• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C

"Nükleer Santrali İstemiyor Ve Nükleere Hayır Diyoruz"

"Nükleer Santrali İstemiyor Ve Nükleere Hayır Diyoruz"
Akkuyu’da hiçbir dava süreci beklenmeden, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından nükleer santralin açılışı yapıldı ve temeli atıldı. Antalya Barosu bu duruma basın açıklamasıyla tepki gösterdi.

Antalya Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle:

"Akkuyu’da hiçbir dava süreci beklenmeden, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından nükleer santralin açılışı yapılmış ve temeli atılmıştır. Yer seçimi, imar planları, ÇED süreçleri gibi konularda onlarca dava devam etmekteyken, Akkuyu Nükleer santrali açılışının yapılması son derece düşündürücüdür.

Tören esnasında “Akkuyu nükleer santrali kurulsaydı, Türkiye'nin elektriğinin %28 ini üretecekti.” diye resmi açıklamalar yapılmıştır. Oysa, Türkiye’nin Enerji tüketimi 2014 yılında 250 milyar magawatt olarak gerçekleşmiştir. Akkuyu Nükleer santralinin ise 2 ünite olarak çalışacağı varsayılırsa, toplam 4800 megawatt elektrik üretecektir. Bu kapasiteyle Türkiye’nin kurulu gücünün şu anda 70,000 megawatt olduğunu düşünürsek, santral devreye girdiğinde %7’lik bir kapasite artışı yaratacaktır. Hiç durmadan ve tam kapasite çalışsa dahi Türkiye’de geçen yıl kullanılan elektriğin ancak yüzde 16'sını üretebilecektir.Tam kapasite ile hiç durmadan çalışması ise olanaksızdır. Dolayısıyla, telaffuz edilen yüzde 28 rakamının dayanağı belirsizliğini korumaktadır. Türkiye’nin şu anda ya da yakın vadede ciddi bir enerji açığı sorunu bulunmamaktadır. Nükleer santrale karşı oluşan tepkileri azaltmak için, ülkemizdeki enerji kaynaklarının yetersiz olduğu söylesen de, bu iddia bilimsel değildir. Türkiye konum itibariyle başka enerji kaynaklarına sahip bir ülkedir. Rüzgar ,güneş, jeotermal gibi enerji kaynaklarından daha ucuz maliyetlerle faydalanmak mümkün iken gelişmiş ülkelerin terk etmeye başladığı nükleer enerji dayatmasını anlamak mümkün değildir. 31 Mart’ta tüm ülkede yaşanan elektrik kesintisinin nedeni dahi tam olarak açıklanamamışken, çok daha ileri teknoloji ve alt yapı gerektiren bir enerji sisteminin kuruluyor olması son derece ürkütücüdür.

Genel olarak propagandası yapılan Nükleer Enerjinin, yerli olduğu iddiası da gerçekleri tam olarak yansıtmamaktadır.Tamamen Rus teknolojisi, Rus mühendisliği ile yapılacak bu santralin, gerek kurulum ve teorik kısmı, gerekse üretim aşaması ülkemizin kontrolünde değildir. Böylece doğalgazdan sonra, nükleer enerji konusunda da Rus'lara bağımlı olacağımız kaçınılmaz bir gerçektir. Gereken uranyum ve toryum yatakları Türkiye’de sadece hammadde olarak bulunmakta ama bunları işleyecek teknoloji ülkemizde bulunmamaktadır. Santral için gerekli zenginleştirilmiş uranyum da dışarıdan ithal edilmek zorundadır. Dolayısıyla üretilen enerjinin Milli ya da ulusal olduğundan bahsetmek mümkün değildir.

Nükleer santraller, iddia edildiği gibi en temiz ve en ucuz enerji için bir araç değildir. Nükleer Santrallerin kurulum maliyetleri de çok yüksektir. Üstüne güvenlik maliyetleri de eklendiğinde ucuz bir enerji olmadığı görülmektedir. Üstelik bu santral, yabancı bir ülke tarafından anahtar teslimi şeklinde yapılacak, herhangi bir teknoloji transferi olmayacağı gibi, dışarıya bağımlılığımız da azalmayacak, tersine artacaktır. 

Akkuyu ve Sinopta kurulacak nükleer santraller insan yaşamını tehdit ettiği gibi çevreyi ve o bölgede yaşayan tüm deniz canlılarını da yok edecektir. Özellikle Akdeniz de yaşayan fokların, yunusların ve carettaların doğal yaşam alanlarının yok olmasıyla nesilleri tehlike altına girecektir. Akkuyu’ da deniz suyu sıcaklığı oldukça yüksek olup, yaz aylarında 30 derecenin üstüne çıkmaktadır. Akkuyu nükleer santrali nedeni ile bölgede oluşacak ısı artışı Akdeniz endemiği ve Akdeniz ekosistemi için gerekli olan bitki türlerini yok edecek ve buna bağlı olarak da diğer deniz canlıları da yok olacaktır. Kaldı ki; denizde yaşanacak radyoaktif kirlenme de doğayı ve canlıları tehdit eden diğer bir tehlikedir.

Nükleer Santrallerde kaza riski gerçekleştiğinde, ortaya çıkan çevresel ve insani felaket kuşaklar boyu devam ettiği gibi, felaketin etkisi çok geniş bir alana da yayılmaktadır. Çernobil faciasında 200 km yarıçapında bir alan tahliye edilmiş ve yaklaşık 50.000 kilometrekarelik bir tarım toprağı da işlevsiz hale gelmiştir. Bu olayın üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen felaketin sonuçları tüm boyutlarıyla netleşememiştir. Geçtiğimiz hafta Çernobil Faciasının 29. yıl dönümü idi .Çernobil Nükleer Santralinde yaşanan felaket sonucu yayılan radyasyon, Avrupa’da yer alan bir çok ülkeyi ve Türkiye’yi de etkilemiştir.Türk Tabipler Birliği tarafından konu ile ilgili hazırlanan raporlarda, özellikle Karadeniz Bölgesinde kanser vakalarının çok sık görülmesinin bu felaket sonucu yayılan radyoaktif parçacıkların, Karadeniz’i daha çok etkilediği ve kanser olgu sayısının bu felakete bağlı olarak artmış olabileceği vurgulanmıştır. Çernobil dışında da bir çok nükleer santral kazası yaşanmış olup, bunlardan en yakın tarihlisi Japonya Fukushima’da yaşanan felakettir.

Olumsuz örnekleri ifade etmek anlamında, güncel bir gelişme daha yaşanmaktadır. Betonla kapatılarak mühürlenen Çernobil Santralinin çevresinde çıkan orman yangını, rüzgarın da etkisiyle santrale doğru ilerlemeye başlamıştır. Bilim adamları orman yangınının toprağa çöken ve santral çevresindeki ormanlar tarafından emilen radyoaktif kalıntıların yanarak havaya karışmasıyla yeniden tehlikeli hale gelmesinden korktuklarını açıklamışlardır. Felaketin yaşanmasından 29 yıl sonra aynı tehlikeyle karşılaşma riski bile, nükleere hayır demek için başlı başına bir sebeptir.

Nükleer kazalar neticesinde binlerce insan hayatını kaybetmiş, radyasyona maruz kalarak hastalıklara yakalanmıştır. Kaza riskinin yüksek olduğu nükleer santrallerde en ufak bir hatanın veya ihmalin insanların yaşamını, doğayı ve canlıları ne denli tehdit ettiği çok açık ortadadır. Bizler Soma’da yaşanan maden faciasının sonuçlarını henüz unutmadık. İhmaller zinciri ve denetimsizlikten kaynaklanan nedenlerle kaybettiğimiz 301 işçinin acısı hala belleklerimizde sımsıcak duruyor. Çok daha basit bir teknoloji ve alt yapı gerektiren maden ocaklarının dahi usulüne uygun bir şekilde işletilip, etlenmediği bir ülkede, kurulmak istenen NÜKLEER SANTRALİ İSTEMİYOR ve NÜKLEERE HAYIR DİYORUZ."

BAROTÜRK

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim