• BIST 90.122
  • Altın 145,975
  • Dolar 3,6213
  • Euro 3,9326
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 3 °C

Prof. Dr. Üstün Ergüder: “Türk Tipi Başkanlık, Kontrol ve Denge Yok Demek”

Prof. Dr. Üstün Ergüder: “Türk Tipi Başkanlık, Kontrol ve Denge Yok Demek”
Boğaziçi Üniversitesi'nin 1992-2000 yılları arasındaki rektörü Siyaset Bilimi Profesörü Üstün Ergüder, ‘Türk tipi başkanlık' sisteminin denge ve kontrol mekanizmalarının olmaması anlamına geldiğini söyledi.

Ergüder, “Güç yozlaştırır, mutlak güç daha çok yozlaştırır. Bence Recep Tayyip Erdoğan, o sendromu yaşıyor.” ifadelerini kullandı.

Boğaziçi'nin efsane rektörlerinden Üstün Ergüder, eğitim alanında öncü oluşumlardan biri haline gelen Eğitim Reformu Girişimi'nin (ERG) de kurucusu. Ergüder, şu anda Açık Toplum Vakfı'nın başkanlığını yapıyor. Rektörlük yıllarında en önemli kavgasını özerklik ve özgürlükler alanında verdiğini anlatıyor. Başkanlık sistemini de içeren yeni anayasa konusunu hükümetin tekrar gündeme getirmesi üzerine konuştuğumuz Ergüder, önemli tespitlerde bulundu: “Türk sistemi başkanlık kontrol ve denge yok demek. Kafasında onun olduğuna inanıyorum. Tayyip Erdoğan'ın geldiği yerde bir güç sarhoşluğuna girdiğini düşünüyorum. Ancak suç sadece onda değil; bu herkese olabilir. Çünkü biz adamları zıvanadan çıkarıyoruz. Ben de rektörlük yaptım. Her şeyi bana soruyorlardı. Bunun ne kadar tehlikeli olacağını biliyordum. Bunu bir rektör olarak ben küçük bir üniversitede hissetmişsem, devamlı seçim kazanan biri de hisseder.”

MUTLAK GÜÇ MUTLAK YOZLAŞTIRIR: “(Tayyip Erdoğan) 1994'teki belediye başkanlığından sonra öyle bir dönemden geçmiş ki kontrol ve dengeler tamamen kalkmış. Bir ara askerden korkuyordu, şimdi öyle bir korku yok. Avrupa Birliği vardı, o da artık yok. Bir toplum düşünün, her zaman lidere biat kültürü var. Böyle bir yerde bu kadar sene başbakanlık yapıyor. Lord Acton'un dediği gibi, güç yozlaştırır, mutlak güç daha çok yozlaştırır. Bence Tayyip Erdoğan o sendromu yaşıyor.”

KENDİ DEĞERLERİNİ KAMU ALANINA TAŞIDI: “O zaman 6 rektör olarak yaptığımız ziyarette hiç tasvip etmediğim, ‘biz sana karşıyız' havası vardı. Sonra ayrı bir randevu istedim ve gidip dertlerimi anlattım. Karşımda, sizi dinleyebilecek hatta herkesten çok dinleyebilecek birini gördüm.‘Herkesin her istediğini yapabileceği bir Türkiye istiyorum' dedi. Ama sonradan ipin ucunu kaçırdı. Vapurdan inen kızların eteğine karıştı, kimilerine ayyaş dedi. Yani kendi değerlerini kamu alanına taşıdı, yapmaması gerekeni yaptı.”

TÜRKİYE'NİN PROBLEMİ ZATEN ANKARA'NIN ÇOK BÜYÜK OLMASI: “Bence (Demirtaş'ın Davutoğlu'na televizyona çıkıp ‘sen başkanlığı anlat, ben özyönetimi anlatayım' çağrısı) güzel bir çağrı. Türkiye'nin problemi zaten Ankara'nın çok büyük olması. Bu yalnız Güneydoğu için değil ki, İstanbul için de lazım, yani daha çok yerinden yönetim. Muazzam bir merkeziyetçilik var. Benim bütün savaşım Boğaziçi Üniversitesi'ne özerklik sağlamaktı. Bırakın yöneteyim, kötü yönetiyorsam ölçün ama baştan beni yönetmeyin.”

DAVUTOĞLU, ‘DENGE VE KONTROL'ÜN ÖNEMİNİ İYİ BİLİR: “Ahmet Davutoğlu çok iyi bir öğrencimdi. Çok iyi bir öğrenci olması çok iyi bir akademisyen olması, çok iyi bir siyasetçi olmasını gerektirmez. Ahmet Davutoğlu'nun siyasetçi olarak önünde daha çok yol olduğuna inanıyorum çünkü çok güçlü bir liderin korumasında oraya geldi. Daha kendi rüşdünü ispat edebilmiş değil ki hakkında karar verebileyim. Ama inanıyorum ki bir demokraside kontrol ve dengelerin ne kadar önemli olduğunu, demokrasinin insan haklarına dayalı olduğunu çok iyi bilir. Bunu Tayyip Bey'in bildiğini sanmıyorum. Ümidim bilgisi uygulamaya geçsin. Başbakan seçildiği zaman kendisine bir mektup yazdım ve dedim ki, Boğaziçi Üniversitesi'nde yoğrulduğun değerleri hayata geçireceğine eminim.”

Başörtüsü konusunda ‘mış gibi' yaptık

“Rektörlüğüm döneminde en büyük sorun başörtülü kızlardı. Bir kısım öğretim üyeleri derslere almayalım derken, bir kısmı da hayır, insan hakkıdır, alalım diyordu. Ben alalım diyenlerin tarafındaydım ama üniversitede bütün dengeleri gözetmek durumundayım. YÖK de hesap soruyor. Gazetelere çıkıp, ‘bu çocukları alıyoruz' desek derslere hiç giremeyeceklerdi. ‘Mış gibi' yaptık. Disiplin soruşturması açıyorduk, YÖK sorunca ‘soruşturma devam ediyor' diyorduk. Arkadaşlara da pek ciddiye almamalarını söyledik. O arada çocuklar mezun oldu gitti. Yani meselelere akılcı yaklaşmak gerek.”

ODTÜ, hürriyetimize sahip çıkar

“Teknolojik meseleyi (.tr uzantılı sunucuları ODTÜ'nün yönetmesi ve hükümet tarafından ‘işbirliği yapmıyor' diye eleştirilmesi) tam olarak değerlendirebilmiş değilim. Teorik olarak öyle bir hizmetin bir üniversite değil de devlet kuruluşlarında olmasında fayda var. Zamanında ODTÜ'ye verildi çünkü ODTÜ'de öyle kapasite vardı. Şimdi ne yapmalı? Ben yine ODTÜ'de kalması taraftarıyım, doğru olmamasına rağmen. Çünkü ODTÜ teknolojik alanda Türkiye'nin en yetkin kurumudur, bu işi iyi yaparlar. İkincisi, hürriyetlerimize de sahip çıkarlar.

Türkiye'nin koalisyona ihtiyacı vardı

“Türkiye'nin koalisyona ihtiyacı vardı. Bir siyaset bilimci olarak 80'lerde koalisyonlara karşıydım.  Çünkü o günlerde etkin bir hükümet çıkmıyordu. Ancak şimdi Türkiye öyle bir aşamaya geldi ki, etkin liderlik gösteren parti hükümetleri bazı reformlar yaptı. Bu süreç içinde otoriterliğin arttığını, kontrol ve dengelerin yok oluşunu gördük. O nedenle 7 Haziran seçimi iyi bir fırsat sağladı ve muhalefet güvenilir bir alternatif olarak koalisyon sağlayabilirdi. MHP'nin tutumunu çok eleştiriyorum. Daha seçim gecesi koalisyona kapıları kapattı. İnsanlar güvenilir bir muhalefet arıyordu ama bu ortadan kalktı.”

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim