• BIST 108.750
  • Altın 153,321
  • Dolar 3,8341
  • Euro 4,5139
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara -1 °C

Prof. Dr. Ersan Şen'den Eleştirilere Cevap

Prof. Dr. Ersan Şen'den Eleştirilere Cevap
Prof. Dr. Ersan Şen, İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen tahliye kararları hakkındaki değerlendirmelerine yapılan eleştirilere cevap verdi.

25.04.2015 gecesi İstanbul Adliyesi’nden kamuoyuna yansıyan;

10 ayrı sulh ceza hakiminin asliye ceza mahkemesi tarafından toplu reddi ve buna bağlı olarak bir diğer asliye ceza mahkemesinin tahliyeleri talep edilen tüm tutukluları salıvermesi kararları hakkında “Son Tahliyeler” başlıklı ve hukuki değerlendirme içeren yazı yazmış, bir hukukçu ve akademisyen sıfatıyla bu konuda sorulan soruları cevaplandırmıştım.

Açıklamalarımda; hukuki tespitlerin olduğu, daha önce de değişik hukuki meselelerle ilgili soruları cevaplandırdığım herkesin malumudur. Cevaplarımda yönlendirmelere ve olacaklara ilişkin sübjektif tahmin ve yorumlarda bulunmadığım, objektif kalmaya çalıştığım tartışmasızdır. Takip etmediğim bir soruşturma veya kovuşturma dosyası ile ilgili taraf olmam, ilmi açıklamalardan kopup sübjektif yorumlarda bulunmam düşünülemez. Bu somut mesele hakkında yazı ve yorumlarım incelendiğinde, yine yasal dayanak ve hukuki tespitlerden ibaret açıklamalara yer verildiği görülecektir.

“Neyin karşılığında böyle bir fikir beyan etmiş?” şeklinde eleştiriyi aşan bir ithamı kabul etmem mümkün değildir. Elbette hiçbir şeyin karşılığında. Açıklama ve tespitler, sadece kamuoyunu ilgilendiren bir konuya ilişkin bilimsel değerlendirme ve bilgilendirmeden ibarettir. Kimseye imada bulunacak, kimseyi suçlayacak, niyet okuyuculuğu yapacak, deyim yerinde ise öküzün altında buzağı arayacak değilim. Bu yöntem, benim tarzım da değildir. Net yazdım ve söyledim, kamuoyunu ilgilendiren bir konuda yaptığım açıklama ve tespitlerin de arkasındayım.

Kimsenin beğenisini veya olurunu almak için açıklama yapmam. Birilerinin işine geldiğinde kullandığı görüşlerin, her nasılsa işine gelmediğinde kabulü mümkün olmayacak ithamlara konu edilebildiğini, bunların samimi tepkiler olmadığını ve birdenbire zaten meselenin tarafı, şunun veya bunun avukatı denildiğini görmekteyiz. Şimdi anlaşılmaktadır ki, yaptığım açıklamalar birilerinin işine yaradığında her nasılsa şunun veya bunun avukatı olduğum gözardı edilebilmektedir. Net söylüyorum; bir hukukçu olarak daha önce yazdıklarım ve söylediklerim ne ise bugün de aynıdır ve yarın da aynı olacak, hiçbir zaman siyasileşmeyecek, taraflı olmayacak ve sübjektif hedefler içermeyecektir. O nedenledir ki, kimseyi tam olarak memnun etmem ve bir düşünceyi körü körüne destekleyen açıklamalarda bulunmam mümkün değildir.

“Herkes ektiğini biçer” demiyorum. “Hukukun üstünlüğü, yargı ve adalet kavramlarının özünü zedelenirken neredeydiniz” de demeyeceğim. Daima kişi hak ve hürriyetlerinin savunucusu oldum, bunu sırf birileri mağdur olduğu için yapmadım ve hiçbir zaman da usul kurallarını gözardı ederek, “esas olan amaca ulaşmak, basit ihlalleri görmezden gelelim” demedim ve demeyeceğim.

Gelelim yazdıklarımı ve söylediklerimi anlamayan, anlamak istemeyen, amaçlı veya amaçsız farklı yönlere çekenlerin yorumlarını cevaplandırmaya;

Aşağıda, kalem katmaksızın iki konu hakkında daha önce verdiğim cevapları tekrarlayacağım. Bu cevapları, 25.04.2015 tarihli yazımdan aynen aldım.

Hakimin reddi konusunda;

“Hakim tarafsız olmalıdır. Tarafsız değilse, hakim yargılamadan çekilebilir veya yargılamanın tarafınca reddedilebilir. Bizde mahkeme veya hakimliğin reddi olmadığı gibi, heyet halinde çalışan bir mahkemenin veya bir adliyede veya yargı çevresinde bulunan tüm mahkemelerin veya hakimliklerin hakimlerinin toplu reddi usulü de yoktur. Asıl red, kovuşturma, yani dava aşaması ile ilgili olmakla birlikte, soruşturma aşamasında tarafsızlığından şüphe duyulan sulh ceza hakiminin, gerek kişi ve gerekse sebep olarak somutlaştırılması suretiyle reddi mümkündür. Ancak bu red üzerinden, tüm sulh ceza hakimleri reddedilemez. Her bir red, reddi talep edilen hakimin mahkemesine veya hakimliğine yapılacak yazılı başvuru ile yapılmalıdır (CMK m.26). Reddi talep edilecek hakimin görevli olduğu mahkeme veya hakimlik aşılarak, yani bu yargı yerine başvurulmayarak veya bir hakimin reddinden hareketle diğer hakimlerin reddi olamayacağı ve incelenemeyeceği gibi, reddi incelemekle yetkili yargı mercii de bu yönde genişletici bir tasarrufta bulunmaz. Mahkeme ve hakimler, Anayasa m.138/1 uyarınca Anayasa ve kanunlarla bağlı olup, çıkarılan kanunların yanlışlığına, yersizliğine veya hatalı uygulandığına dair eleştiri ve iddialar hiçbir mahkeme ve hakime, dayanağı kanunda olmayan bir yargı yetkisini kullanma hakkını vermez.

Sulh ceza hakimlerinin reddi usulünün eksik bırakıldığı, sulh ceza hakiminin reddinin bir başka sulh ceza hakimi tarafından incelenemeyeceği, çünkü bunun CMK m.268/3’ün kapsamına giren bir itiraz olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanunu m.22 ila 31’de özel olarak düzenlendiği, bunun için de reddedilen hakimin görevli olduğu hakimliğe yapılacak red başvurusunun incelemesinin, reddedilen hakimin red sebebi ile ilgili görüşünü bildirmesi sonrasında asliye ceza mahkemesi tarafından yapılacağı savunulabilir. Hakimin red sebebinin incelemeyi yapan mahkemece kabul edilmesi halinde, reddedilen hakimin yerine aynı görevi yapan hakim yargılama yetkisini kullanacaktır. Reddi kabul eden asliye ceza mahkemesi; dilediği mahkeme, hakimlik ve hakimi yargılama yetkisini kullanmakla yetkili kılamaz. Asliye ceza mahkemesinin, sulh ceza hakimliği üzerinde bu tür bir görevlendirme ve “üst/yüksek görevli mahkeme” sıfatıyla hareket etme yetkisi de yoktur.

Bir başka görüşe göre; sulh ceza hakiminin reddi bir başka sulh ceza hakimliğinin hakimi tarafından incelenmelidir, çünkü hakimlik “mahkeme” olmayıp, sulh ceza mahkemeleri kaldırılmış ve hakimlikler artık davalara bakmamaktadırlar. CMK m.27/2 ise, “sulh ceza mahkemesi hakimi” esas alınarak düzenlendiğinde, sulh ceza hakimliklerini kurulması ile uygulanma kabiliyetini kaybetmiştir.

Hangi görüş ön plana çıkarsa çıksın, hatta sulh ceza hakimlikleri 6545 sayılı Kanunla kurulurken “hakimin reddi” müessesesinin unutulduğu ileri sürülse de, sulh ceza hakimin reddi konusunda yukarıda kısaca yer verdiğimiz usul tatbik edilmelidir”.

Tahliye kararlarına gelince;

“Soruşturma aşamasında tutuklama ve tahliye konusunda asliye ceza mahkemesine ve hakimine yetki verilmemiştir. Asliye ceza mahkemesi, ancak kabul ettiği iddianamenin kovuşturmasını yürütürken tutuklama tedbiri ile ilgili kararlar verebilir. Bunun dışında asliye ceza mahkemesi, soruşturma aşamasında cumhuriyet savcısına ve sulh ceza hakimliğine ait yargı görev ve yetkisine müdahale edemez. 5235 sayılı Kanunun değişik 10. maddesi ile CMK m.101/1, 103, 108/1 ve 268/3 incelendiğinde, yaptığımız tespitin tartışmaya açılmayacak derecede net hükümlere dayandığı anlaşılacaktır. Soruşturma aşamasında tutuklama ve tahliye kararlarını yalnızca sulh ceza hakimliği ve hakimi verebilir. Tutukluluğa itirazı ise, CMK m.268/3 uyarınca sadece bir başka sulh ceza hakimliği ve hakimi inceleyebilir.

5235 sayılı Kanunun sulh ceza hakimliklerin düzenleyen değişik 10. maddesi kapsamına girmeyen ve bu maddede öngörülen usulle kurulmayan asliye ceza mahkemelerinin soruşturma aşamasında yetkili olmadıkları, dolayısıyla bu aşamada tutuklama tedbiri ile ilgili itiraz dahil hiçbir kararı veremeyecekleri, sulh ceza hakimi hakkında yapılan reddi hakim talebini kabul ederek ve hatta bunu genişleterek, soruşturmada tutuklama tedbiri konusunda yetkisi olmayan mahkeme ve hakimi görevlendiremeyeceği tartışmasızdır. Çünkü yetkinin varlığı ve sınırı, Anayasa ve kanunlara göre belirlenir. Anayasa ve kanunlar asliye ceza mahkemelerine, doğrudan veya dolaylı olarak soruşturma aşamasına müdahale etme yetkisi vermemiştir”.

Türkiye’nin önemli sorunlarından birisi de; hukuka, kişi hak ve hürriyetlerine gerçekten inanılmaması, bireylerin sadece kendi lehlerine ve özel uygulama beklemeleri, herkese eşit ve dürüst uygulamanın gerçekten istenmemesidir. İşine gelirse iyi, gelmezse kötü. Kendisine dokunursa; “nerede hukuk, yargı, hak ve hürriyetler” derken, tersi durumda yani başkalarına dokunulduğunda sessiz kalıp “iyi oldu” diyenler de çıkabilir.

Daha sulh hukuk mahkemeleri ile sulh ceza hakimlikleri birbirine karıştırılırken, gel de anlat soruşturma aşamasında asliye ceza mahkemeleri tahliye kararı verebilir mi veremez mi? Soruşturma aşamasında sulh ceza hakimliğinin yetkili olup da asliye ceza mahkemesinin yetkilendirilmediği gerçeğini, gel de Avrupa’ya anlat.

6545 sayılı Kanunla kurulan sulh ceza hakimliklerini beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, ancak yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygularsınız, onu devre dışı bırakamazsınız. Hak arama hürriyetini kullanabilirsiniz. Bu hak arayışı, usul ve yetki kurallarını bertaraf etme aşamasına da gelemez. Zaten hukukun üstünlüğünün zedelendiği ve yargıya güvenin azaldığı bir dönemde, toplumun aklını karıştıracak, usul ve yetki kurallarına ters düşen uygulamaları meşrulaştırmak, başka hukuka aykırılıkları da beraberinde getirecektir. Bunun örneği mi? Sayısız. Umarım devam etmez.

Somut durumu yazının başlangıcında ortaya koydum. Dünyada bunun bir örneği var mıdır? Olağan hukuk düzenlerinde rastlamadım. 10 ayrı sulh ceza hakiminin aynı anda reddi ile yetkisiz bir mahkemece tahliye kararı verilmesini nasıl değerlendirmek gerekir? Kararların esaslarına ve gerekçelerine de girmiyorum. Burada tutukluluğu, bu konuda yıllardır yaşanan sorunlara, uzun ve keyfi tutukluluğa, açılmayan davalar nedeniyle mahkeme önüne çıkamayan insanların yaşadıkları mağduriyetleri tartışmayacağım. Tutuklu olan herkes, makul sürede yargılanma hakkına sahiptir. Geciken adalet de adalet değildir.

Son söz; yetki yokluğuna rağmen tahliye kararlarının infazı mümkün müdür, yoksa konuyu “görevli olmayan hakim veya mahkemenin işlemleri” başlıklı CMK m.7 kapsamında mı değerlendirmek gerekir? Bir düşünceye göre, ne olursa olsun tahliye kararlarının gereği yerine getirilmeli ve buna itiraz etmek isteyen kanun yoluna başvurmalıdır. Anayasa m.138/4’e göre, yargı kararlarının yerine getirilmesi geciktirilemez. Diğer düşünceye göre; hakimler, Anayasa ve kanunlarla bağlıdır (Anayasa m.138/1). CMK m.7’ye göre, “Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür”.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim