. Avrupa Birliği normlarına göre üretilmiş İhale Yasası söz konusu. Bunu olduğu gibi aldığımız takdirde şimdiye kadar yaşanan sıkıntıların hiçbiri yaşanmazdı. Biz Türkiye olarak Gümrük Birliği’ne girdiğimiz zaman Avrupa Birliği normlarını almalıydık. Ancak sadece AKP hükümeti değil, bundan önceki hükümetlerin de hiçbiri bu kanunları almak istemedi. Kendilerine göre ayak dirediler. Uluslararası normun olmayınca da şimdiki gibi şaibelerin, kayırmacılığın konuşulduğu ihaleler yapıyorsunuz. Ayrıca Kamu İhale Kurumu’nun doğru dürüst bir fonksiyonelliğinin olmadığı da açıkça görülüyor. Bu durumun net bir şekilde çözüme kavuşturulması ve kurumun sorunları çözücü ve şeffaflığı artırıcı faaliyetlerin içine girmesi gerekiyor.”

AKP çıkardığı başka yasalarla da, birçok ihalede Kamu İhale Yasası’nı devre dışı bıraktı. Birkaç örnek: 

-5335 sayılı yasa; ilgili yasada T.C. Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü mülkiyetindeki işletmecilik fazlası taşınmazların satılması veya devredilmesi düzenlenmiştir.

 -5366 sayılı yasa; ilgili yasada yıpranan tarihî ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenmesi düzenlenmektedir.

 -6428 sayılı yasa; ilgili yasada, Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile tesis yaptırılması, yenilenmesi ve hizmet alınması düzenlenmektedir. (Kamu İhale Yasası’nı devre dışı bırakan bu yasa ile ilk etapta 24 ilde pilot uygulama yapılarak ileriki zamanlarda diğer bölgelerde de uygulamaya geçileceği Sağlık Bakanlığı tarafından ifade edilmektedir. Bir örnek vermek gerekirse; dünyanın en büyük sağlık kompleksi olarak ihale edilen Ankara’daki Etlik Sağlık kampusu, Türk-İtalyan ortaklığıyla üç yılda tamamlanacak. Anılan ortaklık, kampusu 2 milyar 400 milyon TL’ye tamamlayacak ve 25 yılda devletten 8 milyar lira kira alacaktır.)

 -6306 sayılı yasa; ilgili yasada afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi düzenlenmektedir.

- 5576 sayılı yasa; ilgili yasada petrol piyasasının düzenlenmesi yer almaktadır.

İhale Kanunu’ndaki son değişiklik yaklaşık 15 gün önce yapıldı. Resmî Gazete’nin 28 Mayıs 2014 tarihli sayısında yayımlanan kararnameye göre, Başbakanlık yapım işlerini “ihale yapmadan doğrudan alım yöntemiyle” karşılayabilecek. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayıyla Resmî Gazete’de yayımlanan Karar’da, “Başbakanlık tarafından, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3’üncü maddesinin (b) bendi kapsamında yapılacak ihalelere ilişkin esaslarda değişiklik yapılmasına dair ekli esasların yürürlüğe konulması; anılan kanunun geçici 4’üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 21/5/2014 tarihinde kararlaştırılmıştır.” denildi. Bu karar ile Başbakanlık’ın ihale yapmadan karşılayabileceği alımlara yapım işleri de eklenmiş oldu. Aynı maddeye eklenen düzenlemeyle, güvenlik veya gizlilik içinde yürütülmesi ihale yetkilisince uygun görülen mal alımı, hizmet alımı ve danışmanlık hizmet alımı ve yapım işlerinin ihale yapılmadan doğrudan temin edilebilmesinin önü de açılmış oldu.

İhaleyi düzenleyene kamu denetimini tamamen ortadan kaldıracak kadar geniş imkânlar sunan bir değişiklik bu. Kamunun istisnalarına yönelik esaslarda yapılan değişiklikle gizlilik ve güvenlik için herhangi bir somut gerekçe göstermeden ihalesiz alım yapılabilecek. Değişiklikteki güvenlik ve gizlilik ifadeleri ülke güvenliği ile ilgili imiş gibi algılansa da değişikliğin tüm kamu kurumlarını kapsayacak şekilde yapıldığı görülüyor. Bu sebeple bu yasa maddesinin Anayasa’nın temel ilkeleri ile de çeliştiği ve iptal edilebileceği geçmiş dönemdeki tecrübeler ışığında söylenebilir.

Evet, hâlihazırda Sayıştay, teftiş kurulları ve Kamu İhale Kurumu’nun ihalelerdeki yolsuzluk ve usulsüzlüklere işaret eden pek çok konuya dikkat çeken raporları orta yerde duruyor. Ancak iktidarın bileşenleri ve adalet sistemi, Türkiye’nin geçtiği özel süreçten dolayı olsa gerek âdeta gözüne far tutulmuş tavşan gibi sadece olanları seyrediyor.

CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu: AB İlerleme Raporları ihale yolsuzluklarına dikkat çekiyor

Kamu ihalelerinde yapılan bu usulsüzlükler artık Türkiye’nin derdi olmaktan çıkmış. AB’nin Türkiye’deki kamu ihaleleri ile ilgili raporlarına bakıldığında bu çok açık görülmektedir. Raporlarda ülkemizdeki ihale istisnalarının dünya ortalamalarının çok üstünde olduğu görülüyor ve bu durum Türkiye’nin AB’ye üyeliği önündeki engellerden biri olarak sayılıyor. AKP’nin Kamu İhale Kanunu’nda yaptığı değişikliklerin hepsi iki temel sebebe dayanıyor. Onlardan biri bazı sektörleri istisna tutarak o alanda yapılacak işlerde yandaş firmalara daha rahat aktarımda bulunma. İkincisi de bir ihalede yolsuzluk soruşturması olmuşsa ve bazı firmalar yasaklanmış ve kişiler tutuklanmışsa AKP hemen İhale Kanunu’nun o kısmına bir istisna getirerek yapılan işi ya suç olmaktan çıkarıyor ya da dava açılan firmanın ihaleye girmemesinin önündeki engeli kaldırıyor.

Şu anda Kamu ihale Kanunu’nda yapılan değişiklikleri geri alsak sadece bu sebeple 200-250 milyar lirayı tutan ihale rakamlarında yüzde 30’luk bir tasarruf sağlanabilir. En yüksek miktarlardaki ihaleler istisna kapsamı içerisinde yer alıyor. FATİH, TOKİ, TİKA ve Doğalgaz sektörü bunların başında geliyor. Kamu ihalesi özü itibarı ile devletin alım ve satımlarında ihtiyacın tespitinden başlayarak paranın ödenmesine kadarki süreçleri kapsar. Bu safhaların hepsinde değişik yolsuzluk yöntemleri geliştirilmiştir. Örneğin bir hastanenin hiç ihtiyacı yokken çok pahalı bir mikroskobu alması. Ve o mikroskobu alırken şartnamede sadece o firmada olan mikroskobun tarif edilmesi ile başlıyor yolsuzluk. Yolsuzluk özü itibarı ile emanet edilmiş bir yetkinin özel bir çıkar için kötüye kullanılmasıdır.

AKP ihaleleri yasa kapsamı dışına çıkararak yetim malına ihanet ediyor. Örneğin AKP iktidara geldiğinde fakir ailelere kömür dağıtma kararı aldı. Ancak bu fakir ailelere giden kömürlerin devletin elinden ihaleye fesat karıştırmak veya hiç ihalesiz olarak teslim olunmuş madenler üzerinden yapıldığı, bu madenlerden fahiş fiyatla ihalesiz kömürler alındığı ve birkaç firmaya milyarlarca dolar haksız para ödendiği 7-8 kamu denetçisi tarafından tespit edildi. Bu durum suç duyurusu raporu hâlinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletildi. Bu dosyanın hâlâ iddianamesi hazırlanmış değil. Sayıştay raporlarında da kömürlerin fahiş fiyatla alındığına dikkat çekiliyor. İşte tam bu noktada AKP kömür alımlarını İhale Kanunu kapsamı dışına alarak suçu suç olmaktan çıkarıyor.

TOKİ’de işler nasıl yürüyor?  

Çıkarılan yasa ve düzenlemelerle TOKİ âdeta bakanlıklar üstü bir kurum hâline geldi. Bu kuruma tanınan pek çok imtiyaz ve yetkinin yanı sıra, ihalelerde, yapılacak sözleşmelerde uygulanacak esaslar için kanunda ayrıcalıklar tanındı. Buna göre sözleşmelerde uygulanacak esasların Bakanlar Kurulu’nca belirlenmesi hükmü getirildi. Bu durum muhalefet tarafından TOKİ’nin başbakanın kontrolüne verilmesi şeklinde yorumlandı. Burada ihalenin hazırlanması, yapımı ve sonuçlandırılması aşamalarında olabilecek pek çok usulsüzlük yöntemleri var.

Raporlarda en fazla dikkat çeken ise hâsılat paylaşımı yöntemi ile usulsüzlük: Bu yöntemde devlete ait bir arsa var. Devlet bu arsasını daire karşılığında müteahhide veriyor. Müteahhit de üzerine daireler yapıyor. Sonra arsanın değeri üzerinden daireler müteahhitle devlet arasında bölüşülüyor. Buna hâsılat paylaşımı yöntemi deniyor. Peki, projeler nasıl yapılıyor? TOKİ başkanının iki dudağı arasında düzenlenmiş bir yönetmelikle belirleniyor. TOKİ başkanı hem ihaleyi yapıyor hem şikâyetleri değerlendiriyor hem de paylaşımın miktarına karar veriyor.

Sayıştay tarafından 7 arazi üzerinden yapılan tespitlere göre devletin arazisinin değeri düşük gösterilmesi ve müteahhidin maliyetleri şişirmesi ile devletin 773 milyon lira zarara uğratıldığı iddiası var. Bu ayrıca Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından da tespit ediliyor. Bunun üzerine TOKİ sadece bu firmalara hiçbir yaptırımı olmayan uyarı cezası vermiş. Ayrıca Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişiklikle davetiye almayan firmalara şartnamenin verilmeyeceği hükme bağlandı. Yani pazarlığa da sadece TOKİ’nin belirlediği firmalar katılabiliyor. Firmanın yeterliliği olsa ve ihaleye katılmak istese de TOKİ’nin listesinde yoksa ihaleye girmesi mümkün değil.

20 milyar liralık FATİH Projesi, İhale Kanunu dışına çıkarıldı

Başlangıçta sadece sağlık hizmeti sunan idarelerce başvurulan “Çerçeve Antlaşmalar” yöntemi bütün idareleri kapsar hâle getirildi. Dolayısıyla, mal ve hizmet alımları ile sınırlı olan bu anlaşma bu kez “yapım işleri”ni de kapsadı. Çerçeve anlaşmanın süresinin 48 ay (4 yıl) olabileceği ve bir istekli ile de yapılabilir oluşu nazara alındığında, bu yöntemin rekabet ve eşitlikten yoksun ve istismara açık olduğu, idarenin işi dilediğine verebilmesine imkân sağladığı ortaya çıkıyor. Örneğin 11 Nisan 2012 tarihinde Kamu İhale Yasası’nda yapılan bir değişiklik ile kamuoyunda 4+4+4 yasası olarak bilinen İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un şemsiyesi altına geçici 13’üncü madde ilave edildi.

Buna göre; Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda görev yapan öğretmenlere ve örgün eğitim gören öğrencilere e-kitap, tablet bilgisayar ve benzeri ihtiyaçların sağlanması amacıyla Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi Kapsamında, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinin, 4734 sayılı Kamu İhale Yasası’na tabi olmayacağı hükmü getirildi. Üstelik bu anlaşmaların geçerlilik süresi 15 yıl yapılması ile iktidar değişse bile hizmet veren firmayı değiştirmek mümkün olmuyor. Yapılacak ihalenin maddi boyutunun 20 milyar TL civarında olabileceği hususu ilgili çevrelerce ifade edildiğine göre bu işlerin Kamu İhale Yasası kapsamından neden çıkarıldığının net bir şekilde tetkik edilmesi ve açıklanması gerekiyor.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim