• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C

KOVUŞTURMADA BELGE GİZLEMEK

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Soruşturma; gizli, yazılı, gıyapta ve kovuşturma; aleni, sözlü, yüze karşı yürütülür. Bunlar, ceza yargılamasının soruşturma ve kovuşturma aşamalarında uyulması gereken ilke ve esaslar olarak kabul edilir.

Yargılama şartı sebebiyle bazı soruşturmaların öncesinde gündeme gelen izin, talep ve karar aşamalarında da, soruşturmanın ilke ve esasları geçerliliğini korur.

Soruşturma üçüncü kişilere karşı gizli olmakla birlikte, gizli yürütülen telefon dinleme, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme yöntemleri hariç olmak üzere şüpheli, müdafii ile şikayetçi ve avukatına karşı gizli tutulamaz. Bundan dolayı bir soruşturmada bu sıfatlardan birisini taşıyan kimse, soruşturma dosyasında bulunan bilgi, belge ve delilleri inceleme ve bunlardan suret veya kopya alma hakkına sahiptir. Ancak CMK m.153/2 ve m.234/1-a,2 uyarınca soruşturmanın amacının tehlikeye düşürülmesi veya bozulmaması maksadıyla soruşturma dosyasının önemli bir kısmının şüpheli, müdafii, şikayetçi ve avukatından gizlenmesi mümkün olabilmektedir. CMK m.153/2 için sulh ceza hakimliğinin kararına ihtiyaç olduğu halde, CMK m.234/1-a,2’yi ise cumhuriyet savcısı doğrudan uygulayabilmektedir. Belirtmeliyiz ki; CMK m.153/2’ye göre; soruşturma aşaması ile sınırlı olarak getirilen kısıtlama yalnızca şüpheli veya müdafiini değil, şüpheli ve avukatını da kapsar.

Görüleceği üzere; iddia ile savunma arasında kurulup korunması gereken dengenin soruşturma aşamasında cumhuriyet savcısı lehine bozulduğu, esasında CMK m.160/2’ye göre cumhuriyet savcısı şüpheli lehine olan delilleri toplayıp değerlendirmek zorunda olsa da, gizlenen dosya içeriği ile delillerden dolayı savunma hakkının zedelendiği, bazı zorunluluklar sebebiyle soruşturma aşamasında savunmaya karşı istisnai olarak kısmi gizliliğin kabul edildiği, ancak Türk Ceza Yargılaması Hukuku’nun bu güne kadar iyi bir sınav vermediği, soruşturmanın savunmaya karşı gizlenmesi usulünün keyfi, aşırı ve somut fiili dayanaklardan yoksun şekilde uygulandığı, birçok mesele de olduğu gibi kişi hak ve hürriyetleri için öngörülen yasal sınırlamaların maalesef istisnai olmaktan ziyada “asıl hüküm” gibi tatbik edildiği, bu anlayışın bir hukuk kültürü olarak Türk Hukuku’na yerleştiği, iddia edenin ispatla yükümlü olduğu ve sınırlamaların hesap verilebilir açıklıkla uygulanması, taleplerin yanlış tatbiki halinde reddi, kuralların hatalı uygulanması durumunda sınırlamanın kaldırılması anlayışı benimsenmedikçe, kişi lehine veya aleyhine olması arasında hak gözetmeksizin sınırlamaların hatalı uygulanmasının önüne geçilmedikçe, hukuk güvenliği hakkı, kanun ve uygulamaların istikrarı konusuna duyulan toplumsal inanç hakim olmadıkça, Türk Hukuku’nda yaşanan kronik sorunların çözümü de mümkün olamayacaktır.

Bu açıklamalar sonrasında konumuza döndüğümüzde, kovuşturma aşamasının başladığı, yani cumhuriyet savcısının hazırladığı iddianamenin mahkemece kabulü ile başlayan aşamada “kamu davası” adını alan dava dosyası ve içeriğinin sanık ve müdafiinden gizlenmesi, dosyada mevcut bilgi, belge ve delillerin başka yerlerde saklanması kabul edilemez. Prensip budur. Artık soruşturma aşaması bitmiş, şüpheli itham edilmiş, bu ithamını bulunduğu iddianame ve ekleri olarak mahkemeye sunulan deliller açıklık kazanmakla; “dürüst yargılanma hakkı”, “silahların eşitliği” ve “savunma hakkı” ilkelerinin gözetilmesi gereği ortaya çıkmıştır.

Kovuşturma, duruşma demektir. İddianamenin okunması ve sanığın sorgusu ile başlayan duruşma süreci ile ilgili CMK m.206 ve 207 uyarınca, delillerin taraflardan (cumhuriyet savcısı, sanık, müdafii, şikayetçi, müdahil ve avukatından) gizlenmemesi, kaçırılmaması ve saklanmaması gerekir.

Kamu otoritesi karşısında güçsüz olan, suçsuzluk/masumiyet karinesi altında yargılanan sanığın ve onu temsil eden müdafiinin hak ve yetkileri korunmalı, savunma hakkını zedeleyecek davranış ve tasarruflara izin verilmemelidir. Benzer şekilde, iddia makamında bulunan cumhuriyet savcısından başka şikayetçi/müşteki, katılan/müdahil sıfatına sahip olanlar ile avukatlarından da kovuşturma dosya gizlenmemeli, kaçırılmamalı ve saklanmamalıdır.

Esasında bu konuda bir tartışma olmadığı, tarafların dava dosyasını her zaman görüp inceleyebileceği, dosyayı incelemek isteyenin ilgisini ortaya koymasının bunun için yeterli olduğu, “duruşma” kavramının bir “hodri meydan” yani iddia ve savunmanın çatıştığı, delillerin serbestçe ortaya koyulup tartışıldığı ve burada da “eşitlik” ilkesinin gözetildiği ileri sürülebilir.

Kovuşturmada bazı teknik sorunlardan dolayı hak ihlallerinin yaşandığı, kovuşturmanın sözlülüğünü, müdafiin duruşma salonunda hukuki yardımda bulunmak için sanığın yanında oturamadığı, duruşma tutanağının yaşanmasında eksiklikler yaşandığı, sözlülüğü zedeleyen ve duruşmanın akıcılığını bozan usulle duruşma tutanağının düzenlendiği, davaların makul sürelerde bitirilemediği, bu nedenle tutuklulukların uzadığı, “çarpraz sorgu” adıyla bilinen CMK m.201’in amacına uygun tatbik edilemediği, tanıkların korunamadığı, tüm bu nedenlerle maddi hakikate ve adalete ulaşmada ciddi sorunların ortaya çıktığı, yasal zorunlulukların hukuki açıdan kabulü mümkün olmayan gerekçelerle gözardı edilip, hatalı teamüllerin “kanun gibi” uygulandığını ifade etmek isteriz. Bu konularda hemen düzelme olmasını beklemek hayalcilik olacaktır. Ancak bu sorunlar çözülmeden de, beklediğimiz ve özlediğimiz kovuşturmaların yapılamayacağını, gerçek adalete ulaşma inancının pekişmesinin de zorlaşacağını bilmemiz gerekir.

Tüm bunlar bir yana, kovuşturmada bilgi, belge ve delil gizleme, saklama ve kaçırma gibi bazı tuhaflıkların yaşandığı görülebilmektedir. Oysa kovuşturma aşamasında deliller dava dosyasına koyulur. Taraflar birbirinden bilgi, belge, delil gizlemez ve tanıklarını saklamaz. Kovuşturma aşaması; bir prosedüre bağlıdır, şeklidir ve sıkı kurallara tabidir.

Örneğin; dava dosyasına bir üçüncü kişi mektup gönderdiğinde, tanık olmak istediğinde, sanıklardan birisi duruşma öncesinde veya celseler arasında mektup yazdığında mahkemenin bu belgeleri; ortaya koyulup tartışılması, ilgisiz ve hukuka aykırı olanların reddi amacıyla (bu red kimisine göre belgenin dosyadan çıkarılması, kimisine göre de Kanunda dosyadan çıkarma usulü olmadığından bir başka dosyada saklanması anlamını taşımaktadır) CMK m.206 ve 207 uyarınca “delillerin doğrudan doğruyalığı” ilkesini gözeterek dosyaya koymadığı, duruşmada açıklamadığı, içeriğini açıklamaksızın bir belge veya mektup geldiğini yalnızca duruşma zaptına geçirmekle yetinip mahkeme kasasına aldığında, uygulanan bu yöntemin yasal dayanakla meşru gösterilebilmesi mümkün olabilir mi? Bir an için bu usulün yasal dayanağı olsa, bu usulde hukukun evrensel ilke ve esaslarıyla bağdaştırılabilir mi? Elbette mümkün olamaz ve bağdaştırılamaz.

Kovuşturmanın çok istisnai olarak kabul ettiği dört gizlilik hali vardır;

1- Gizli tanık (CMK m.58/3),

2- Devlet sırrı (CMK m.47 ve 125),

3- İletişimin denetlenmesi (CMK m.135),

4- Teknik araçlarla izleme (CMK m.140).

Bu gizlilikler mutlak mıdır? Kanaatimizce, Devlet sırrı dışında değildir. Burada bahsettiğimiz soruşturma aşaması olmayıp, kovuşturma aşamasında ve savunma hakkının özünü zedelemeden uygulanan istisnai usullerdir. Savunma hakkı, maddi hakikat ve adalet adına ilk iki istisnanın doğru olmadığını ileri sürsek de, bunların yasal dayanağının olduğu ve hatta “Devlet sırrı” kavramının mutlak gizlilik olarak uygulanabildiği görülebilmektedir. Esas olarak soruşturmada faile ulaşmak ve delil elde etmek amacıyla kullanılan yöntemlerden olan teknik takip, istisnai olarak kovuşturma aşamasında da tatbik edilebilmektedir. En azından CMK m.135 (telefonun takibi) ve 140 (kişinin konutu hariç izleme), yasal zeminde buna izin vermiştir. Ancak bu yöntemler nihai olarak gizli tutulamaz, yöntem bittiğinde, kovuşturma ve sanıkla ilgi kurulduğunda, uygulanan yöntem ve sonuçlarının dava dosyasına koyulması, savunmanın ve tarafların bilgi ve denetimine sunulması zorunludur. Bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda uygulanabilen “gizli tanık” prosedürü her ne kadar savunma hakkını zedelese de, soruşturma ve kovuşturmaya konu suç ve faili ile ilgili bilgisi olan, ancak can güvenliği tehdidinin varlığını gösteren somut nedenlerle duruşmada dinlenemeyen, tanık koruma yerine daha kolay bir yöntem olarak tanık dinlemede kullanılan gizlilikle elde edilen ifadeler, gizli olmayan tanık beyanları ve başka somut delillerle desteklendiği takdirde “delil değeri” elde edebilmekte ve maalesef mahkumiyete esas alınabilmektedir. Gizli tanık beyanı sanık lehine ise, bu beyanın beraat kararının dayanağı olarak kullanılması gereği ortaya çıkacaktır.

Aşağıda yer alan Kanun hükümlerinde; kovuşturma aşamasında istisnai gizlilik hallerinin neler olduğu, sınırları, nasıl ve ne kadar uygulanacağı gösterilmiştir. Bu sayılanlar dışında ve hükümlerde öngörülen şekil şartlarının ötesine geçilerek, kovuşturma aşamasında dosya ve taraflardan, özellikle savunma makamında bilgi, belge ve delil gizlenmesi mümkün değildir. Aksi halde; kovuşturmanın ilkeleri, iddia ve savunma hakları zedeleneceğinden, yargılama sonunda verilen mahkeme kararı hukuka aykırı olacak ve bu aykırılık, kanun yolu aşamasında bozma sebebi olarak dikkate alınacaktır.

Gizli Tanık: CMK m.58/3’ e göre; “Hazır bulunanların huzurunda dinlenmesi, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike başka türlü önlenemeyecekse ya da maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacaksa; hakim, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebilir. Tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılır. Soru sorma hakkı saklıdır”.

Devlet Sırrı: CMK m.47/1-2-3’e göre; “Bir suç olgusuna ilişkin bilgiler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz. Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır.

(2) Tanıklık konusu bilgilerin Devlet sırrı niteliğini taşıması halinde; tanık, sadece mahkeme hakimi veya heyeti tarafından zabıt katibi dahi olmaksızın dinlenir. Hakim veya mahkeme başkanı, daha sonra, bu tanık açıklamalarından, sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgileri tutanağa kaydettirir.

Bu madde hükmü, hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarla ilgili olarak uygulanır”.

CMK m.125’e göre;

“(1) Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.

(2) Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hakimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hakim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir.

(3) Bu madde hükmü, hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarla ilgili olarak uygulanır”.

İletişimin Denetlenmesi: CMK m.135/1’in 1. cümlesi, 6. fıkranın 1. cümlesi 7. fıkrasına göre; “Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, ağır ceza mahkemesi veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir.

Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hakim, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır.

Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur”.

Teknik Araçlarla İzleme: CMK m.140/1’e göre; “Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi halinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir:”.

Bu istisnalar hariç; dava ile ilgili çok özel ve önemli bilgiler veya sanıklardan birisinin mahkemede saklı kalması hususları olsa bile, tüm bu bilgi, belge ve deliller sanık ve müdafiinden gizlenemez. Bir başka ifadeyle, duruşma öncesinde ve sırasında mahkemeye özel olarak sunulan belge, mektup veya delilin hakim veya mahkemece incelenip, mahkeme kasasına alınması veya dosyadan ayrı bir yerde tutulması, hem hukuki ve hem de yasal dayanaktan yoksundur.

Zaten yukarıda saydığımız istisnalarda da “Devlet sırrı” kavramı hariç mutlak bir gizlilik hiçbir zaman kabul edilmemiştir. Devlet sırrında bile; sanığın lehine veya aleyhine olabilecek tanıklar ile belge delillerin içeriklerinden sanıkla ilgili olanların sanığa ve müdafiine bildirilmesi gerekir. Ancak bu yolla, sanık ve müdafiinin savunmayı gereği gibi hazırlayıp duruşmada sunabilmesi mümkün olabilir. Kanaatimizce, amacın maddi hakikat ve adalet olduğu bir noktada bireyin hürriyeti, savunma hakkı ve suçsuzluğunu ortaya koyabilmesi her türlü değerin üstündedir. Diğer istisna nedenlerinde ise, Devlet sırrında olduğu gibi bir kısıtlılık tatbik edilemez.

“Delillerin doğrudan doğruyalığı”, “kovuşturmanın aleniliği, sözlülüğü, yüzyüzeliği”, “savunma hakkı”, “dürüst yargılanma hakkı” gibi sayısını çoğaltabileceğimiz ilke ve esaslar ışığında, deyim yerinde ise eski köye yeni adet getirmemek, yeknesak ve istikrarlı uygulamalar doğrultusunda “hukuk devleti” ilkesinin bir gereği olarak sanık haklarını gözetmek ve dava prosedürünü usulüne uygun şekilde tamamlamak hedefimiz olmalıdır.

Son söz; kovuşturma aşamasında iddia, savunma ve taleplerin tam manası ile hazırlanıp sunulabilmesi için, maddi hakikate ve adalete ulaşılabilmesi yolunda dava ile ilgili tüm bilgi, belge ve deliller gizlenmeksizin ve tarafların ulaşabileceği şekilde ortaya koyulup tartışmaya açık tutulmalıdır.

Mahkeme; taraflara bu inceleme imkanını sağladıktan sonra, dava ile ilgili olmayan bilgi, belge ve delilleri dikkate almamalı, başka konu ve dosyalar hakkında sunulan bilgi, belge ve delilleri, ilgisine iade etmeli veya ilgili mercilere göndermeli ve hukuka aykırı olanları da yargılamada sanık aleyhine dikkate almamalıdır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim