• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 20 °C

Paris Saldırıları Nasıl Okunmalı?

Paris Saldırıları Nasıl Okunmalı?
Fransa’nın başkenti Paris, 13 Kasım 2015 Cuma akşamı eş zamanlı silahlı ve bombalı saldırılarla sarsıldı.

Bu saldırılarda, 132 kişi hayatını kaybetti. 99’u ağır olmak üzere 352 kişi yaralandı. Fransız makamlarından yapılan açıklamaya göre, eylemler üç ayrı ekip tarafından stadyum, konser, bar, kafe ve restoranları hedef alan altı noktada gerçekleştirildi. Saldırılarda Kaleşnikof marka uzun namlulu silah ve aynı türden patlayıcılar kullanıldı. Fransa Cumhurbaşkanı saldırıları, IŞİD tarafından yapılan “savaş eylemi” (un acte de guerre) olarak niteledi.

Saldırıyı gerçekleştiren ekiplerden biri, Fransa – Almanya dostluk maçı sırasında Fransa stadyumu çevresinde üç ayrı intihar eylemi gerçekleştirdi. Eylemler stadyumun B ve H giriş kapılarına yakın noktalarda oldu. Muhtemel asıl hedef stadyuma girmekti ve eylemi stadyumda gerçekleştirmekti. Hem eylemin doğrudan etkisi hem de oluşacak izdihamla yüzlerce can kaybına sebep olmaktı. Fransa Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanının o sırada stadyumda olması da olayın daha farklı bir boyutunu düşündürmekte.

Diğer bir ekip Bataclan Tiyatro Salonunu hedef aldı. Burada verilen konser sırasında en acımasız eylem gerçekleştirildi. İnsanlara rastgele ateş açıldı ve seyircilerin bir bölümü rehin alındı. Bu eylem 89 kişinin ölümüyle sonuçlandı. Yapılan operasyonla teröristlerden biri polis tarafından vurularak, ikisi ise üzerindeki bombayı patlatarak öldü.

Üçüncü ekip ise uzun namlulu silahlarla dört ayrı noktada bar, kafe ve restoranları hedef aldı ve 39 kişinin ölümüne sebep oldu. Son noktada bir terörist kendini patlattı.

Saldırılar sonrası 7 terörist ölü olarak ele geçirildi. Paris Savcısı Francois Molins’in açıklamalarına göre, konser salonundaki saldırıları gerçekleştirenlerden biri olan Mustafai’nin kimliği parmak izinden tespit edildi. Teröristin 29 yaşında, Cezayir asıllı Fransız vatandaşı olduğu kaydedildi. Paris’in yoksul banliyösü Courcouronnes’da doğan bu kişi 2010 yılında radikalleştirilmiş. Daha öncesine ait suç kayıtları var. Fakat şimdiye kadar hiç terör suçundan işlem yapılmamış. CNN Televizyonunun haberine göre stadyum yakınında intihar eylemi gerçekleştirenlerden ikisi sahte Türk pasaportu taşıyordu.

Saldırılar sonrası Fransa sınırlarını kapattı ve olağanüstü hal ilan etti. Paris’te askeri birlikler konuşlandırıldı. Fransız makamları, saldırıyı gerçekleştirenlerin tamamının ele geçirildiğinden ve tehlikenin geçtiğinden emin olmadıkları için vatandaşları dikkatli olmaları ve zorunlu olmadıkça dışarı çıkmamaları yönünde uyarılarda bulundu. Metrolar çalışmadı. Ayrıca üç günlük yas ilan edildi. Fransa yetkilileri IŞİD’a yönelik sert mesajlar verdi.

Saldırının Hedefleri

Terör eylemlerinin en önemli etkisi bireyler ve toplum üzerinde oluşturduğu psikolojik etkidir. Terör eylemleri kan, gözyaşı ve gerilim üzerinden kitleleri korkutmayı ve yıldırmayı hedeflemektedir. Terörün hedefini rastgele seçmesinden kaynaklanan belirsizlik, toplumdaki korku ve endişe düzeyini artırmaktadır. Dolayısıyla hedef, öldürülen kişi veya kişiler değil, kamuoyuna korku salmaktır. Bu sebeple terör örgütleri, eylem için halkın yoğun olarak bulunduğu alanları seçmektedir. Paris’te eylem yapılan hedeflerin seçilmesinin temel mantığı da, daha çok insanı korkutmak ve tedirgin etmektir. Yani bu eylemler ile Fransız toplumu başta olmak üzere Suriye’de IŞİD hedeflerini bombalayan ülke toplumlarına korku verilmeye çalışılmıştır.

Reuters’in haberine göre, IŞİD, Fransa’yı tehdit ettiği bir video yayınladı. El Hayat Media Centre tarafından yayınlanan videoda, Fransa’nın IŞİD’i bombalamaya devam ettiği sürece saldırıların devam edeceği söylendi. Videoda konuşan kişi, Fransa’daki Müslümanlara saldırı yapmaları yönünde çağrıda bulundu. Bu kişi, “Bombalamaya devam ettiğiniz sürece barış içinde yaşamayacaksınız. Markete giderken bile korkacaksınız” şeklinde tehdit etti.

Anlaşılan o ki, IŞİD’in öncelikli hedefi kendisine yönelik hava operasyonlarını durdurmaktır. “Operasyonları durdurmazsanız barış içinde yaşayamazsınız” tehdidiyle başta Fransa halkı olmak üzere hava operasyonlarını gerçekleştiren ülke halklarını yönetimlere baskı yapmaya zorlayarak operasyonları durdurmayı hedeflemektedir.

11 Mart 2004 tarihinde İspanya’nın başkenti Madrid’de eşzamanlı olarak banliyö trenlerinde patlayan 10 bomba 191 kişinin hayatını kaybetmesine sebep olmuştu. Eylem, Ebu Hafiz El Mersi Tugayları adlı El Kaide bağlantılı bir örgüt tarafından üstlenilmişti. Örgüt saldırının sebebi olarak İspanya’nın Irak’ta ABD ile yaptığı ittifakı gösterdi. Bu saldırıdan iki gün sonra yapılan seçimlerde, iktidardaki parti kaybetti ve Iraktaki İspanyol askerlerini geri çekeceğini ilan eden Sosyalist Parti kazandı. Dolayısıyla eylem hedefine ulaşmış oldu.

Fransa’da öfkeli, umduğunu bulamayan, hedefine ulaşamamış, kendisini sömürülmüş ve ötekileştirilmiş hisseden genç müslüman kitle var. Bunlar uzun bir süredir radikal ilişki ağlarına sahipler. Ancak bu grupların çoğu üyelerini Fransa’da eyleme değil, Suriye’de savaşmaya yönlendiriyor. Resmi makamlarca Suriye’de savaşmakta olan 520, savaşıp dönen 250 Fransız vatandaşı olduğu tahmin ediliyor. Dolayısıyla bu gençleri IŞİD’in organize edip yönlendirmesi muhtemel. IŞİD yayınladığı video ile, Avrupa’daki taraftarların saldırı yapmaları noktasında bildirim yapmıştı. Ancak böylesine koordinasyon, hazırlık ve kaynak gerektiren saldırıların amatör bir şekilde yapılabilmesi pek mümkün değil.

Saldırının Özellikleri

Suriye’deki IŞİD hedeflerine yönelik Fransa’nın da dâhil olduğu Birleşik Devletler öncülüğündeki hava saldırıları nedeniyle böyle bir tehdidin varlığı zaten bilinmekteydi. Fakat IŞİD’in Avrupa’da bu büyüklükteki ve koordineli bir saldırı zincirini gerçekleştirme potansiyelinin beklendiği söylenemez.

IŞİD Terör Örgütünün son saldırıları, eylem potansiyelinin anlaşılması noktasında çok acı bir tecrübe oluşturmuştur. 10 Ekim Ankara saldırıları (102 kişi), 31 Ekim Mısırda Rus yolcu uçağının düşürülmesi (214 kişi), 12 Kasım Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta kalabalık bir caddede saldırı (43 kişi), 13 Kasım Fransa Paris saldırıları (132 kişi) IŞİD Terör Örgütünün yaklaşık bir ay içerisinde dört ayrı ülkede gerçekleştirdiği eylemlerin korkunç boyutlarını ortaya koymaktadır.

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, saldırıların plan ve organizasyonunun ülke dışında yapıldığını, ayrıca ülke içinden yardım edildiğini belirtti. Bu boyutta saldırılar, 2. Dünya savaşından sonra Fransa’nın ilk, Avrupa’nın ise 2004 Madrid saldırılarının ardından ikinci eylemi oldu. Saldırıların önemli bir özelliği de IŞİD’in Ortadoğu dışında ve Avrupa merkezlerinden birinde gerçekleştirdiği ilk büyük eylem olmasıdır.[1] Bu eylemler, hedefleri açısından IŞİD’in strateji değişikliğine gittiğini göstermektedir.

İstihbarat ve Güvenlik Zafiyeti

Böylesine kapsamlı ve koordineli olarak gerçekleştirilen terör saldırılarından Fransız makamlarının bilgi alamaması ciddi bir istihbarat zafiyetini ortaya koyuyor. İstihbarat birimlerinin ilgilerinin çok farklı ve geniş alanlara yayılması, bu anlamda toplanan bilgilerin çokluğu, bu bilgilerin analizi sorununu beraberinde getiriyor. Hal böyle olunca toplanan bilgilerin çoğunluğu analiz edilmeden ya çöpe gidiyor ya da arşivlere kaldırılıyor. Dolayısıyla Dünyanın öbür tarafındaki gelişmelerden haberiniz olurken, kendi ülkenizdeki böylesine büyük çaptaki saldırılardan bilgi alamıyorsunuz. Fransa başta olmak üzere bütün ülkelerin bu durumu sorgulaması, istihbarat ve güvenlik birimlerinin önceliklerini belirlemesi gerekiyor.

Saldırının Zamanlaması

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, geçen hafta IŞİD ile mücadelede yardımcı olmak üzere Basra Körfezinde bir uçak gemisi konuşlandıracağını açıkladı.

Avusturya’nın başkenti Viyana’da Suriye’deki iç savaşa çözüm bulmak amacıyla başlatılan ve Türkiye’nin aralarında bulunduğu 17 ülkenin dışişleri bakanlarının görüşmeleri devam ederken saldırılar gerçekleştirildi. Saldırıların ertesi günü akşamında bu toplantı sonucunda “Suriye’de 6 ay içinde geçiş hükümetinin kurulması ve 18 ay içinde seçimlere gidilmesi konusunda anlaşma sağlandığı” açıklandı.

Eylemin zamanı açısından G-20 zirvesinden hemen önce gerçekleştirilmesi de dikkat çekici olmuştur. Dünya ekonomisinin %90’ını, ticaretinin %80’ini ve nüfusunun 2/3’ünü temsil etmekte olan G-20, farklı kıtalardan gelişmiş ve yükselen ekonomileri aynı platformda bir araya getiren, kapsayıcı yapısıyla ön plana çıkmaktadır. Paris Saldırıları sonrası IŞİD ile mücadele, ekonomi konularından doğan bu yapının şüphesiz önemli bir gündem maddesi olacak ve mücadeleye ilişkin önemli sonuçlar doğuracak kararlar alınacaktır.

Bütün bu gelişmelerin arifesinde bu saldırıların gerçekleştirilmesi özel anlam ifade ediyor. Saldırılar, Suriye üzerine oyun kuran ve ülkenin geleceği ile ilgili kararlar alan ülkelere mesaj niteliği taşıyor.

Hatalı Politikalar     

Suriye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu Bölgesinde İran, S. Arabistan, ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya oyun kuruyor. Bu kapsamda her ülke kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Mesela IŞİD, Amerika ve Rusya’nın ortak düşmanı olmakla birlikte izledikleri politika birbirinden oldukça farklı. Durum böyle olunca, Suriye’nin bugün fiilen bölündüğünü görüyoruz. Diğer yandan iç savaş çok cepheli savaşa büründü. Suriye’deki bu ortamın Irak’taki mezhep farklılıklarını da derinleştirdiğini söyleyebiliriz.

Fransa, Afrika ve Ortadoğu’da çatışma alanlarına müdahale etmekten çekinmemektedir. Fransa başka ülkelere müdahale ettikçe o ülkelerin sorunlarını kendi ülkesine taşımaktadır. Ayrıca müdahale ettiği ülkelerdeki terör grupları kendi ülkesine yönelmektedir. Fransa’nın Suriye, Lübnan, Tunus ve Cezayir’deki sömürgecilik geçmişi de sorunludur.

Ortadoğu bölgesi başta olmak üzere Dünya’nın değişik yerlerinde yaşayan Müslümanların sürekli bir ateş çemberinde, şiddet sarmalında kalması, bu kapsamda Filistin sorunu, Irak, Afganistan ve diğer ülkelere yönelik Batılı ülkelerin müdahaleleri ve savaşlar, Müslümanlar arasındaki radikalleştirmeyi artırmaktadır. Ayrıca bu radikalleşmede özellikle son dönemde Fransa Müslümanları arasında Vahhabi anlayışın S. Arabistan ve Körfez ülkelerinin de desteğiyle etkinliğini arttırmasının da payı büyük.

Ülkelerin kendi içlerinde yaşadıkları ekonomik ve sosyal sorunların ve yaşanan mağduriyetlerin dinle bağdaştırılması doğru değildir. Fransa bu anlamda sadece Müslümanlar bazında değil bütün göçmenler bazında yoğun sorunlar yaşamakta ve bu sorunları çözmekte başarısız olmaktadır. 2005 yılında banliyölerde yaşanan isyanlar bunun en temel göstergesidir.

Sevgiyi, merhameti, insan hayatına saygıyı merkeze alan bir dinin mensuplarının kan, gözyaşı, kin ve nefret üzerine bir politika izlemesi önce o dine zarar verir. İslam dini içerisinde bu olumsuz kavramlar üzerine hareket eden anlayışların dinin özünden sapmış kitleler olarak tanımlamak daha doğru olacaktır. İslam dinine göre bir kişiyi öldürmek, insanlığı öldürmek gibidir. Hatta kişinin kendisini öldürmesi lanetlenmiştir. Hal böyle olunca canlı bombalar, intihar eylemleri, terör saldırıları ve masum insanların öldürülmesi ile İslam dinini yan yana getirilmesine fırsat verenler tam bir cehalet ve ihanet içerisindedir. Kan, gözyaşı, kin ve nefretten beslenen bu anlayışları gerçek İslam anlayışı ile bağdaştırmak mümkün değildir.

Diğer yandan hatalı politikaları ile terörün ve teröristin bu kadar güçlenmesine sebep olanlar kendi ülkelerindeki masum vatandaşlara bedel ödetiyorlar. Ayrıca bu gelişmeler Dünyanın her tarafında yaşayan Müslümanların hayatını zorlaştırıyor. En ağır bedeli de İslam dini ve mensupları ödüyor.

Saldırının Olası Sonuçları

Önümüzdeki dönemde IŞİD’in uyuyan hücrelerinin bulunduğu ülkeler, diğer ülkelere göre daha riskli durumdalar. Ancak Suriye’de IŞİD hedeflerini bombalayan ülkelerin de duyarlı olması ve güvenlik önlemlerini artırması gerekmektedir.

7 Ocak 2015 tarihinde Fransız Karikatür Dergisi Charlie Hebdo’nun bürosuna yapılan saldırıda da, 12 kişi ölmüş, 11 kişi yaralanmıştı. Saldırıyı gerçekleştirenler kendilerini El Kaidenin Yemen Kolu olarak tanımlamışlardı. Aradan bir yıl geçmeden Paris’te tekrar böyle bir saldırı gerçekleşmesi, Fransa’da terörün neden olduğu korkuyu daha da derinleştirdi.

Saldırılar, Fransa’da özgürlükler ve güvenlik dengesi konusunda tartışmaları harekete geçirdi. Toplum bu tartışmalarla bölündü. Muhtemeldir ki, son saldırılar sadece Fransa’da ve Avrupa’da değil, dünyada böyle bir ayrışmayı daha da derinleştirecektir.

Bu saldırılardaki istihbarat ve güvenlik zafiyeti nedeniyle Fransız makamları ciddi eleştirilere muhatap kalacaktır. Bu eleştiriler Avrupa’da hak ve özgürlüklerin sınırları, özgürlük ve güvenlik dengesi konularındaki tartışmaları alevlendirecek, terör korkusu toplumları güvenlik için özgürlüklerden fedakârlık yapılması konusunda birleşmeye götürebilecektir.

Özelde Fransa ve Avrupa’da yaşayan, genelde ise tüm dünyadaki Müslümanlar bu ve benzeri saldırılardan dolayı en zor durumda kalan, zarar gören, mağdur olan kişiler olacaktır. Geçmişte yaşanan birçok acı terör olayı en fazla İslam’a ve Müslümanlara zarar vermiş, zor durumda bırakmıştır.

Teröristlerin devletleri şiddet ve çatışma ortamına yani kendi alanlarına çekme çabası içerisinde oldukları bilinen bir gerçektir. Devletler, teröristlerin çekmek istediği şiddet alanına girdiklerinde karşı karşıya kalınan sorunlar, süreç uzadıkça kronik bir hal alır ve ülkeye ciddi zararlar verir. Terör örgütleri, söylem bazında silahlı mücadeleyi araç olarak kullandıklarını iddia etseler de, sürekli olarak şiddetten beslenmektedirler. Dolayısıyla bu süreç, şiddet yanlısı aşırı grupların işine yarayacaktır. Terör örgütleri yaşanan mağduriyetleri istismar edip kendi amaçları için kullanacaklardır.

Fransa’da kendisini toplumdan izole edilmiş gören, iş ve politika dünyasında öne çıkmış, rol model olabilecek insan eksikliği hisseden,[2] şehrin fakir banliyölerinde yerleşik umduğunu bulamayan ve öfkeli genç müslümanlardan oluşan bir kitle bulunmaktadır. Yaşanan bu terör olayları, bu müslüman kitlelerin daha da ötekileştirilmesi, dışlanması ve nefretle bakılması sonucunu doğurabilecek ve bu da durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirecektir.

Saldırılar Avrupa’nın Suriye politikası ve göçmen politikasını da etkileyecektir. Sınırlarını kapayan, göçmen kabulü ve hareketliliğini engelleyip, problemi dışarıda bırakarak kendisine bulaştırmamaya çalışan bir yol tercihi daha da belirginleşecektir. Doğal olarak özellikle Suriyeli göçmenler için Avrupa’nın tampon ülkesi yapılmaya çalışılan Türkiye, durumdan en olumsuz etkilenen ülke olacaktır.

IŞİD, son aylarda üslendiği eylemler yönüyle El Kaide’yi bile geride bırakabilecek bir görünüm vermektedir. Dünya önümüzdeki dönemde eylemsellikte birbiriyle yarışan iki ana terör örgütü ile karşı karşıya gelebilir. Bu öngörü doğru çıkarsa, şiddet kullanımının birbiri ile yarışırcasına yaşandığı bir durum ortaya çıkacaktır. Daha da kötü olan senaryo ise, IŞİD ve El Kaidenin eylem birliğine gitmesi, güçlerini birleştirmesidir.

Son olarak şunu da ifade etmek gerekir ki;

IŞİD Terör Örgütü yaptığı son saldırılarla, terörün dini, milliyeti ve dili olmayacağını bir kez daha göstermiştir. Bu sebeple, İslam’ı olumsuz temsil edenler olsa da, bu durumun İslam’ı değil, kendilerini bağlayacağını, dolayısıyla İslam’ın terörle bağdaştırılamayacağı, İslam’da teröre yer olmadığı, bu olaylar nedeniyle Müslümanların daha çok mağdur olduğu hususları İslam alemi ve kanaat önderleri tarafından Dünya kamuoyuna etkili bir şekilde anlatılmalı ve terör lanetlenmelidir.

İslam ülkeleri, ortak bir organizasyon ile ilahiyatçıları bir araya getirip, İslam’da teröre yer olmadığı konusunu ele almalı ve düşmanlıkların ve nefretin önünü alacak projeler geliştirilmelidir.

[1] https://www.washingtonpost.com/news/wonk/wp/2015/11/14/why-the-paris-attacks-could-mark-the-beginning-of-the-end-for-isis/

[2] http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/france/11995505/Paris-attacks-Why-has-France-been-targeted-again.html

MAKALE: SELİM DEMİRÖZ / GÜSAM (Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim