• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 12 °C

Milli Muhafazakar Güç Kabarması

Ahmet İNSEL

Artık her şeyin açıkça söylendiği, bugüne kadar bastırılmış niyetlerin dile getirildiği, iktidardakilerin ve onların yardakçılarının eteklerindeki bütün taşları döktüğü bir hakikat ve yüzleşme dönemindeyiz. Bu, mutlak güç olma, siyasi ve kültürel değerler itibariyle tekdüze bir toplum yaratma arzusudur. Daha önce böyle bir arzuyu açıkça dile getirenler, iktidara bu amaçla silah zoruyla el koyanlar oldu. Darbe yaptılar, toplumun kendi doğal ivmesi içinde yaşanacak dönüşümü boğdular ve sonunda en korktukları şeyin
başlarına gelmesini sağladılar.

Şimdi de Başbakan’ın bütünüyle kendi şahsında vücut bulduğuna inandığı siyasal iradenin karşısında hiçbir etkili karşı gücün kalmamasıiçin yol gösteren, yapılanlara gerekçe uyduran, demokratik ilkelerin ihlal edilmesini veya buna teşebbüs edilmesini mazur gösteren veya bunları anlamaya çalışırmış gibi yaparken bir yandan onaylayanlardan
oluşan geniş bir otoriter güç suiistimali şakşakçısı güruh, vargücüyle çalışıyor. İktidar yaltakçısı bu güruhun eteklerindeki çoğulculuk korkusunu ve demokrasi endişesini dökmelerine şahit oluyoruz. Demokratik diktatörlük, askercil demokrasi, milli birlik ve ulusal güvenlik devleti rejimi, postmodern darbe yönetimi gibi bu coğrafyanın tarihsel ucubelerinin bir devamı olarak, bu toprakların bağrından fışkıran otantik bir muhafazakâr
otoritarizmle yüzleşme anını yaşıyoruz. İsteyen bunu 'halk ihtilali' olarak tanımlayabilir. Milli iradenin bir ve bölünmez bir bütün olduğu fetişizmi üzerinden yürütülen bu yüzleşme anı, geçen yüzyılda birçok ülkede diktatörlükleri besleyen, destekleyen, iktidar yapan bir otorite ve güç tapınmalı muhafazakâr güven kabarması anıdır. Buna çok arzulanıyorsa muhafazakâr-otoriter ihtilal de denebilir. İhtilal ve devrim, sadece solun tahayyül tekelinde olan, sadece sol eylem repertuvarına ait kavramlar değildir. Faşizmin ve Nazizmin bir 'devrimci sağ' hareketin toplumsal destekle iktidar olması olduğunu, Zeev Sternhell gibi ünlü faşizm tarihçileri kabul ederler.

Bu muhafazakâr otoriter güç kabarmasının parolası, 'milli duruş'tur. Başbakan’ın, artık karşısında yegâne etkili kurumsal karşı güç olarak gördüğü Anayasa Mahkemesi kararını eleştirmek için kullandığı 'milli tavır' kavramı, önümüzdeki dönemdeki tasfiye ve temizlik dalgasının belkemiğini oluşturuyor. Bu işareti alan AKP Milletvekili ve MYK üyesi Zelkif Kazdal, “Milli iradenin paçavraya çevrilmemesi için Anayasa Mahkemesi'nin iptal yetkisini kaldırmak zorunlu olmuştur” diye yumurtlamış. Bu mahkemenin iptal yetkisi dışında başka yetkisi olmadığına göre, milli iradeyi korumak için kapatılması gerektiğini söylemiş oluyor. Başbakan, AYM’ye de 'paralel yapı'nın hâkim olduğunu ilan ettiğine göre, belki meslektaşı Orban’ın Macaristan’da anayasa mahkemesine yaptıklarından ilham alır. Böylece AB
içinden kendine bir örnek benimser, AB patikası içinde kalmış olur!

Eteğindeki taşları dökmek iyi bir şeydir. Tam ne yapmak istediğinizi, neyi arzuladığınızı açıkça söyleyince, hem söyleyen rahatlar hem de dinleyenler. AKP milletvekili bu milli muhafazakâr halk ihtilalinin belki en otantik temsilcisi olarak AKP’nin milli şefinin gönlünden geçeni dile getiriyor. Uluslararası planda tecritin derecesi arttıkça bu milli tavır kaplamalı otoriter muhafazakârlığın dozunun arttığına şahit olacağız. Anayasa Mahkemesi’ne son anayasa referandumuyla verilen bireysel müracaat hakkının kısıtlanması, hatta kaldırılması girişiminin bir adım ötesinde, 1987’de kabul edilen AİHM’ye bireysel müracaat hakkının kısıtlanması yer alıyor. Milli olmadığı ilan edilen Anayasa Mahkemesi’nin son iptal kararları, AİHM içtihadının birebir uygulanmasından başka bir şey değil. 

Başbakan’ın HSYK konusunda istediğini yapabilmesi için daha 'açık ve net' bir yol var: 2010 anayasa referandumunda yapılan değişikliklerin milli iradeye ve milli çıkarlara aykırı olduğunu ilan edip, bu referandumun tüm sonuçlarıyla iptal edildiğini açıklamak. Çünkü insan giderek, 2010 referandumunda da 'paralel yapı'nın ve türlü çeşit lobinin hükümeti ve milli iradeyi ketempereye getirdiğine inanmaya başlıyor. 

Türkiye toplumunun da eteklerindeki taşların döküldüğü önemli bir tarihsel aşamadan geçiyoruz. Milli muhafazakâr güç ve otorite saplantısının bu toplumu nereye götürdüğünü, götürebileceğini hep birlikte göreceğiz. Bugün durumu anlama görüntüsü altında olan biteni aklayanlar da gidilecek yerin sorumluluğunu omuzlarında taşıyor olacaklar.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim