• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C

"Mutabakat Yok… Bu Gidişle Hiç Olmayacak…"

"Mutabakat Yok… Bu Gidişle Hiç Olmayacak…"
Bolu Barosu Başkanı Av. Ferit Atalay, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca avukatların adliye girişlerinde aranması ile ilgili olarak, "Cumhuriyet Başsavcılığımız ile İstanbul Barosu arasında düzenlenen mutabakat bulunmamakta” açıklamalarını değerlendirdi

Bolu Barosu Başkanı Av. Atalay'ın konuya ilişkin yorumlamaları şöyle:

"MUTABAKAT YOK… BU GİDİŞLE HİÇ OLMAYACAK…

Önce İstanbul C.B.Savcılığının beyanı;

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca avukatların adliye girişlerinde aranması ile ilgili olarak, "Cumhuriyet Başsavcılığımız ile İstanbul Barosu arasında düzenlenen mutabakat bulunmamakta olup, giriş ve çıkışlar mevzuat kapsamında yapılmaktadır."

Yargılama zihinsel bir faaliyetin somutlaşmış halidir.  Özetle var olan bir olaya, uyuşmazlığa hukuk normunun uygulanmasıdır.

Hukuk normunun amacı da adalete erişmektir. Bu erişimin şüphesiz en büyük aktörü savunma mesleğini temsil eden avukattır.  

Dillere pelesenk olmasına karşın bir kez daha anımsatmakta yarar vardır ki Yargılama  ( özellikle ceza yargısı) İddia-Savunma ve Karar üçlüsünden oluşur.  Bu bağlamda adil bir yargılama ve hukuk güvenliği için savunma olmasa olmaz bir koşuldur.  

Şüphesiz ki bu gün ülkemizde en çok tartışılan ve güven duygusunu yitirmiş kurumların başında yargı yer almaktadır. Siyasal iktidarın tam anlamıyla egemenliği altına girerek bağımsızlığını yitiren bu kurumun tarafsız ve bağımsız olması ancak yargının kurucu unsuru olan Yargıç, Savcı ve Avukatların özünde hukuka erişme gerçeğini ortaklaşa hedeflemeleri ile mümkündür.

Yıllardır Avukatlar ve onların meslek örgütü olan Barolar yargı bağımsızlığını iş edinmişlerdir.  Yarım asırdır HSYK’nın Adalet Bakanı ve Müsteşarın çekilmesini istemekte tüm atama tayin ve terfilerde Sadakatin değil Liyakatin öne çıkarılmasını bıkmaksızın savunmaktadırlar.

Ne yazıktır ki avukatların gösterdiği bu duyarlılığı gösteren yargı mensubu parmakla sayılacak kadar azdır. 2010 referandumundan sonra yapılan düzenlemelerle Hâkimlik ve Savcılık mesleği devlet memurluğuna dönüştürülmüş, bağımsızlık, dokunulmazlık gibi hâkimliğin temel taşları birer birer yok edilmiştir. Hâkim ve Savcılar tutuklanıp, meslekten kolaylıkla atılırken binlerce hâkim ve savcı anlamlandıramadığımız bir suskunluğa gömülmüştür.

Şimdilerde Yargı üstündeki örtünün   “ Paralel Devlet-Devlet İçinde Çete”  söylemleri ile bir nebze aralanması, paralel sözcüğünün araçsallaştırılarak yeni bir tasfiye süreci yaratılmış olması da bu suskunluğu koyulaştırmaktadır. Siyasal iktidarın vurucu gücü haline gelen Sulh Ceza Hâkimlikleri üzerinden toplumsal muhalefetin baskılanması hukuksuzluğun bir başka boyutudur.

Yetmediği gibi Çağlayan Adliyesinde ortaya çıkan güvenlik açığı yok sayılarak hunharca işlenen cinayetin sorumluluğu avukat cüppesine ihale edilmiş ve algı yönetimi sonucu avukatlar neredeyse baş sorumlu ilan edilmiştir.  

Bu gün az gelişmiş ülkelerdeki yargıç ve savcılar hukukçu kimlikleri ile siyasal baskılara karşı durabilme cesaretini gösterirken en büyük desteği avukatlardan almaktadır.   Ülkemizde ise avukatsız yargı özlemleri ayyuka çıkmış ve savunmanlık mesleği bilinçli olarak yargının diğer aktörleri tarafından ötekileştirilmiştir.

Bu bağlamda İstanbul Cumhuriyet Savcılığının son beyanı avukatlara ve baroya yönelik yaratılmak istenen algının ibret verici bir örneğidir.  Söylenen ve söylenmek istenen “ Adliyeyi biz yönetiriz, Avukatlar ve barolar da kim oluyor tümcesinin  “ resmi ifadesidir.

Bir kez daha anımsatmakta yarar vardır ki avukatlar Türkiye’de demokrasinin ve bağımsız yargının güvencesidirler.   Sadece savunmayı değil yargının bütününü de savunmayı görev edinmişlerdir.

Savcılık Makamının mevzuat algısı farklı olup Avukatın üstünün aranıp aranmayacağı veya nasıl aranacağı 1136 sayılı yasada belirlenmiştir.  Hiçbir yönetmelik veya genelgenin yasanın üzerinde olmayacağı da her hukukçunun marufudur 

Yargı ile rejim şekillenirken,  Yargı mensuplarının iki seçeneği mevcuttur. Yargı ya Kuvvetler ayrılığı, hukuk güvenliği, adil yargılanma hakkı gibi evrensel doğruların arkasında duracak ya da rejimi şekillendiren anlayışın içinde olacaktır. Adaletsizliğe yolsuzluğa hukuksuzluğa karşı çıkmak her hukukçunun borcudur.  Yargıçların kararları ile konuşacağı söylemi doğru bir söylem olmakla birlikte bu gün için romantik ve ironik bir söylem olarak kalmıştır. Bir gün ama sadece bir gün de olsa haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkanlar kararlı bir tavır sergileyenler hukuk sayfalarında yerini alacaktır."

BAROTÜRK

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim