• BIST 107.206
  • Altın 142,629
  • Dolar 3,5525
  • Euro 4,1323
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 34 °C

"Nerede Kaldı Yargıç Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Teminatı"

"Nerede Kaldı Yargıç Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Teminatı"
Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bektaş Şarklı, Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde düzenlenen 1. Hukuk Gündemi panelinde konuştu. Av. Şarklı konuşmasında yargıda yaşanan birçok soruna dikkat çekti.

BAROTÜRK

"Avukatlık mesleği yargının kurucu unsurlarından birisidir. Avukatsız bir yargı düşünülemez. Avukatın dışlandığı bir sistemde haktan, özgürlükten ve hukuki güvenceden ve demokrasiden söz edilemez. Avukatlık, toplumsal savunmanın özgülendiği bir meslektir. Yargılamanın 3'lü sac ayağından biri olarak (tez-anti tez-sentez) birinin yokluğu “hüküm” olarak adlandırılan senteze varmanın da olanaksızlaşması anlamına gelir. Dolayısıyla, yargılamanın vazgeçilmez koşulu olan Toplumsal savunmayı temsil eden avukattır.

-TBB verilerine göre Türkiye’deki avukat sayısı 31.12.2014 itibariyle 86.981’ye ulaşmış durumda. Bu sayının 51.765 Erkek, 35.216 Kadın. Türkiye nüfusuna oranlandığında 893 kişiye 1 avukat düşüyor.

-Avrupa’da kişi başına en fazla avukat düşen 3 ülke Yunanistan 100 bin kişiye 342 avukat, İtalya 100 bin kişiye 290 avukat, Lüksemburg 288 avukat Türkiye ise 100 bin kişiye 108 avukat düşmektedir.

-Gaziantep Barosu 286 Kadın, 823 Erkek olmak üzere fiilen avukatlık yapan 1109 avukat, Kadın-Erkek avukat oranı %28 oranında,

2014 TÜİK verilerine göre nüfusumuz 1.889.466 kişi, nüfusa oranlandığında 1703 kişiye 1 avukat düşüyor. Avukat sayısına göre ise Gaziantep Barosu 10. sırada yer almaktadır.

-Türkiye’de Fakülte sayısı 100’ü geçmesine rağmen hâlâ yenileri kuruluyor. Ülke genelinde 50 bine yakın hukuk öğrencisi olmasına rağmen her yıl binlerce genç, hukuk okuyabilmek için birbiriyle yarışıyor. Bilgi Üniveristesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Turgut Tarhanlı çarpıcı bir karşılaştırma yapıyor: “Türkiye’de genç işsizliği ortalama yüzde 20’lere yakın seyrediyor. Hukuk mezunlarının işsizlik oranı ise yüzde 4’ler civarında. Dolayısıyla hayatı idame ettirebilme ve iyi bir gelir elde etme imkânı gençleri hukuka yöneltiyor. ”İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Adem Sözüer de sadece hukuk fakültesinden mezun olunduğu zaman doğrudan bir mesleğe başlanabildiğinin altını çiziyor. Ancak hukuk okumanın kolay yoldan meslek sahibi olma yöntemi haline dönüşmeye başladığı görüşünde ve tepkili: “Bazı üniversitelerin hukuk bölümlerinin puanları o kadar düşük ki, aileler ‘Git bir hukuk diploman olsun’ diye yollayabiliyor. Dünyanın başka hiçbir yerinde bunu göremezsiniz. Ancak en yüksek puanlı gençler hukuk seçebilir. Türkiye’de bunun tam tersi olmaya başladı.” Türkiye’de bir ‘hukuk fakültesi enflasyonu’ yaşandığı bir gerçekliktir.

Yangından yükselen dumanlar YÖK tarafından da görülmüş olacak ki, bu yıldan itibaren hukuk fakültelerine taban puan getirileceği, üniversiteye giriş sınavlarında (hukuk fakültelerinde taban 150.000) bu puanın altında başarı gösteren adayların Türkiye’deki hiçbir hukuk fakültesine kabul edilemeyeceği açıklandı. Bu düzenleme sorunun çözümünde önemli bir adımdır. Ancak, bunun yanında nispeten düşük maliyetine karşılık yüksek getirisi olması sebebiyle gereğinden fazla üniversitenin hukuk fakültesi açma yoluna gittiği görüşü tarafımızca da paylaşılmaktadır. Dolayısıyla, öncelikle yeni hukuk fakültesi açılmasına uzun süre ara verilmesi gerekmektedir.

Bunun yanında bugün artık hukuk fakültelerinde önceliğin öğretim üyesi yetiştirmeye verilmesi, Lisans eğitiminin nispeten arka planda kalması ve kontenjanların mümkün olduğunca azaltılması, buna karşılık yüksek lisans ve doktora eğitimine ağırlık verilerek öğretim elemanı yetiştirmeye öncelik verilmesi gerekiyor. Ayrıca, hukuk fakültesi mezunlarının büyük bir kısmının şu veya bu saikle avukatlık mesleğini tercih etmesi nedeniyle eğitime “Avukatlık Hukuku” dersi konulmasını öneriyorum.

Avukat adayları özellikle Batı’da çok zorlu sınavlardan ve iddialı fakülte sonrası eğitimlerden geçerken, Türkiye’de hiçbir sınavdan geçmeden, yalnızca süre doldurmaktan ibaret stajlarla avukatlığa hak kazanabiliyor. Avukat olabilmek için merkezi, objektif ve ciddi bir sınavdan geçilmesi, 4 yıl olan hukuk eğitiminin 1 veya 2 yıl uzatılması ve staj sisteminin daha verimli hale getirilmesi çözüm önerilerimiz arasındadır.

Yine ,Hukuk fakültelerinin 5 yıl olması ve mezunlarının yüksek lisans mezunu sayılması. Test olmayan, objektif devlet sınavı gelmesi ve hukuk stajı ücretli, ciddi bir staj olarak yapılmalı. Sadece devlet sınavlarını başaranlar hâkim, savcı, avukat, noter olmalı. Hukuk öğretimini ve hukuk mesleklerine girişi nitelikli hale getiremezsek, hukuk uygulamasındaki sorunlar devam eder, hukuk devleti güçlenmez.

-Hâkim ve savcıların avukata yukarıdan bakışı: “Bunu bütün hâkim ve savcılar için söylemiyorum. Ama genele baktığınızda, fakültede aynı sıralarda oturduğumuzu unutarak kürsünün üstünde oturmayı üstün olmak zannediyorlar. Unutmasınlar ki hepimiz aynı gemideyiz. Ben söylemiyorum, Türk Ceza Kanunu, “Yargı görevi yapan deyiminden, hâkim, cumhuriyet savcısı ve avukat anlaşılır” diyor. Aynı onlar gibi biz de yargı görevi yapanız. Yargılamanın kurucu unsuruyuz ve aslında vatandaşın yargıdaki sesiyiz. Ama hâkim ve savcılar avukatı sorun çıkaran, oyun bozan, fazlalık gibi görebiliyor. 

-Mevzuat o kadar sık değişiyor ki takip edemez hale geldik. Avukatın birine sormuşlar."Bir daha dünyaya gelirsen hangi işi yapmak istersin?" "İmamlık"demiş. Nedenini sorduklarında: "Mevzuat hep aynı, hiç değişmiyor." demiş. Bu artık hukuk güvenliğini zedeliyor. Hukuk bir gelenek meselesidir. Tabii ki gerektiği zaman değişiklikler olur ama bunlar siyasi saiklerle değil, objektif ve toplumsal ihtiyaçlara göre olmalıdır. 

Türkiye’de avukatlık yapmak çok zor. Savunmanız duvara çarpar gibi size dönüyorsa, karşı taraf sizi hiç dinlemeden kararını veriyorsa, bu sorgulamaya gidilmesi son derece doğaldır. genç avukatlara ise, çalışkan oldukları sürece endişe edecek birşeyleri olmadığını söylüyor: “Ne olursa olsun, dünya durdukça, iki kişi kalsa bile bunlar arasında çekişme, uyuşmazlık kaçınılmazdır. Ve dünya geliştikçe sürekli yeni uyuşmazlık alanları ortaya çıkacaktır. Bu meslek hiçbir zaman ölmeyecektir. Her zaman nitelikli hukukçuya ihtiyaç olacaktır.

İstanbul Çağlayan Adliyesinde görev yapmakta olan meslektaşımız Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim KİRAZ'ın rehin alınması ve ardından katledilmesi ile koskoca bir ülke karanlıklara gömülmüştür. Savcımız, Mehmet Selim Kiraz'a Allahtan rahmet yakınlarına sabır diliyoruz. Terörün her türlüsü insanlık suçudur. Savcımızın güvenlik zafiyeti neticesinde kaybının hemen ardından,silahların avukat cübbesi altında adliyeye sokulduğu vurgulanıp , sebep ve sonuç avukatların adliyeye girişlerinde aranması kadar basitleştirilerek avukatlara yönelik algı yaratılmaya çalışmıştır. Yapılan açıklamalarla asıl maksadın farklı olduğu ve yaşanan güvenlik zafiyetinin ve sorumlularının istifa etmek yerine Türkiye’de her zaman yapıldığı üzere manipüle edilerek olayın bir kesime yüklenilmesi amacı taşıdığı da açıktır.

Avukatların, hakim ve savcıların aranması, uluslararası sözleşmeler ve hukukun temel prensipleri doğrultusunda CMK, Avukatlık Kanunu, Hakim ve Savcılar Kanununda yer alan yasal düzenlemelere dayanmaktadır. Arama tedbirlerinin tatbiki konusunda bu sıfatı taşıyanlar için öngörülen istisna ve özel prosedürler bir ayrıcalık olarak görülebilir. Ancak bunlar keyfi imtiyazlar olmayıp, taşınan sıfatın ve icra edilen mesleğin özelliği, yargının bağımsızlığı, yani baskı altına alınamaması ve yargı görevini en iyi şekilde icra etmesi ile ilgilidir. Ayrıca bu imtiyaz, yargının kurucu unsurları olarak kabul edilen hakim, savcı ve avukatlara güven ve saygının bir gereği, hakim ile savcılarla birlikte avukatları kapsaması yönü ile de eşitlik ilkesinin bir teminatıdır.

Bunun yanında bürosunda 4 ay önce görevi nedeniyle öldürülen baromuz üyesi rahmetli Av.İsmail Akkaya’yı ve onlarca meslektaşımız görevini yaparken öldürüldüğünde,duruşma çıkışı saldırıya uğradığında, haciz sırasında darp edildiği veya öldürüldüğünde de, “avukatların can güvenliği sorunu var, bununla ilgili acil düzenleme yapılmalı” şeklinde devletin tepesinden açıklama bir yana,ne Cumhurbaşkanı'ndan, ne Başbakanından, ne Adalet Bakanından, ne HSYK’dan, ne bölge milletvekillerinden ne aileye ne de baro başkanı olarak bana bir baş sağlığı bile dilenmemiştir. Bir acıyı, diğeriyle yarıştırmak olmaz. Ancak, bir meslektaşımız görevi nedeniyle öldürüldüğünde de camia olarak devletin tepesinden bir açıklama ve düzenleme beklemenin en doğal hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Açıklamalar da ve verilen tepkilerde bir çifte standart olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Avukatın yargının kurucu ve asli unsuru olduğunu göz ardı edip, ayak bağı olarak göstermeye çalışan,adeta yargılama makamına tabi olmak zorundaymış gibi gören anlayışın varlığını üzülerek görüyoruz. Avukatın duruşmalarda sözlü beyan ve taleplerinin tutanaklara geçirilmemesi, tanığa soru sorma hakkının engellenmesi, yasal dayanaktan yoksun bir uygulamayla ayakta konuşmaya zorlanması ve savunma görevi gereği ileri sürdüğü itirazda avukat hakkında tutanak tutularak suç duyurusunda bulunulması sıklıkla yaşadığımız gerçeklerdir.

Ülkemizde Adalete duyulan güven, son araştırmalara göre %20 oranlarına kadar düşmüştür. Hukuk ve Adalet Türkiye'nin hiçbir döneminde olmadığı kadar toplumun tüm kesimlerince konuşulmakta ve tartışılmaktadır. Maalesef ki, hukuk ve adalet kavramlarının pratikteki aksayan yönleri konuşma ve tartışma konusu olmaktadır. Konu ile ilgisi farklı seviyelerde olan tüm kesimlerce üzerinde uzlaşıldığı üzere , “yargı siyasallaşmaktadır, yargı siyasallaştırılmaktadır.”

Çevrenizde yolu bir şekilde Adliyeye düşmüş herhangi birine, Yargı hizmetlerinden memnun olup-olmadığını sorduğunuzda; vereceği yanıtta maalesef olumsuzdur.Kimisi adil yargılanmadığından, kimisi yeterince dinlenmediğinden, kimisi yargılamanın yıllarca sürdüğünden ,kimisi alacağını bir türlü tahsil edemediğinden şikayetçidir.

Mesleğimize, ülkemize ve çocuklarımıza karşı hepimiz sorumluyuz.Mesleğimizi ülkemizin sorunlarından , ülkemizin sorunlarını mesleğimizin sorunlarından ayrı düşünmemiz mümkün değildir.

Mesleğimize yönelik artarak devam eden saldırılara, mesleğimizin itibarsızlaştırılması çalışmalarına, meslektaşlarımızın içine düşürüldüğü başa çıkılması her geçen gün güçleşen ekonomik zorluklara, meslek alanımızın giderek daraltılmasına karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz.

TBB’nin Avukatlar arasında yaptığı bir ankette; Avukatların %43'ü 2.500.-TL'den az kazandığını beyan etmiştir.(%48'i 2.500-7.500.-TL ve %9'u 7.500-TL'den fazla ).

TÜİK verilerine göre açlık sınırı, 2014-Eylül ayında 1200.-TL,yoksulluk sınırı ise 3.143.-TL olarak kayıtlara geçmiştir. Böyle bir tablo karşısında , mesleğin ve meslektaşın insan onuruna yaraşır koşullarda mesleki faaliyet gösterebilmesinin ön koşulu, bu olumsuz koşulların bireysel çabalarla iyileştirilmesinden ziyade , kollektif bir çaba içine girilmesidir.

- Bu bakımdan serbest meslek erbabı olarak faaliyet gösteren doktorlar ve diğer meslek grupları gibi avukat gelirleri üzerinden ödenen KDV oranının %18’den %8’e(pırlantada KDV oranı %1 olarak uygulanmaktadır)

- Gaziantep Adliyesinde Yaşanan Sorunlar:2008 yılında hizmete giren ve açılışında Gaziantep halkının 30 yıllık ihtiyacını karşılayacağı söylenen Gaziantep Adliyesi, hizmete girdikten yaklaşık 2 yıl sonra Gaziantep halkına verdiği hizmetle fiziken yetersiz hale gelmiştir.

Vatandaştan her açtığı dava ve harçlarla milyonlarca TL alan Adalet Bakanlığı verdiği hizmeti de kaliteli hale getirmek zorunluluğundadır.Yoksa verdiği hizmeti özellikle kalitesiz hale getirerek,vatandaşını süründürerek Adliyeleri de özelleştirmeyi mi düşünmektedir?

Günlük olarak 1100 avukat , 67 Cumhuriyet Savcısı,100 Hakim , 150 stajyer avukat ,500 civarında avukat yardımcısı, , 700 civarında adliye personelinin her gün giriş-çıkış yaptığı ve özellikle Salı-Perşembe günleri duruşmaların yoğun olarak yapıldığı günlerde yaklaşık 5000-10.000 vatandaşın geldiği Gaziantep Adliyesi , Oğuzeli ve Yavuzeli İlçe Adliyelerinin kapatılması, Gaziantep’te 300.000 civarında olduğu ifade edilen Suriyeli mülteci sayısına bağlı olarak artan iş yükü ile duruşma salonları başta olmak üzere, ortak mekanlar, avukat, hakim-savcı dinlenme odalarının uzun bir süredir yetersiz kalmasına yol açmıştır. Bu durum ihtilafın tarafları olan vatandaşların dar koridorlarda özellikle ceza ve boşanma davalarında karşı karşıya gelmesine ve çoğu zaman istenmeyen olayların yaşanmasına sebep olmaktadır.Adliyenin şehir dışında olması ve ulaşım güçlüğü sebebiyle vatandaşların işinin uzaması halinde yine çevrede zaman geçirebileceği herhangi bir mekan bulunmadığından tarafların karşı karşıya gelme olasılığı yüksek olduğundan pek çok olumsuz olayın gerçekleştiği de gözlenmektedir.

Bunun yanında Adliye çevresinde avukat ofis ve büroları için gerekli ticari alan arsa projesi üretilmediğinden meslektaşlarımız fahiş fiyatlarla büro olarak kullanmak üzere evleri satın almakta yada yine fahiş fiyatlarla kira ödemek zorunda kalmaktadırlar. 

Yapılması gereken bir an önce yeni adliye binasının hizmete açılması, avukatlık büroları için arsa projesi üretilmesi, hafif tramvayın geçişinin sağlanması ve çok katlı otoparkların yapılmasıdır.

İç Güvenlik Paketi - İl İdare Kanunu 7. Maddesinde değişiklikle İlde Vali ve İlçede Kaymakama “suçun aydınlatılması ve suç faillerinin bulunması” için acele tedbirlerin alınması hususunda emir vermesi yetkisinin tanınması, hukuk faciasıdır.

Yürütmenin illerdeki temsilcisi olan Valiye soruşturma yetkisi tanınması demek, yargıyı çift başlı hale getirecektir.Suçun aydınlatılması bir cezai muhakeme faaliyetidir. Soruşturmayı yürüten yetkili makam ise, Cumhuriyet Savcılığı’dır.Bu düzenleme yürütmenin adli yargıya güven duymadığının açık kanıtı, yargı faaliyetleri ile yürütmenin iç içe geçmesi özlemidir.

İş Kazaları-17 Ağustos depreminde yine binlerce yurttaşını yitiren ülkemizde ,bu dosyaların en bilineni olan 195 kişinin ölümünden sorumlu tutularak 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan müteahhit Veli Göçer’in 7.5 yıl yatarak çıktığını, yine açılan bir çok davanın zamanaşımına uğraması, Davutpaşa’dan Ostim ve İvedik patlamalarına, Esenyurt’taki AVM çadır yangınından, Kozlu’ya iş cinayetlerinde adalet penceresinden çok iyi bir sınav verdiğimiz maalesef söylenemez. Türkiye’de 6 yıldan bu yana meydana gelen hiçbir büyük kazaya ilişkin dava henüz sonuçlanmamıştır. Bu davalarda en önemli sorun soruşturma ve dava aşamalarında bilirkişi raporlarının uzun sürmesi (Örneğin ,bir davada 6 defa bilirkişi raporu hazırlanması) ve bu yüzden kararların gecikmesi mağdur insanların AYM ve AİHM’ne başvuru sürecini de uzatmakta ve vatandaşların etkili ve adil yargılanma hakkı ihlal edilmektedir.

Afyonkarahisar Barosu'na kayıtlı Hakim adayı Avukat Umut Kılıç, 21.04.2015 Salı günü, yazılı sınavını kazandığı hâkimlik mülakatına girmiştir. Bir önceki yazılı sınavda 85 puan almasına rağmen keyfi olduğunu düşündüğü mülakatta kendisine haksızlık yapıldığını düşünen gence karşı heyet, 10 dakika tahammül edip, bir çay ısmarlayıp dinlemek suretiyle bitecek bir soruna maalesef büyük tahammülsüzlük göstermiş ve tutulan tutanakla Nöbetçi Hakim Ramazan Kanmaz, suçun işlendiği yer ve biçimi nedeniyle adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, atılı suçlar karşısında tutuklama tedbirinin orantılı bir tedbir niteliği taşıdığı gerekçesiyle şüphelinin, isnat edilen “Cumhurbaşkanına hakaret ve kamu görevi yapan kurula görevlerinden dolayı hakaret” suçundan tutuklanmasına karar verdi.

CMK 100 maddesi, tutuklamayı bir tedbir olarak düzenlemiştir.

(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

İtiraz üzerine tensiple birlikte verilen Tahliye kararının gerekçesinde tutuklama için somut nedenin bulunmadığı vurgulanırken, tutuksuz yargılamanın esas olduğu belirtildi.

Gelin bana Hakim-savcılık sınavlarında torpil olmadığını söyleyin. Bakanlardan, milletvekillerinden, bürokratlardan listelerin gitmediğini söyleyin.

Hakaret elbette suçtur, kimsenin kimseye hakaret etmesini elbette savunamayız. Ancak, daha ağır suçlamalarda dahi tutuklama kararı verilmezken (örneğin,avukatlara yönelik duruşmada,duruşma çıkışında tehdit, hakaret, yaralama hiç birinde ben tutuklama görmedim), Sulh Ceza Hakimliklerinin kuruluş felsefesine ve amacına uygun olarak bu basit suç karşısında tutuklama kararı vermesi elbette kabul edilebilir bir gelişme olamaz. Bugünden sonra Barolar, TBB ve avukatlar siyasi saikle kurulan, Özel Yetkili Mahkemelerin, DGM'lerin ruhunu ve misyonunu devam ettiren, adil yargılanma hakkını ihlal eden Sulh Ceza Hakimliklerinin kalkması için hep birlikte mücadele vermelidir.

-Yine geçen hafta yaşanan 63 kişi hakkında tahliye kararı veren İstanbul 32.Asliye Ceza Hakimi Mustafa Başer ve 29.ASCM Hakimi Metin Özçelik’in tutuklanması olayı da kabul edilebilir olay değildir.

Anayasa`nın 138. Maddesi : A. Mahkemelerin Bağımsızlığı

“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Hükmü çok açık olmasına rağmen maalesef tahliye kararı uygulanmamış, UYAP dediğimiz sistem devre dışı bırakılmış,yazı işleri müdürleri ve memurları sorguya çekilmiş,alelacele Çağlayan Adliyesi Başsavcısı tarafından basın açıklaması kaleme alınmış, Sulh Ceza Hakimliğinden kararın geçersiz(!) olduğuna dair karar alınmış ve tahliyeler durdurulmuş, Cumhurbaşkanının HSYK geç kaldı açıklamasından hemen sonra HSYK tarafından soruşturma başlatılmış ve açığa alınmışlar.Kendileri gelip teslim olan hakimler “TC’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek ve silahlı örgüt üyesi olmak“ suçlarından tutuklanmışlardır.

Peki nerede kaldı yargıç bağımsızlığı,tarafsızlığı ve teminatı?Bir soru daha tutuklanan hakimlerin avukatının yapacağı itirazı inceleyecek olan hakim siz olsaydınız bu durumda tahliye kararı verebilirmiydiniz?

Son sözü Yargıtay Onursal Başkanı Prof.Dr.Sami Selçuk söylesin “40 yıl yargıya emek veren bir insan olarak yaşananlar altında eziliyorum. Bu durum karşısında ne söyleyeceğimi bilemiyorum. yargı bağımsızlığının yargıçlara tanınan bir ayrıcalık değil,kendisi için bir gereksinme olduğunun bilincine ulaşamamış kamuoyu için üzülüyorum.Hangi koşullarda olursa olsun; "adaletin kestiği parmak acımaz' diyecek oranda sağlam inançlılar için yazıyorum.

Hz. Ömer'i ya da Fatih'i yargılayan büyük yargıcın yansız yargılamasını yada sarayının bahçesini genişletmek için "arazini zorla alırım' diyen Büyük Frederik'e "Berlin'de yargıçlar var" yanıtını veren değirmencinin öyküsünü birbirine anlatan iyi niyetliler için yazıyorum. Egemenliğin biricik kaynağı olan halk adına yargılama yapan organ, özellikle yasama ve yürütme karşısında bağımsız kılınmalıdır. Devlet denilen dev gücü sınırlamanın, yansız adaleti sağlamanın biricik yolu budur. Eğer bir toplumda yargıçların cesur olması bekleniyorsa o toplumda yargı bağımsız değildir. Hukuk toplumunda hukuk bunu yaratır.Eğer bir yargıç ‘Ben şöyle karar verirsem hakkımda şu işlem yapılır' diye korkuyorsa yargı bağımsızlığından söz edemezsiniz. Toplum sürekli olarak ‘Yargıya nasıl güveneceğiz ki” diyor. Onu dediğiniz anda bir sorun var demektir. 40 yıllık meslek yaşamımda hep şunu yaşadım. Hukuktan anlayanlar benden akıl sordu, hiç anlamayanlar hep akıl verdi bana.”

Hakimlerin kararları nedeniyle tutuklanmadığı,bağımsız, tarafsız, adil ve eşit bir yargılamaların olduğu, savunma mesleğinin bir gün herkese lazım olacağı gerçeğiyle,herkes için hukuk, herkes için Adalet, Adalet İçin Avukat diyerek sözlerimi bitirmek istiyorum.

Saygılarımla."

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim