• BIST 83.048
  • Altın 147,105
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -5 °C

“Öncelikle ‘Erkek Egemen Bakış Açısı’ ile Savaşmalıyız”

“Öncelikle ‘Erkek Egemen Bakış Açısı’ ile Savaşmalıyız”
Çankırı Barosu Kadın Hakları Komisyonu, evrensel bir sorun olan ve de önlenemeyen kadına karşı şiddet, kadın cinayetleri, tecavüzler ve çocuk istismarları üzerine yazılı bir açıklama yaptı.

Kadınlar öldürülüyor, tecavüze uğruyor, şiddete uğruyor, işkenceye maruz kalıyor… Vb. Sadece kadınlar mı çocuklarda bütün bunlara maruz kalıyor. Her gün bir kadın cinayeti ve çocuk istismarı haberi manşetlerden inmiyor. Zanlılar yakalanıyor belki ama değişmesine rağmen hala yetersiz olan, caydırıcı olmayan cezalar yüzünden, toplumda kadına karşı değişmeyen bakış açıları, yetersiz eğitim yüzünden her gün bir yenisi ekleniyor bu haberlere.

Kadınlar öldürülüyor; kadının giydiği giymediği, konuştuğu konuşmadığı, sustuğu susmadığı, evet dediği hayır dediği, seviştiği sevişmediği her şey haksız tahrik indiriminin mezesi haline geliyor. İster sokakta, ister işte, ister evde; giyiminden gülüşüne her hareketine müdahale edilecek bir ilişkiler ağı içinde kadınlar yaşamaya değil SAĞ kalmaya çalışıyor. Bu tarz davalarda sanıkların takım elbise giymeleri, dava esnasında efendi durmaları iyi hal indirimine neden olmaktadır. Oysaki öldürülen ya da şiddet uğrayan kadınların ise giydikleri elbiselerin rengi, makyaj yapmaları, evlerine bir saat geç gelmeleri, cep telefonuyla sıkça konuşması gibi nedenler tahrik sayılarak büyük ceza indirimleri uygulanmaktadır. Alkol aldıysa kadın, tecavüz değil rıza vardır denilir, açık mı giyinmiştin cevap evetse bu tecavüz değil...

Biz öncelikle toplumda yer etmiş ‘erkek egemen bakış açısı’ ile savaşmalıyız. Sadece yasalarla tedbir almak bu cinayetleri, tecavüzleri önlemeye yetmiyor. Aile içi eğitim de dâhil olmak üzere okullarda ki müfredata kadar ele alınıp yetiştirdiğimiz erkek çocuklara ‘sen erkek adamsın’ cümlesiyle başlayan onu üstün gören yaklaşımlardan kaçınmalı, okullarda da bu yanlış yerleşmiş olgunun kırılması için çocuklara eğitim verilmelidir. Çocukların cinsiyetinin erkek olmasının ona hiçbir ayrıcalık, üstünlük tanımadığını bilerek yetişmesi gerekir.

Mersin'de öldürülüp cesedi parçalara ayrıldı, 22 yaşındaki Hüsne Aslan Antalya’da bir erkek arkadaşının otomobilinin altında can verdi.12 yaşındaki kız öğrenciye cinsel istismar, evinde yalnız yaşayan 41 yaşındaki bir kadın, elleri ve ayakları bağlı, kafasına poşet geçirilmiş vaziyette ölü bulundu.  Kadın cinayetleri hala artarak devam etmektedir. Pek çok kadın, namus davası nedeniyle, boşandığı için, boşanmak isteğini dile getirdiği ya da ilişkisini bitirmek isteği için ya da toplumumuzda hiç de azımsanmayacak sayıda olan sapkın fikirli erkeklerin bir anlık zevki için hiç tanımadıkları adamlar, eşleri ya da sevdiği erkekler tarafından öldürülmektedir.

Namus, töre cinayetleri, koca-baba dayakları, işkence medyada magazinleştirilerek sunuluyor. Şiddete uğrayan kadının ne yaptığı, ne söylediği ya da nasıl giyindiği sorgulanıyor. Fiziksel, sözel ve cinsel şiddete uğrayan kadınların bunu hak edip hak etmediği tartışılıyor; kurbanlar suçlanıyor, suçlular "mağdur" ilan ediliyor. Şiddet, dinsel-geleneksel önyargılarla, cinsiyet ayrımcı politikalarla ve yasalar eliyle meşrulaştırılıyor.

Kadına yönelik şiddetin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması, öncelikle devletin ve siyasal iktidarların ilgili tüm kurumlarıyla sorumluluk üstlenmesi, ilgili tüm sivil ve resmi kuruluşlarla işbirliği yaparak, yaşamsal öneme sahip bu sorunun ortadan kaldırılması için gerekli sosyal politikaların yaşama geçirilmesi ile mümkün olacaktır.

Biz bugün "Şiddete son" derken, dünyanın birçok yerinde kadınlar dövülüyor, hakarete ve tacize uğruyor, öldürülüyor. Dünyada birçok şey değişiyor, ama kadınlara yapılan fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet hiç değişmiyor. Kadınlar hâlâ  yemeği yaktığı, eşine ya da sevgilisine karşılık verdiği, kendine harcama yaptığı ve cinsel ilişkiyi reddettiği için dövülüyor. Şiddet kadınlar için bu kadar sıradan gerekçelere sahip. Her bir gerekçe kadının temel insan haklarından mahrum kılındığını, sadece kadın olduğu için ezildiğini ve ayrımcılığa uğradığını gösteriyor.

Kadınlara yönelik şiddetin başlıca nedeninin erkek egemen bakış açısı ve ekonomik sorunlar olduğunu herkes biliyor. Gelir dağılımındaki adaletsizliğe, yoksulluğa, sosyal güvenlikten yoksunluk hem şiddeti hazırlamakta, var olan eşitsizliği beslemekte, hem de kadınların hayatını çekilmez kılmaktadır. Kadınların sosyal politikalara ihtiyacı var. Devletler ve hükümetler alacakları her ekonomik kararda kadınları öncelikli olarak düşünmeli, çalışma hayatına katılmalarına dönük yatırım ve projeleri acilen gerçekleştirmelidir

Bugün kadına yönelik şiddet bir insan hakları ihlali olarak kabul edilmekte ve bu şiddeti önleyici yasalar düzenlenmektedir. Ancak bu yasaların varlığı yetersiz kalmaktadır, çünkü yasal düzenlemelerin toplumsal hayata geçirilmesi zaman almaktadır. Çıkarılan yasanın uygulanmasını kolaylaştıracak bürokratik mekanizmaların üretilmesi ve bunların etkili bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Bu nedenle her şeyden önce yasaların toplumsal yansıması sürecini beklemeden, kadın cinayetlerine karşı duyarlı toplumsal bilinç geliştirilmelidir. Kadına karşı ayırımcılığı önlemek ve kadın cinayetlerini durdurmak için uygulanan hukuksal düzenlemelere ek olarak, kadınların toplumsal hayatta sosyal ve ekonomik bağımsızlıklarını güçlendirecek düzenlemeler de yapılmalıdır.

Çankırı Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı

Av. A. Buket Uysal

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim