• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -4 °C

"Korkan Hakim, Kararını Beğendirmeye Çalışır"

"Korkan Hakim, Kararını Beğendirmeye Çalışır"
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Metin Feyzioğlu, yargı üzerinde oynanan oyunları anlattı, “Yargı paketiyle yapılan idari yargının en üstü Danıştay, adli yargının en üstü Yargıtay’ı yasama organıyla görevden alma” dedi.

Röportaj: Hanife Açıkalın / YENİÇAĞ

TBMM’de kabul edilen Yargıtay ve Danıştay’ın yapısında değişikliğe giden kanunun yargı üzerindeki etkilerini, istinaf mahkemelerinin getireceği tehlikeleri ve yargı ile ilgili birçok konuyu Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile konuştuk. YENİÇAĞ’a tek tek yargı üzerinde oynanan oyunları anlatan Feyzioğlu, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuvvetler ayrılığına dayanan demokratik bir rejimden yargı, yasama ve yürütme kuvvetlerini tek elde toplayan bir mutlakıyet rejimine götürecek bir kanun yapıldığını söyledi.

Yasa ile yargı artık siyasi iktidarın etkisine mi girdi?

Bizim için kuvvetler ayrılığı esastır, buna ihtiyaç var. Devlet organizmasında 3 farklı kuvvet var. Bir kuvvet yasaları çıkarıyor, bir kuvvet çıkarılan yasaların uygulanmasına bakıyor, bir kuvvet de yasaların anayasaya uygunluğunu denetliyor. Bu 3 kuvvet aynı kişinin elinde toplanırsa, o toplumda yaşayan insanların o kişi karşısında herhangi bir hakları kalmıyor. Ama kuvvetler ayrılığı varsa yasayı hayata geçirene karşı yanlış yaptı diye yargıya gidebiliyorsun. Tek elde toplanırsa hukuka aykırılığı yapanı kendisine mi şikâyet edeceksin. Halkın sahip çıkmadığı her kurum yozlaşır, gün gelir halkın elinden alınır. Son yargı paketiyle yapılan, idari yargının en üstündeki Danıştay’ı ve adli yargının en üstündeki Yargıtay’ı yasama organıyla görevden almak. Eğer yasama organı yargının en üstündeki mahkeme üyelerini kanunla azlettim derse ve kimse ses çıkarmaz, halk buna bana ne derse, anayasa mahkemesi bunu iptal etmezse o zaman yasama organı yargı organını kendine bağlamış olur. Milli irade nutukları atanlar yasama eliyle yargıyı kendilerine bağladıklarında aslında milli iradeyi oluşturan insanların iradelerini ellerinden alıyorlar. Bu çıkarılan kanunla Danıştay ve Yargıtay üyeleri görevden alındığı için şöyle bir durum oluştu. Cumhurbaşkanı anayasaya aykırı bir şekilde AKP listelerinin yazılmasına doğrudan girdiği için yasama organındaki çoğunluğu oluşturan AKP ve o çoğunluğu kendi kalemiyle yazan Cumhurbaşkanı Yargıtay ve Danıştay üzerinde bir konuma yerleşti. İlk günden beri zihinlerindeki zaten kuvvetlerin tek elde toplanmasıydı. Bu da kuvvetlerin tek elde toplanmasında en ağır darbe oldu. Şu anda askeri darbelerle mücadele ediyoruz diye yola çıkanların askeri darbe yapanları fersah fersah geçtiği bir dönemdeyiz.

Darbelerin yapamadığı değişiklik mi yapılıyor?

Kuvvetler ayrılığına dayanan bir demokratik modelden kuvvetler birliğine dayanan demokratik olmayan bir modele geçiştir. Biz yargıda cemaatçi yapıya sonuna kadar karşıyız, bu yapıdan çok çektik. Öyle bir noktaya geldik ki yargı operasyonlarıyla milli duruş sergileyen kim varsa vatan haini ilan edildi. Milli olmak ayıp değil tam aksine kendi vatanının milletinin menfaatlerini bu vatanı sömürmeye çalışanların karşısında korumaktır. Bu refleksleri bastırdılar. Cemaat’i temizliyoruz diye yargının bir başka yapının eline geçmesini de aynı derecede tehlikeli buluyoruz. Kürsüdeki hâkimin siyasi düşüncesi yargılanan kişinin güvencesi olamaz. Güvencesizliğinin de sebebi olmamalı. Kürsüdeki hâkimin talimat almadan, bilgili ve vicdanlı bir şekilde yargılama yapması hepimizin güvencesidir. Siyaset yapan hâkimi de siyasetin emrine girmiş hâkimi de istemiyoruz.

Korkan hakim kararı beğendirmeye çalışır
 
Yargıtay ve Danıştay’da, “Nasılsa cemaatçi yapı temizlenecek ve ben burada kalacağım beklentisi var” diye bir algı olduğunu belirten Metin Feyzioğlu, şöyle dedi: “Evet, kalabilirler ama nereye kadar. Yarın kalabileceklerini sanıyorlarsa çok yanılıyorlar. Kanunla Yargıtay ve Danıştay hâkimlerini azletmenin yolu açıldıktan 3 hafta, 1 yıl sonra iktidar değiştiğinde başka aziller olmayacağının garantisini kim verebilir. Yargıtay’da karar veren hâkim kararlarımı beğenmezlerse beni yine azlederler diye yüreğine korku düştü mü kararlarını beğendirmeye çalışır. Ben vatandaş olarak o Yargıtay ve Danıştay hâkiminin kararlarını Cumhurbaşkanına beğendirmeye çalışabileceğini düşünmeye başladıysam artık yargılamalar vatandaş için güvence olmaktan çıkar. Cumhurbaşkanının yasama organı eliyle Yargıya ve Danıştay’a hükmettiği döneme girilmiştir.”
 
Şimdi sıra AYM’nin yapısına da  gelir mi?
 
Anadolu’da çok güzel bir söz vardır. Diken battığı yerden çıkarılır. Diken 12 Eylül 2010 referandumunda HSYK’nın iktidarın etkisine girecek şekilde yeniden düzenlenmesiyle kalbimize battı. O tarihte henüz sarmal koalisyon bozulmamıştı, cemaatle iktidar sarmal halinde bize saldırıyorlardı. Diken madem HSYK’nın yeniden ve yanlış düzenlenmesi bizim önce HSYK’yı düzenlememiz lazım. Şimdi yaptıklarına güvenmiyoruz.  Çünkü kafalarında cemaati temizleyip kendi egemenliklerinde bir yargı kurmak olduğunu görüyoruz. Anayasa Mahkemesi ne yapabilir? Bu kanunu çıkaranlar da bal gibi aslında kanunun anayasaya aykırı olduğunu biliyorlar. Ancak AYM’nin verdiği iptal kararları geriye yürümüyor. Fakat 1982 Anayasasını yazdıran darbeci askerler bile, bir iktidarın anayasaya aykırı olduğunu bile bile ve iptal edilene kadar gemimi yürütürüm diyeceğini tahmin etmemişler. Nereden bilsinler 2016’da bir meclis çoğunluğu gelecek ve bu maddeyi dibine kadar kötüye kullanacak. Hukukta bilinen ancak çok nadir uygulanan bir karar tipi daha var, yokluk. Yokluk, fonksiyon gaspında verilebilecek bir karar. Fonksiyon gaspı da yasamanın yargıya, yargının fonksiyonuna giren bir işe girişmesi halidir.
 
Yargı, yasama, yürütme tek elde toplanırsa ne olur?
 
Ağır hukuksuzluklarda kullanılan bir müeyyide türüdür. Bu müeyyideyi uygulayacak şartlar bizim kanaatimize göre vardır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni kuvvetler ayrılığına dayanan demokratik bir rejimden yargı, yasama ve yürütme kuvvetlerini tek elde toplayan bir mutlakıyet rejimine götürecek bir kanun yapıldı. O yüzden demokratik bir rejimin ön şartı olan kuvvetler ayrılığını yok etmeye elverişli bu kanunu Anayasa Mahkemesi’nin yok hükmünde saymasını bekliyoruz.  Açıkçası bu anayasa mahkemesinin bir meşru savunması da olacak. Yargıtay ve Danıştay hâkimini anayasayı hiçe sayarak azleden bir iktidar 3 gün sonra anayasa mahkemesi üyelerini de azlederse ne yapacaksınız. Anayasadaki HSYK düzenlemesini yeniden yazalım dersek çözeriz.
 
İstinaf Mahkemesi ve işlevi
 
Metin Feyzioğlu, bu konuda şöyle dedi: “Yargıtay ve Danıştay hâkimlerinin azledilip havuza alınanların içinde yarısını bırakıp yarısının tekrar seçilmesini öngören bu kanunun görünen gerekçesi, ’Nasılsa İstinaf Mahkemeleri geliyor. Dolayısıyla Yargıtay ve Danıştay’ın da iş yükü azalacak’idi. Ben okuyucularımızın, bu mazeretin samimi olmadığını bilmelerini istiyorum. İstinaf geldiği için Yargıtay ve Danıştay’da bu kadar hâkime gerek yok deyip hâkimi azaltmasına, ihtiyaç evet var ama doğal yolla azalması en zararsızı. Kimse bu işin demagojisini yapmasın. İstinaf Mahkemeleri 2004’te kanuna girdi. Ancak hâkim açığımız vardı, binalar hazır değildi, altyapı uygun olmadığı için uygulaması ertelendi. Başta da bir gönülsüzlük olduğunu itiraf etmeliyiz. 2009’da AKP’nin Meclis’te bir tasarısı vardır. Bu tasarı Yargıtay ve Danıştay hâkimlerini İstinaflar yürürlüğe gireceği için yarı yarıya azaltma tasarısıdır. Ama emekli olanların yerine yenilerini seçmeyecektir, yani 2009’da doğru yoldalardı.” Feyzioğlu, yargıdan beklentisi için de şunları söylüyor: “Cumhurbaşkanının canını sıkacak bir karar vermek artık hâkim ve savcıların cesaretine terk edilmiştir. Cesaret ise sisteme dair bir güvence değildir. Cesarete terk edilmiş bir adalet olmaz.”
 
Neden HSYK üye sayısı ile oynanıyor?
 
2010’da HSYK yenilendi. Yargıtay ve Danıştay üyelerini HSYK seçiyor. HSYK’yı kendi ellerine geçirdiklerini düşündükleri gün yeni bir tasarı sundular. 2009’da sanki Yargıtay ve Danıştay’ın üye sayısını azaltalım diyen kendileri değilmiş gibi 2011’in hemen başında sundukları tasarı ile Yargıtay ve Danıştay hâkimlerinin sayısını yüzde 50 arttırmak oldu. Çünkü HSYK’yı ele geçirdiklerini düşündüler. 2011’de Yargıtay ve Danıştay’a ilave edilen yüzde 50 yeni kadroya cemaatin etkin olduğu HSYK atama yapmıştı. Amaç, Yargıtay ve Danıştay’ı oluşturan ve eski HSYK’nın seçtiği hâkimlerin gücünü topluca yapılan yeni atamalarla sulandırmaktıı. 2014’te bir kanun daha getirdiler. Yargıtay ve Danıştay’ın sayısını yüzde 50 daha arttırmak. HSYK’nın yapısı böylece bir daha değişti. Bu kez en yeni HSYK’nın seçtiği hâkimlerle cemaat yapısını kırmaya kalktılar. Yargının bütün çivileri çıktı.
 
Mahkemelerin olumsuz yönleri nelerdir?
 
Türkiye büyük bir bölünme tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu bölünmenin alt yapılarından biri de bölgesel yapıları teşvik etmek. Merkezi yapıyı bölgelere kaydırdığınızda bir federasyon, bir eyalet sistemi tehdidiyle karşı karşıya kalıyoruz. Türkiye’nin 7 bölgesinde 7 İstinaf Mahkemesi açıldı. İllere göre İstinaf Mahkemeleri’nin verdiği kararlar orada büyük çoğunlukla kesinleşecek. Böylece İzmir İstinaf’ının verdiği, İstanbul İstinaf’ının verdiği, Ankara İstinaf’ının verdiği kararlar arasında çelişkiler olmaya başlayacak. Çünkü tek elden çıkmayacak. İstinaf Mahkemeleri’nin verdiği kararların daha büyük bir yüzdesi Yargıtay ve Danıştay’a gidebilseydi. Bugün adli yargıda yüzde 80’in üzerinde karar İstinaf’ta kesinleşecek. Keşke içtihat birliğini sağlamak adına yüzde 30’u İstinaf’ta kesinleşseydi. Türkiye bütünlüğünü korumak  akıllı davranmak zorunda.
Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim