• BIST 97.726
  • Altın 145,637
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu: "Anayasa Bir Takiyedir, Hedef Başkanlıktır"

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu: "Anayasa Bir Takiyedir, Hedef Başkanlıktır"
1 Kasım seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablodan anlaşılan o ki hükümetin öncelikli konusu yeni anayasa tartışmasını ‘başkanlık’ ekseninde yeniden açmak olacak.

Diken'den Nur Banu Kocaaslan; Yeni anayasanın nasıl yapılması gerektiğini, ‘Türk tipi’, ‘Meksika tipi’ olarak ifade edilen örneklerin ne anlama geldiğini Türkiye’nin önemli anayasa uzmanlarından Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu’na sordu.

Kaboğlu, yeni anayasa tartışmasının Türkiye’de tersten yürütüldüğünü kaydederken, bahsi geçen rejim değişikliğinin ülkeyi ‘yeşil bir totalitarizm’e götüreceği görüşünde.

‘Başkanlık’ tartışmasının anayasadaki asıl sorunları tartışmanın önüne geçtiğini kaydeden Kaboğlu, ‘Türk tipi’ ifadesininse doğru olmadığını, çünkü ilke tartışması hiç yapılmadığını kaydetti.

‘Hangi yetkiyi istiyordunuz da anayasa engel oldu?’

Seçimlerin ardından başkanlık yeniden masaya getirildi ve sıklıkla dile getirilen nokta, Türkiye’nin varolan anayasa ile ‘yönetilemediği’. Türkiye yönetilemez bir noktada mı?

Yönetilemez olduğunu söyleyen iktidardaki parti ve kurmayları. Oysa 82 Anayasası’nı en uzun süreli uygulayan parti de bu parti. Dolayısıyla en iyi yönettiği iddiasındaki parti de bu parti. Türkiye’nin içine girdiği kaos durumunun nedeni Anayasa mı yoksa 13 yıldır yönetenler mi?

Biz bu sistemle götüremiyoruz diyorlar. Siz hangi yetkiyi kullanmak istiyordunuz da Anayasa size engel oldu? ‘Ankara’da saldırı olacağına dair bildirim yapıldığı andan itibaren, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün ve valinin alması gereken şu önlemler vardı ama Anayasa bana engel oldu, alamadım’ diyebiliyor mu ya da ‘Aslında Gezi Parkı doğal biçimde muhafaza edilmeliydi ama anayasal hükümler gereği oraya alışveriş merkezi inşa etmemiz gerekti, o yüzden oraya binlerce insan gitti’ diyebiliyorlar mı? Öyleyse evet Anayasa engel oluyor diyelim.

Askeri yönetim tarafından hazırlanmış bir anayasa olduğu vurgulanıyor sık sık…

Sayın başbakan Amanpour’a (CNN programcısı Christiane Amanpour) verdiği söyleyişide “Bu sistem askerler tarafından kuruldu, biz bu sistemi aşmak istiyoruz” dedi. Eğer söylemek istediği parlamenter sistemse hayır bunu askerler getirmedi. Askerler 82 Anayasası’yla yasama organının konumunu daha az demokratikleştirdi. İki meclis tek meclise indi, seçmen yaşını yukarı çekti, seçim süresi dört yıldan beş yıla çıktı. Ancak bunlar zamanla giderildi…

Örneğin 2007 değişiklikliğinde kendileri beş yıldan dört yıla indirdiler. Bir şey daha yaptılar, cumhurbaşkanının parlamento tarafından değil halk tarafından seçilmesini getirdiler. Askerler cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngörmedi, siz öngördünüz.

İki şey yapılabilir, bir; değiştirin bunu yeniden parlamento seçsin cumhurbaşkanını. İki; parlamenter sistemin işleyişinde aksaklık varsa, aksaklıkları görmede en elverişli parti sizsiniz, o zaman gelin bunu tartışalım nerede aksamalar oluyor. Kaldı ki diğer üç parti de parlamenter sistemden yana.

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle ‘fiili bir durum’ oluştuğu ve bu fiili durumun Anayasa’yla çeliştiği söyleniyor. Bir ‘yetki-mevki’ çatışması mı var?

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi anayasanın işletilmesinde hukuki bakımdan çelişki yaratmamıştır çünkü cumhurbaşkanının yetkilerini maddi anlamda düzenleyen 104’üncü maddeye dokunulmamıştır. Madde aynıdır. 103 aynı devam ediyor, yemin konusu: ‘Hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, anayasayı koruyacağıma’ diyor. Peki değişen ne? TBMM yerine halk tarafından seçilmesi. Yani dolaylı bir meşruluk değil doğrudan bir meşruluk.

Bunun da diğer cumhurbaşkanlarına göre daha fazla yetki verdiğini savunmuyorlar mı?

Fakat şunu da fazla dillendirmiyorlar. Sayın Erdoğan yüzde 52 ile seçildi. Parlamentoda Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül çok daha fazla oyla seçildi. Anayasa’da öngörülen üçte iki çoğunluk daha yüksek meşruluk getirir çünkü en az iki parti ya da üç partinin desteklemesi demektir. Bu da halkın en az yüzde 70-80’ini kapsayan bir meşruluktur.

‘Cumhurbaşkanı halk tarafından seçildi, daha fazla meşrudur’ sözü tamamen yanlıştır, meşruluğu tartışılır. Sayın Erdoğan diğer cumhurbaşkanlarına göre en az meşruluk zeminine sahiptir. Ancak daha çatışmacıdır. Türkler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar gibi etnisite temelinden veya Sünniler, Aleviler, Süryaniler gibi din temelinden ‘Benim seçmenim, sizin seçmeniniz’ söylemini yaratan kendisidir.

‘Türk tipi değil, Tayyip tipi’

Başkanlık sistemi Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na 2012 yılında getirildiğinde ‘Bu Türk tipi başkanlık’ denildi. O taslakta nelere karşı çıkılıyordu?

Bu Türk tipi değildir. T kısmı doğru ama Türk değil Tayyip tipi. Bizim gibi devletler başkalarını taklit etmemeli, başkalarından esinlenmeli. Tartıştır bize, anayasa hukukçularına, siyasetçilere. Bunu yapsalardı, sağı, solu, partileri ve bir yol önerseydik o zaman Türk tipi olurdu.

Kasım 2012’de Ak Parti’nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na ilettiği 32 maddelik başkanlık rejimi metnine baktığımız zaman bu metin ne Amerikan, Fransız, Meksika modelidir ne de Türk modelidir. İlke tartışması yapabilseydik Türk tipi tabirini kullanabilirdik.

Bir kişi için ısmarlanmış olan ve tamamen o kişiye endeksli, bütün anayasal denetim mekanizmaları askıya alınmış bir rejim öngören bir yaklaşımdır. Yani Türk tipi değil, adayın adıyla uyuşması sözkonusu.

Fakat başkanlık sisteminin en büyük savunucularından AKP’li Burhan Kuzu, sistemin son derece denetlenebilir olduğunu söylüyor. Ama baktığınız zaman başkana kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi de veriyor. ABD’de var mı bu?

Yok hayır tabi.

Güçler ayrılığı ilkesi de başka önemli bir nokta. Bu ilke tamamen ortadan mı kalkar ‘Türk tipi’yle?

Anayasa’nın 2’nci maddesi, Türkiye cumhuriyeti laik, demokratik sosyal bir hukuk devletidir diyor. Demokratik bir hukuk devletinin kurulabilmesi için erkler ayrılığı yani yasama yürütme yargı olması, ama bunların içinde yargının bağımsız, yasama ve yürütmenin de denge ve denetim mekanizmalarının olması gerekir. Başkan yargı önünde hesap verebilir olmalı. Bunların bulunmadığı bir anayasa adına ne derseniz deyin demokrasi olamaz öncelikle. 2012’de getirilen bu metni incelediğimiz zaman bunun bu özellikleri taşımadığını söyleyebilirim.

‘Hegemonyacı parti konuma getirir’

Hem başkan hem de parlamento seçimlerinin aynı anda olması her ikisinin de aynı partiden gelmesini, sağ bir hegemonya kurulmasını sağlamaz mı örneğin?

O öneride somutlaşan maddeler sağdan soldan toplanmıştı ama hep başkana belirleyici konum getiren maddeler alınmıştı. Amerika’dan alınıyor ama başkana özel yetkilerle ilgili, Fransa’dan alınıyor öyle, Meksika’dan alınıyor ya da Türkiye’deki tek partili rejimden alınıyor başkan için…Yani tek kişiyi nasıl güçlendirebiliriz… Anayasa bütün olarak değerlendirilir ama burada tek kişiyi nasıl güçlendiririz hedefi var.

Sorunuz şu bakımdan önemli. ‘Siz karşı çıkıyorsunuz çünkü iktidar sağ, milliyetçi muhafazakarlarda, yani bizde’ diyorlar. ‘Biz çoğunluğuz’ deniliyor. ‘Hep bize verin, tek başımıza yöneteceğiz.’

Bir tür azınlıkta olanı tasfiye etme yönünde bir yaklaşım söz konusu. İktidarı adeta hakim partinin de ötesinde, hegemonyacı parti konumuna getirir. Tek ideolojili bir toplumun ötesinde, azınlığı küçümseyen ve tasfiye eden bir bakış açısıdır, sağı solu da bir kenara bırakırsak demokrasiyi inkar eden bir sistemdir.

‘Meksika demokrasi sırasında kaçıncı?’

Meksika tipi gündeme getirildi HDP tarafından. Partilerin bunu nasıl bir görüşle söylediği bir yana, Meksika’da sistem nasıl, önerilebilir bir demokrasi mi bizim için?

Siz Meksika deyince Perulu yazar Mario Vargas Llosa’nın Meksika için ‘la dictature parfaite’ yani tam diktatörlük sözünü hatırladım. Ama önce artılarına bakalım. Meksika 31 artı bir devlet demek, federasyondur. Tıpkı ABD’nin 50 artı bir devlet olması gibi. Yani 50 anayasa var artı bir anayasa var. Meksika’da da aynı, üste de iki meclis var.

Peki Meksika kaçıncı sınıf demokrasi? Başkanlık rejimine baktığımız zaman hiçbiri ABD kadar başarılı olamamıştır. Dünya demokrasilerine baktığımız zaman en gelişmiş demokrasiler parlamenter rejimlerdedir, bunun da yeri Avrupa’dır. Bizim içinde bulunduğumuz alan parlamenter rejim alanıdır.

Anayasa bir takiyedir, hedef başkanlıktır

İlk tartışılması gereken parlamenter rejimden neden vazgeçtiğimiz, ikincisi peki hangisini getireceğiz? Üçüncüsü ise başkanlık sistemini getireceksek nasıl getireceğiz. Yani başkanlık sistemi en sonunda tartışılması gereken kısım. En gelişmiş, en katılımcı demokrasiyi nasıl kuracağız?

Bir saray ya da külliye sözcüsünün lafıyla bunu başlattıysak, o külliye sözcüsünün lafı on televizyon kanalında varken, biz anayasacılar bir televizyonda bunları konuşamadıysak o zaman bu anayasal sistemden çok 2023 vizyonu da gözönüne alındığında derin bir rejim bir tartışmasıdır.

Anayasa bir takiyedir, hedef başkanlıktır. Anayasa sopası altında başkanlık empoze ediliyor. Başkanlık ise bir amaç değil araçtır, toplumu dönüştürme aracıdır. Bunun temelinde de eğitim yatmaktadır.

Başkanlık için hiçbir ciddi neden yok.

‘Bütün hedef bir nesli endoktrine etmek’

Federatif bir sistem getirilmez mi mesela?

Şart değil. Onun yerine başkanlığa adamakıllı denge denetim mekanizması verirsiniz. Ama haklısınız, federal yapı da değil. Kürtlere de bir şey vermiyorsunuz. O zaman başkanlıkta niye ısrar ediyorsunuz? Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını eleştiriyorduk, üç tek vardı: Tek devlet, tek bayrak, tek vatan diye. Şimdi cumhurbaşkanı dördüncü teki de ekledi. O zaman bu dörtlü tek Kürtleri aşağılamıyor mu? Onlara daha yakın dil kullanacağınız yerde, yüzde 10 barajını kaldırmak yerine, ‘Bütün yetkileri bana verin’ diyorsunuz.

Bunlara bakınca benim en ikna olduğum şey, toplumu yeşil totalitarizme giden yola doğru sokmak. Çünkü totaliter rejimlerle açık rejimler arasında temel bir fark var. Batılı rejimler çoğulculuk temelinde yükselir, farklı siyasi partilerden ibaret değildir, aynı zamanda farklı yaşam tarzına, özel yaşama, insan ilişkilerine sahip olabilmektir. Başörtüsüne saygı adı altına yapılanlarla, farklılıklara saygı adına alınan mesafelere baktığımız zaman atılan adımlara baktığımız zaman çok dengesiz bir yapıyla karşı karşıyayız.

2023’e kadar iktidarın alınması neden önemli, 2003’te başlanmış. 20 yıl sosyolojik olarak yeni bir kuşak yani siz 20 yılda gençleri endoktrine edebiliyorsunuz. Bütün hedef bu.

2023 vizyonu AKP’nin siyasi vizyonu. Ne bir kalkınma programı, ne de devlet politikası. Bir parti programından rejimi şekillendirmek zaten kutuplaşan toplumu daha da ikiye bölmez mi?

Zaten bugüne kadar yapılan bu oldu. Bizler ve onlar denilerek toplum ikiye ayrıldı. 1 Kasım’ın hemen akşamında, uyutulmuş başkanlık mevzusu yeniden ortaya çıktı. Daha önemli anayasal sorunlarımız varken, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı gibi konularımız varken biz bunları unuttuk ve başkanlık rejimini tartışıyoruz. Zaten kilitlendik, yabancılaştırıldık esas sorunlarımıza.

Tek parti istikrar, birleştirici unsuru olmuyor, ayrıştırıcı oluyor.

İstikrar kavramını çok kullandılar. Ekonomik ya da hukuki istikrardan söz etmiyorum. AK Parti döneminin başından itibaren siyasal istikrar olmadı. Siyasal istikrar olsa da AK Parti kendisi yarattı. AK Parti istikrarı bir yönetimle uzlaşamıyor. Barışamıyor. Yaşam süresini devamlılığını istikrarsızlıkta görüyor.

’13’üncü maddeye uyulsa biz bunları tartışıyor olmazdık’

Anayasa tartışması başkanlık etrafından dönüp durmasa, sizce neleri tartışmalıyız bu süreçte yeni bir anayasaya giden yolda?

82 Anayasası’na karşı çıkan profesörlerin başında geliyorum. Askeri yönetim altında bile eleştirdim ben Diyarbakır’da görev yaparken. 82 Anayasası değiştirilsin diye çok emek harcadım, birçok metin hazırladım, benim yönetimimde hazırlandı fakat çok büyük bir nokta var. 87 ile 2010 arasında yapılan değişiklikliklerle çok önemli mesafeler kat edildi, çok büyük adımlar atıldı. Tek bir örnek Anayasa’nın 13’üncü maddesidir.* Bu madde hak ve özgürlüklerin sınırlama ilkelerini, güvence ölçütlerini koyar. O kadar önemli ki Avrupa standartlarında bir madde bu.

Bu Anayasa söylediğim değişikliklerle metamorfoza uğramıştır yani başkalaşmıştır. 13üncü madde bir örnektir. Onun gerekleri yerine getirilmiş olsaydı Türkiye’de biz bunları konuşuyor olmayacaktık. Daha yeni şeyleri konuşuyor olacaktık. Çünkü hak ve özgürlüklerin sicili Avrupa Birliği raporunda değil İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında yazılıdır ve Türkiye bu konuda en gerideki ülkeler arasında yer almaktadır.

Bunu teslim edelim. 25 yıldır yeni anayasa tartışması yapıyoruz. Bu Anayasa belki de 25 yıl daha yürürlükte kalacak. Her şeye karşın askeri tortular vardır etnisite ve din temelinde. Onların da arındırılması ve anayasal denge ve denetim düzeneklerinin kurulması gerektiğini savunuyorum.

* Anayasa’nın 13. Maddesi : Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim