• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 15 °C

Levha Olmaksızın Radarla Hız Kontrolü Yapılır mı?

Prof. Dr. Ersan ŞEN

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, karayolu trafiğinin bir düzenle gerçekleşmesi, ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı kazaların önüne geçilebilmesi, bu kapsamda tehlikenin önüne geçilip zarar oluşmaması amacıyla birçok idari suç veya cezaya yer vermiştir.

Bu kurallardan birisi de, karayolunda kullanılan aracın özelliğine ve yol durumuna göre önceden belirlenen süratin üzerinde hız yapmaksızın araç kullanmaktır. Mevzuatın belirlediği hız sınırının üzerinde araç kullananlar hakkında, bu nedenle bir trafik kazası gerçekleşmese bile idari yaptırım olarak para cezası uygulanmaktadır. İdari para cezasının adli cezadan farkı, çok çabuk uygulanması ve hemen tahsil edilebilme kabiliyetidir. Bu cezaların caydırıcı olduğu, süratli araç kullanımının önüne geçtiği ve süratli araç kullanımına bağlı trafik kazalarının bir nebze oldun önlendiği savunulabilir.
Tartışma konumuz, idari para cezalarının önleyiciliği, miktarların azlığı veya çokluğu veya hız sınırlarına gerek olup olmadığı veya bu sınırların azaltılması ve arttırılması değildir.

Konumuz, deyim yerinde ise Devlet tuzak kurar mı, güç gösterisi yapar mı, yani önceden haber vermeksizin ve uyarmaksızın karayollarına gizli veya açık radar sistemleri yerleştirmek suretiyle hız kontrolü yapıp, idari para cezası tatbiki yoluna gidebilir mi? “2918 sayılı Kanunda var” ve “kanunu bilmemek mazeret sayılmaz” diyerek, önceden açıklama, bilgilendirme yapmaksızın ve uyarı levhaları koymaksızın radarlı hız kontrolü yapılabilir mi? Sosyal düzen kuralları arasında kanunların emredici olduğu, herkesi bağladığı ve bunlar arasında yer alan hız sınırlarına da herkesin uyması gerektiği, çünkü bu noktada amacın trafiğin bir düzen içinde akıp, kazaların önlenmesi gerçeği karşısında, önceden sürücüleri uyarmak, “aman burada kullanma, levha olmayan yerlerde kullan” demek, radar uyarı işaretlerinin olmadığı yollarda aşırı süratle araç kullanmayı teşvik etmek anlamına gelir mi ve bu doğru olur mu? Aksine uygulama, yani uyarmadan radar koyup ceza makbuzu düzenlemek, Devlete gelir sağlamak amacıyla vatandaşı cezalandırmak, para toplamak anlamına gelir mi? Bu uygulama, bireyin Devlete güvenmemesine yol açar mı? Bundan dolayı “hukuk devleti ilkesi” zedelenir mi?

İşte bu tartışmalara Yargıtay 7. Ceza Dairesi 08.07.2014 günlü, 2014/2954 E. ve 2014/14281 K. sayılı ilamı ile son vermiştir. Daire, uyarı levhası olmadan radarla hız kontrolü yapılıp idari yaptırım uygulanamayacağına karar vermiştir. Uyarı levhası olmaksızın radarla hız kontrolü yapılıp para cezası düzenlenmesini hukuka aykırı bulan bu kararda yer alan bir kısım gerekçeye göre;

“Kısaca, hukuk devleti ‘faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukuki güvenlik sağlayan devlet’ demektir.

Hukuk devleti, hukuka bağlı olan devlet demek olduğuna göre, devletin üç erkinden biri olan yürütme organının da hukuk kurallarıyla bağlı bulunduğu kuşkusuzdur.

Yürütme organı bakımından, idari faaliyetlerinin belirliliği ve önceden bilinebilirliği zorunludur. Hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin idare edilenler tarafından önceden tahmin edilebilir olması gerekir. İdari işlem ve eylemlerde idare bu yetkisini tüzük ve yönetmelik gibi genel kurallarla düzenlemek ve bu düzenlemelere uymak zorundadır. Buna ‘düzenli idare ilkesi’ denir. Keza, yine idari faaliyetlerin belirliliği ilkesi nedeniyle idarenin, istikrar kazanmış uygulamalarından vazgeçmemesi gerekir.

Yine hukuk devleti ilkesi, devletin ‘kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, kamu sağlığını ve çevreyi, iktisadi düzeni, toplum barışını ve düzenini, genel ahlaka ilişkin kuralları ihlal eden eylemleri yani suç ve kabahatleri, ulusal ve evrensel hukuk çerçevesinde, ödetme görev ve yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak Devletin, esasen ve öncelikle bu kuralların ihlalini önleme görevi bulunduğunun kabulü gerekir. Başka bir deyişle, hukuk devletinin bir erki olan idarenin görevi, öncelikle bireylerin kuralları ihlal etmesini bekleyip cezalandırma yoluna gitmesi değil, kurallara uygun davranma düzeyini ve alışkanlığını geliştirmek olmalıdır. Bu husus, ‘iyi idare ilkelerinin’ de bir gereğidir. Keza idarenin (yürütmenin) iyi idare ilkeleriyle bağlı olması da hukuk devletinin bir gereğidir.

Böylece, İçişleri Bakanlığı tarafından tesis edilen bir düzenleyici idari işlemle ‘trafik denetimlerinin karayolunun hangi kesimlerinde, hangi sürelerde yapılacağı ve hangi konularda yoğunlaştırılacağı hususlarında ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından da azami ölçüde faydalanılmak suretiyle yol kullanıcılarının (özellikle sürücülerin) bilgilendirilmesine’ ilişkin bir düzenleme ihdas ettiği görülmektedir.

3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükmüyle, ‘Karayollarında trafik düzenini sağlamak ve denetlemek’ görevi İçişleri Bakanlığı’na tevdi edilmiştir. Aynı Kanunun 33 üncü maddesi hükmüyle de İçişleri Bakanlığı ‘kanunla yerine getirmekle yükümlü oldukları hizmetleri; tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemek’ ile görevli ve yetkili kılınmıştır.

İçişleri Bakanlığı’nın bu ‘düzenleme görev ve yetkisi’ dahilinde, Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönerge hazırlanarak, 31.10.2011 tarihli Bakan onayıyla yürürlüğe koyulmuştur. ‘Trafik denetimlerinde; denetim öncesi, denetim anı ve sonrasında, trafik kazalarında ise; kaza mahalline intikal ve sonrasında yapılacak iş ve işlemlerin usul ve esasları ile trafiği yönetme ve düzenleme hareketlerini belirlemek’ amacıyla çıkarılmıştır.

Yönergenin 34/1-ç ve 47 nci maddesi hükümleri karşısında ‘radarla hız denetiminin karayolunun hangi kesiminde ve hangi sürelerde yapılacağı’ hususunda yol kullanıcılarının bilgilendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu husus aynı zamanda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Bakan Temsilcileri tarafından kabul edilen tavsiye kararının iyi idare ilkelerinden olarak kabul edilen ‘açıklık ve uygun araçlarla haberdar etme’ ilkelerinin de bir gereğidir.

Yönergenin 47 nci maddesi hükmüne göre, idare bu bilgilendirme faaliyetinde ‘ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından’ azami ölçüde faydalanacaktır. İdarenin ‘yol kullanıcılarını her koşulda bilgilendirmek’ ile yükümlü tutulduğu, bu amaçla ‘ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarında da azami ölçüde yararlanma’ cihetine gidebileceği sonucuna varılması gerekmektedir. İdare öncelikle kendi mutat vasıta ve yöntemleriyle bilgilendirme yapacaktır; zira ‘karayolundan yararlananlara, yol, trafik durumu ve yakın çevre ile ilgili gerekli bilgileri vermek, yasaklama ve kısıtlamaları bildirmek suretiyle trafik düzen ve güvenliğini sağlamak amacına yönelik olarak karayollarında uygulanacak trafik işaretlerinin, standart, anlam, nicelik ve nitelikleri ile diğer esaslar’, 19.06.1985 tarihli ve 18789 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Trafik İşaretleri Hakkında Yönetmelik ile düzenlenmiştir. Dolayısıyla, Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönerge’nin 47 nci kapsamındaki bilgilendirmenin, bu Yönetmelikteki usul ve esaslara göre konulacak ‘trafik işaret levhaları’ ile yapılması gerekmektedir. Bu yöntem dışında gerekiyorsa medya ve diğer iletişim araçlarından da yararlanacaktır. Dolayısıyla, bahse konu Yönerge hükmü uyarınca, ‘radarla hız denetiminin karayolunun hangi kesiminde ve hangi sürelerde yapılacağı’ konularında sürücülerin, her şeyden önce trafik işaret levhalarıyla bilgilendirilmesi zorunludur.

Öncelikle kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla yapılması gereken trafik denetimlerini, yol kullanıcılarına ceza vermek amacıyla bilgilendirme yapmadan kural ihlali yapmasını beklemek, trafik kurallarının koyuluş amacına uygun olmadığı gibi, araç sürücülerine tuzak kurulması anlamına gelecektir ki bu durum, çağdaş hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz ve kabul edilemez”.

Sonuç olarak; “hukuk devleti” ilkesi vazgeçilmezimizdir. Bağımsız ve tarafsız yargının varlığı, kişi hak ve hürriyetlerinin korunmasının temelidir. Hukuk ve adalet; ekmek, su, toprak ve hava gibi yaşam kaynağıdır. Hukuk ve adalet; mülkün temeli olup, devletin varlık sebebidir. Yönetim biçimini veya sistemini değiştirmek, Devletin ağır işleyişi ile hantal yapısını düzeltmek, daha süratli kararlar alıp gelişmeyi sağlamak gibi hedefler, asla hukuk ve adaletin gözardı edilip, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını ortadan kaldırmaya yönelik anlayışın dayanağı yapılamaz.

Yargı, gelişmenin prangası değildir. Yargı; hukuka, adalete ve dolayısıyla “eşitlik” ilkesi kapsamında insana hizmet eder. Yukarıda özetine yer verdiğimiz karara imza atan yargıçlarımıza selam ve saygılarımızı sunarız.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim