• BIST 108.392
  • Altın 143,135
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 28 °C

ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE YALANLAR ve GERÇEKLER

Av. Uğur TARHAN

Liberal dünyanın bireyi merkeze alan, devleti yalnızca fertlerin özgürlük alanını genişletmekle ve gelir düzeyini yükseltmekle memur sayan anlayışını doğru tahlil etmek gerekiyor.
 
Bu anlayışı, herkese sınırsız özgürlük/sınırsız refah şeklinde algılamak en iyi niyetli yorumla modern dünyanın gerçeklerinden habersiz bir saflığın göstergesidir.
 
Kısaca refah konusuna değinmek gerekirse; dünyanın mevcut kaynakları ile yaşam standartları karşılaştırıldığında görülmektedir ki, refah, sadece mutlu bir azınlık için söz konusudur. Dünya nüfusunun sınırsız refah içinde yaşayan azınlığı, açlıktan ölüme mahkum edilen çoğunluğun haklarıyla beslenenlerdir.
 
Bu adaletsizliğin mimarı dünya nimetlerinin yalnızca kendilerine ait olduğunu düşünen sömürgeci güçlerdir. Afrika ve Hint coğrafyasını yüzyıllarca sömürüp biçare bırakanların oturdukları sırça köşklerden refah, demokrasi ve insan hakları ahkamı kesmeleri hiç ama hiç inandırıcı değildir.

Refah devletleri, küresel sorunların çözümüne dönük elle tutulur hiçbir gayret göstermezken, yeni işgaller, yeni sömürüler, yeni ölümler meydana getirme konusunda azim içindedirler.
 
Afrika’nın açlık ve su sorunu, dünyada bir yılda kozmetik ürünlerine harcanan paranın yarısıyla çözülebileceği halde hala sürüyorsa, bu, modern dünyanın, refahı yalnızca kendi toplumlarına layık gördüğünün açık bir göstergesidir.
 
Bu bağlamda sınırsız refah fikrini değil, dengeli/adaletli dağılım fikrini evrensel boyutta hayata geçirmek nihai amaç olmalıdır. Bu milli, İslami ve insani amaç, Türk-İslam Medeniyet tasavvurunun vazgeçilmez bir parçasıdır.
 
Özgürlüklerin korunup geliştirilmesi konusu da, egemen güçler tarafından işlerine geldiği gibi kullanılan ve istismar edilen/ettirilen bir diğer konudur. Bu bağlamda özellikle ifade özgürlüğü konusu belli çevrelerce devamlı suretle istismar edilmektedir.
 
Öncelikle şu gerçeği vurgulamak gerekir ki, ne özgürlükler mabedi olarak sunulan batıda ne de dünyanın bir başka yerinde sınırsız özgürlükten söz edilebilir. Zira tüm özgürlüklerin olduğu gibi, ifade özgürlüğünün de sınırı, bir başkasının özgürlük alanının başladığı yerdir.
 
Bu doğal sınırın yanında, ayrıca, Batılı devletlerde bireysel özgürlükler; milli güvenliğin, toprak bütünlüğünün, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suçun önlenmesi, sağlığın, ahlakın, başkalarının haklarının korunması veya yargı gücünün otoritesinin sağlanması söz konusu olduğunda sınırlanabilir.
 
Günümüzde insan hak ve özgürlükleri konusundaki iki büyük uluslar arası sözleşmeden biri olan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesine baktığımızda konu daha da netlik kazanacaktır. Madde metni şu şekildedir:
 
‘’ 1- Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
 
2- Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir. ’’
 
Bu metinden anlaşılması gereken şudur. Özgürlükler beraberinde ‘’görev‘’ ve ‘’sorumluluk’’ getirir. Bu görev ve sorumluluk bir yönüyle devletin diğer yönüyle de özgürlükleri kullananlarındır. Kamu güvenliği ve çıkarı ile kişisel özgürlük ve fayda arasında hassas bir denge vardır. Bu denge devletten yana da bireyden yana da bozulamaz. Demokratik hukuk devletlerinde özgürlükler özenle korunurken kamu düzeni de itinayla muhafaza edilir.
 
Hattı zatında kamu düzenini bozma özgürlüğü diye bir kavram olamaz. Bu durum dünyanın her yerinde suç olarak tanımlanır. Anarşist ruhlu, patolojik, marjinal tipler dışında hiç kimse yaşadığı devletin ve milletin birliğini, huzurunu, düzenini aşındırmaya/bozmaya çalışmaz zaten.
 
Üzücüdür ki ülkemizde bu tiplerden bir hayli vardır ve hemen her gün ekranlarda boy göstermektedir. Daha da üzücü olanı ise bunların ‘’aydın’’ ismiyle anılmasıdır.
 
Bunların özgün fikirler/projeler ürettiğini gören duyan yoktur. Batıdan arakladıkları ve hain emellerini maskelemek adına kullandıkları liberal palavralar üfürür dururlar.
 
Tarihle yüzleşmek derler, özgürlük derler, demokratik toplum derler, federasyon derler, özerklik derler…
 
Kim ki, bu fikirlerin haksız olduğunu, bölücü emeller taşıdığını söylerse ona düşman kesilirler. Faşist derler, ırkçı derler, düşman derler… Zira bunların demokrasi anlayışı, sadece fikirlerine destek verenler içindir.
 
Oysa ayrımcılığı yapan bizatihi kendileridir. Ölüleri bile ayırırlar. Acıları bile ayırırlar. Tarihi bile ayırırlar.
 
Bu milletin tarihinde kölelik yoktur; kimse bize özgürlük palavralarıyla ihanetten bahsetmesin artık…
 
Bu milletin tarihinde ırkçılık, ayrımcılık yoktur, kimse bize insan hakları yalanlarıyla bölücülükten bahsetmesin artık…
 
YETER!

Selam doğru yolda gidenleredir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim