• BIST 81.712
  • Altın 147,331
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C

Muhalif Medyayı Susturmanın Hukukî Bahanesi Olamaz

Muhalif Medyayı Susturmanın Hukukî Bahanesi Olamaz
7 Haziran seçimlerinden sonra hızla artan terör olayları, her gün gelen şehit haberleri ile kamuoyu ayağa kalktı.

HANIM BÜŞRA ERDAL*

Şehit cenazelerindeki tepkileri halka ulaştırmak ise medyayı bir kez daha iktidarın hedefi haline getirdi. Sosyal medya fenomeni Fuat Avni, Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarda 1 Kasım genel seçimi öncesi özgür medyanın susturulmasının amaçlandığını ve buna ilişkin planların hazır olduğunu yazdı. Ankara ve İstanbul adliyelerinde işbölümü yapıldığını ileri sürerek, ‘Cemaat' medyası, İpek Grubu, Sözcü ve Taraf Gazetesi ile Doğan Medya'nın gazete ve televizyonlarına el konulacağını duyurdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan da, dünkü konuşmasında terörü bahane ederek, “Terör örgütüne arka çıkanlar medya kuruluşuysa kapısına kilit vurulur, STK'ysa kapatılır, yazarsa mahkemeye çıkar, cezaevine konur.” dedi, Fuat Avni'nin paylaşımlarını doğrular şekilde konuştu.

Özgür medyanın yaptığı haberciliği, ‘terör' bahanesi ile susturmak ise mevzuata göre mümkün değil. Bir haber, yayın, yazı suç eylemine giriyorsa, basın savcıları devreye girer ve evrensel hukuk ilkelerine göre inceler. Gerekirse iddianame yazar. Ama bunun dışında, toptancı bir yaklaşımla ‘terör' bahane edilip medya susturulamaz.

Anayasa, İnsan Hakları Sözleşmesi, Basın Kanunu insanların haber alma hakkını düzenliyor. Orada bir anayasa var yürürlükte, iktidardakiler işlerine geldiğinde uygulasalar işlerine gelmediğinde uygulamasalar da bu bir hakikat. Bu Anayasa'nın 28'inci maddesi, “Basın hürdür, sansür edilemez” diyor. Devamında ise, basın hürriyetinin haber alma hakkının kullanılmasının “millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet'in temel nitelikleri” gerekçesiyle kısıtlanabileceğini düzenliyor. Yani bu sınırlama gerekçelerine “AKP iktidarına muhalif olmak” dahil değil!

Öte yandan, insanların haber alma, düşüncelerini ifade etmesi de temel Anayasal haklardan. Erzurum'daki bir şehit yakını ''Gazeteciler yazın, Cumhurbaşkanı bununla guru duysun'' derken, sesinin duyurulmama endişesiyle medyaya yönelik iktidar baskısına dikkat çekmişti. Gerçekten de bu sesi havuz medyası dışındakiler duyurdu. Plan doğru ise iktidar milletin sesini susturmak istiyor. Bu durumda Anayasa'ya karşı gelerek basını susturmak için yapılan her girişim bir suç teşkil ediyor. Bu girişimde imzası olan, buna müdahil olan her görevli bu organize eylemin şüphelisi.

ÖRGÜTLÜ OLARAK SUÇ İŞLENİYOR

Sadece iktidarın istemediği haberleri verdiği için hedefe konulan medyaya yönelik hukuksuz işlemler, artık ‘görevi kötüye kullanma' gibi basit suçlardan da çıktı. Şu anda tepeden aşağıya kadar örgütlü bir yapı tarafından, insan hakları ihlali söz konusu. Kanunlara göre işleyen okullara yıldırma, korkutma ve zarar verme amaçlı baskınlardan sonra, ‘seçim sürecinde kamuoyu gerçekleri öğrenmesin' diye yapılan medyaya susturma girişimi de örgütsel bir eylem olarak kayda geçecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ‘medyaya kilit vurulur, yazarlar hapse atılır' açıklamasından sonra eyleme geçecek başsavcılıklar, savcı artık hukuku, kanunları değil siyasi iktidarın talimatlarını yerine getirdiğini asla gözlerden kaçıramaz. Bu durumda, ‘Anayasa'nın ihlali, örgüt kurmak ve yönetmek, görevi kötüye kullanmak, nefret ve ayrımcılık' suçları gibi birçok suç hayata geçmiş olur. Ve artık bu suçlardan hesap vermekten de kaçamazlar. Kaldı ki Türkiye gibi bir devlette hiçbir düzen ilelebet sürmüyor, darbe süreçleri başta olmak üzere. Sadece nokta atışı ile atanmış sulh ceza hakimleri ve özel görevlendirilmiş savcılar yaptığı için özgür medyaya müdahale ‘hukuki' olamaz. Bırakın hukuki olmayı artık ‘kanuni' bile olmayan eylemlerin merkezinde olan yargı, bugün yaptığı hukuksuz eylemlerden hesap vermeden sonsuza kadar kaçamaz.

UNUTMAYIN; ZEKERİYA ÖZ DÜN KAHRAMANDI!

Kaldı ki, darbecilerle mücadelede iktidardan büyük destek almış, hatta dönemin başbakanı Erdoğan'ın zırhlı aracını verdiği savcı Zekeriya Öz hakkında bugün yakalama kararı çıkartıldı. Savcı Öz, sadece kanunları uygulamış, işini yapmıştı. Öz'e yapılanlar haksız olsa bile bu örnek Türkiye'de hiçbir siyasi iktidara güvenilmemesi gerektiğinin, yargı mensuplarının sadece hukuku uygulaması gerektiğinin en büyük örneği. Bu günler geçtiğinde Erdoğan ve iktidarı gidecek ama işlenen suçlar derin dondurucudan beklemiş gibi taptaze olarak suç işleyenlerin önüne konulacak. O hesap günü geldiğinde pişman olmamak için yargı mensuplarının Anayasa'yı, Türk Ceza Kanunu'nu tekrar okumasının vakti.

*HUKUKÇU / ZAMAN GAZETESİ YARGI MUHABİRİ

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim