• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 4 °C

KİŞİ KÜLTÜ

Av. Vedat Ahsen COŞAR

‘Yoldaş Stalin, Genel Sekreter olduktan sonra muazzam bir güç toplamıştır. Bu gücü kullanırken, her zaman o gücün gerektirdiği özeni gösterebileceği konusunda ciddi kuşkularım ve endişelerim vardır…Stalin, son derece kabadır. Bu durum biz komünistler arasındaki ilişkilerde hoş görülebilecek bir kusurdur. Ama Genel Sekreter konumunda olan bir kişi için hoş görülemez. Yoldaşların bu durumu dikkate almasını, Stalin’i bu mevkiden uzaklaştırıp bu yere bir başkasını seçmek için bir yol bulmalarını öneriyorum. Seçilecek bu kişi, daha fazla hoşgörü sahibi, daha fazla sadakatli, daha nazik ve düşünceli, daha az keyfi bir kişi olmalıdır.’

Bu sözler, Lenin’in 1922 yılında Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 13.Kongre’si öncesinde parti delegelerine hitaben yazdığı mektupta yer alıyor. Lenin’in vasiyeti olarak kabul edilen mektuptaki bu görüşler, ne yazık ki delegeler tarafından dikkate alınmadı. Ama zaman Lenin’i haklı çıkardı.

Stalin konusunda sadece Lenin değil, ‘sürekli devrim’ teorisi ve ‘enternasyonalizm’ teziyle Marksizme önemli katkılarda bulunan, Stalinizmi ‘bürokratik yozlaşma’getirdiği için eleştiren, Stalin’in despotik yönetimine muhalif duruşu nedeniyle ülkesinden kaçmak zorunda kalan ve nihayet Stalin’in adamları tarafından katledilen Troçki’de haklı çıktı.

Stalin’in yükselişi önlenemedi. Marksizm benzeri bir sınıf savaşı fikriyle Rus milliyetçiliğinin cazibesini birleştiren, sistemli bir yıldırma, baskı ve terör yoluyla Sovyetler Birliği’ni totaliter bir diktatörlüğe çeviren Stalin, sadece Sovyetler Birliği’nin değil, dünyanın başına bela oldu.

Lenin’in yukarıda yer verdiğim düşünceleri dikkate alınmış, Stalin’in yerine Lenin’in de tercihi olan Troçki Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin başına getirilmiş olsa idi, Sovyetler Birliği’nin, komünizmin geleceği bir başka yönde şekillenebilir miydi? Zaman zaman zihnimi meşgul eden bu husus, tarihsel, siyasal, sosyolojik, ekonomik ve kültürel yönden gerçekten incelenmeye değer bir konudur. Uzmanı olmadığım bu konuda görüş bildirmek haddim olmamakla birlikte, kişisel düşüncem ve öngörüm odur ki, Sovyetler Birliği’nin, komünizmin ve hatta dünyanın geleceği bir başka yönde şekillenebilirdi. En azından Sovyetler Birliği, Troçki’nin farklı bir bağlamda söylediği gibi ‘tarihin çöp sepetine’ gitmezdi.

Stalin’in ölümünden sonra Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri olan Nikita Kruşçev, 25 Şubat 1956 tarihinde, partinin 20.Kongresi’nde yaptığı konuşmada, Lenin’in Stalin ile ilgili tespitlerine yer vermekte, benim az yukarıdaki görüşümü doğrulamakta, bu bağlamda Stalin’in ülkeye ve partiye anlatılamayacak kadar çok zararlar verdiğini belirtmektedir. Kruşcev, ders niteliğindeki bu tarihi konuşmasında şunları söylemektedir: ‘Stalin’in icraatını partinin ve ülkenin geldiği nokta açısından değerlendirecek olursak, bir an durup Stalin’in günahlarını düşünecek olursak, Lenin’in endişelenmekte ve korkmakta haklı olduğu sonucuna varırız. Stalin’in, Lenin’in sağlığında daha yeni yeni kendini göstermekte olan olumsuz özellikleri, sonraki yıllarda daha da artmış, Stalin elindeki iktidarı çok tehlikeli bir şekilde kullanmaya başlamış, bu da partimize çok büyük zararlar vermiştir. Bu konuyu ciddiyetle ele alıp doğru tahlil etmeliyiz ki, Stalin’in sağlığında gerçekleşenlerin bir daha hiçbir şekilde tekrarlanmaması için her türlü önlemi alabilelim. O, liderlikte ve çalışmada ortaklık ile işbirliğine asla tahammül göstermemiş, sadece kendisine karşı çıkanlara değil, kaprisli ve despot karakterine göre kendi anlayışına aykırı görünen her şeye karşı acımasızca şiddet uygulamıştır. Stalin, insanlara karşı ikna, açıklama, sabırlı işbirliği yöntemlerini tercih etmemiş, kendi anlayışını dayatmış, kendi fikrine mutlak olarak itaat edilmesini talep etmiştir. Onun fikrine ve kararına karşı çıkan, kendi fikrini, kendi görüşünü ileri süren herkes bulunduğu mevkiden uzaklaştırılmış, dahası maddi ve manevi olarak yok olmaya mahkum edilmiştir… “Halk düşmanı” kavramı Stalin tarafından icat edilmiştir…Bu kavram, şu ya da bu biçimde Stalin’le uyuşmalığa düşen, sadece düşmanca niyetler beslediğinden kuşkulanılan, adı kötüye çıkmış veya çıkarılmış olan herkese karşı, her türlü yasallık çiğnenerek en zalim şekilde uygulanmıştır. Bu kavram her türlü ideolojik çatışma ve tartışma zeminini ortadan kaldırmış, gündelik hayatla ilgili her konuda görüş bildirmek olanağını yok etmiştir. Uygulamada bu konuda kullanılan tek suç kanıtı, günümüz hukuk biliminin bütün normlarına aykırı biçimde, bizzat suçlanan kişinin üzerinde uygulanan fiziki baskı ve işkence sonucu elde edilen itirafıydı…Stalin’in büyüklük manisinin nelere yol açtığını hep birlikte gördük ve yaşadık. Gerçeği görme ve algılama yeteneğini tümüyle yitirmişti o; kuşkuluculuğunu ve kendini beğenmişliğini, sadece ülkemizdeki insanlarla olan ilişkilerinde değil, bütün partiler ve başkaca uluslarla ilişkilerinde de ortaya koyuyordu.’

Bütün bunları anlattıktan sonra Kruşçev sözü, bu yazının başlığını ve esas konusunu oluşturan ‘kişi kültü’ne getiriyor ve bu konuda şunları söylüyor: ‘Kişi kültü meselesini bütün ciddiyetiyle düşünmeliyiz…Kişi kültünü, bir daha asla kurulmayacak şekilde, kesin olarak yıkmak zorundayız. Hem ideolojik ve teorik, hem de pratik çalışmalardan kişi kültüyle ilgili sonuçlar çıkarmamız gerekiyor…Marksizm-Leninizm’e aykırı olan, parti liderliğinin ilkeleriyle, parti hayatının normlarıyla bağdaşmayan kişi kültünü, Bolşevik ruha uygun olarak mahkum etmek ve ortadan kaldırmak, bu uygulamayı şu ya da bu şekilde geri getirme yönündeki bütün çabalara karşı bıkıp usanmadan mücadele etmek zorundayız…’

Latince kökenli ‘cultus’ sözcüğünden türetilen, Türkçeye Fransızca ‘culte’ sözcüğünden gelen ‘kült’ sözcüğü, günlük kullanımda genellikle olumsuz bir anlam taşır. Din anlamına da gelen kült sözcüğü, dinden daha çok toplumla ilgili bir sözcüktür ve ‘tapma, tapınma’ anlamına gelir.

Siyaset dilinde, bir siyasi liderin kahraman veya Tanrı benzeri bir figür olarak tanımlandığı ve tanıtıldığı bir propaganda aracı olarak kullanılan kişilik ya da liderlik kültü, lideri, bütün siyasi aklın ve ulusal çıkara ilişkin yanılmaz kararların kaynağı olarak gören peşin bir kabule dayanır. Günümüzde son derece gelişmiş kitle iletişim araçlarının sağladığı olanaklarla ritüelleştirilmiş bir tür putlaştırma programı, rutin propagandanın bir parçası haline getirilen ve Godot’yu bekler gibi bekleyen topluma ‘işte kurtarıcınız/kahramanınız bu’ diye takdim edilen kişi üzerinden bir kişilik/liderlik kültü, hem yaratılır, hem de dayatılır.

Lafazanlık uzmanlarının, medya danışmanlarının şekil verdiği yapay kurtarıcı/kahraman kendisi için hazırlanan koreografiye uygun biçimde rolünü oynar, ses tonunu, davranış, duruş ve mimiklerini kendisini dinleyen topluluğu harekete geçirecek, heyacanlandıracak şekilde ayarlar, onlara duymak istedikleri, duymaktan hoşnut olacakları şeyleri söyler, bu suretle hem kendisi, hem de gazlarını aldığı kendisini dinleyenler rahatlar.

Hikmetinden sual olunmaz bir liderlik anlayışına dayanan kişilik/liderlik kültü böyle bir şeydir ve örneklerine demokratik toplumlarda, özgür toplumlarda pek rastlanmaz. Zira demokrasi bir kahramanlar ve kahramanlık rejimi değil, sıradan insanların, sizin benim gibi insanların rejimidir. Onun için kişilik/liderlik kültü daha ziyade totaliter yönetim biçimlerinde görülür. Totaliter yönetimlerde sadece kişilik/liderlik kültü yaratılmaz, toplumu daha kolay yönetmek için düşman da yaratılır. Onun için kendisine Yahudilerin hepsini ortadan kaldıralım denildiğinde Hitler, ‘sakın ha, o zaman yeni bir düşman yaratmak zorunda kalırız’ demiştir.

Değişime, yenilenmeye, arınmaya gereksinimi olan her toplumun bir harekete, her hareketin de bir öndere gereksinimi vardır. Ama demokrasilerde önderlik meselesini doğru okumak gerekir. Demokrasilerin talep ettiği, gereksinim duyduğu şey, meşruiyetini Tanrı’ya, efsanevi liderlere, bayrağa, düşmana, teröre dayandıran, bunlardan geçinen önderler değil, insanlara pozitif hedefler gösteren, barışın, hukukun, refahın diliyle konuşan önderlerdir. Gökten inecek bir mesih, bir kurtarıcı, bir büyük adam arayışı demokratik işleyişin ve sürecin adına yaraşır bir şey değildir.

Türkiye olarak kaotik bir süreçten geçtiğimiz günümüzde böyle bir beklenti içinde olmak, askeri darbeye teşne olmak, davetiye çıkarmak demektir. Totaliter düşler peşinde astığım astık, kestiğim kestik diyen rejimler, diktatörlükler, hep böyle kaotik dönemleri beklerler, örgütledikleri çaresizlik üzerinden yükselirler. Kurtarıcı olmanın, kahraman olmanın peşinde olan kişilik kültü de, umutsuzluğun, çaresizliğin, korkunun kol gezdiği dönemlerde harekete geçerek sırtımıza biner ve bizi özgürlüklerimizden vazgeçirtir.

Peki, kimdir bu kahramanlar, kurtarıcılar, kişilik kültü arayışında olanlar? Bu sorunun yanıtını, değerli düşün adamı ve yazar Gündüz Vassaf ‘Cehenneme Övgü’ isimli kitabında veriyor. Okuyalım; ‘Yalanların somut temsilcisi olan kahramanlar, tutsaklık arzumuzun kanıtıdır. Özgür yaşamaya cesaret edemediğimizden, bu işi tapındığımız kahramanlara havale ederiz. Kahramanlar içimizdeki totaliterizmin karakteristik örnekleridir. Onlar aynı zamanda totaliter yönetimler için de vazgeçilmezdirler. Totaliter bir toplum, kahramansız var olamaz. Özgür bir toplum kahramanlarla var olamaz.’

Aristo’nun ‘kurtarıcılardan kim kurtaracak’ demesi ve yine Galileo’nun ‘Ne yazık, kahramanlara ihtiyacı olan ülkelere’ demesi ondandır.

Biz halkız. Kahramanlara, kurtarıcılara, kişilik/liderlik kültüne ihtiyacımız yok bizim. Yeter ki ‘ayağa kalkalım’, teröre dur demek için, demokrasi için, barış için, hukukun üstünlüğü için, hak ve özgürlüklerimiz için ‘ayağa kalkalım’ ve bunları gasp edenlere ‘artık yeter’ diyelim.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim