• BIST 89.764
  • Altın 145,477
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 12 °C

NEZARETHANELERİN DİNLENİP İZLENMESİ

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Anayasa m.20 ila 22 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8’e göre, kişinin özel hayatının gizliliği ve korunması esastır.

Bu hak, kişinin görüntüsünü ve sesini de koruma altına alır. Bu nedenledir ki; Türk Ceza Kanunu m.132, 133 ve 134’de kişinin görüntü veya sesinin hukuka aykırı, yani izinsiz veya yasal dayanağı olmaksızın kaydedilmesi suç sayılmış, hatta TCK m.137/1-a’da, bu suçlardan birisinin kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılarak işlenmesi halinde cezanın yarı oranında artırılacağı ifade edilmiştir.

Hukuka aykırı dinleme veya izlemelerden elde edilen delillerin “hukuka aykırı delil” sayılacağı, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ek madde 7, MİT Kanunu m.6 ve Jandarma Teşkilatı Kanunu ek madde 5’e göre yapılan önleme dinlemelerinden elde edilen verilerin yargılamada delil olarak kullanılamayacağı gözardı edilmemelidir.

Nerede olursa olsun bir hak ve hürriyete müdahalenin, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13 uyarınca Anayasanın ilgili hükümlerinde özel sınırlama sebebinin ve yasal dayanağının bulunması gerekir. Aksi halde, hangi maksatla yapılırsa yapılsın dinlemeler ve izlemeler hukuka aykırı sayılır. Hatta kamu görevlisi, ilgisinden izin almak suretiyle dinleme veya görüntü tespiti de yapmamalıdır. Kamuya açık alanda olduğu ve özel olarak ilgili kişi takip edilmediği takdirde, görüntü tespiti yapılmasında sakınca yoktur. Ancak görüntüye göre gizli olan ve başkaları ile paylaşılmayan konuşmaların, kamuya açık alanda izinsiz tespiti mümkün değildir. Konuşmaya ilişkin bu sınırlama için yasal dayanağa ihtiyaç vardır.

Anayasa m.20 ila 22’ye göre; kişinin ses ve görüntülerinin milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden birisi veya birkaçına dayanarak sınırlandırılması mümkün olabilir.

Bu kapsamda, CMK m.91/1 uyarınca cumhuriyet savcısının emri veya istisnai olarak CMK m.91/4’e göre kolluk tarafından gözaltına alındıktan sonra, şüphelinin cumhuriyet savcısına ve hakime sevk edileceği ana kadar kalacağı nezarethanelerin dinlenip izlenmesi mümkün müdür? İlk etapta, karakol veya emniyet binalarında bulunan nezarethanelerin güvenliği, yani hem gözaltına alınanların ve hem de kamu görevlilerinin can güvenliklerinin korunması, daha da önemlisi gözaltına alınanların işkence veya kötü muameleye maruz kalıp kalmadıklarının tespiti için nezarethanelerin 24 saat izlenip dinlenebileceği ileri sürülebilir. Örneğin; şüphelinin veya sanığın nezarethanede kaldığı sürede, kendisine isnat edilen suçtan farklı olarak, orada bulunan başka bir şüpheliye veya polis memuruna karşı başka suç işleyecek olursa, bu suç açısından görüntü ve ses kayıtları hukuka aykırı nitelendirilmeyip delil olarak kullanılabilecektir. Ancak şüpheliye isnat edilen suçla ilgili, daha sonra aleyhine delil olarak kullanmak suretiyle ses veya görüntülerin kayda alınması kabul edilemez. Örneğin; polis nezaretinde karakola ifadeye getirilen şüphelinin, kapı önünde veya karakolun içerisinde bulunan kameralar önünde “ben yaptım, yine olsa yine yaparım, pişman değilim” beyanı delil olarak değerlendirilebilir mi? CMK m.148/4’e göre; “Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz”. Şüphelinin, müdafii hazır olmaksızın kolluğa veya kayıt halinde bulunan kameraya “suçu ben işledim, şu kişi ile şu şekilde yaptım” beyanı “hukuka aykırı delil” sayılacaktır.

Belirtmeliyiz ki; nezarethaneler, şüpheli veya sanık için geçici yerleşim yeridir. Nezarethaneyi; ikametgah veya mutad mesken (ikametgah dışında resmi kaydı olmaksızın kişinin fiilen oturduğu yer) olarak nitelendirememekle birlikte, bir anlamda “bireyin isteği dışında tutulduğu geçici yerleşim yeri”, dolayısıyla ceza yargılamasında “konut” saymak mümkündür. Bu sebeple nezarethane, suçların önlenmesi veya CMK m.140 kapsamında delil elde edilmesi amacıyla teknik araçla izlemeye ve dinlemeye tabi tutulamaz.

Mevcut durumda; karakolun koridoru, ifade alma odaları ve ortak yerler için tatbik edilen veya edilebilecek bu 24 saatlik teknik takibin temeli, orada bulunan insanların gözetlenmesi, taciz edilmesi veya kamu görevlilerine duyulan güvensizlik değildir. Karakol ve emniyet binalarında, şüphelinin avukatı ile görüştüğü yer ve odalara (CMK m.154), özel alanlara ve tuvaletlere elbette dinleme ve izleme aleti koyulamaz. Hatta dinleme ve izleme aleti koyulan yerler, karakol veya emniyet binalarında daimi veya geçici bulunan şahıslara bildirilmelidir.

“Gözaltı işlemlerinin denetimi” başlıklı CMK m.92’ye göre, “Cumhuriyet başsavcıları veya görevlendirecekleri cumhuriyet savcıları, adli görevlerinin gereği olarak, gözaltına alınan kişilerin bulundurulacakları nezarethaneleri, varsa ifade alma odalarını, bu kişilerin durumlarını, gözaltına alınma neden ve sürelerini, gözaltına alınma ile ilgili tüm kayıt ve işlemleri denetler; sonucunu nezarethaneye alınanlar defterine kaydederler”.

Ayrıca, şüpheli ifadesinin CMK m.147’ye uygun şekilde alındığını ve ifade almada CMK m.148’de öngörülen yasak usullerin uygulanıp uygulanmadığının anlaşılması için de nezarethanelerde yalnızca görüntü değil, ses tespiti de yapılmalıdır. Örneğin; şüpheliye hakları bildirilmeden, kötü davranarak, aldatarak, cebir veya tehditte bulunarak, hukuka aykırı bir yarar vaat ederek ifade alınamaz ve bu yasak usullerden birisi ile elde edilen deliller, şüphelinin rızası olsa dahi “delil” olarak değerlendirilemez.

Nezarethanede uygulanacak ses ve görüntü kaydında maksat, kişinin özel hayatı ve gizliliğinin korunması değil, aksine başlayan bir soruşturma sürecinin usule uygun cereyan edip etmediğini, kişi hak ve hürriyetlerinin korunup korunmadığını, daha da önemlisi gözaltına alınan kişinin güçlü kamuoyu otoritesine karşı korunmasını sağlamaktır. Böylece, gözaltına alınan kişiye karşı yasak ifade usullerinin tatbik edilip edilmediği, gözaltına alınana işkence veya kötü muamele yapılıp yapılmadığı incelenebilir. Ancak bunun için, kayıtların kapatılmaması, karartılmaması veya silinmemesi gerekir. Bu tür bir durum olduğunda, yetkili kamu görevlisinin ceza ve disiplin sorumluluğu yolunu işletebilecek yasal düzenlemeler oluşturulmalıdır.

Nezarethanelerin, özellikle işkence ve kötü muamele iddialarının önüne geçebilmek ve kamu görevlisinin haksız ithamlarla karşılaşmasını önlemek için gözetlendiği, yani kamera kayıt sistemi usulünün uygulandığı bilinmektedir. Burada amaç, kişinin özel hayatının gizliliği ve korunması hakkının keyfi veya hukuka aykırı şekilde kayıt altına alınıp ihlal edilmesi olmayıp, kamu otoritesinden kaynaklanabilecek hukuka aykırılığın önüne geçmek, nezarethanelerin CMK m.92’ye uygun şekilde takip ve denetimini sağlamaktır.

Bu anlamda; Anayasa m.13, 17/3, 20/2, 21 ve 22/2, CMK m.92, 147, 148 ve “İşkence yasağı” başlıklı İHAS m.3 ve “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı İHAS m.8/2, nezarethanelerin gereği gibi denetimlerinin yapılıp suiistimallerin önlenmesi için görüntü ve ses takibine konu edilmelerini mümkün kılar. Ancak bu izleme ve kaydın gizli yapılmaması, önceden gözaltına alınana bildirilmesi ve nezarethanelerin uygun yerlerine bu konuda uyarı işaretinin koyulması, buradan elde edilen bilgi ve verilerin de şüpheli veya sanık aleyhine delil olarak kullanılamaması gerekir.

Nezarethanelerden elde edilip de delil olarak kullanılabilecek yegane husus, şüpheliden alınan usule uygun ifadelerdir. İfade alma, kolluğun ve cumhuriyet savcısının bir araştırma ve delil elde etme tekniğidir. Bu iş, CMK m.147 ve 148’de gösterilen usule uygun yapılmalıdır. CMK m.147’de gösterilen haklar bildirilmeden ve/veya m.148’de öngörülen yasak usuller tatbik edilmek suretiyle alınan ifade ve bu yolla elde edilen deliller “hukuka aykırı delil” olur ve Anayasa m.38/6, CMK m.296/2-a ve 217/2 uyarınca yargılamada şüpheli veya sanık aleyhine kullanılamaz. Yeri gelmişken, CMK m.148/4 uyarınca müdafi hazır olmaksızın kollukça alınan ifade, sorgu aşaması, yani hakim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça geçerli olmayacağı, şüpheli veya sanık aleyhinde “delil” olarak kullanılamayacağı tartışmasızdır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim