• BIST 104.918
  • Altın 146,879
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 28 °C

"Reza Zarrab’ın Yargılanmasının ABD Yargısına Kalmasından Daha Üzücü Ne Olabilir?"

"Reza Zarrab’ın Yargılanmasının ABD Yargısına Kalmasından Daha Üzücü Ne Olabilir?"
Adana, Osmaniye, Mersin, Gaziantep ve Hatay Baro Başkanları, Rıza Sarraf'ın (Reza Zarrab) ABD'de tutuklanmasıyla ilgili merak edilen soruları gündeme getirdi.

Baro Başkanları: ''Reza Zarrab’ın yargılanmasının ABD Yargısına kalmasından daha üzücü ne olabilir?"

Adana, Osmaniye, Mersin, Gaziantep ve Hatay Baro Başkanları, 17 ve 25 Aralık Soruşturmalarının kilit ismi olan, ancak hakkında takipsizlik kararı verilen, ABD'yi dolandırmak, bankacılık sahtekârlığı ve karapara aklama suçlarından dolayı Miami'de tutuklanan Reza Zarrab'ın yargılanmasının, ABD Yargısına kalmasıyla ilgili görüşlerini yazılı açıklamayla dile getirdiler.

Baro Başkanlarının ortak açıklması şöyle:

Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk, karapara aklama, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma suçlarından dolayı başlatılan, aralarında dört bakan, bakan çocukları, iş adamları, banka müdürü, kamu görevlileri ve Reza Zarrab'ın da bulunduğu 89 kişi hakkında yürütülen, gözaltı ve arama kararlarıyla devam eden, ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda her türden, çok yüksek miktarlarda paraların kasa ve ayakkabı kutularından çıktığı, 26 şüphelinin tutuklandığı, siyasi iktidarın ilk günden itibaren soruşturmaya müdahale ettiği, İstanbul Emniyet Müdürlüğünde görevli beş şube müdürünün görevden alındığı, ilerleyen süreçte kırk ilin emniyet müdürünün görev yerinin değiştiği, yüzlerce şube müdürünün ve polis memurlarının yer değişiklikleri ve sürgünle karşı karşıya bırakıldıkları, siyasi iktidarın en yetkili isimlerinin bu soruşturmanın hükümeti ve ekonomiyi zora düşürmek amacıyla, seçimler öncesinde yapılan, Gülen Hareketi olarak adlandırılan yapılanmanın verdiği talimat ile bu operasyona başlandığı, yargı ve yürütme içerinde ''Paralel Devlet'' sızmasının olduğu, bakanlar ile Reza Zarrab ilişkisinin hükümeti zor durumda bırakacağına dair MİT raporunun hazırlandığı, '' İhanet edenlerin görevlerini değiştirmek, cadı avı ise cadı avını yapacağız, bunu da bilin'' açıklaması ile siyasi iktidarın bir hesaplaşma sürecine girdiği tarihin adıdır 17 Aralık 2013...

Soruşturma Savcısı iken görevden alınan, daha sonra meslekten ihraç edilen ve hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurulması, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini şiddet ve silahla yıkmak suçlamalarıyla yargılanan Celal Kara'nın da belirttiği gibi "Dönen işlerin Başbakan'dan habersiz, bilgisiz ve izinsiz dönmesine imkân ve ihtimal yok. Telefon konuşmalarına, aralarındaki diyaloglara bakınca kesinlikle diyorsunuz ki, perde arkasından bu işlere yol ve izin veren, Başbakan'dır" şeklinde beyanı da olmasına rağmen, ucu kime dokunursa dokunsun, maddi gerçek ortaya çıksın anlayışıyla yürütülen soruşturmada kimin ne olduğuna, taşıdığı sıfata bakılmaksızın soruşturmanın yürütülmesine engel olunmuş, siyasi iktidar kuvvetler ayrılığı ilkesini de yok sayarak müdahalelerden kaçınmamıştır.

Şehzadelerin, taşınılan sıfatlara ve parmak çoğunluğuna dayanan üstünlüğe güvenerek kirli ilişkilere girdikleri ve haramzadeye dönüştükleri bir dönemi yaşamıştır Türkiye.

Başlangıçta tutuklu olan şüphelilerin bu durumu 28 Şubat 2014'e kadar sürmüştür. Daha sonraki süreçte Meclis Soruşturma Komisyonu oluşturulmuş ve tarihimizde ilk kez bir komisyonun çalışmasıyla ilgili yayın yasağı getirilmiş, dört eski bakan mensubu bulundukları siyasi partinin üyelerinin oylarıyla aklanmışlar (!) ,genel kurulda da Yüce Divan'a gönderilmemeleri yönünde karar alınmıştır. Komisyondaki ifadeleri dikkatle incelendiğinde, dört eski bakanın kısa süre içerisinde malvarlıklarındaki ciddi artışı açıklayamadıkları görülecektir.

Yargılanma ve aklanma yeri, komisyonlar ya da parmak üstünlüğünün bulunduğu yasama organı değildir. Aklanma, uluslararası sözleşmeler ve anayasa ile güvence altına alınmış adil yargılanma ilkesi ışığında mahkeme salonlarında olmalıdır.

17 Ekim 2014’de, 17 Aralık 2013 soruşturması ile ilgili takipsizlik kararı verilmiş ve buna yapılan itiraz da reddedilmiştir. Takipsizlik kararının gerekçesini; soruşturma kapsamında usulüne uygun delil toplanmadığı (!), suçun unsurlarının oluşmadığı (!) ve herhangi bir örgüte rastlanılmadığı(!) oluşturmaktadır.

Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk ve karapara aklama operasyonu sadece ulusal bazda değil, uluslararası ilişkileriyle birlikte değerlendirilmeliydi. Ancak her yönüyle siyasi iktidara dokunan bu soruşturmadan geriye kalan meslekten ihraç edilen ve yargılanan Cumhuriyet Savcıları, açığa alınan, görev yerleri değiştirilen, sürgün edilen emniyet görevlileri, adaletin tecelli edeceği ümidinde olan ancak bu ümitleri de kırılan sade yurttaşlar kalmıştı.

Reza Zarrab, ülkemizde el üstünde tutuluyor ve hatta cari açığı kapatan babayiğit (!) olarak da nitelendiriliyordu. Ayrıca 2015 yazında Türkiye İhracatçılar Meclisince, mücevher sektöründeki firmasının başarısı (!) nedeniyle dönemin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ve TİM Başkanı elinden plaketini alıyordu.

Durum bizde böyleyken İran’da, Zarrab’ın ortağı olan Babek Zencani'nin İran petrolünü satıp, karşılığını vermemek ve yolsuzluk nedeniyle Devrim Mahkemesinde yargılanmasına başlanmış ve Zencani ve iki ortağının idam edilmesine karar verilmiştir.

İstanbul 34. Asliye Ceza Mahkemesinde görülmekte olan dosyada sanık olarak yargılanan ve Sarraf'ın kuryesi olan Âdem Karahan ifadesinde; Yedi yıl Sarraf için çalıştığını, onun ekmeğini yediğini, Zarrab'ın kendisine devlet için çalıştıklarını, devletin açığını kapattıklarını, bu nedenle devlet adamı sayılacağını, başına bir iş gelirse siyaseten halledecek güce sahip olduğunu ve diğer ilişkilerini ifade etmiştir.

Bu beyanlardan sonra bile, ülke yargısı kılını kıpırdatmamış, 17 Aralık soruşturmasını yeniden başlatacak deliller ortaya çıkmasına rağmen takipsizlik kararı kaldırılarak, soruşturmanın derinleştirilmesine gidilememiştir.

Toplanan kanıtlar, tapeler, belgeler, arama tutanakları, ele geçirilen paraların büyüklüğü karşısında soruşturmaya yapılan her türlü müdahale ile kimsenin yargılanamadığı (!)17 Aralık dosyası, Rıza Sarraf'ın ABD'yi dolandırmak, bankacılık sahtekârlığı ve karapara aklama suçlarından Miami'de tutuklanması ile yeni bir aşamaya geçilecektir. Sarraf'ın kirli ilişkileri, Türkiye ve uluslararası bağlantıları önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır.

İnsanlarımızın beklentisi; yapanın yanına kar kalmadığı, adaletin tecelli ettiği, taşıdığı sıfat, bulunduğu mevki ne olursa olsun bunlara bakılmaksızın adil bir yargılanma sürecinin işletildiği, ucu kime dokunursa dokunsun yargı sürecinin işletilmesinden korkulmaksızın, müdahalede bulunulmaksızın maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına engel olunmamasıdır.

Ancak ülkemizde ilk günden itibaren her türlü müdahalenin olduğu, parmak üstünlüğüne dayalı çoğunluk ile istenilenin yapıldığı, yargının siyasi iktidar mücadelesinin ve rejimi dönüştürmenin aracı haline getirildiği, hatta bir güvenlik kurumu değil yargının bizzat tehdit aracına dönüştüğü, görevini yapan hâkim ve savcıların açığa alındıkları, ihraç edildikleri, sürgüne maruz kaldıkları, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkim-savcı teminatının kalmadığı, Türkiye Yargısının iddia ve karar makamlarının siyasi iktidar karşısında dik bir duruş sergileyemedikleri, siyasi iktidar ve Kaçak Saray gibi düşünmeyen herkesin terörist ilan edildiği, ülke yargısının Cumhurbaşkanına hakaret suçu kadar emeğini, mesaisini 17 Aralık Soruşturmasına ayırmadığı, siyasi iktidarın kontrolündeki Sulh Ceza Hâkimlikleri ile gazeteci, akademisyen, avukat, aydın-muhalif, öğrenci tutuklamalarıyla sorgulamayan, biat eden birey ve suskun toplum yarattığı, muhalif şirketlere ya da basın-yayın organlarına kayyım atanarak (!) el konulduğu, adaletsizliğin kanayan bir yara olduğu ve kanamaya da devam ettiği bir dönemde kurumların içinin boşaltıldığı, görevini layıkıyla yerine getirenlerin çeşitli yaftalamalarla görevlerinden alınıp, uzaklaştırıldığı, devletin gücünün hak arayışındaki insanlara emrindeki güvenlik kuvvetleri ile yettiği, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması için ölüm dâhil ağır bedeller ödetildiği, toplumsal huzur ve barışın ortadan kalktığı, terörün her türlüsünün ülkemizde kol gezdiği bir dönemde, Reza Zarrab'ın tutuklama ve yargılanmasının ABD'ye kalması ve ordan alacağı cezalarla, ülkemizdeki korunma ve cezasızlık durumunun ortadan kalkacağı, insanların bir nebze de olsa adaletin yerini bulacağına dair inancının oluşması üzüntü vericidir.

Çağlar öncesinden Heraklites, adaletsizliğin bir yangından daha çabuk önlenmesi gerektiğini beyan etmiştir. Ülke yargısının 17 -25 Aralık ve Reza Zarrab olayında devre dışı bırakılmasını ve yargılama sürecini işletmeyenleri tarih unutmayacaktır. Kamuoyuna saygıyla sunarız.

AV.MENGÜCEK GAZİ ÇITIRIK         ADANA BAROSU BAŞKANI
AV.BEKTAŞ ŞARKLI                        GAZİANTEP BAROSU BAŞKANI
AV.EKREM DÖNMEZ                       HATAY BAROSU BAŞKANI
AV.ALPAY ANTMEN                         MERSİN BAROSU BAŞKANI
AV.DİLEM AKSOY                           OSMANİYE BAROSU BAŞKANI

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim