• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 10 °C

"Özgürlükler Konusu Siyasetin Çok Rahat Hareket Edebileceği Bir Alan Değildir"

"Özgürlükler Konusu Siyasetin Çok Rahat Hareket Edebileceği Bir Alan Değildir"
AKP MKYK üyesi Osman Can, Akşam Gazetesinde iki gün önce yazdığı yazısında: "Düşünce özgürlüğü çok değerlidir. Ancak bu, öteki özgürlüklerin savunmasız bırakılabileceği anlamına gelmiyor" dedi.

AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi Osman Can, internet yasaklarının AB’den gelen uyarılar doğrultusunda hızla düzeltilmesini istedi. 2012’de AKP saflarına katılan Anayasa Mahkemesi eski raportörü Osman Can, internet sansürü konusunda partisiyle ters düşerek, yasadaki haberleşme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin ‘acil’ olarak AB işbirliğiyle düzeltilmesini istedi.

Osman Can'ın Akşam gazetesinde “İnternet mahremiyet ve denge” başlığıyla yayımlanan (08 Şubat 2014) yazısı şöyle:

Düşünce özgürlüğü kadim bir mesele. Bunda şüphe yok. Bir ülkenin özgürlüklere saygılı olup olmadığını düşünce özgürlüğü konusundaki performansına bakarak ölçebilmek mümkün. Bu ölçümü yaptığımızda tablonun güzelim memleketimizde pek de iyi olmadığı aşikâr. 1925'ten başlayarak, dönemin yargısı ve güvenlik bürokrasisinin pratikleri yüzünden, neredeyse yüzyıla yakın bir zamandır bu ülkede düşünce özgürlüğünün tanınması için mücadele verdik.

Bugün gelinen noktada, artık düşünce özgürlüğünün tanınmasını değil, sınırlarının aşılıp aşılmadığını ve diğer özgürlüklerle ilişkisini tartışıyoruz. Bir dönem düşünce suçu mimarlığı yapmış zevat, bugün tersini savunsa da bu gerçek değişmiyor. Demokratik sistem kuramamış ülkelerde, her bir özgürlük tartışması, aynen hukuk tartışmalarında olduğu gibi, sadece bir özgürlük tartışması değil. Bugünün tüm tartışmalarında bunu net olarak görüyoruz.

Örneğin “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar” gibi ideolojik niteliği tartışmasız olan bir kanun nedeniyle internet sitelerinin yasaklanmasına esaslı bir itiraz gelmiyor. Keza aynı zevatın ilgili kanun hazırlanırken “Anayasanın 174. Maddesi'nde yer alan inkılap kanunlarına” aykırı veya Kürt siyasal muhalefetiyle ilişkili sitelerin yasaklanması istekleri unutulmuş değil. Kuşkusuz beri cenahın da muhafazakâr değerlere ters düşen TV yayınları ile internet sitelerinin yasaklanması konusundaki kabul edilemez iştahı malum. İktidarların eleştiriler karşısındaki kadim huzursuzluğu da ayrı bir evrensel vaka...

Bu hafta AK Parti grubunun desteğiyle kabul edilen internet düzenlemeleri 17 Aralık operasyonuyla ilgisiz değil. Bugün bu düzenlemelere yöneltilen eleştirilerin pek çoğu da 17 Aralık ile bağlantılı. Her bir eleştiri bir şekilde operasyonların amacına ulaşması saikiyle üretiliyor ve evrensel ilkeler maske kılınarak haklılaştırılıyor.

Malum örgütü dokunulmaz kılmak veya en azından şimdiki icraatlarının “elverişli” siyasal sonuçlarından istifade etmek için HSYK tartışmalarında “yargı bağımsızlığı” veya “hukukun üstünlüğü” retoriğinin arkasına sığındıkları gibi...

Bunu görmek için “okumuş” ve “yazmış” olmak gerekmiyor.

Böyle olmasa, artık her bir internet kullanıcısının tek başına bir medya organı etkisine kavuştuğu bir bilişim çağında, başkalarının kişilik haklarına yönelik saldırıların etkin bir şekilde engellenmesi konusuna da kafa yorarlardı.

Malum örgütün, başkalarının kişisel, aile ve sosyal yaşantısına ilişkin bilgi ve görüntüleri yıllarca hukuk dışı yollarla elde edip, yine hukuk dışı amaçlarla kullanmalarına karşı nasıl tedbir alınması gerektiği konusunda da iki kelam eder, alternatifler önerirlerdi.

Derin yapı gerçekliği karşısında hiçbir işadamının, bürokratın, yargıcın veya siyasetçinin, hatta normal vatandaşların dahi şantajlar karşısında korunaklı olmayacağı meselesini kendilerine dert edinirlerdi.

Ayrıca Türkiye'nin internet sınırlamalarının önemli bir kısmının “yargı kararı”nın bir ürünü olduğunu, idari nitelikteki kararları yargıca bahşetmenin, idareye nazaran daha güvenceli bir sonuç doğurmadığını yarım asır sonra da olsa bir zahmet öğrenirlerdi.

Düşünce özgürlüğü çok değerlidir. Ancak bu, öteki özgürlüklerin savunmasız bırakılabileceği anlamına gelmiyor. Devlet sadece düşünüp “konuşan”ın değil, düşünüp “çalışanın”, “üretenin”, “sorumluluk üstlenenin” ve “elini taşın altına koyanın” da devletidir. Hepsinin özgürlüğünü korumakla yükümlüdür. Bu konularda şovla veya kariyeristlerin süslü retoriğiyle yol alacak hali yok memleketin. Demokratik siyasetin bu figürleri tatmin etme yükümlülüğü yok, imkanı da yok. Ancak; dengesi iyi kurulmuş bir özgürlük düzenine yönelik toplumun ihtiyacı ortada.

Bu dengeyi her iki özgürlüğü koruyacak şekilde kurmak gerek. Bu yönüyle düzenlemedeki muhtemel sorunların hızla AB cenahından gelen uyarılar dikkate alınarak ve işbirliği içinde hızla düzeltilmesi şarttır.

Özgürlükler konusu siyasetin çok rahat hareket edebileceği bir alan değil zira. 

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim