• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C

Nasıl Yönetilmek İstersiniz?

Nasıl Yönetilmek İstersiniz?
Bolu Barosu Başkanı Av. Ferit ATALAY, BAROTÜRK Dergi'nin 2. sayısı için yazdı.

BAROTÜRK Dergi 2. Sayı

Av. Ferit ATALAY / Bolu Barosu Başkanı

Demokratik yöntemlerin egemen olduğu tüm ülkelerde egemenlik yetkisinin nasıl ve kimler tarafından kullanılacağı her zaman tartışma konusu olmaktadır. Siyaset bilimcilerin ifade ettiği üzere  “ Gücü kötüye kullanmak insanın doğasında vardır ve bu durum engellenemez”  Bu nedenledir ki Demokrasi bir denge rejimi olup, devlet organları arasında farklı işlevi olan kurumların uyumu ile ortaya çıkan yönetsel bir biçimdir.

Modern demokrasilerde gücün farklı alanlarda bölüşülerek örgütlü güçlerin biri birini denetlemesi yoluyla siyasal gücün bir elde toplanmasına engel olma amaçlanmıştır.

Ülkemizde 10 yılı aşkın bir süredir iktidarın kişiselleşmesi, yasama ve yargı erklerinin etkisizleşmesi sonucu yürütmenin öne çıkarılmasına karşın birlikte yönetim anlayışının da terk edilmesi ile tek adamlık ve otoriterleşme Türkiye’nin açmazı haline gelmiştir.

Özellikle 2010 referandumunu takiben bağımsız kurumların, yürütmenin ağır müdahalesi sonucu etkisizleştirilmesi,  HSYK, Yüksek Mahkemeler, BDDK, EPDK ve TOKİ gibi kurumlar üzerinde oluşturulan mutlak vesayet,  otoriterleşmenin açık kanıtı olduğu kadar en bariz özelliği de otoriterleşmenin yargı üzerinden uygulanmış olmasıdır.  Güçler ayrılığının terk edilerek ve parlamento fiilen askıya alınması sonucu siyasal iktidar hızla merkezileşmiş ve Başkanlık Rejimi ( tanımlanamamış, içi boş da olsa) Türk Tipi adı altında tartışmaya açılmıştır.

Siyasal iktidarda bulunan partinin  % 50 ye varan oy alması sonucu,  çoğunluğun her şeye egemen olabileceği biçimindeki ( Çoğunlukçu yönetim anlayışı)  otoriter yönetim özlemlerini biçimlendirmiştir.

Dahası muhalif duruş sergileyenlerin etkisizleştirilerek, yargının aracı kılınması, Medyanın susturularak tek sesli hale getirilmesi ve medya üzerinde yoğunlaştırılmış sansür ve baskılar, Yerel Yönetimlerin By-pas edilerek teknokratlar yoluyla ekonomik değerlerin yağmalanması ve kamu destekli yandaş iş pazarının yaratılması, Eğitim, Kültür kurumlarının tek tipleştirilmesi ve bütün bunların meşruiyet kazanmak için demokratikleşme paketleri adı altında yürürlüğe sokulan gece yarısı yasalar benmerkezci yönetim anlayışının doğal sonucunu oluşturmaya başlamıştır.

Ayrıca bu süreçte çatışmacı ve ayırımcı bir dil kullanılarak etnik dışlayıcı ( Kürt, Alevi Ermeni)  sözcüklerin politik malzeme kılınması sonucu toplum polarize edilmiş ve seçmen oransal olarak bloke edilmiştir.

Şüphesiz ki otoriterleşmenin yasal desteğini ise iç güvenlik paketi oluşturmuştur. Kişi özgürlüğünü kolayca bertaraf ederek, toplumun tümünü şüpheli haline sokan,  çağdaş ve özgürlükçü ceza yasaları ile bağdaşmayan yasaların hızla devreye sokularak polis örgütünün antidemokratik ve etkin kullanımı sonucu muhalif olan her kesimin sindirilmesi amaçlanmıştır.  MİT teşkilatının herkesi gözetleyen devlet modelinin oluşmasında katkısının yadsınamayacağı gibi Twitter, Facebook gibi sosyal medyada muhalif avının başlatılması suretiyle gücün etkileri günlük hayata kadar indirgenmiştir.

Siyasal iktidarın toplumun bütün iletişim kanallarını kullanarak ve etkin parti örgütü aracılığı ile toplumun en yoksul kesimine ulaşarak onları kendine minnettar ve tabi kılması gücün bir başka dayanağını oluşturmuştur.

Otoriter uygulamalara siyaset yoluyla iş adamlarının eklenmesi bu yöntemle iktidara bağlı sermaye sınıfını da yaratmıştır. Anadolu sermayesi kendisini palazlayan bu güce koşulsuz biat etmiş ve söylemleri ile bu gücü meşrulaştırmıştır. Ne var ki ABD ve AB ye alışık yıllarca bağımlı ve güdümlü olan ülkedeki büyük sermaye kendisine dayatılan otoritarizme karşı durmak zorunluluğunu duymuştur.  Egemenlik alanını yeşil sermayeye terk etmek istemeyen büyük sermaye kendi örgütü TÜSİAD' ın açıklamaları ile mevcut iktidara karşı pozisyon almayı da denemiştir.

Tarih ders alınacak vakalarla doludur.  Tarih,  tarihten gerekli çıkarımları yapmayanlar için hep tekerrür etmiştir. Otoritarizm öncelikle kendisine emek ve destek verenler liberal entellektüelleri tüketir. 2012 den itibaren kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran, yargıyı kendi aracı gibi kullanan ve özellikle medya üzerinde kurduğu etkin denetime karşın siyasal iktidara destek veren Liberallerin kopuşu otoriter eğilimin aldığı ilk yara olmuştur.

Bu baskın ve otoriterleşmenin tavan yaptığı günlerde dünyadaki ve ülkedeki konjonktürel değişim, Suriye, Mısır ve Orta Doğuda başarısızlığa mahkûm olan dış politikanın yarattığı ulusal yalnızlığa büyük sermayenin uğradığı güven yitiminin eklenmesi de etkili olmuş ve 7 Haziran seçimleri otoriterleşmenin önünü tıkamıştır.

Halk çok net biçimde Başkanlık sistemini istemediğini ortaya koyduğu gibi, bağırıp çağıran aşağılayan ve Milli İrade kavramana sığınarak onu tahrif eden dayatmayı koşulsuz ret etmiş oylar üzerindeki tasarrufu ile uzlaşmanın gerekliliğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Otoriter eğilimler dünyanın her tarafında görülmekle birlikte ne yazık ki Ortadoğu ve Müslüman toplumlarda hayat bulmaktadır. Seküler anlayışı içselleştirilmeyen ve halen din üzerinden dünyayı biçimlendirmeyi sürdüren toplumların otoriter eğilimlere daha yatkın olduğu ve demokrasiyi de kolayca askıya aldıkları günümüz gerçeğidir.

Demokrasi hoşgörü rejimi olduğu kadar etkin katılımın sağlandığı sivil ve örgütlü toplumdur. Güvenlik ve özgürlük dengesi ancak gücün denetimi ile mümkündür. Bu denetimi yapacak Anayasal Kurumların etkisizleştirilmesi, hukuk güvenliğinin ortadan kaldırılması toplumları her zaman kurtarıcıların batağına düşürür. Yaygın bir söylemi tekrar edelim.  Kurtarıcılardan kurtulmak gerek…

BAROTÜRK Dergi

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim